Vance: Trump, İran ile küçük değil büyük bir anlaşma istiyor | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

Vance: Trump, İran ile küçük değil büyük bir anlaşma istiyor

Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Başkan Donald Trump'ın İran ile yürütülen müzakerelerde geçici ve dar kapsamlı bir ateşkes yerine, bölgesel dengeleri ve küresel ekonomiyi temelden değiştirecek "büyük bir pazarlık" arayışında ol…

Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Başkan Donald Trump'ın İran ile yürütülen müzakerelerde geçici ve dar kapsamlı bir ateşkes yerine, bölgesel dengeleri ve küresel ekonomiyi temelden değiştirecek "büyük bir pazarlık"…

blank
Paylaş

Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Başkan Donald Trump’ın İran ile yürütülen müzakerelerde geçici ve dar kapsamlı bir ateşkes yerine, bölgesel dengeleri ve küresel ekonomiyi temelden değiştirecek “büyük bir pazarlık” arayışında olduğunu açıkladı.

“Küçük anlaşma” yerine “büyük pazarlık”: makro-diplomasi stratejisi

Uluslararası ilişkilerde ve küresel diplomasi tarihinde, kronikleşmiş krizlerin çözümünde genellikle iki farklı yaklaşım benimsenir: İlki, sorunları parçalara bölerek zaman içinde küçük, güven artırıcı adımlarla çözmeyi hedefleyen “kademeli” (incremental) yaklaşımdır. İkincisi ise, tüm ihtilaflı konuların aynı anda masaya yatırıldığı, tarafların en hayati tavizleri karşılıklı olarak verdiği ve bölgesel statükoyu tamamen sıfırlayan “büyük pazarlık” (grand bargain) stratejisidir. Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in Georgia’daki Turning Point USA etkinliğinde yaptığı tarihi konuşma, Başkan Donald Trump yönetiminin İran krizinde birinci yolu tamamen reddederek, tüm riskleri barındıran ancak getirisi muazzam olan ikinci yolu, yani “büyük pazarlığı” seçtiğini tüm dünyaya ilan etmiştir. Vance’in, Başkan Trump’ın İran ile “küçük bir anlaşma” değil, “büyük bir pazarlık” istediğini belirtmesi, Amerikan dış politikasında ve küresel makroekonomik beklentilerde adeta bir sismik kırılma yaratmıştır.

Bu stratejik tercihin arkasında, geçmiş dönemlerde yapılan dar kapsamlı anlaşmaların (örneğin sadece uranyum zenginleştirmeyi geçici olarak durduran 2015 tarihli JCPOA – Ortak Kapsamlı Eylem Planı) yapısal sorunları çözmekte yetersiz kaldığı tespiti yatmaktadır. Küçük anlaşmalar, nükleer krizin üzerini geçici olarak örtse de; balistik füze programları, vekalet savaşları (proxy wars) ve terörün finansmanı gibi asıl jeopolitik risk primini (geopolitical risk premium) besleyen unsurları ortada bırakmaktadır. Jeopolitik risklerin devam etmesi, küresel yatırımcıların Orta Doğu’ya yönelik doğrudan yabancı yatırım (FDI) iştahını kapatmakta ve enerji piyasalarındaki oynaklığı (volatility) sürekli canlı tutmaktadır. Trump’ın “büyük pazarlık” ısrarı, bu risk primini tamamen ve kalıcı olarak sıfırlamayı amaçlayan, sadece askeri değil, aynı zamanda devasa bir makroekonomik istikrar projesidir. Anlaşmanın henüz yapılmamış olmasının sebebini Trump’ın bu kapsamlı çözüm arayışına bağlayan Vance, masadaki pazarlığın boyutunun ne kadar devasa olduğunu doğrulamaktadır.

Ekonomik entegrasyon havucu ve i̇ran’ın demografik potansiyeli

Müzakere masasında “büyük bir pazarlık” koparabilmek için, karşı tarafa sunulan ödülün de (havuç) en az talep edilen taviz kadar devasa olması gerekir. Başkan Yardımcısı Vance’in açıklamalarında yer alan

“Trump, İran’ın nükleer silah sahibi olmamasını, terörü desteklememesini ve halkının dünya ekonomisine entegre olarak refah içinde yaşamasını istiyor. Eğer İran nükleer silah geliştirmemeyi taahhüt ederse, Trump ülkenin kalkınmasını sağlayacak”

şeklindeki vizyon, Washington’ın elindeki en büyük kozun askeri tehditler değil, “kapitalizmin dönüştürücü gücü” olduğunu göstermektedir. İran, 80 milyonu aşan genç, eğitimli ve tüketime aç nüfusuyla, zengin hidrokarbon rezervleriyle ve stratejik coğrafi konumuyla, küresel ekonominin dışında kalmış dünyanın en büyük atıl pazarlarından biridir.

İran’ın dünya ekonomisine entegre olması (economic integration), on yıllardır süren yıkıcı yaptırımların, SWIFT sisteminden dışlanmanın ve küresel finansal izolasyonun sona ermesi demektir. Makroekonomik açıdan bakıldığında bu entegrasyon; İran Riyali’ndeki kronik değer kaybının (hiperenflasyon) durdurulmasını, yurt dışında dondurulmuş olan yüz milyarlarca dolarlık devlet varlıklarının (frozen assets) serbest bırakılmasını ve en önemlisi Avrupa, Asya ve Amerikan çok uluslu şirketlerinin ülkeye teknoloji ve sermaye transferi yapmasını sağlayacaktır. Otomotivden havacılığa, telekomünikasyondan enerji altyapısına kadar on yıllardır yenilenmeyi bekleyen İran sanayisi, küresel kapitalizm için muazzam bir büyüme fırsatı barındırmaktadır. Trump’ın “halkın refah içinde yaşamasını istiyor” vurgusu, rejimin ideolojik katılıklarını, halkın ekonomik beklentileri (opportunity cost of isolation) üzerinden kırmayı hedefleyen son derece pragmatik bir “ekonomik diplomasi” hamlesidir.

Nükleer silahsızlanma ve orta doğu’da barış temettüsü (peace dividend)

Anlaşmanın Amerikan tarafı için en vazgeçilmez iki kırmızı çizgisi, nükleer silahsızlanma ve bölgesel terörün finansmanının kesilmesidir. Eğer Trump yönetiminin hedeflediği bu büyük pazarlık gerçekleşirse, bunun makroekonomik sonucu sadece İran’ı değil, tüm Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesini kapsayacak devasa bir “barış temettüsü” (peace dividend) olacaktır. İktisat literatüründe barış temettüsü, ülkelerin savunma ve silahlanma harcamalarını kısarak, bu devasa bütçeleri altyapı, eğitim, sağlık ve sivil teknoloji yatırımlarına kaydırması sonucu elde edilen uzun vadeli ekonomik büyüme sıçramasıdır.

İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşma ihtimali ve Yemen’deki Husilerden Lübnan’daki Hizbullah’a kadar uzanan vekil güçlerine sağladığı finansal/askeri destek, Körfez ülkelerini (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar) tarihin en büyük silahlanma yarışlarından birine itmiştir. Trilyonlarca dolarlık askeri harcamalar, bölge ülkelerinin ekonomilerini petrole bağımlılıktan kurtarmayı amaçlayan “Vizyon 2030” gibi mega projelerin kaynaklarını tüketmektedir. İran’ın nükleer programdan vazgeçmesi ve bölgesel agresyonu durdurması, Körfez ülkelerinin de savunma bütçelerini dramatik ölçüde kısmasına olanak tanıyacaktır. Bu durum, bölgeyi bir çatışma merkezi olmaktan çıkarıp, küresel sermaye için dünyanın en cazip ticaret ve teknoloji üslerinden (hub) birine dönüştürecektir. Trump’ın büyük pazarlığı, sadece bir güvenlik antlaşması değil, aynı zamanda Orta Doğu’yu ekonomik olarak yeniden dizayn etme vizyonudur.

Müzakere masasının a takımı: vance, kushner ve witkoff’un rolleri

Böylesine devasa, çok katmanlı ve tarihi bir anlaşmanın müzakere edilmesi, geleneksel Dışişleri Bakanlığı (State Department) bürokrasisinin yavaş ve hantal mekanizmalarını aşan, doğrudan başkana bağlı ve tam yetkili özel bir ekip gerektirir. CNN’e konuşan kaynakların aktardığına göre, Trump’ın savaşa diplomatik çözüm bulmakla görevlendirdiği ve olası ikinci tur müzakerelerde yer alması beklenen üç isim: Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner’dir. Bu A takımının yapısı, Trump yönetiminin diplomasiye “iş dünyası” ve “işlem odaklı” (transactional) bakış açısının kusursuz bir yansımasıdır.

Jared Kushner, Trump’ın ilk başkanlık döneminde İsrail ile Arap ülkeleri arasında imzalanan tarihi İbrahim Anlaşmaları’nın (Abraham Accords) mimarıdır. Orta Doğu liderleriyle kurduğu derin kişisel ilişkiler ve ekonomik teşvikleri merkeze alan pragmatik müzakere stili, onu bu tür büyük pazarlıkların vazgeçilmez aktörü yapmaktadır. Emlak devi ve iş insanı Steve Witkoff ise, Trump’ın ticari zihniyetini temsil eden, masada risk-getiri (risk-reward) analizini en iyi yapan ve karmaşık anlaşmaları (deal-making) kapatma konusunda uzmanlaşmış özel bir elçidir. Başkan Yardımcısı J.D. Vance ise ekibin siyasi ağırlığını, ideolojik zeminini (“Önce Amerika” doktrini) ve yönetimin kararlılığını temsil etmektedir. Bu üçlünün İranlı yetkililer ve aracılarla temaslarını sürdürmesi, müzakerelerin ideolojik sloganlardan ziyade, somut ekonomik kazanımlar ve güvenlik garantileri üzerinden son derece “kapitalist” bir çerçevede yürütüldüğünü göstermektedir.

Yirmi bir saatlik maraton oturum ve “brinkmanship” psikolojisi

Cumartesi günü Pakistan’da gerçekleştiği belirtilen 21 saatlik maraton oturum, sadece müzakerelerin zorluğunu değil, aynı zamanda masada uygulanan taktiksel psikolojiyi de gözler önüne sermektedir. Uluslararası diplomasi pratiğinde bu tür kesintisiz, uykusuz ve insanüstü bir efor gerektiren müzakere seansları, oyun teorisinde “uçurumun kenarı” (brinkmanship) ve “yıpratma savaşı” (war of attrition) olarak adlandırılır. Taraflar, anlaşmazlık noktalarını son ana kadar zorlayarak, karşı tarafın psikolojik direncini kırmayı ve zihinsel yorgunluk anında en büyük tavizleri koparmayı hedeflerler.

21 saat süren bu toplantı, masadaki konuların ne kadar ağır ve hayati olduğunun bir göstergesidir. Nükleer tesislerin denetim protokolleri, yaptırımların hangi takvimde kaldırılacağı, dondurulmuş banka hesaplarının serbest bırakılma mekanizmaları ve deniz ablukasının ne zaman sonlandırılacağı gibi her bir başlık, kelime kelime, virgül virgül tartışılmaktadır. Vance’in “müzakerelerde gelinen noktadan memnun olduğunu ifade etmesi”, bu yıpratıcı maratonun ardından Amerikan tarafının kendi kırmızı çizgilerini büyük ölçüde kabul ettirdiğine veya İran’ın beklenen tavizleri vermeye (nükleer zenginleştirmeden geri adım atmaya) yaklaştığına dair çok güçlü bir iyimserlik sinyalidir.

Pakistan’ın stratejik konumu ve arabuluculuk dinamikleri

Uluslararası krizlerin çözümünde görüşmelerin yapılacağı “fiziksel mekan” (venue), en az masadaki konular kadar stratejik bir mesaj taşır. Trump’ın, New York Post’a yaptığı açıklamada,

“Önümüzdeki iki gün içinde Pakistan’da bir şeyler olabilir”

diyerek yeni görüşmelere kapı aralaması, diplomatik sahnenin merkezine İslamabad’ı yerleştirmiştir. Pakistan’ın bu tarihi müzakerelere ev sahipliği yapması veya arabulucu rolü üstlenmesi tesadüf değildir. Pakistan, hem İran ile uzun ve sorunlu bir kara sınırına sahip olan, hem de Amerika Birleşik Devletleri ile karmaşık bir askeri-istihbari geçmişi bulunan, dünyanın tek İslam ülkesi nükleer gücüdür.

Pakistan, İran yönetimiyle doğrudan ve güvene dayalı bir iletişim kurabilen, aynı zamanda Çin’in bölgedeki en önemli müttefiklerinden biridir. Bu durum, Pakistan’ı taraflar arasında güvenilir bir aktarım kayışı (transmission belt) haline getirmektedir. Ayrıca, görüşmelerin Cenevre veya Viyana gibi Batı başkentleri yerine Pakistan’da (veya bölgedeki bir ülkede) yapılması, İran heyetinin iç politikada “Batı’nın ayağına gitmedik” imajını korumasını kolaylaştıran ince bir diplomatik zarafettir. Trump’ın “Pakistan’da bir şeyler olabilir” sözü, perde arkasında (back-channel) yürütülen mekik diplomasisinin fiziki bir imza törenine veya resmi bir duyuruya dönüşebileceği yönündeki en sıcak gelişmedir.

Ateşkesin son kullanma tarihi ve piyasaların fiyatlama ikilemi

Zaman, uluslararası müzakerelerde en acımasız ve baskılayıcı araçtır. Vance’in “ateşkesin bitiminden önce ikinci bir yüz yüze görüşme yapılabileceğini” söylemesi, sürecin üzerinde sallanan Demokles’in Kılıcı’nı, yani yaklaşan savaş tehdidini tüm çıplaklığıyla hissettirmektedir. Geçici ateşkesin sona ermesi, eğer bir anlaşma sağlanamazsa, Amerikan Donanması’nın İran limanlarına uyguladığı tam kapsamlı ablukaya geri dönmesi, bombardımanların yeniden başlaması ve küresel petrol ticaretinin şahdamarı olan Hürmüz Boğazı’nın tamamen ateşe atılması demektir.

Finansal piyasalar (Wall Street, emtia borsaları ve tahvil piyasaları) şu anda bu devasa ikilemi (binary outcome) fiyatlamaya çalışmaktadır. Anlaşma ihtimali petrol fiyatlarını aşağı çekerken, ateşkesin dolmasına sayılı günler kala nihai imzanın atılamamış olması risk primini yüksek tutmaktadır. Eğer Trump’ın “büyük pazarlığı” başarılı olur ve anlaşma duyurulursa, küresel ekonomideki enerji maliyetleri hızla düşecek, merkez bankalarının (özellikle Fed) enflasyonla mücadelesi kolaylaşacak ve küresel büyüme tahminleri yukarı yönlü revize edilecektir. Ancak müzakereler çöker ve ateşkes biterse, piyasalar anında tam tersi bir senaryoya; petrol şokuna, lojistik çöküşe ve enflasyonist bir durgunluğa (stagflasyon) uyanacaktır.

Sonuç ve geleceğe yönelik makroekonomik projeksiyonlar

Sonuç itibarıyla, Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in açıklamaları ve Trump’ın oluşturduğu müzakere mimarisi, Amerika Birleşik Devletleri’nin İran ile yürüttüğü diplomasinin tamamen yeni bir paradigmaya geçtiğini göstermektedir. Washington, geçici ve pansuman çözümler yerine, İran’ın nükleer hırslarını tamamen bitirecek ve bunun karşılığında ülkeyi küresel kapitalist sisteme entegre edecek devasa bir “büyük pazarlık” peşindedir. Nükleer silahsızlanmaya karşı ekonomik refah teklifi, İran rejiminin tarih boyunca karşılaştığı en zorlu ideolojik ve ekonomik sınavdır.

Önümüzdeki “iki gün içinde” Pakistan’dan gelebilecek olası bir uzlaşı haberi, sadece Orta Doğu’nun değil, dünya ekonomisinin önümüzdeki on yılını şekillendirecek tarihi bir dönüm noktası olacaktır. Kushner, Witkoff ve Vance’ten oluşan Amerikan heyetinin iş dünyası odaklı pragmatizmi, masadaki 21 saatlik yorgunluğu bir zafere dönüştürebilirse, küresel piyasalar bu jeopolitik aydınlanmayı eşi benzeri görülmemiş bir ralli ile kutlayacaktır. Tüm dünya, ateşkesin süresi kum saatinde tükenirken, diplomasi masasında atılacak o tarihi son adımı nefesini tutarak beklemektedir.

 

 

blank

Bessent: Gümrük tarifeleri temmuz başında önceki seviyelere geri dönebilir

Prev
blank

ECB/Lagarde: Enflasyon şokunu görmezden gelmek hata olur

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba