Pezeşkiyan: Hiç kimse bizi teslim olmaya zorlayamaz | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.08
45,4171
EUR/TRY
%-0.21
53,2300
GBP/TRY
%-0.02
61,4446
CHF/TRY
%-0.16
58,0447
SAR/TRY
%0.09
12,1046
JPY/TRY
%-0.03
0,2880
RUB/TRY
%0.35
0,61699
EUR/USD
%-0.24
1,17104
EUR/GBP
%-0.07
0,8663
GBP/USD
%-0.16
1,3517
BRENT/USD
%-0.26
110,70
XAU/TRY
%-0.50
212.931,49
XAG/TRY
%2.24
4.016,92
CAD/TRY
%0.04
33,1475
AUD/TRY
%0.38
32,9819
SEK/TRY
%-0.22
4,8736
RSD/TRY
%-0.13
0,4534
XAU/USD
%-0.58
4.688,42

Pezeşkiyan: Hiç kimse bizi teslim olmaya zorlayamaz

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD'nin taviz taleplerine karşı çıkarak teslim olmayacaklarını açıkladı. Hürmüz Boğazı'ndaki askeri hareketlilik ve duraklatılan operasyonlar, küresel enerji piyasalarında büyük bir belirsizlik yaratıyor. İran cumhurbaşkanı …

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD'nin taviz taleplerine karşı çıkarak teslim olmayacaklarını açıkladı

blank
Paylaş

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD’nin taviz taleplerine karşı çıkarak teslim olmayacaklarını açıkladı. Hürmüz Boğazı’ndaki askeri hareketlilik ve duraklatılan operasyonlar, küresel enerji piyasalarında büyük bir belirsizlik yaratıyor.

İran cumhurbaşkanı pezeşkiyan’ın stratejik resti ve ekonomi

Küresel ekonomi ve uluslararası finans piyasaları, Ortadoğu’nun enerji zengini coğrafyasında her geçen gün daha da karmaşıklaşan jeopolitik fay hatlarını ve diplomatik krizleri dikkatle fiyatlamaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında uzun süredir devam eden ve zaman zaman sıcak çatışma sınırına yaklaşan müzakere süreçleri, küresel emtia piyasaları için bir numaralı belirsizlik kaynağı olmayı sürdürmektedir. Bu gerilimli konjonktürde, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, savaşı sona erdirmeye yönelik yürütülen çok taraflı müzakerelerde taviz verilmesi ya da ölümcül güçle karşılaşılması yönündeki ABD çağrılarına sert bir tepki göstererek, ülkesinin duruşunu bir kez daha netleştirdi. Pezeşkiyan’ın, “Hiç kimse bizi teslim olmaya zorlayamaz” şeklindeki kararlı açıklaması, yalnızca siyasi bir direniş mesajı değil, aynı zamanda İran’ın “direniş ekonomisi” (resistance economy) doktrininden taviz vermeyeceğinin küresel piyasalara yönelik resmi bir ilanıdır. Ekonomik bağımsızlık ve bölgesel nüfuz politikalarının iç içe geçtiği bu strateji, yaptırımlarla kuşatılmış bir ekonominin dış baskılara karşı nasıl bir savunma kalkanı oluşturduğunu göstermektedir.

Makroekonomik perspektiften bakıldığında, İran Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilen bu teslim olmama iradesi, ülkenin iç piyasa dinamiklerinde enflasyonist baskılara ve yerel para birimi Riyal’in değer kayıplarına göğüs germeye devam edileceği anlamına gelmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin maksimum baskı kampanyası ve uluslararası bankacılık sisteminden (SWIFT) dışlanma gibi finansal silahlar, İran ekonomisini ciddi şekilde daraltmış olsa da, Tahran yönetimi alternatif ticaret kanalları, takas sistemleri ve Asya pazarlarına yönelik indirimli hidrokarbon satışları ile ayakta kalmaya çalışmaktadır. Pezeşkiyan, X hesabından (eski adıyla Twitter) yaptığı detaylı paylaşımda, Irak Başbakanı ile gerçekleştirdiği kritik görüşmeye de değinerek, bu diplomatik temasta ABD’den Ortadoğu’daki askeri tehditlerini kaldırmasını istediklerini belirtti. Irak, İran için sadece komşu bir ülke değil, aynı zamanda yaptırımların etrafından dolaşabilmek, kayıt dışı döviz girişini sağlamak ve bölgesel ticaret hacmini canlı tutmak için hayati bir ekonomik nefes borusudur. İki ülke arasındaki yıllık milyarlarca dolarlık sınır ticareti, enerji ihracatı ve altyapı yatırımları, Tahran’ın ABD baskısına direnmesindeki en temel finansal dayanaklardan birini oluşturmaktadır.

Aynı paylaşımda İran Cumhurbaşkanı, Şii inancına mensup kişilerin güç kullanılarak boyun eğdirilemeyeceğini ifade ederek, ekonomik ve askeri meseleleri derin bir sosyolojik ve inançsal temele oturtmuştur. Bu ideolojik altyapı, İran toplumunun ekonomik zorluklar karşısındaki eşik değerini yükseltmekte ve olası dış şoklara karşı bir toplumsal izolasyon malzemesi olarak kullanılmaktadır. Yatırımcılar ve uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları için bu tür açıklamalar, “ülke riskinin” (country risk) ve bölgesel yatırım yapılabilirliğin yapısal olarak negatif bölgede kalmaya devam edeceğinin bir göstergesidir. Sermaye akışlarının yönünü tayin eden çok uluslu şirketler ve varlık yöneticileri, diplomatik çözüm umutlarının azaldığı ve ideolojik söylemlerin sertleştiği bir Ortadoğu tablosunda, risk primlerini (CDS – Kredi Temerrüt Takasları) sürekli olarak yukarı yönlü revize etmek zorunda kalmaktadır.

Hürmüz boğazı krizinin küresel enerji tedarik zincirine etkisi

İran ile ABD arasındaki gerilimin ekonomik açıdan en yıkıcı potansiyele sahip olan boyutu, şüphesiz dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol ve güvenlik tartışmalarıdır. Küresel ham petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatlarının önemli bir bölümünün gerçekleştiği bu dar deniz koridoru, uluslararası enerji fiyatlamalarının tam kalbinde yer almaktadır. İran Devrim Muhafızları Ordusu, son günlerde yaptığı resmi açıklamalarda, Hürmüz Boğazı‘na yönelik yeni ve kapsamlı bir güvenlik planını devreye soktuklarını duyurdu. Bu planın temel amacı, silah ve askeri ikmal malzemelerinin boğaz üzerinden bölgedeki mevcut ABD üslerine ulaşmasını tamamen engellemek olarak belirlenmiştir. Uluslararası deniz hukukunu ve serbest ticaret normlarını doğrudan hedef alan bu çıkış, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında savaşı sona erdirmeye dönük müzakerelerde en büyük anlaşmazlık yaratan unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Bölgesel deniz trafiğine yönelik böylesi bir askeri müdahale tehdidi, küresel denizcilik sektöründe ve lojistik endüstrisinde anında bir maliyet şoku yaratmaktadır. Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı üzerinden geçen gemilere yönelik denetimleri artırması veya askeri kargo taşıdığı iddiasıyla ticari rotalara müdahale etmesi, savaş sigortası primlerinin (war risk premiums) astronomik seviyelere fırlamasına neden olmaktadır. Armatörler ve küresel deniz taşımacılığı şirketleri, bu riskli sularda operasyon yapabilmek için katlanarak artan nakliye sigortası maliyetlerini doğrudan navlun fiyatlarına yansıtmakta, bu da varış noktalarındaki rafinerilerin girdi maliyetlerini yükseltmektedir. Dünyanın fabrikası konumundaki Asya ekonomileri, özellikle de Çin, Japonya ve Güney Kore, Ortadoğu’dan gelen istikrarlı ve ucuz enerji arzına büyük ölçüde bağımlıdır. Boğazın kapanması veya trafiğin askeri gerekçelerle yavaşlatılması, Asya pazarlarında tedarik zinciri kırılmalarına ve sanayi üretim endekslerinde ciddi daralmalara yol açabilecek potansiyel bir sistemik risktir.

Finansal piyasalar açısından Hürmüz Boğazı‘nda yaşanacak herhangi bir fiziksel kesinti veya çatışma hali, Brent ve WTI ham petrol fiyatlarında ani ve sert bir yukarı yönlü kırılmayı (spike) tetikleyebilir. Uzmanlar, boğazın kapanması senaryosunda petrolün varil fiyatının kısa süre içinde üç haneli rakamların çok üzerine çıkabileceğini öngörmektedir. Böylesi bir emtia şoku, halihazırda enflasyonla mücadele eden küresel merkez bankaları (özellikle Fed ve Avrupa Merkez Bankası) için bir kabus senaryosu anlamına gelmektedir. Arz kaynaklı bu tür bir enerji enflasyonu, faiz indirim döngülerinin sekteye uğramasına, para politikalarının zorunlu olarak sıkı tutulmasına ve nihayetinde küresel ekonominin stagflasyon (durgunluk içinde enflasyon) sarmalına sürüklenmesine neden olabilir. Dolayısıyla, Devrim Muhafızları’nın boğazı bir diplomatik koz ve askeri abluka aracı olarak kullanma stratejisi, sadece bölgesel bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda küresel makroekonomik istikrarın önündeki en büyük mayınlı arazilerden biridir.

Project freedom operasyonunun duraklatılması ve piyasa tepkisi

Diplomatik çıkmazların ve askeri tehditlerin gölgesinde, piyasalara kısmi bir nefes aldıran açıklama ise Amerika Birleşik Devletleri cephesinden geldi. Küresel enerji güvenliğini sağlamak ve ticaret yollarını açık tutmak amacıyla Pentagon tarafından kurgulanan stratejik hamlelerin seyri, ABD iç siyasetinin ve diplomasi trafiğinin kararlarıyla doğrudan şekillenmektedir. ABD Başkanı Donald Trump, Project Freedom adı verilen ve temel hedefi askeri güç kullanılarak Hürmüz Boğazı’nı uluslararası seyrüsefere tamamen açık tutmak olan operasyonun mevcut durumuna ilişkin kritik bir duyuru yaptı. Trump, bu devasa askeri harekatın, Tahran yönetimiyle yürütülen hassas müzakerelerin ilerlemesine imkan tanımak ve diplomatik kanallara bir şans daha vermek amacıyla geçici olarak duraklatıldığını açıkladı. Bu açıklama, küresel finans merkezlerinde ve emtia borsalarında anında bir rahatlama rallisine (relief rally) zemin hazırladı.

Project Freedom, yapısı gereği son derece yüksek maliyetli ve geniş çaplı bir uluslararası koalisyon gücünü gerektiren, agresif bir deniz güvenliği inisiyatifi olarak tasarlanmıştır. Böyle bir operasyonun fiilen başlatılması, dünyanın en yoğun petrol taşıma rotasında sıcak çatışma riskini zirveye taşıyacak ve deniz trafiğini güvene almaktan ziyade, kısa ve orta vadede tedarikin tamamen durmasına yol açabilecek bir kaos ortamı yaratacaktı. Finansal varlık fiyatlamalarında “belirsizlik”, gerçekleşmiş bir kötü senaryodan daha fazla oynaklık (volatilite) yaratır. Trump’ın operasyonu duraklatma kararı, türev piyasalarında işlem gören petrol opsiyonlarındaki zımni oynaklık (implied volatility) oranlarının düşmesini sağlamış ve piyasa yapıcı fonların (hedge funds) aşırı yüksek risk primlerini bir miktar geri çekmesine olanak tanımıştır. Diplomasinin masada kalması, enerji ithalatçısı ülkelerin makroekonomik planlamaları için elzem bir zaman penceresi sunmuştur.

Ancak operasyonun tamamen iptal edilmeyip sadece “duraklatılmış” olması, Demokles’in kılıcı misali piyasaların üzerinde sallanmaya devam etmektedir. Project Freedom şimdilik beklemede olsa da, yatırımcılar bu durumun geçici bir taktiksel mola mı, yoksa kalıcı bir politika değişikliği mi olduğunu anlamaya çalışmaktadır. Kurumsal yatırımcılar, portföy çeşitlendirmesi yaparken Ortadoğu kaynaklı bu riskleri göz ardı edememekte ve güvenli liman (safe haven) arayışlarına hız vermektedir. ABD Doları endeksinin (DXY) seyri ve altının ons fiyatı, bu jeopolitik satrancın hamlelerine doğrudan duyarlılık göstermektedir. ABD savunma sanayii devleri ve askeri müteahhitler için bu tür operasyonlar devasa sözleşmeler ve gelir kalemleri anlamına gelirken, küresel perakende ve lojistik devleri için aynı durum kar marjlarını eriten bir felaket senaryosu demektir. Trump yönetiminin “önce Amerika” politikası çerçevesinde enerji maliyetlerini düşük tutma hedefi ile dış politikada tavizsiz görünme çabası arasındaki bu ince denge, önümüzdeki günlerde finansal piyasaların yönünü tayin edecektir.

Ortadoğu’daki askeri gerilimin makroekonomik ve finansal yükü

İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan bu asimetrik savaş, bölgesel aktörlerin devlet bütçeleri üzerinde katlanılamaz maliyetler yaratmaktadır. Silahlanma yarışının ve askeri teyakkuz halinin kalıcı hale gelmesi, yatırımların üretim ve inovasyon gibi üretken alanlardan, savunma ve güvenlik harcamalarına kaymasına neden olmaktadır (crowding out effect). İran Cumhurbaşkanı tarafından yürütülen ekonomi politikaları, dış şoklara karşı bir kalkan oluşturmaya çalışsa da, sürekli olarak askeri harcamalara ayrılan bütçeler, sivil altyapı eksikliklerine, genç işsizliğine ve yaşam standartlarında gerilemeye yol açmaktadır. Ekonomik izolasyon, sermaye oluşumunu engellemekte ve ülkenin teknolojik dönüşüm yarışında geride kalmasına sebep olmaktadır. Uluslararası yatırım bankalarının raporlarına göre, bu tarz kronikleşmiş jeopolitik gerilim bölgeleri, küresel sermaye akışlarından pay alamamakta ve kendi içine kapalı, verimsiz bir ekonomik döngüye hapsolmaktadır.

Aynı şekilde ABD ekonomisi ve müttefikleri açısından da bu durumun maliyetleri azımsanmayacak seviyelerdedir. Hürmüz Boğazı‘nın güvenliğini sağlamak amacıyla bölgeye konuşlandırılan devasa uçak gemisi görev güçleri, hava savunma sistemleri ve istihbarat ağları, ABD federal bütçesinden her yıl milyarlarca dolarlık bir kaynağın buraya aktarılmasını zorunlu kılmaktadır. ABD’nin iç borçlanma tavanı krizleri ve artan bütçe açıkları tartışılırken, deniz aşırı askeri operasyonların sürdürülebilirliği finans dünyasında sıkça sorgulanan bir konu haline gelmiştir. Bölgedeki Arap monarşileri de (Suudi Arabistan, BAE vb.) İran’ın füze ve dron kapasitelerine karşı korunmak amacıyla yüz milyarlarca dolarlık silah alım anlaşmaları yapmakta, petrol gelirlerini ekonomik çeşitlilik ve sürdürülebilirlik vizyonlarından (örneğin Suudi Vizyon 2030) ziyade silah sanayisine yatırmak zorunda kalmaktadır. Bu durum, bölgesel refahın ve potansiyel GSYH büyümesinin önündeki en büyük engellerden biridir.

Makroekonomik istikrarın olmazsa olmazı olan ‘öngörülebilirlik’, bu coğrafyada adeta lüks bir kavrama dönüşmüştür. Project Freedom gibi askeri inisiyatiflerin sürekli gündemde kalması, bölgesel risk algısını kalıcı olarak yüksek seviyelere sabitlemiştir. Sermaye piyasaları bağlamında bakıldığında, Ortadoğu menşeli şirketlerin uluslararası borsalardaki (New York, Londra) halka arz (IPO) süreçleri, bu yüksek jeopolitik risk primleri nedeniyle beklenen değerlemelerin çok altında gerçekleşmekte veya tamamen iptal edilmektedir. Yatırımcılar, şirketin karlılığı ne kadar yüksek olursa olsun, bir füze saldırısı veya boğaz blokajı ihtimali yüzünden sermayelerini bölgeye bağlamaktan imtina etmektedir. Kısacası askeri gerilim, sadece devletlerin mali bilançolarını değil, aynı zamanda özel sektörün sermaye maliyetini (WACC – Ağırlıklı Ortalama Sermaye Maliyeti) de agresif bir şekilde yükselterek bölgesel ekonomik gelişimi sekteye uğratmaktadır.

Yaptırımlar gölgesinde tahran ve washington diplomasisi çıkmazı

İran’ın direniş stratejisi ile ABD’nin yaptırım mekanizmaları arasında sıkışıp kalan diplomatik süreçler, yapısal bir “kazan-kazan” (win-win) çözümünden ziyade, sıfır toplamlı bir oyun (zero-sum game) mantığıyla ilerlemektedir. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın açıklamaları da bu sıfır toplamlı algının bir yansımasıdır. Diplomasinin temel amacı, ekonomik ambargoların kaldırılarak İran’ın uluslararası enerji piyasalarına tam ve şeffaf entegrasyonunu sağlamak ve karşılığında nükleer program ve bölgesel vekalet savaşları (proxy wars) konularında güvenlik garantileri almaktır. Ancak mevcut tablo, güven eksikliğinin en üst seviyede olduğunu göstermektedir. Çin ve Rusya gibi alternatif güç merkezleri, ABD yaptırımlarından doğan boşluğu kendi lehlerine doldurmaya çalışırken, küresel enerji ve finans düzeninin çok kutuplu (multipolar) bir yapıya doğru kayışını hızlandırmaktadır.

Bu çok kutuplu ekonomik düzende, Hürmüz Boğazı gibi darboğazların kontrolü sadece petrol fiyatlarını değil, aynı zamanda para birimi savaşlarını da etkilemektedir. İran’ın petrol ihracatını ABD Doları yerine Çin Yuanı, Rus Rublesi veya diğer yerel para birimleriyle gerçekleştirme çabaları, küresel rezerv para birimi olarak doların hakimiyetine yönelik asimetrik bir tehdit oluşturmaktadır. Finansal yaptırımların bir silah olarak çok sık kullanılması (weaponization of the dollar), hedef ülkeleri SWIFT dışında alternatif ödeme mekanizmaları (örneğin CIPS) inşa etmeye itmekte, bu da uzun vadede Batı merkezli finansal mimarinin gücünü zayıflatma potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla müzakere masasında çözülemeyen her kriz, küresel finansal sistemin parçalanma (fragmentation) sürecine bir tuğla daha eklemektedir.

Son tahlilde, Project Freedom operasyonunun askıya alınmasıyla sağlanan diplomatik mola, yapısal sorunları çözmekten ziyade krizi ötelemekten ibarettir. ABD’nin iç siyasi dengeleri, yaklaşan seçim atmosferleri ve enerji lobilerinin baskıları, dış politikada zikzaklar çizilmesine yol açarken; İran tarafında derinleşen ekonomik kriz, yönetimin kendi toplumsal tabanını konsolide etmek için daha sert milliyetçi ve anti-emperyalist söylemlere sığınmasına neden olmaktadır. Küresel yatırımcılar, enerji traderları ve politika yapıcılar için bu denklem, önümüzdeki çeyreklerde de en yüksek risk kategorisinde fiyatlanmaya devam edecektir. Diplomasi masası tekrar kurulduğunda, tarafların masaya koyacağı ekonomik kozlar ve askeri tehditler, sadece iki ülkenin kaderini değil, trilyonlarca dolarlık küresel enerji ve finans döngüsünün istikametini belirleyecektir. Dünyanın gözü, şimdilik savaş tamtamlarının yerini ihtiyatlı bir bekleyişe bıraktığı o ince boğazda olmaya devam edecektir.

blank

İsraillilerin yüzde 59’u savaşın şimdi bitmesine karşı

Prev
A group of friends at a coffee shop

Genç istihdam hamlesi ile iş dünyasına yeni teşvikler geliyor

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba