Genç istihdam hamlesi ile iş dünyasına yeni teşvikler geliyor | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.06
45,4082
EUR/TRY
%-0.23
53,2179
GBP/TRY
%-0.06
61,4232
CHF/TRY
%-0.16
58,0404
SAR/TRY
%0.07
12,1021
JPY/TRY
%-0.07
0,2879
RUB/TRY
%0.21
0,61611
EUR/USD
%-0.25
1,17099
EUR/GBP
%-0.06
0,8664
GBP/USD
%-0.18
1,3515
BRENT/USD
%-1.33
109,51
XAU/TRY
%-0.35
213.255,48
XAG/TRY
%2.47
4.026,09
CAD/TRY
%0.02
33,1411
AUD/TRY
%0.37
32,9775
SEK/TRY
%-0.20
4,8744
RSD/TRY
%-0.13
0,4534
XAU/USD
%-0.41
4.696,44

Genç istihdam hamlesi ile iş dünyasına yeni teşvikler geliyor

Hükümet, ne eğitimde ne istihdamda yer alan on sekiz ile yirmi beş yaş aralığındaki gençleri iş gücüne kazandırmak amacıyla yeni bir teşvik paketi hazırladı. Düzenlemeyle şirketlere altı ay maaş ve on sekiz ay prim desteği sağlanacak. Ne eğitimde ne istihdamda olan ge…

Hükümet, ne eğitimde ne istihdamda yer alan on sekiz ile yirmi beş yaş aralığındaki gençleri iş gücüne kazandırmak amacıyla yeni bir teşvik paketi hazırladı

A group of friends at a coffee shop
Photo by Brooke Cagle on Unsplash
Paylaş

Hükümet, ne eğitimde ne istihdamda yer alan on sekiz ile yirmi beş yaş aralığındaki gençleri iş gücüne kazandırmak amacıyla yeni bir teşvik paketi hazırladı. Düzenlemeyle şirketlere altı ay maaş ve on sekiz ay prim desteği sağlanacak.

Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin ekonomiye kazandırılması

Küresel ekonomi ve finans piyasaları, sürdürülebilir büyümenin temel dinamiklerinden biri olan insan kaynağının verimli kullanımını ve demografik fırsat pencerelerinin makroekonomik tablolara yansımasını sürekli olarak analiz etmektedir. Türkiye ekonomisinin en büyük yapısal avantajlarından biri olan genç nüfus, doğru istihdam politikalarıyla desteklenmediği takdirde, ekonomik büyüme potansiyelinin altında kalınmasına neden olabilmektedir. Bu bağlamda, ekonomi literatüründe “Ne eğitimde ne istihdamda” (NEET) olarak tanımlanan ve halk arasında “ev gençleri” olarak bilinen yaklaşık 5 milyon kişilik devasa bir nüfus kitlesinin üretim zincirinin dışında kalması, makroekonomik açıdan milyarlarca liralık bir kayıp anlamına gelmektedir. Gençlerin en verimli çağlarında iş gücü piyasalarından uzak kalması, sadece bireysel gelir kaybı yaratmakla kalmamakta, aynı zamanda ülkenin toplam faktör verimliliğini, potansiyel gayrisafi yurt içi hasılasını (GSYH) ve vergi gelirlerini doğrudan aşağı çekmektedir.

Hükümetin ekonomi kurmayları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonunda, bu yapısal sorunu çözmek ve atıl kapasiteyi ekonomiye kazandırmak amacıyla devrim niteliğinde bir adım atmaya hazırlanmaktadır. Hazırlanan ve mayıs ayı içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması planlanan yeni yasa teklifi, gençlerin erken yaşta iş gücü piyasasına dahil edilmesini, kayıtlı ve kalıcı çalışma imkanlarının güçlendirilmesini hedeflemektedir. Bir ekonomide atıl duran 5 milyon gencin istihdama katılması, hanehalkı harcanabilir gelirinde muazzam bir artış yaratarak iç talebi canlandıracak ve çarpan etkisiyle tüm sektörlerde ekonomik aktiviteyi hızlandıracaktır. Gençlerin iş gücüne katılımı, aynı zamanda beşeri sermayenin (human capital) aşınmasını engelleyerek, uzun vadede ülkenin teknolojik dönüşüm ve yenilikçilik kapasitesini artıracak en temel yatırım olarak değerlendirilmektedir.

Ekonomi biliminde “histerezis etkisi” (hysteresis effect) olarak bilinen kavrama göre, gençlerin uzun süre işsiz kalması veya iş gücü piyasasının dışında tutulması, onların gelecekteki istihdam edilebilirliklerini kalıcı olarak zedelemektedir. Çünkü uzun süreli işsizlik, bireylerin mesleki yeteneklerinin körelmesine, iş disiplininden uzaklaşmalarına ve piyasanın talep ettiği yeni yetkinlikleri kazanamamalarına yol açmaktadır. Bu durum, yapısal işsizliğin kronikleşmesine ve devletin sosyal yardım harcamalarının katlanarak artmasına neden olmaktadır. Hükümetin hazırladığı bu yeni teşvik paketi, histerezis etkisini kırmayı ve gençlerin “tecrübesizlik tuzağını” aşarak özel sektörde kalıcı bir yer edinmelerini sağlamayı amaçlamaktadır. Bir gencin iş hayatına adım atması, sadece onun değil, bağımlı olduğu ailesinin de ekonomik refahını artırmakta ve sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesine pozitif katkı sunmaktadır.

Özellikle AK Parti’nin genç milletvekilleri tarafından yürütülen kapsamlı saha araştırmaları ve iş dünyası temsilcileriyle yapılan istişareler sonucunda şekillenen bu kanun teklifi, arz yönlü iktisat politikalarının (supply-side economics) başarılı bir uygulaması olmaya adaydır. İşverenlerin genç ve tecrübesiz elemanları işe alırken üstlendikleri finansal risk, devlet tarafından sübvanse edilerek sıfırlanmakta, böylece emek talebi suni bir şekilde değil, kalıcı bir üretim modeliyle desteklenmektedir. “Ne eğitimde, ne istihdamda” olan gençlerin evlerinden çıkarılarak fabrikalara ve üretim tesislerine yönlendirilmesi, Türkiye’nin orta gelir tuzağından (middle-income trap) kurtularak yüksek gelirli ülkeler ligine yükselmesi için atılması gereken en kritik demografik adımlardan biri olarak ekonomi tarihindeki yerini alacaktır.

İş gücü piyasasında istihdam hamlesi ve makroekonomik beklentiler

Çalışma ekonomisi disiplini, iş gücü piyasalarındaki sürtünmeleri ve piyasa başarısızlıklarını gidermek için devletin uygulayacağı aktif iş gücü piyasası politikalarının önemini sıklıkla vurgular. Türkiye’de hayata geçirilmesi planlanan Genç İstihdam Hamlesi, tam da bu teorik çerçevenin pratiğe dökülmüş, makro ölçekli bir müdahale programıdır. Taslak yasa teklifinin en çarpıcı ve iş dünyasında büyük yankı uyandıran maddesi, şüphesiz ki devasa boyutlardaki maaş ve prim desteğidir. Düzenlemeye göre, şirketlerin işe alacağı 18 ile 25 yaş arası gençlerin 6 aylık çıplak maaşı ve 18 aylık Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim yükü tamamen devlet tarafından karşılanacaktır. Bu teşvik modeli, işverenler açısından birim iş gücü maliyetlerinde (unit labor cost) eşi benzeri görülmemiş bir düşüş anlamına gelmektedir.

İşveren perspektifinden bakıldığında, tecrübesiz bir genci işe alıp eğitmek, o gencin ilk aylarda marjinal verimliliğinin asgari ücretin maliyetini karşılamaması nedeniyle rasyonel bir tercih olarak görülmemektedir. Özel sektör, eğitim ve oryantasyon sürecinin maliyetini üstlenmek yerine, halihazırda tecrübeli personeli istihdam etmeyi tercih etmektedir. Genç İstihdam Hamlesi ile devlet, bu 6 aylık uyum ve eğitim sürecinin tam finansmanını sağlayarak, piyasanın bu verimsizlik sorununu kökünden çözmektedir. İşveren, 6 ay boyunca maaş yüküne katlanmadan personeli kendi kurum kültürüne ve üretim standartlarına göre yetiştirecek, takip eden 12 ay boyunca ise sadece net maaşı ödeyerek (prim yükünden muaf olarak) istihdamı sürdürecektir. Toplamda 18 aya yayılan bu devasa maliyet avantajı, şirketlerin sermaye birikimlerini artırmalarına ve bu kaynakları teknoloji, Ar-Ge veya kapasite artırımı gibi üretken alanlara kaydırmalarına olanak tanıyacaktır.

Bu hamlenin makroekonomik beklentileri sadece üretim kanadıyla sınırlı değildir; tüketim ve talep yönünde de sismik etkiler yaratması öngörülmektedir. İlk kez düzenli bir gelire kavuşan yüz binlerce, belki de milyonlarca gencin “marjinal tüketim eğilimi” (marginal propensity to consume) son derece yüksektir. Gençlerin elde edecekleri bu yeni harcanabilir gelir, doğrudan perakende, teknoloji, tekstil, ulaşım ve hizmet sektörlerinde güçlü bir iç talep dalgası yaratacaktır. Artan tüketim harcamaları, devletin Katma Değer Vergisi (KDV) ve Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) gibi dolaylı vergi tahsilatlarını hızla artıracak, böylece teşvik için harcanan kamu kaynaklarının önemli bir bölümü vergi gelirleri olarak Hazine’ye geri dönecektir. Bu durum, maliye politikası açısından teşvikin kendi kendini finanse edebilme potansiyelini (self-financing mechanism) ortaya koymaktadır.

Ayrıca, bu proje enflasyonla mücadele politikalarıyla da uyumlu bir yapı sergilemektedir. Arz yönlü bir teşvik olması sebebiyle, şirketlerin üretim maliyetlerini aşağı çeken bu destek, maliyet enflasyonunu (cost-push inflation) frenleyici bir etki yaratacaktır. İşçilik maliyetlerindeki bu tarihi düşüş, nihai ürün fiyatlarına yansıyarak fiyat istikrarına katkı sağlayabilir. Genç İstihdam Hamlesi, ekonomik büyüme ile enflasyon arasındaki o klasik ters orantıyı (Phillips Eğrisi ikilemi) aşarak, ekonominin hem istihdam yaratıp hem de fiyat istikrarını koruyabileceği optimum bir denge noktası sunmaktadır. Piyasalar, bu kanun teklifinin yasalaşmasıyla birlikte, Türkiye’nin istihdam oranlarında tarihi bir ivmelenme beklemektedir.

İşsizlik Fonu kaynaklarının piyasalara stratejik entegrasyonu

Sosyal güvenlik sistemlerinin ve kamu maliyesinin en temel tartışma konularından biri, toplanan fonların ekonomiye nasıl geri döndürüleceğidir. Yasa taslağında yer alan devrim niteliğindeki düzenlemelerden biri de, bu devasa teşvik paketinin doğrudan İşsizlik Fonu kaynaklarından finanse edilecek olmasıdır. İşçi, işveren ve devlet katkılarıyla yıllar içinde devasa bir büyüklüğe ulaşan fon, bugüne kadar ağırlıklı olarak işsiz kalan bireylere pasif bir gelir desteği sağlamak (işsizlik maaşı) amacıyla kullanılmıştır. Ancak modern çalışma ekonomisi yaklaşımları, bu tür devasa fonların sadece “pasif” ödemeler yapmak yerine, “aktif” iş gücü piyasası politikaları aracılığıyla doğrudan yeni istihdam yaratmak için kullanılmasının çok daha yüksek bir sosyal ve ekonomik getiri (social return on investment) sağladığını kanıtlamaktadır.

Pasif ödemeler, bireylerin sadece hayatta kalma ihtiyaçlarını karşılarken, fonun aktif istihdam teşviklerine yönlendirilmesi, o bireyleri kalıcı olarak üretim zincirinin bir parçası haline getirmektedir. İşsizlik Fonu kullanılarak gençlerin maaş ve primlerinin karşılanması, aslında fonun kendi geleceğine yaptığı stratejik bir yatırımdır. Teşvik süresi (18 ay) bittikten sonra iş hayatında kalıcı hale gelen bu gençler, kariyerleri boyunca fona kesintisiz olarak prim ödemeye başlayacaklardır. Yani fon, bugün harcadığı kaynağı, gelecekte yaratılan yeni istihdam üzerinden fazlasıyla geri toplayarak kendi aktüeryal dengesini (actuarial balance) çok daha güçlü bir zemine oturtacaktır. Bu hamle, fonun sürdürülebilirliğini tehlikeye atmak bir yana, sisteme yeni ve genç prim ödeyicileri dahil ederek sistemin uzun vadeli sağlığını garanti altına almaktadır.

Finansal piyasalar açısından fonun kullanım şekli büyük bir önem taşımaktadır. Devletin bu teşvikler için Merkezi Yönetim Bütçesi’nden ekstra bir borçlanmaya gitmeyecek olması, kamu borç stokunun (public debt) ve bütçe açığının (budget deficit) artmasını engelleyecektir. İşsizlik Fonu bünyesinde biriken ve genellikle devlet tahvillerinde değerlendirilen likiditenin, doğrudan reel sektöre ücret sübvansiyonu olarak aktarılması, ekonomideki paranın dolaşım hızını (velocity of money) artıracak ve reel sektöre can suyu olacaktır. Bu durum, piyasadaki kredi faizleri üzerinde herhangi bir yukarı yönlü baskı yaratmadan (crowding-out effect), özel sektör yatırımlarını destekleyen kusursuz bir finansal mühendislik örneğidir.

Fonun bu şekilde kullanılması, Türkiye’nin sosyal güvenlik şemsiyesini sadece bir “koruma” kalkanı olmaktan çıkarıp, ekonomik büyümenin “motor gücü” haline dönüştürmektedir. Özellikle küresel ekonomik yavaşlama endişelerinin arttığı bir dönemde, Türkiye’nin kendi iç kaynaklarını ve yılların birikimi olan fonlarını bu derece stratejik ve nokta atışı projeler için seferber etmesi, ülkenin makroekonomik esnekliğini (resilience) ve krizlere karşı bağışıklığını artırmaktadır. Fon kaynaklarının şeffaf, hedefe yönelik ve çarpan etkisi yüksek olan 18-25 yaş genç işsizliği gibi hayati bir alana tahsis edilmesi, ekonomi yönetiminin rasyonel ve sonuç odaklı politika setine dönüşünün en güçlü sinyallerinden biridir.

Üretim teşvikleriyle sanayi ve ihracat vizyonunda yeni bir dönem

Hazırlanan kanun teklifinin makroekonomik tasarımında göze çarpan en stratejik kısıtlama, bu devasa destek paketinin sadece imalat sektörü içerisinde faaliyet gösteren özel sektör iş yerleri için uygulanacak olmasıdır. Teşviklerin perakende, turizm veya genel hizmetler gibi sektörler yerine doğrudan üretime yönlendirilmesi, Türkiye’nin “ihracata dayalı büyüme” (export-led growth) modeliyle birebir örtüşen, son derece bilinçli bir ekonomik tercih olarak karşımıza çıkmaktadır. Hizmet sektöründe yaratılan istihdam genellikle iç talebe yönelik, daha düşük verimlilik artışına sahip ve iş gücü devir oranının (turnover rate) çok yüksek olduğu geçici çözümler sunarken; imalatta yaratılan istihdam, ülkenin yapısal dönüşümünü ve küresel rekabet gücünü doğrudan artırmaktadır.

Sanayi üretiminde yer alan bir fabrika, sadece kendi bünyesinde istihdam yaratmakla kalmaz; lojistik, ham madde tedariki, paketleme, gümrükleme ve bakım-onarım gibi çok geniş bir ekosistemde dolaylı istihdam (indirect employment) oluşturur. Ekonomi biliminde “istihdam çarpanı” olarak adlandırılan bu etki, imalat sektörü için diğer tüm sektörlerden çok daha yüksektir. Gençlerin sanayiye yönlendirilmesi, onlara sadece bir iş değil, aynı zamanda usta-çırak ilişkisi içinde veya modern otomasyon sistemleri başında “teknik bir meslek” kazandırmak anlamına gelmektedir. Sanayide kazanılan teknik beceriler ve üretim disiplini, hizmet sektöründeki vasıfsız işlere kıyasla bireyin beşeri sermayesini çok daha hızlı ve kalıcı bir şekilde artırmaktadır.

Küresel ticaret savaşlarının ve tedarik zinciri krizlerinin yaşandığı modern dönemde, ülkelerin en büyük ekonomik silahı üretim kapasiteleridir. İmalat sektörü, bir ülkenin dış ticaret açığını kapatmasının, döviz rezervlerini güçlendirmesinin ve uluslararası arenada teknolojik bağımsızlığını ilan etmesinin tek yoludur. 18-25 yaş aralığındaki gençlerin taze zihinleri, teknolojiye olan yatkınlıkları ve yenilikçi bakış açıları, fabrikaların dijital dönüşüm (Endüstri 4.0) süreçlerini hızlandıracaktır. Devletin sağladığı 6 ay maaş ve 18 ay SGK prim desteği, sanayicinin üzerindeki maliyet baskısını hafifleterek, uluslararası pazarlarda fiyat avantajı elde etmelerini (cost competitiveness) ve pazar paylarını büyütmelerini sağlayacaktır.

Sanayiciler uzun yıllardır “ara eleman” veya “nitelikli teknik personel” bulamamaktan şikayet etmektedir. Gençlerin masa başı veya hizmet sektörü işlerini tercih etmesi, fabrikalarda ciddi bir jenerasyon boşluğu yaratmıştır. Bu teşvik paketi, üretim hattındaki bu demografik kırılmayı tamir etmeyi hedeflemektedir. İşsizlik Fonu kaynaklarının sadece üreten, ihraç eden ve ülkeye döviz kazandıran sektöre kanalize edilmesi, “taşıma suyuyla değirmen döndürmek” yerine, suyun kaynağını doğrudan üretimin kalbine, fabrikalara akıtmaktır. Bu strateji, Türkiye ekonomisinin ithalata olan bağımlılığını azaltacak ve katma değerli üretim oranını uzun vadede kalıcı olarak yukarı çekecektir.

Kanun teklifinin detayları ve işverenler için istihdam şartları

Uygulamaya konulacak olan bu kapsamlı istihdam paketinin başarılı olabilmesi ve “ölü ağırlık kaybı” (deadweight loss) adı verilen kaynak israfının önlenebilmesi için, kanun teklifinde yararlanma şartları son derece net ve keskin çizgilerle belirlenmiştir. Birinci şart olarak, gençlerin mutlaka İŞKUR kaydının bulunması istenmektedir. Bu kural, istihdam sürecinin devletin resmi kurumları üzerinden şeffaf bir şekilde izlenmesini sağlarken, aynı zamanda kayıt dışı ekonominin (informal economy) daraltılmasına ve iş gücü piyasasının kayıt altına alınmasına büyük bir katkı sunacaktır. İŞKUR altyapısı, hangi sektörde hangi nitelikte gence ihtiyaç duyulduğunun büyük verisini (big data) toplayarak gelecekteki makro planlamalar için eşsiz bir istatistiksel zemin oluşturacaktır.

Yaş sınırının 18 yaşını doldurmuş ancak 25 yaşını geçmemiş olması, hedefin tam olarak çalışma hayatına giriş aşamasındaki “kırılgan” demografik grup olduğunu göstermektedir. Bu yaş aralığı, bireylerin kariyer yollarını çizdikleri, ya kalıcı bir meslek edindikleri ya da uzun süreli yapısal işsizliğe sürüklendikleri en kritik yaşam evresidir. Bir diğer hayati kural ise, gencin uzun vadeli sigorta kollarından 90 günden fazla sigortalılığının bulunmaması şartıdır. Bu “maksimum 90 gün” kuralı, teşvikin suistimal edilmesini önleyen en önemli filtre mekanizmasıdır. Amaç, zaten iş tecrübesi olan veya halihazırda çalışan kişilerin işten çıkarılıp teşvikle tekrar işe alınmasını engellemek; bunun yerine hayatında hiç çalışmamış, “ev genci” tanımına uyan dezavantajlı kitleyi ilk kez piyasaya sokmaktır.

Düzenlemede yer alan yükseköğretim öğrencisi olmamak şartı, teşvikin part-time (yarı zamanlı) veya geçici stajyerlik gibi istihdam biçimlerine değil, tam zamanlı (full-time) ve ömür boyu sürecek kalıcı iş gücü bağlılığına (labor force attachment) odaklandığının altını çizmektedir. Üniversite eğitimine devam eden gençlerin önceliği eğitimleridir; ancak eğitim sisteminin dışında kalmış veya eğitimini tamamlamış ama iş bulamamış milyonlarca gencin acil olarak fabrikalara entegre edilmesi gerekmektedir. Kaynakların, gerçekten hayatını kazanmak için tam zamanlı bir işe muhtaç olan bu “NEET” grubuna tahsis edilmesi, sosyal adaletin sağlanması açısından da büyük bir makroekonomik doğruluğa işaret etmektedir.

Son olarak, teşvikten yabancıların ve yurt dışında çalışanların faydalanamayacak olması, millileştirilmiş bir istihdam politikasının göstergesidir. Yaratılan fonların ve sağlanan kamu desteklerinin sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının refahını artırmak ve yerel iş gücü piyasasını korumak amacıyla tasarlanması, devletin öncelikli sorumluluğunun kendi vatandaşlarının ekonomik güvenliğini sağlamak olduğu ilkesiyle örtüşmektedir. Belirlenen bu katı ama rasyonel şartlar, teşvik paketinin sadece bir seçim ekonomisi veya popülist bir harcama kalemi olmadığını, aksine ince elenip sık dokunmuş, makroekonomik dengeleri gözeten yapısal bir reform olduğunu kanıtlamaktadır.

Küresel genç işsizliği sorunu ve Türkiye’nin stratejik adımları

Genç işsizliği ve “Ne eğitimde, ne istihdamda” (NEET) yer alan gençlerin durumu, sadece Türkiye’nin değil, tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin ortak ve kronik bir sorunudur. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve Avrupa Birliği (AB) verileri incelendiğinde, gençlerin iş gücü piyasasına entegrasyonu için harcanan milyarlarca euroluk programların (örneğin AB Gençlik Garantisi programı) temel hedefleriyle Türkiye’nin atmaya hazırlandığı bu adımın birebir örtüştüğü görülmektedir. Küresel ekonomide dijitalleşme ve otomasyonun hız kazanması, tecrübesiz gençlerin piyasaya giriş bariyerlerini her geçen gün daha da yükseltmektedir. Bu global krize karşı, devletlerin iş gücü piyasasına müdahale etmesi artık bir tercih değil, makroekonomik bir zorunluluk haline gelmiştir.

Almanya’nın “ikili mesleki eğitim” (dual vocational training) sistemiyle gençleri henüz okul çağındayken fabrikalarla buluşturması ve işsizliği minimize etmesi, üretim ile istihdam arasındaki organik bağın en güzel örneğidir. Türkiye’nin hazırladığı bu 18-25 yaş istihdam paketi, Alman modelinin bir adım ötesine geçerek, doğrudan işe alım maliyetlerini sıfırlayan ve gençleri sanayinin merkezine fırlatan agresif bir büyüme stratejisidir. Küresel sermaye, yatırım yapacağı ülkeleri seçerken sadece vergi oranlarına değil, aynı zamanda nitelikli iş gücünün erişilebilirliğine ve devletin istihdam teşviklerine de bakmaktadır. Bu yasa tasarısı, uluslararası doğrudan yatırımları (FDI) Türkiye’nin üretim üslerine çekmek için muazzam bir katalizör işlevi görecektir.

Uzun vadeli bir ekonomik perspektiften değerlendirildiğinde, bu düzenleme Türkiye’nin yapısal işsizlik oranını (NAIRU – Enflasyonu Hızlandırmayan İşsizlik Oranı) kalıcı olarak aşağı çekme potansiyeline sahiptir. Altı ay boyunca maaşı, on sekiz ay boyunca primi devlet tarafından ödenen bir gencin, bu süre zarfında edineceği iş ahlakı, mesleki beceri ve kurum aidiyeti, teşvik süresi bittikten sonra da onu şirket için “vazgeçilmez” kılacaktır. İş dünyasının temel mantığı, verimli ve sistemi öğrenmiş bir personeli, teşviki bitse dahi kaybetmek istememesi üzerine kuruludur. Bu da teşvikin geçici bir istihdam balonundan ziyade, kalıcı bir kariyer inşası olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak, Mayıs ayında Meclis gündemine gelmesi beklenen bu kanun teklifi, çalışma ekonomisi ve maliye politikalarının kusursuz bir sentezi olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletin kendi fonlarını yatırıma dönüştürmesi, iş dünyasının maliyet baskısını azaltması ve milyonlarca gence umut kapısı açması, ekonominin çarklarını hızlandıracak bir “kazan-kazan” (win-win) formülüdür. Bu devasa adım, Türkiye’nin demografik fırsat penceresini kapanmadan önce maksimum verimle değerlendirme kararlılığını tüm küresel piyasalara ilan eden, vizyoner bir makroekonomi hamlesi olarak tarihe geçecektir.

blank

Pezeşkiyan: Hiç kimse bizi teslim olmaya zorlayamaz

Prev
blank

Meclis’e sunulan yatırım teşvik paketiyle borçlara tarihi düzenleme

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba