ABD hisse senedi piyasaları, Orta Doğu’da aniden tırmanan askeri gerilimler ve Washington’dan Avrupa Birliği’ne yöneltilen yeni ticaret savaşı tehditlerinin yarattığı riskten kaçış psikolojisiyle günü ekside tamamladı. Wall Street endeksleri, rekor seviyelerden gelen kâr satışlarıyla yönünü aşağı çevirdi.
Hürmüz Boğazı’nda tırmanan jeopolitik riskler ve piyasa psikolojisi
Küresel finans piyasalarının bir numaralı risk iştahı barometresi olan Wall Street, güne Orta Doğu’dan gelen sarsıcı haberlerin gölgesinde başladı. İran’ın güney bölgelerinde peş peşe yaşanan patlama haberleri ve daha da önemlisi, ABD donanması ile İran güçleri arasında dünyanın en kritik enerji geçiş güzergahı olan Hürmüz Boğazı‘nda sıcak çatışma yaşandığına dair resmi açıklamalar, piyasalardaki jeopolitik risk primini (geopolitical risk premium) anında yukarı taşıdı. Küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçiş noktası olan bu dar su yolundaki her türlü askeri hareketlilik, küresel ekonomide eşi benzeri görülmemiş bir arz şoku potansiyeli taşımaktadır.
Hisse senedi piyasalarındaki yatırımcılar, bu tür sıcak çatışma haberlerini genellikle “önce sat, sonra sor” (sell first, ask questions later) stratejisiyle fiyatlarlar. Çatışmanın büyümesi ihtimali, enerji maliyetlerinde yaşanacak ani bir sıçramanın (oil price shock) küresel enflasyonu yeniden körükleyebileceği endişesini doğurmaktadır. Enflasyondaki böylesi bir dışsal şok, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) para politikasında manevra alanını daraltarak faiz oranlarının daha uzun süre yüksek (higher for longer) kalmasına neden olabilir. Bu makroekonomik zincirleme reaksiyon korkusu, S&P 500 ve Nasdaq gibi devasa endekslerdeki alım iştahını bıçak gibi keserek, yatırımcıları ABD Hazine tahvilleri ve altın gibi geleneksel güvenli limanlara (safe havens) yöneltmiştir.
Trump’ın tarife ültimatomu: Avrupa ile yeni bir ticaret savaşı mı?
Jeopolitik risklerin tetiklediği satış baskısını derinleştiren asıl makroekonomik darbe ise Washington’dan geldi. ABD Başkanı Donald Trump‘ın, Avrupa Birliği’ne (AB) Amerikan mallarına uygulanan tarifeleri sıfırlaması için 4 Temmuz’a kadar süre tanıması ve aksi takdirde çok daha yüksek gümrük vergileriyle (tariffs) misilleme yapılacağı uyarısında bulunması, küresel ticaretin geleceğine dair ciddi şüpheler uyandırdı. Makroekonomik açıdan korumacılık (protectionism) politikaları, uluslararası tedarik zincirlerini bozan, şirketlerin kâr marjlarını daraltan ve küresel büyümeyi sekteye uğratan en önemli unsurların başında gelmektedir.
Trump’ın “Önce Amerika” (America First) doktrininin bir yansıması olan bu agresif ticaret politikası, özellikle endüstriyel üretim, otomotiv ve tüketim malları sektörlerinde faaliyet gösteren çok uluslu ABD şirketleri için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Avrupa’nın olası karşı misillemeleri (retaliatory tariffs), ABD’li ihracatçıların pazar paylarını kaybetmesine neden olabilir. Ayrıca gümrük vergilerinin artırılması, ithal edilen malların fiyatlarını doğrudan artıracağından, ABD iç piyasasında ithalata dayalı bir enflasyon (imported inflation) dalgası yaratacaktır. Piyasalar, hem İran savaşı üzerinden enerji enflasyonu hem de AB tarifeleri üzerinden mal enflasyonu riskiyle aynı anda yüzleşmek zorunda kaldığı için, hisse senedi değerlemelerinde (valuations) kaçınılmaz bir iskontoya (discounting) gitmiştir.
Wall Street Endekslerinin Analizi: S&P 500, Nasdaq ve Dow Jones
Bu çifte makroekonomik şokun endeksler üzerindeki etkisi, borsaların sektörel ağırlıklarına göre farklılık göstermiştir. Aşağıdaki tablo, her üç majör endeksin günlük kapanış verilerini ve tarihsel performans metriklerini özetlemektedir:
| Endeks | Günlük Değişim | Kapanış Puanı | Yılbaşına Göre (YTD) | Seçimden Bu Yana | 28 Şubat’tan Bu Yana |
|---|---|---|---|---|---|
| S&P 500 | -%0,38 (28,01 puan) | 7.337,11 | +%7,18 | +%26,88 | +%6,66 |
| Nasdaq Bileşik | -%0,13 (32,75 puan) | 25.806,20 | +%11,03 | +%39,95 | +%13,84 |
| Dow Jones Sanayi | -%0,63 (313,62 puan) | 49.596,97 | +%3,19 | +%17,47 | +%1,26 |
Rakamların detaylarına inildiğinde, endüstriyel ve geleneksel şirketlerin ağırlıkta olduğu Dow Jones Sanayi Endeksi‘nin %0,63 ile en sert düşüşü kaydettiği görülmektedir. Endeksin son 14 işlem gününün 10’unu ekside kapatması, Trump’ın ticaret savaşı söylemlerinden ve AB tarifelerinden en çok etkilenecek olan sanayi ve imalat (manufacturing) devlerinin bu endekste yer almasından kaynaklanmaktadır. Küresel ticaretteki yavaşlama riski, doğrudan Dow Jones şirketlerinin bilançolarını tehdit etmektedir.
Buna karşılık, teknoloji ağırlıklı Nasdaq Bileşik Endeksi sadece %0,13 oranında hafif bir kayıp yaşayarak 25.806,20 puana inmiş ve tarihinin en yüksek ikinci kapanışını gerçekleştirmiştir. Teknoloji sektörünün fiziksel gümrük tarifelerine ve petrol fiyatlarına görece daha az duyarlı olması (lower sensitivity), ayrıca yapay zeka (AI) yatırımlarının yarattığı yapısal büyüme hikayesinin devam etmesi, Nasdaq’ı makroekonomik şoklara karşı bir miktar izole etmiştir. Ancak yine de önceki gün kırılan 25.838,94 puanlık rekorun gerisinde kalınması, teknoloji hisselerinde de kâr realizasyonlarının (profit-taking) başladığına işaret etmektedir.
Seçim sonrası ralli ve savaş fiyatlamasındaki paradoks
Piyasadaki bu geri çekilmelere rağmen, geniş resme bakıldığında Wall Street’in olağanüstü bir direnç (resilience) gösterdiği inkar edilemez bir gerçektir. ABD başkanlık seçimlerinden bu yana S&P 500’ün %26,88, Nasdaq’ın ise %39,95 gibi astronomik oranlarda yükselmesi, finansal piyasalardaki “deregülasyon ve vergi indirimi” beklentilerinin jeopolitik risklere galip geldiğini göstermektedir. Yeni yönetimin iş dünyası dostu (pro-business) politikaları, şirket kârlılıklarına (EPS) yönelik beklentileri o kadar yüksek bir noktaya taşımıştır ki, ortaya çıkan uluslararası krizler bile bu “boğa piyasasını” (bull market) tam anlamıyla yıkamamaktadır.
Daha da ilginç olan makroekonomik paradoks ise, İran çatışmasının resmen başladığı 28 Şubat 2026 tarihinden bu yana endekslerin hala primli olmasıdır. Savaş başlangıcından bu yana S&P 500 %6,66, Nasdaq ise %13,84 oranında getiri sağlamıştır. Savaş dönemlerinde borsaların düşmesi gerektiği yönündeki geleneksel iktisat teorisine meydan okuyan bu durum, savunma sanayii harcamalarındaki devasa artışın (military-industrial complex boom), hükümetin ekonomiye sağladığı likiditenin ve ABD ekonomisinin enerji bağımsızlığının (kaya petrolü/shale oil devrimi) bir sonucudur. Savaş, Avrupa veya Asya için yıkıcı bir enerji krizi anlamına gelirken; ABD piyasaları, yerel enerji üreticilerinin artan fiyatlardan elde ettiği devasa kârlar ve savunma şirketlerinin rekor siparişleri sayesinde bu krizi bir büyüme fırsatına çevirmeyi başarmıştır.
Sonuç olarak, S&P 500’ün 6 Mayıs 2026’daki 7.365,12 puanlık tarihi zirvesinden yaşanan bu geri çekilme, bir çöküşün (crash) başlangıcından ziyade, aşırı ısınmış (overbought) bir piyasada gerçekleşen sağlıklı bir düzeltme (correction) olarak okunmalıdır. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki askeri çatışmaların boyut değiştirmesi veya 4 Temmuz’a kadar Avrupa Birliği ile bir ticaret uzlaşmasına (trade deal) varılamaması halinde, bu küçük düzeltmelerin kalıcı bir ayı piyasasına (bear market) dönüşme riski, Wall Street’in üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallanmaya devam edecektir.