Japonya’da bilanço sezonu kötü başladı, Nikkei endeksi geriledi | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

Japonya’da bilanço sezonu kötü başladı, Nikkei endeksi geriledi

Japonya piyasalarında şirketlerin karlılık tahminleri, küresel jeopolitik krizler ve artan enerji maliyetleri nedeniyle aşağı yönlü revize ediliyor. Bilanço sezonunun kötü başlamasıyla Nikkei endeksi sert kayıplar yaşarken, risk algısı yükseliyor. Küresel je…

Japonya piyasalarında şirketlerin karlılık tahminleri, küresel jeopolitik krizler ve artan enerji maliyetleri nedeniyle aşağı yönlü revize ediliyor

blank
Paylaş

Japonya piyasalarında şirketlerin karlılık tahminleri, küresel jeopolitik krizler ve artan enerji maliyetleri nedeniyle aşağı yönlü revize ediliyor. Bilanço sezonunun kötü başlamasıyla Nikkei endeksi sert kayıplar yaşarken, risk algısı yükseliyor.

Küresel jeopolitik krizler ve şirket karlılıklarına doğrudan etkisi

Modern küresel ekonomi, uluslararası ticaret yollarının, enerji tedarik zincirlerinin ve finansal sermaye akışlarının birbirine hassas bağlarla entegre olduğu devasa bir ekosistemdir. Bu karmaşık yapı içerisinde, diplomatik masalarda yaşanan tıkanıklıklar veya jeopolitik fay hatlarındaki sarsıntılar, dünyanın öbür ucundaki şirketlerin kar marjlarını ve hisse senedi değerlemelerini saniyeler içinde etkileme potansiyeline sahiptir. Uzak Doğu’nun sanayi ve teknoloji devi Japonya, geleneksel olarak istikrarlı şirket bilançoları ve güçlü kurumsal yönetim ilkeleriyle tanınsa da, dışsal makroekonomik şoklara karşı taşıdığı yapısal kırılganlıklar son günlerde yeniden gün yüzüne çıkmıştır. Japon firmaları, ABD’nin İran ile barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ham petrol fiyatlarını yükseltmesiyle bilanço sezonuna giderek kararan bir görünümle başlıyor. Uluslararası arenada tırmanan bu jeopolitik tansiyon, enerji ithalatına mutlak derecede bağımlı olan Japonya ekonomisi için sadece dış politika meselesi değil, aynı zamanda şirketlerin girdi maliyetlerini astronomik seviyelere çıkaran doğrudan bir finansal tehdittir.

Kurumsal finansman teorisinde bilanço sezonu, yatırımcıların, analistlerin ve portföy yöneticilerinin şirketlerin geçmiş çeyrekteki finansal performanslarını değerlendirdiği ve geleceğe yönelik nakit akışı projeksiyonlarını yeniden şekillendirdiği en kritik dönemdir. Şirket yönetimleri bu dönemde sadece geçmiş verileri açıklamakla kalmaz, aynı zamanda makroekonomik konjonktürün gelecek çeyreklerdeki sipariş defterlerine, tedarik zinciri maliyetlerine ve net kar marjlarına (net profit margin) olası etkilerine dair “ileriye dönük rehberlik” (forward guidance) sunarlar. Barış görüşmelerinin çökmesi ve küresel enerji fiyatlarının yukarı yönlü ivmelenmesi, Japon şirket yöneticilerinin geleceğe dair tüm maliyet öngörülerini altüst etmiştir. Enerji faturasındaki bu ani ve kontrol edilemez artış, şirketlerin faiz, amortisman ve vergi öncesi karlarında (FAVÖK) ciddi bir erozyon yaratma riski taşıdığı için, yatırımcı sunumlarında iyimserlik yerini derin bir temkine ve defansif stratejilere bırakmıştır.

Topix 500 şirketlerinde hızlanan aşağı yönlü revizyon dalgası

Hisse senedi piyasalarında trendlerin yönünü belirleyen en önemli öncü göstergelerden biri, şirketlerin kendi açıkladıkları kar tahminlerindeki yukarı veya aşağı yönlü revizyonların (earnings revisions) birbirine olan oranıdır. Bu oran, kurumsal dünyanın ekonominin gidişatına dair beklentilerinin matematiksel bir özetini sunar. Topix 500 şirketlerinin 113’ü kar tahminleri aşağı yönlü revize ettiler ve temmuzdan bu yana ilk kez aşağı yönül revizeler yukarı yönlü revizeleri geçti. Japonya’nın en büyük ve likiditesi en yüksek 500 şirketini barındıran bu devasa endekste yaşanan bu negatif ayrışma, ekonomik aktivitedeki ivme kaybının münferit sektörel bir sorundan ziyade, piyasanın geneline yayılan sistematik bir probleme dönüştüğünün en net ispatıdır.

Bir şirketin kar tahminini aşağı yönlü revize etmesi, hisse başına kazanç (EPS) beklentilerinin düşmesi anlamına gelir ki bu durum, değerleme çarpanlarının (F/K oranı) otomatik olarak yükselmesine neden olur. Yatırımcılar, aynı şirket hissesi için eskisinden daha az kar beklentisi satın alacakları için hisselerini elden çıkarma eğilimine girerler. 113 büyük ölçekli şirketin eş zamanlı olarak bu tür bir revizyona gitmesi, satın alma yöneticileri endeksi (PMI) gibi makroekonomik verilerin şirket bilançolarına fiilen yansımaya başladığını göstermektedir. Temmuz ayından bu yana süregelen iyimser havanın bir anda dağılması ve aşağı yönlü revizyonların ağırlık kazanması, Tokyo Borsası’nda işlem yapan kurumsal fonların portföylerindeki riskli varlık oranlarını düşürmelerine (de-risking) ve daha defansif nakit pozisyonlarına geçmelerine zemin hazırlayan son derece güçlü bir satış sinyalidir.

Japonya’nın yapısal enerji bağımlılığı ve sanayi sektörünün krizi

Japonya ekonomisinin tarihsel gelişimine bakıldığında, ülkenin doğal kaynaklar açısından son derece fakir olduğu, ekonomik büyümesini dışarıdan ithal ettiği ham maddeleri yüksek teknolojiyle işleyerek katma değerli ürünler ihraç etme modeli üzerine kurduğu görülür. Bu modelin en zayıf halkası, enerji tedarik rotalarının açık kalmasına olan mutlak bağımlılıktır. Japonya’nın kimya üreticileri ve petrol bağımlı sektörleri, Hürmüz Boğazı’nın büyük ölçüde kapalı kalması nedeniyle ciddi kırılganlık yaşıyor. Ülkenin ham petrol ithalatının %90’ından fazlası bu tek su yolundan sağlanıyor. Dünyanın en yoğun ve stratejik deniz geçiş noktası olan bu boğazın fiilen kullanılamaz hale gelmesi, Japonya’nın sanayi üretiminin can damarının kesilmesi anlamı taşımaktadır. Enerji arzındaki bu daralma, sadece petrol türevlerinin fiyatlarını artırmakla kalmamakta, aynı zamanda üretimin fiziksel olarak durma noktasına gelmesi (arz şoku) tehlikesini de beraberinde getirmektedir.

Makroekonomik boyutta yaşanan bu sarsıntı, mikro düzeyde şirketlerin araştırma raporlarına da doğrudan yansımıştır. Finans dünyasının en saygın kuruluşlarından biri olan Nomura Securities, Kao Corp. ve Unicharm Corp. için kâr tahminlerini düşürdü. Bahsi geçen bu şirketler, Japonya’nın tüketim ürünleri, kimya ve kişisel bakım sektörlerinin amiral gemileridir. Üretim süreçlerinde yoğun olarak petrokimya türevleri, plastikler ve enerji kullanan bu dev sanayi kuruluşları, ham petrol fiyatlarındaki her bir dolarlık artışı doğrudan üretim maliyeti olarak bilançolarında hissederler. Nomura’nın yaptığı bu aşağı yönlü revizyonlar, şirketlerin artan girdi maliyetlerini tam anlamıyla son tüketiciye yansıtamayacağı (fiyat geçişkenliği sorunu) ve dolayısıyla kar marjlarının daralacağı beklentisine dayanmaktadır. Bu durum, Japonya hisse senetleri piyasasında sanayi ağırlıklı portföylerin ciddi satış baskısı altında kalmasına yol açmaktadır.

Perakende sektöründe daralan kar marjları ve artan işletme maliyetleri

Jeopolitik krizlerin ve emtia fiyatlarındaki artışın etkileri sadece ağır sanayi veya kimya sektörüyle sınırlı kalmamakta, ekonominin tüketiciye dokunan en uç noktası olan perakende sektörünü de derinden etkilemektedir. Perakendeciler de temkinli bir görünümle sezonu açtı. Milyonlarca tüketiciye günlük hizmet sunan restoran zincirleri ve süpermarketler, tedarik zincirlerindeki kırılmalara ve enerji maliyetlerindeki artışlara karşı en savunmasız sektörlerin başında gelir. Gıda enflasyonu ve lojistik giderlerindeki sıçrama, bu şirketlerin operasyonel giderlerini (OPEX) dramatik ölçüde artırmaktadır. Sektörün önde gelen oyuncularından Saizeriya Co. tam yıl kâr beklentisini aşağı çekmesinin ardından hisselerinde %14 düşüş yaşadı. Yüzde 14 gibi çift haneli bir hisse senedi çöküşü, yatırımcıların şirketin maliyet yönetimi kabiliyetine olan inancını bir günde kaybettiğinin ve şirketin pazar payını korumak adına karlılıktan büyük ölçüde feragat edeceği beklentisinin finansal piyasalardaki doğrudan fiyatlamasıdır.

Perakende sektöründeki dinamikler, ciro artışının her zaman karlılık anlamına gelmediği gerçeğini de ortaya koymaktadır. Japonya’nın dev perakende grubu Aeon Co. beklentilerin üzerinde kâr tahmini açıklasa da enerji ve lojistik maliyetlerindeki artışa dikkat çekti ve hisseleri geriledi. Beklentileri aşan bir kar tahmini açıklamasına rağmen bir şirketin hisselerinin değer kaybetmesi, finansal piyasaların geçmiş performanstan ziyade gelecekteki risklere odaklandığının açık bir kanıtıdır. Aeon yönetiminin enerji ve taşıma maliyetlerindeki enflasyonist baskılara vurgu yapması, piyasa oyuncuları tarafından mevcut karlılığın sürdürülebilir olmadığı şeklinde yorumlanmıştır. Uzun yıllar süren deflasyonist ortamın ardından gelen bu ani maliyet enflasyonu, tüketicilerin satın alma gücünü zayıflatırken, perakendecileri fiyat artırımı ile müşteri kaybetme ikilemi arasında sıkıştırmakta ve bilanço sezonu boyunca perakende hisselerindeki negatif görünümü pekiştirmektedir.

Finansal piyasalarda yükselen volatilite ve belirsizlik iklimi

Makroekonomik şokların finansal varlık fiyatlarına entegre olma süreci, piyasalardaki dalgalanma boyutuyla, yani volatilite ile ölçülür. Resona Holdings stratejisti Hiroki Takei, bilanço sezonunun yaklaşmasının volatiliteyi yüksek tuttuğunu belirtti. Volatilite, risk iştahının azaldığı, yatırımcıların geleceğe dair öngörülebilirliklerini kaybettiği dönemlerde hızla yükselen ve varlık fiyatlarında gün içi sert dalgalanmalara neden olan bir piyasa parametresidir. Şirket yönetimlerinden gelen karamsar uyarılar, makroekonomik veri akışındaki bozulmalar ve jeopolitik arenadan gelen anlık sıcak haberler, piyasa yapıcıların (market makers) alış-satış makaslarını (bid-ask spread) genişletmelerine ve likiditenin aniden kurumasına yol açabilmektedir.

Özellikle bilanço sezonu gibi şirketlerin finansal sağlıklarına dair en kritik verilerin paylaşıldığı dönemlerde, yüksek volatilite yatırımcı psikolojisi üzerinde yıpratıcı bir etki yaratır. Beklentilerin hafif altında kalan bir çeyreklik kar açıklaması veya kar marjlarındaki küçük bir daralma sinyali, yüksek volatilitenin olduğu ortamlarda şirket hisselerinin acımasızca cezalandırılmasına yol açar. Stratejist Takei’nin vurguladığı bu durum, kurumsal portföy yöneticilerinin agresif büyüme hisseleri yerine defansif hisselere yönelmelerine, temettü verimi yüksek şirketleri tercih etmelerine ve risk yönetimini (hedging) opsiyon piyasaları üzerinden artırmalarına neden olmaktadır. Volatilitenin yüksek kalması, aynı zamanda yatırım kararlarının ertelenmesine ve sermaye piyasalarındaki uzun vadeli fonlama imkanlarının daralmasına yol açan sistemik bir tehdittir.

Küresel sermaye hareketleri ve amerikan hisselerinin göreceli cazibesi

Sermaye, doğası gereği en yüksek getiriyi en düşük riskle sunan coğrafyalara ve varlık sınıflarına doğru sürekli bir akış halindedir. Jeopolitik krizlerin bölgesel asimetriler yarattığı dönemlerde, uluslararası fon yöneticileri ülkelerin makroekonomik dayanıklılıklarını kıyaslayarak trilyonlarca dolarlık portföy rotasyonları gerçekleştirirler. JPMorgan Securities Japan’dan Masanari Takada, ABD’nin Orta Doğu petrolüne daha az bağımlı olması nedeniyle Amerikan hisselerinin daha güvenli bir seçenek olabileceğini söyledi. Takada’nın bu stratejik analizi, enerji bağımsızlığının ülkelerin finansal varlık değerlemeleri üzerinde ne kadar hayati bir jeoekonomik avantaja dönüştüğünün en güncel örneğidir. Geçmişte yaşanan kaya petrolü (shale oil) devrimi sayesinde Amerika Birleşik Devletleri, net enerji ithalatçısı konumundan çıkmış ve dünyanın en büyük enerji üreticilerinden biri haline gelmiştir.

Bu yapısal dönüşüm, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan bir tıkanıklığın ABD ekonomisi üzerindeki tahribatını, Japonya gibi enerji ithalatçısı ülkelere kıyasla minimize etmektedir. ABD şirketleri enerji maliyetlerindeki artışlardan nispeten daha az etkilenmekte, hatta enerji sektöründeki dev şirketlerin karlılıkları bu kriz dönemlerinde artmaktadır. Bu göreceli dayanıklılık, küresel yatırımcıların Japonya hisse senetleri piyasasından çıkarak sermayelerini Wall Street’e kaydırmaları yönünde güçlü bir rasyonel temel oluşturmaktadır. Küresel fonların “güvenli liman” arayışı, sadece tahvil veya altın piyasalarında değil, aynı zamanda makroekonomik olarak krizlere karşı daha dirençli olan ülke borsalarına (S&P 500 gibi) doğru yaşanan devasa hisse senedi göçlerinde de kendini göstermektedir.

Avrupalı yatırımcıların stratejik açmazları ve japonya ihtimali

Küresel sermaye piyasalarındaki rotasyonlar her zaman tek yönlü ve doğrusal ilerlemez; yatırımcı psikolojisi, siyasi riskler ve diplomatik anlaşmazlıklar da sermayenin yönünü belirleyen karmaşık değişkenler arasındadır. ABD piyasalarının göreceli ekonomik güvenliğine rağmen, siyasi riskler tablonun diğer yüzünü oluşturmaktadır. Nomura Singapore’dan Yoshitaka Suda ise Avrupalı yatırımcıların ABD’ye duydukları güvensizlik nedeniyle Japonya hisselerine geri dönebileceğini ifade etti. Bu görüş, Amerikan iç politikasındaki belirsizlikler, ticari korumacılık eğilimleri, yaptırım rejimlerinin esnekliği ve transatlantik ilişkilerde yaşanan gerilimlerin, Avrupalı dev emeklilik fonları ve kurumsal yatırımcılar üzerinde yarattığı siyasi rahatsızlığa dayanmaktadır.

Avrupalı yatırımcılar, yüksek değerlemelere ulaşmış Amerikan teknoloji hisselerine alternatif ararken, kurumsal yönetim reformları (corporate governance reforms) ile şirket verimliliğini artırmaya çalışan ve temettü ödeme alışkanlıkları güçlenen Japonya hisse senetleri piyasasını bir portföy çeşitlendirmesi aracı olarak görebilirler. Japonya’nın jeopolitik çatışmalarda doğrudan taraf olmaması ve görece istikrarlı iç politikası, Avrupalı fonların risk matrislerinde Japon piyasasını bir nevi “tarafsız bölge” konumuna getirmektedir. Ancak bu geri dönüş senaryosunun gerçekleşmesi için, Japon şirketlerinin bilanço sezonunda açıkladıkları maliyet enflasyonu kaynaklı kar erozyonunun piyasalar tarafından tamamen fiyatlanmış (priced-in) olması ve kur tarafındaki kanamanın durdurulması gerekmektedir. Aksi takdirde, Suda’nın öngördüğü bu sermaye girişi, yapısal makro sorunlar çözülmeden kalıcı bir trende dönüşemeyecektir.

Enerji krizinin süresi ve tüketici enflasyonu üzerindeki kalıcı tahribat

Piyasaların şu an fiyatlamaya çalıştığı en büyük bilinmez, jeopolitik krizin ve enerji darbogazının ne kadar süreceğidir. IG International’dan Fabien Yip, Hürmüz Boğazı’nın ne zaman açılacağının Japonya piyasaları için belirleyici olacağını, petrol fiyatları 100 doların altına inse ve 80 dolar civarında kalsa bile tüketici fiyatları üzerinde ciddi etkiler yaratacağını söyledi. Yip’in bu çarpıcı analizi, enflasyon dinamiklerindeki “yapışkanlık” (sticky inflation) konseptine atıfta bulunmaktadır. Petrol fiyatlarının varil başına 80 dolar gibi tarihsel olarak nispeten kabul edilebilir ancak yine de yüksek sayılacak bir platoda kalıcı hale gelmesi, üreticilerin maliyet yapılarını kalıcı olarak değiştirmelerine neden olacaktır.

Enerji fiyatları belirli bir eşiğin altına inmediği sürece, nakliye şirketleri navlun bedellerini, ambalaj üreticileri ürün fiyatlarını ve fabrikalar toptan satış fiyatlarını düşürmeyeceklerdir. Bu durum, girdi maliyetlerinin zincirleme bir reaksiyonla en alt kademedeki nihai tüketiciye kadar kesintisiz bir şekilde aktarılacağı anlamına gelir. Japon tüketicilerinin uzun yıllardır alışık olduğu fiyat istikrarı ortamının yerini, her geçen ay daha da artan bir tüketici fiyat endeksine (TÜFE) bırakması, hanehalkının reel gelirlerini tırpanlayacaktır. Reel gelirleri düşen tüketicilerin mecburi olmayan (diskresyoner) harcamalarını kısmaları ise Japonya’nın iç büyüme dinamiklerini durma noktasına getirecek ve Merkez Bankası’nın faiz politikası kararlarında ekonomiyi durgunluğa itmemek adına manevra alanını neredeyse tamamen yok edecektir.

Nikkei endeksindeki sert satışlar ve teknoloji hisselerinin çöküşü

Tüm bu makroekonomik, jeopolitik ve kurumsal risklerin aynı potada erimesi, ülkenin en önemli borsa endeksinde şiddetli bir satış baskısı yaratmıştır. Bu sabah Nikkei 225 endeksi %1,02 düşüşle 56 bin 343 seviyesine gerilerken, piyasanın amiral gemileri konumundaki teknoloji devleri endeksi aşağı çeken ana unsurlar olmuştur. İşlem gününün kapanış verileri incelendiğinde, küresel teknoloji ve yatırım holdingi SoftBank Group hisselerinde %2,5, yarı iletken üretim ekipmanları devi Tokyo Electron Ltd. hisselerinde %2,8 ve mikrodenetleyici üreticisi Renesas Electronics hisselerinde %2,2 gibi ciddi oranlarda değer kayıpları yaşandığı gözlemlenmiştir. Nikkei endeksi üzerinde büyük bir ağırlığa sahip olan bu şirketlerin eş zamanlı olarak satılması, panik havasının sanayi sektöründen çıkarak piyasanın bütününe yayıldığının göstergesidir.

Teknoloji hisselerinin makroekonomik belirsizlik dönemlerinde bu denli sert satış yemesi rastlantı değildir. Büyüme hisseleri (growth stocks) olarak kategorize edilen bu teknoloji şirketlerinin şirket değerlemeleri, büyük ölçüde gelecekte elde edecekleri nakit akışlarına dayandırılmaktadır. Enerji krizi ve artan enflasyon beklentileri, küresel faiz oranlarının “daha uzun süre daha yüksek” kalacağı endişesini doğurmakta, bu da teknoloji şirketlerinin gelecekteki nakit akışlarının bugünkü değerini iskontolayan faiz oranlarını (discount rate) yükseltmektedir. Dolayısıyla, faizlerin yüksek kalacağı beklentisi ve yavaşlayan küresel ekonomik büyüme öngörüsü, bu teknoloji devlerinin fiyat/kazanç rasyolarını daraltarak sert hisse senedi düşüşlerine yol açmıştır. Nikkei endeksi bünyesindeki bu zayıflık, yatırımcıların geleceğe dair büyüme hikayelerini şimdilik rafa kaldırdığını kanıtlamaktadır.

Döviz kurlarındaki tehlikeli zayıflama ve japon yeninin çöküşü

Borsa tarafında yaşanan kan kaybına paralel olarak, Japonya makroekonomisinin en hassas fay hattı olan döviz piyasalarındaki zayıflama da tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Amerikan doları ise 159,74 yen seviyesine yükseldi. Yen’in dolar karşısında bu denli tarihi düşük seviyelere gerilemesi, ithalata dayalı ekonomi modeline sahip olan Japonya için tam anlamıyla bir “çifte şok” (double whammy) anlamına gelmektedir. Bir yandan küresel emtia ve petrol fiyatları dolar bazında yukarı yönlü seyretmekte, diğer yandan bu emtiaları satın almak için kullanılan yerel para biriminin satın alma gücü serbest düşüş yaşamaktadır.

Döviz kurundaki bu şiddetli değer kaybı, Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) uzun süredir sürdürdüğü ultra gevşek para politikasının piyasalar tarafından artık sürdürülemez olarak fiyatlandığını göstermektedir. Diğer büyük merkez bankalarının faiz artırım döngülerine karşılık faizleri düşük tutmakta direnen Japonya, küresel faiz makasının açılması nedeniyle devasa sermaye çıkışlarına sahne olmaktadır. Döviz kurunun 160 sınırına dayanması, ithalatçı şirketlerin iflas risklerini artırmakta, enflasyonu kontrolden çıkarma potansiyeli taşımakta ve hanehalkı refahını eritmektedir. Bu koşullar altında, hem borsa endekslerindeki satışı durdurmak hem de kontrolden çıkan enflasyonu dizginlemek adına, politika yapıcıların para politikasında radikal faiz artırımlarına gitmeleri veya döviz piyasasına doğrudan milyarlarca dolarlık müdahalelerde bulunmaları artık ertelenemez bir zorunluluk haline gelmektedir.

 

 

blank

ABD İran’a yönelik deniz ablukasını bugün başlatıyor

Prev
blank

ABD-İran görüşmelerinin çökmesi Asya para birimlerini baskı altına aldı

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba