Çin, Trump’ın ziyareti öncesinde ABD’nin İran petrolüne yönelik uyguladığı yaptırımlara karşı çıkarak şirketlerine bu kurallara uymama talimatı verdi. İlk kez uygulanan engelleme kuralı, iki ülke arasında büyük bir gerilim yarattı.
Pekin yönetiminden yaptırımlara karşı devasa hukuki hamle
Küresel ekonomi ve uluslararası ticaretin kalbi konumundaki Asya piyasaları, Amerika Birleşik Devletleri ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında tırmanan yeni bir hukuki ve finansal çatışmaya sahne oluyor. Son yıllarda teknoloji, ticaret ve tedarik zincirleri üzerinden yürütülen karşılıklı hamleler, enerji güvenliği ve yaptırım politikaları ekseninde yeni bir boyuta ulaştı. Donald Trump’ın uzun zamandır beklenen ve küresel piyasalar tarafından yakından takip edilen Pekin ziyaretine haftalar kala, Çin hükümeti diplomatik ve ekonomik arenada son derece radikal bir adım attı. Hafta sonu gerçekleştirilen stratejik toplantıların ardından Çin Ticaret Bakanlığı, cumartesi günü enerji sektörünün kilit oyuncularına yönelik tarihi bir genelge yayımladı. Söz konusu genelge, Amerikan hükümetinin uluslararası ticaret sistemini kendi lehine şekillendirmek amacıyla kurguladığı tek taraflı yaptırımlara açık bir meydan okuma niteliği taşıyor.
Bu yeni direktif kapsamında, Çin Ticaret Bakanlığı yetkilileri, ABD’nin İran petrolü ithal ettiği gerekçesiyle hedef aldığı ve yaptırım listesine dahil ettiği bazı yerel rafinerilere ve enerji iştiraklerine, söz konusu Amerikan kısıtlamalarına uymamaları yönünde kesin bir talimat verdi. Bu durum, yalnızca bir ticaret politikası değişikliği değil, aynı zamanda küresel finansal hegemonya savaşı bağlamında Washington’ın belirlediği kuralların Pekin tarafından resmen reddedilmesi anlamına gelmektedir. Ekonomi uzmanları ve piyasa analistleri, bu adımın iki süper güç arasındaki ticaret savaşlarında bugüne kadar atılmış en keskin hukuki karşı tedbirlerden biri olduğu konusunda hemfikir. Özellikle gelişmekte olan piyasalar üzerindeki sermaye akışlarını derinden etkileyebilecek olan bu karar, aynı zamanda Çin’in kendi ulusal egemenliğini uluslararası ticaretin kısıtlayıcı normlarının üzerinde tutma stratejisinin somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Pekin’in bu cesur hamlesinin hukuki temelini, 2021 yılında yasalaşan ancak bugüne dek geniş çaplı bir uygulamasına rastlanmayan, uluslararası piyasalarda geniş yankı uyandıran engelleme kuralı oluşturuyor. Yabancı devletlerin kendi ulusal yasalarını diğer ülkelere dayatarak uluslararası ticaret normlarını ihlal ettiğinin veya Çinli şirketlerin serbest ticaret haklarını haksız yere kısıtladığının tespit edildiği durumlarda devreye girmesi öngörülen bu mekanizma, ilk kez böylesine büyük ve kritik bir sektörde aktif hale getirildi. Hukukçulara göre bu kural, Çinli kişi ve kurumları yabancı mahkemelerin ve regülatörlerin aldığı ekstrateritoryal kararların yıkıcı etkilerinden korumak için tasarlandı. Düzenlemenin devreye alınmasıyla birlikte, Amerikan yaptırımlarına boyun eğen herhangi bir Çinli şirketin, kendi devletinin yasaları nezdinde suçlu duruma düşebileceği karmaşık bir çift taraflı hukuki iklim yaratılmış oldu.
Finansal yaptırımların küresel bir silah olarak kullanılmasının tarihi oldukça eskilere dayansa da, özellikle enerji gibi kritik emtialar üzerindeki yaptırımlar her zaman küresel tedarik zincirlerinde sismik şoklar yaratma potansiyeline sahiptir. Çin’in devreye soktuğu bu korumacı kural, Avrupa Birliği’nin geçmiş yıllarda benzer gerekçelerle oluşturduğu yasal kalkanlara benzemekle birlikte, Çin ekonomisinin hacmi ve devlet kapitalizminin nüfuzu düşünüldüğünde çok daha yıkıcı karşı etkiler yaratabilir. Dünyanın en büyük enerji tüketicisi ve ithalatçısı konumunda olan Çin için, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve dışa bağımlılık riskinin minimize edilmesi, makroekonomik istikrarın temel direğidir. Bu bağlamda, Ortadoğu kaynaklı enerji akışının, özellikle de yaptırımlar nedeniyle piyasa fiyatının çok altında iskonto ile tedarik edilebilen İran petrolü alımlarının kesintisiz devam etmesi, Çin’in üretim maliyetlerini düşürerek küresel ihracat rekabetindeki avantajını korumasını sağlamaktadır.
Bu makroekonomik dinamiklerin yanı sıra, meselenin diplomatik ve stratejik bir yüzü de bulunmaktadır. Singapur’da bulunan prestijli akademik kurumlardan Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nde görev yapan Çin dış politikası uzmanı Dylan Loh, Pekin’in bu hamlesinin basit bir ticari inatlaşmadan çok daha fazlası olduğunu vurguluyor. Loh’un analizine göre, bu adımın “Çin’in Çin çıkarlarına zarar veren tek taraflı ve haksız yaptırımlara direnebileceğini ve direnmeye hazır olduğunu gösteren daha kapsamlı bir mesaj” niteliği taşıdığı açıkça görülmektedir. Loh’un bu değerlendirmesi, Çin’in artık küresel sistemde sadece bir “kural alıcı” değil, gerektiğinde kuralları reddeden ve kendi oyun alanını çizen bir “kural koyucu” statüsüne geçiş yaptığının teyidi niteliğindedir. Uluslararası ilişkiler uzmanları, bu mesajın yalnızca Washington yönetimine değil, aynı zamanda Amerikan baskısı altında benzer yaptırım politikalarını uygulama eğiliminde olan Avrupa ve Asya-Pasifik müttefiklerine de verilmiş güçlü bir gözdağı olduğunu ifade etmektedir.
Küresel enerji piyasasında trump ve xi zirvesi büyük kriz
Amerika Birleşik Devletleri, son dönemde küresel enerji ve finans piyasaları üzerindeki otoritesini pekiştirmek amacıyla çeşitli stratejik araçları eş zamanlı olarak kullanıma sokmuştur. Özellikle nisan ayından itibaren ivme kazanan yeni yaptırım dalgası, doğrudan Çin’in devasa petrokimya sektörünü ve bu sektöre can suyu sağlayan finansal aracılık mekanizmalarını hedef almıştır. Amerikan Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC) tarafından atılan adımlar, sadece rafinerileri değil, milyarlarca dolarlık işlem hacmine sahip uluslararası bankacılık ağlarını da derinden sarsacak potansiyele sahiptir. ABD’nin bu stratejisinin en belirgin adımlarından biri, nisan ayında Çin’in en büyük bağımsız petrokimya holdinglerinden biri olan Hengli Petrochemical’ın stratejik bir birimini doğrudan kara listeye alması olmuştur.
Hengli Petrochemical vakası, iki ülke arasındaki yaptırım savaşında bir dönüm noktası olarak tarihe geçmiştir. ABD yönetimi bu yaptırımla yetinmeyerek, küresel finansal kuruluşlara yönelik emsalsiz bir uyarı yayımlamıştır. Bu uyarıda, uluslararası bankaların ve finansal aracı kurumların, İran petrolü ticareti yapan Çinli rafinerilere herhangi bir fon transferi, kredi mektubu tahsisi veya takas imkanı sağlamaları halinde, ikincil yaptırımlara tabi tutulacakları ve Amerikan finans sisteminden tamamen dışlanacakları açıkça belirtilmiştir. Dünya ticaretinin halen büyük ölçüde Amerikan doları üzerinden gerçekleştirildiği gerçeği göz önüne alındığında, bu tehdit küresel bankacılık sektörü için adeta bir kâbus senaryosu anlamına gelmektedir. Bankaların SWIFT sistemi üzerinden yapılan işlemlerdeki uyum (compliance) maliyetleri hızla artarken, Çinli şirketlerle iş yapma iştahı da bu regülatif baskılar nedeniyle ciddi şekilde zedelenmektedir.
Ancak Washington’ın dolar hegemonyasına dayanan bu ekonomik silahlaştırma stratejisine karşı Çin yönetimi, tarihinde nadir görülen bir agresiflikle karşılık vermiştir. Carnegie China kuruluşunda Araştırma Direktörü olarak görev yapan kıdemli ekonomist Damien Ma, Pekin’in bu karşı duruşunu detaylı bir şekilde analiz etmektedir. Ma’nın değerlendirmesine göre durum, iki ülkenin karşılıklı asimetrik güçlerini test ettikleri bir satranç oyununa dönüşmüştür. Konuya ilişkin analizinde Ma, “Pek çok kişi ABD’nin tüm bu ekonomik baskı araçlarına sahip olduğunu bilmiyordu; Çin de şimdi ‘bakın, biz de bir dolu kart hazırladık’ mesajını veriyor” dedi. Bu çarpıcı ifade, Çin’in yıllar içinde kendi finansal ekosistemini (örneğin CIPS – Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi gibi alternatif ödeme altyapılarını) nasıl sessizce inşa ettiğini ve artık bu altyapıyı ABD’nin dolar silahına karşı bir kalkan olarak kullanmaya hazır olduğunu özetlemektedir.
Ekonomik baskı araçlarının karşılıklı olarak bu derece serbestçe kullanılması, küresel enerji tedarik zincirlerinde benzeri görülmemiş bir belirsizlik yaratmaktadır. Brent ve WTI ham petrol fiyatları, bu jeopolitik satrancın her yeni hamlesiyle dalgalanırken, piyasa yapıcıları risk primlerini sürekli olarak yukarı yönlü revize etmek zorunda kalmaktadır. Dünyanın en büyük “çaydanlık” (teapot) olarak adlandırılan bağımsız rafinerilerine ev sahipliği yapan Çin’in Shandong eyaletindeki tesisler, günlük milyonlarca varil işleme kapasitesiyle küresel petrol talebinin belirleyici unsurlarından biridir. Bu rafinerilerin faaliyetlerinin yaptırımlar nedeniyle yavaşlaması veya tamamen durması, küresel petrol arz-talep dengesinde kalıcı hasarlara yol açabilir. Çin hükümetinin engelleme kuralı ile sağladığı yasal zırh, işte bu rafinerilerin üretime devam etmesini ve ülkenin ekonomik motorunun teklemeden çalışmasını güvence altına almayı amaçlamaktadır.
Olayın zamanlaması ise siyaset bilimciler ve finans stratejistleri tarafından özellikle manidar bulunmaktadır. Kararın, ABD Başkanı Donald Trump’ın merakla beklenen Pekin ziyaretinden sadece birkaç hafta önce alınması, sıradan bir bürokratik işlemden ziyade, üst düzey bir diplomatik manevra olarak okunmalıdır. Hutong Research kurumunda görevli kıdemli analist Feng Chucheng, bu stratejik zamanlamanın ardındaki niyetleri derinlemesine inceleyen isimlerden biridir. Chucheng, Pekin’in bu hamleyle Trump-Xi zirvesi öncesinde ABD’nin masada kendi lehine bir “pazarlık kozu yaratmasına” tahammül etmeyeceğini tüm dünyaya ilan ettiğini sinyallediğini belirtmektedir. Bu güçlü sinyal, Çin’in müzakere masasına zayıf veya savunmada bir taraf olarak değil, aksine eşit şartlarda ve kendi şartlarını dikte edebilecek kudrette bir aktör olarak oturmak istediğini kanıtlamaktadır.
Çinli rafineriler ve küresel finansal sistemin yeni sınavı
Diplomatik müzakerelerin doğası gereği, liderler arası zirveler öncesinde tarafların birbirlerini test etmesi ve sınırları zorlaması sık karşılaşılan bir durumdur. Ancak Trump yönetiminin “Önce Amerika” doktrini ile Çin’in “Ulusal Şahlanış” vizyonunun çarpıştığı bu spesifik dönemde, risklerin boyutu küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilecek kadar büyüktür. Feng Chucheng analizine devam ederken, bu adımın Trump’ın ikinci döneminde liderler arası yüz yüze görüşme öncesinde masadaki dengeleri değiştirmek ve “müzakereyi sıfırlamak” için misillemeye başvurma politikasıyla birebir örtüştüğünü vurguladı. Müzakerelerin sıfırlanması kavramı, Amerikan tarafının elindeki yaptırım tehditlerini değersizleştirerek, Çin’in kendi ekonomik güvencesini teminat altına aldığı yeni bir temel çizgiden (baseline) görüşmelere başlanmasını ifade etmektedir.
Bu restleşmenin küresel ticaret mimarisine etkileri ise yıkıcı boyutlarda olabilir. Çinli şirketlerin ABD kısıtlamalarını görmezden gelerek operasyonlarına devam etmesi, uluslararası ticaretin uzun yıllardır dayandığı hukuki uyum (compliance) ekosistemini çökertebilir. Bugüne kadar çok uluslu şirketler, herhangi bir ihtilaf durumunda Amerikan Hazine Bakanlığı’nın cezai yaptırımlarından çekinerek Washington’ın belirlediği çizgilere harfiyen uymayı tercih etmişlerdir. Ancak Çin Ticaret Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan karşı tedbirler, bu şirketleri imkansız bir ikilemle baş başa bırakmaktadır: Ya Amerikan yaptırımlarına uyarak Çin pazarındaki varlıklarını ve devlet desteklerini kaybedecekler ya da Çin’in kurallarına uyarak Amerikan finansal sisteminden dışlanma riskini göze alacaklar. Çift kutuplu bu yeni ticaret hukuku, özellikle çok uluslu bankacılık devleri ve küresel lojistik şirketleri için yönetilmesi son derece zor bir risk matrisi oluşturmaktadır.
Enerji bağlamında incelendiğinde, yaptırıma tabi petrolün küresel piyasalardaki seyahati başlı başına karmaşık bir ekonomik model haline gelmiştir. “Gölge filo” olarak adlandırılan ve genellikle mülkiyet yapısı gizlenmiş, sigorta poliçeleri Batılı standartların dışında düzenlenen tankerler aracılığıyla taşınan bu enerji kaynakları, uluslararası suların karanlık noktalarında gemiden gemiye transfer (STS) yöntemiyle el değiştirmektedir. Çin’in devasa ithalat kapasitesi, bu alternatif pazarın ayakta kalmasını sağlayan en büyük itici güçtür. Ülkeye giren bu iskontolu hammaddeler, enflasyonist baskılarla mücadele eden Çin sanayisi için hayati bir sübvansiyon görevi görmektedir. Eğer engelleme kuralı başarılı bir şekilde işlerse ve Çinli rafineriler dış baskılardan yalıtılabilirse, bu durum ABD’nin İran ekonomisi üzerindeki boğucu etkisini neredeyse tamamen ortadan kaldıracaktır.
Makroekonomik perspektiften, bu çatışmanın orta ve uzun vadeli sonuçları arasında küresel “dedolarizasyon” (dolarsızlaşma) sürecinin hızlanması ilk sıralarda yer almaktadır. Çin, uzun yıllardır kendi para birimi olan Yuan’ın uluslararası ticaretteki payını artırmaya yönelik stratejik hamleler yapmaktadır. Enerji ticaretinin merkezinde yer alan petrol faturalarının dolar yerine Yuan cinsinden (Petroyuan) kesilmesi, Çin Merkez Bankası’nın (PBOC) küresel rezerv para birimi savaşındaki en büyük hedeflerinden biridir. Yaptırımlar nedeniyle doları kullanamayan aktörlerin zorunlu olarak Yuan tabanlı ödeme sistemlerine yönelmesi, Amerikan dolarının küresel rezerv para statüsüne yönelik en ciddi meydan okumalardan biri olarak tarihe geçecektir. Bu bağlamda, yaşanan kriz salt bir petrol ticareti anlaşmazlığı değil, küresel finansal mimarinin kontrolüne yönelik varoluşsal bir sistemik rekabettir.
Sonuç itibarıyla, yaklaşan liderler zirvesi öncesinde patlak veren bu kriz, küresel ekonomi ve finans politikalarının geleceğine dair eşi benzeri görülmemiş sinyaller barındırmaktadır. Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki bu sürtüşme, emtia piyasalarından döviz kurlarına, uluslararası hukuktan tedarik zinciri güvenliğine kadar geniş bir yelpazede yapısal dönüşümleri tetikleyecek kapasitededir. Küresel yatırımcılar, fon yöneticileri ve politika yapıcılar, önümüzdeki haftalarda gerçekleşecek olan zirvenin sonuçlarını ve Pekin’in bu tarihi restine Washington’ın vereceği yanıtı nefeslerini tutarak beklemektedir. Serbest pazar dinamikleri ile jeopolitik devlet stratejilerinin bu denli iç içe geçtiği bir dönemde, finansal piyasaların yönünü belirleyecek yegane unsur, siyasi liderlerin müzakere masasındaki kararlılıkları ve ellerindeki ekonomik silahları ne kadar ileriye götürmeye cesaret edebilecekleri olacaktır.