ABD İran'a yönelik deniz ablukasını bugün başlatıyor | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

ABD İran’a yönelik deniz ablukasını bugün başlatıyor

Hafta sonu İslamabad’da gerçekleşen diplomatik görüşmelerin sonuçsuz kalmasının ardından Amerikan ordusu, limanlara yönelik tam kapsamlı bir deniz ablukası başlattı. Bu stratejik hamlenin küresel enerji ve finans piyasalarını sarsması bekleniyor. Küresel …

Hafta sonu İslamabad’da gerçekleşen diplomatik görüşmelerin sonuçsuz kalmasının ardından Amerikan ordusu, limanlara yönelik tam kapsamlı bir deniz ablukası başlattı

blank
Paylaş

Hafta sonu İslamabad’da gerçekleşen diplomatik görüşmelerin sonuçsuz kalmasının ardından Amerikan ordusu, limanlara yönelik tam kapsamlı bir deniz ablukası başlattı. Bu stratejik hamlenin küresel enerji ve finans piyasalarını sarsması bekleniyor.

Küresel enerji piyasalarında yeni kriz ve deniz ablukası şoku

Küresel ekonomi, tedarik zincirlerinin birbirine hassas bağlarla entegre olduğu, enerji koridorlarının ve uluslararası ticaret ağlarının kesintisiz işlemesine dayanan devasa bir ekosistemdir. Bu karmaşık ve kırılgan yapı içerisinde, diplomatik masalarda alınan kararlar veya ulaşılamayan mutabakatlar, saniyeler içinde küresel finans piyasalarında trilyonlarca dolarlık dalgalanmalara yol açabilmektedir. Hafta sonu Pakistan’ın başkenti İslamabad’da gerçekleştirilen ve tüm dünyanın yakından takip ettiği diplomatik görüşmelerin, taraflar arasında savaşı sona erdirecek herhangi bir anlaşmaya varılamadan sonuçlanması, jeopolitik risk algısını anında zirveye taşımıştır. Bu diplomatik tıkanıklığın ardından ABD ordusu, sabah saatlerinde piyasaları sarsan tarihi bir karar açıklayarak, hedef ülkenin limanlarına yönelik tam kapsamlı bir deniz ablukası başlatacağını resmen duyurmuştur. Ekonomik literatürde deniz ablukası, bir ülkenin makroekonomik ekosistemini dış dünyadan tamamen izole etmeyi amaçlayan, ihracat gelirlerini sıfırlayarak ithalat kapasitesini felç eden en sert yaptırım araçlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Abluka kararının duyurulmasıyla birlikte, uluslararası piyasalarda yatırımcı davranışları hızla riskten kaçış (risk-off) eğilimine girmiştir. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan resmi açıklamada, söz konusu deniz ablukasının bugün Türkiye saati ile (TSİ) 17:00’de fiilen başlayacağı bildirilmiştir. Bu net zaman çizelgesi, emtia tüccarlarına, nakliye şirketlerine ve sigorta devlerine operasyonel planlarını revize etmeleri için çok dar bir pencere bırakmıştır. Bir ülkenin dış ticaretinin büyük çoğunluğunun deniz yolları üzerinden yapıldığı göz önüne alındığında, limanların işlevsiz hale getirilmesi, o ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasında (GSYH) anlık ve derin daralmalara yol açma potansiyeline sahiptir. Merkez bankaları ve uluslararası finans kuruluşları, bu ablukanın sadece hedef ülkeyi değil, aynı zamanda o ülkeyle doğrudan veya dolaylı ticari ilişkisi olan diğer bölge ekonomilerini de sarsacak bir bulaşıcılık (contagion) etkisi yaratıp yaratmayacağını yakından izlemektedir.

Uluslararası deniz ticareti ve limanlara yönelik yaptırımlar

Deniz ablukasının uygulanış biçimi ve coğrafi kapsamı, küresel ticaretin aksamaması adına kritik bir öneme sahiptir. CENTCOM tarafından yapılan teknik açıklamada, ablukanın Arap Körfezi ve Umman Körfezi dahil olmak üzere tüm İran limanlarına giren veya çıkan tüm uluslara ait gemilere karşı tarafsız bir şekilde uygulanacağı çok net bir biçimde vurgulanmıştır. Bu “tarafsızlık” vurgusu, yaptırımların uluslararası hukuk bağlamında hiçbir ülkeye ayrıcalık tanınmadan, katı bir finansal ve askeri uyum çerçevesinde yürütüleceğinin ilanıdır. Çin, Hindistan veya Avrupa Birliği menşeli devasa konteyner gemileri ve petrol tankerleri, milliyetlerine bakılmaksızın bu kısıtlamalara tabi tutulacaktır. Bu durum, küresel nakliye şirketlerinin (armatörlerin) uyum (compliance) departmanlarını alarma geçirmiş ve olası devasa para cezalarından veya gemi müsaderelerinden kaçınmak için rotaların acilen yeniden hesaplanmasına neden olmuştur.

Limanların kapatılması, hedef ülkenin sadece petrol ihracatını değil, aynı zamanda petrokimya ürünleri, tarım ürünleri ve endüstriyel ham madde ihracatını da durma noktasına getirecektir. İran ekonomisi gibi dış döviz girdisine yüksek oranda bağımlı olan bir yapı için ihracat kanallarının tıkanması, merkez bankasının döviz rezervlerinin hızla erimesine, yerel para biriminin astronomik oranlarda değer kaybetmesine ve ithal ikamesi zorunlu olan temel tüketim mallarında hiperenflasyonist bir sarmalın tetiklenmesine yol açacaktır. Diğer taraftan, uluslararası ticaretin finansmanını sağlayan küresel bankalar, abluka kapsamındaki limanlara yönelik açılmış olan akreditif (letter of credit) işlemlerini ve ticari kredileri anında dondurma yoluna gideceklerdir. Bu durum, fiili ablukanın ötesinde, ülkeyi küresel finansal sistemin dışına iten görünmez bir ekonomik duvarın da örüldüğü anlamına gelmektedir.

Fiyat istikrarı tehdit altında ve petrol piyasalarındaki panik

Alınan askeri ve stratejik kararların piyasalardaki en büyük yansıması, şüphesiz ki dünyanın en kritik enerji darboğazlarından biri olan geçiş rotalarında hissedilmektedir. CENTCOM açıklamasında, Hürmüz Boğazı üzerinden İran dışındaki limanlara geçiş yapan gemilerin engellenmeyeceği, ancak hedef ülkeye geçiş ücreti ödeyen her geminin uluslararası sularda durdurulacağı açıkça belirtilmiştir. Dünya genelinde deniz yoluyla taşınan ham petrolün ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) çok büyük bir bölümünün geçtiği bu stratejik boğaz, küresel enflasyon beklentilerini ve enerji arz güvenliğini doğrudan belirleyen bir termometre işlevi görmektedir. Geçiş ücreti ödeyen gemilerin durdurulması, nakliye şirketlerini iki zorlu seçenek arasında bırakmaktadır: Ya hedef ülkenin taleplerini reddederek bölgesel bir misilleme riskiyle yüzleşecekler ya da geçiş ücretini ödeyip ABD donanması tarafından alıkonulacaklardır.

Bu karmaşık ve çözümsüz gibi görünen denkleme yönelik en net siyasi mesaj, en üst düzeyden gelmiştir. Başkan Trump, sosyal medya hesapları üzerinden yaptığı küresel etki yaratan açıklamasında, “Hiç kimse yasa dışı geçiş ücreti ödeyerek açık denizlerde güvenli geçiş yapamaz” diyerek, uygulanan finansal yaptırımların arkasındaki kararlılığı vurgulamıştır. Açık denizlerde seyrüsefer serbestisinin korunması adına atılan bu adımın ekonomik bedeli, piyasalar tarafından anında fiyatlanmaya başlanmıştır. Trump ayrıca, İran‘ın Hürmüz Boğazı‘na yerleştirdiği olası mayınların temizleneceğini de eklemiştir. Deniz mayınları, uluslararası ticarette sadece fiziksel bir engel değil, aynı zamanda milyarlarca dolarlık ticari filoları limanlara hapseden devasa bir ekonomik bariyerdir. Mayın temizleme operasyonlarının gerektirdiği yüksek askeri harcamalar ve bu süreçte boğazın tam kapasiteyle çalışamaması, vadeli petrol sözleşmelerinde (Brent ve WTI) ani ve sert yukarı yönlü fiyat sıçramalarına zemin hazırlamaktadır.

Jeopolitik risklerin makroekonomik dengeler üzerindeki etkisi

Enerji fiyatlarındaki bu kaçınılmaz yükseliş, sadece emtia piyasalarını değil, aynı zamanda ülkelerin iç siyasi dinamiklerini ve seçim ekonomilerini de derinden etkileyen bir faktördür. Başkan Trump, yaptığı değerlendirmelerde, küresel piyasalardaki bu arz şokunun bir sonucu olarak petrol ve benzin fiyatlarının Kasım ayındaki ara seçimlere kadar yüksek kalabileceğini açıkça kabul etmiştir. Bir ekonomide benzin fiyatlarının artması, lojistikten gıdaya, üretimden perakendeye kadar tüm sektörlerde maliyet itişli enflasyonu (cost-push inflation) körükleyen en temel etkendir. ABD gibi tüketim harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılanın çok büyük bir bölümünü oluşturduğu bir ekonomide, akaryakıt fiyatlarındaki artış, hanehalkının harcanabilir gelirini (disposable income) doğrudan tırpanlayarak ekonomik büyümeyi yavaşlatma riski taşımaktadır.

Bu ekonomik zafiyet, karşı tarafın da diplomatik ve psikolojik savaşında önemli bir argüman olarak kullanılmaktadır. Nitekim İranlı yetkililer, Washington bölgesindeki güncel benzin fiyatlarını kamuoyuyla paylaşarak, ABD‘nin yakında galonu 4-5 dolarlık fiyatları özleyeceğini savunmuşlardır. Bu karşılıklı söylemler, ekonomik yaptırımların sadece hedef ülkeyi değil, yaptırımı uygulayan ülkenin kendi iç piyasasını da yıpratan, iki tarafı keskin bir kılıç olduğunu göstermektedir. Galon fiyatlarının 4-5 dolar eşiğini aşarak daha da yükselmesi ihtimali, Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) enflasyonla mücadele politikalarını karmaşıklaştıracak ve olası faiz indirimi beklentilerini öteleyerek küresel piyasalarda doların maliyetini (tahvil getirilerini) artıracak bir makroekonomik iklim yaratacaktır.

Askeri gerilimlerin navlun maliyetlerine ve sigortaya yansıması

Deniz ablukaları ve boğaz geçişlerindeki askeri varlık, sadece arz-talep dengesini değil, denizcilik ekonomisinin temel maliyet kalemlerini de astronomik seviyelere çıkarır. Gelişmeler üzerine İran Devrim Muhafızları (IRGC), boğaza yaklaşan askeri gemilerin ateşkes ihlali sayılacağını ve sert bir şekilde karşılık verileceğini duyurarak, bölgedeki jeopolitik gerilimin hızla tırmanabileceği sinyalini vermiştir. Bu tür doğrudan askeri tehditler, Londra merkezli Lloyd’s gibi küresel deniz sigortası piyasalarında anında “Savaş Riski Primi” (War Risk Premium) artışlarına neden olur. Gemi armatörleri, filolarını bu yüksek riskli sulara sokabilmek için gemi değerinin belirli bir yüzdesi oranında devasa ek sigorta poliçeleri ödemek zorunda kalırlar.

Sigorta maliyetlerindeki bu dramatik artış, navlun fiyatlarına (taşıma ücretlerine) doğrudan yansır. Uzak Doğu’dan Avrupa’ya veya Orta Doğu’dan ABD‘ye taşınan her bir varil petrolün veya her bir konteyner dolusu malın lojistik maliyeti katlanarak artar. Armatörlerin bir kısmı bu maliyetleri göze almak yerine gemilerini Ümit Burnu gibi çok daha uzun, maliyetli ve haftalar süren alternatif rotalara yönlendirebilir. Teslimat sürelerinin uzaması, rafinerilerin ve sanayi tesislerinin hammadde stoklarını eritmesine, “tam zamanında üretim” (just-in-time) tedarik zinciri modelinin çökmesine ve sonuç olarak nihai tüketici fiyatlarında yeni bir enflasyonist dalganın başlamasına yol açar. Kısacası, boğazdaki askeri bir gerilim, binlerce kilometre ötedeki sıradan bir tüketicinin market alışverişini dahi doğrudan etkileyen küresel bir ekonomik şok dalgası yaratmaktadır.

Diplomatik çıkmazın küresel tedarik zincirlerindeki maliyeti

Ekonomik kısıtlamalar ve yaptırımlar karşısında ülkeler, tamamen izole olmak yerine alternatif diplomatik ve ticari bloklar inşa etme yoluna giderler. Bu kriz ortamında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği stratejik görüşme, uluslararası siyasi ekonominin yeniden şekillendiğinin en net göstergelerinden biridir. Görüşmede Pezeşkiyan, “dengeli ve adil bir anlaşma” istediklerini ifade ederek, diplomasinin kapılarını tamamen kapatmadıklarını vurgulamış ve “ABD uluslararası hukuka dönerse anlaşma uzak değil” ifadelerini kullanmıştır. Bu söylem, yaptırımların getirdiği ağır makroekonomik maliyetin farkında olunduğunu, ancak taviz verilecek noktalarda karşılıklılık ilkesinin (reciprocity) gözetildiğini ortaya koymaktadır.

Rusya ile gerçekleştirilen bu üst düzey temas, aynı zamanda küresel ekonomide Amerikan dolarının hegemonyasına (de-dollarization) karşı oluşturulmaya çalışılan alternatif finansal sistemlerin ve BRICS gibi yapıların önemini bir kez daha gündeme taşımaktadır. Yaptırım altındaki ülkeler, SWIFT sistemi dışında kalan ikili takas (barter) mekanizmaları, yerel para birimleriyle ticaret ve alternatif ödeme sistemleri kurarak ekonomilerini ayakta tutmaya çalışmaktadır. Enerji zengini iki büyük ülkenin bu yakınlaşması, küresel enerji piyasalarında fiyat belirleme gücünü konsolide etme ve Batılı ülkelerin yaptırım silahının etkisini kırma amacını taşımaktadır. Ancak bu alternatif sistemlerin işlem maliyetlerinin çok yüksek olması ve küresel likiditeden yoksun olmaları, yaptırımların yarattığı ekonomik tahribatı tam anlamıyla telafi etmelerini şimdilik engellemektedir.

Enerji arz güvenliğinde artan riskler ve stratejik önlemler

Krizin yönetimi ve geleceğine dair vizyon, yaptırımları uygulayan tarafın oyun teorisi (game theory) stratejileriyle yakından ilişkilidir. Başkan Trump ise süreçle ilgili yaptığı değerlendirmede, hedef ülkenin er ya da geç müzakere masasına döneceğine inandığını, ancak dönmezlerse bunun kendisi için sorun olmayacağını belirterek, ABD ekonomisinin bu restleşmeyi sürdürebilecek kapasitede olduğunu ima etmiştir. Bu yaklaşım, diplomaside “ekonomik yıpratma savaşı” (war of economic attrition) olarak adlandırılan stratejinin ta kendisidir. Güçlü taraf, yaptırımların zaman içinde karşı tarafın döviz rezervlerini eriteceğini, işsizliği artıracağını, teknolojik altyapısını çökerteceğini ve sonunda siyasi bir taviz vermeye mecbur bırakacağını hesaplamaktadır.

Bununla birlikte, “dönmezlerse sorun olmaz” söylemi, ABD‘nin kendi stratejik petrol rezervlerine (SPR), artan kaya petrolü (shale oil) üretimine ve küresel enerji pazarındaki diğer müttefik tedarikçilere güvendiğini göstermektedir. ABD, kendi iç pazarındaki enerji ihtiyacını yerli üretimle sübvanse ederek ve uluslararası piyasalara sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihraç ederek, Hürmüz Boğazı‘nda yaşanacak olası bir daralmanın etkilerini kendi ekonomisi adına minimize etmeyi hedeflemektedir. Ancak küresel piyasaların geri kalanı, özellikle de enerji ithalatına bağımlı Avrupa Birliği ve Asya-Pasifik ekonomileri için aynı iyimserliği paylaşmak mümkün değildir. Bu bölgeler, deniz ablukasının uzaması durumunda ciddi sanayi yavaşlamaları ve cari açık problemleriyle yüzleşmek zorunda kalacaklardır.

Makroekonomik projeksiyonlar ve piyasaların gelecek beklentisi

Sonuç itibarıyla, diplomatik görüşmelerin çökmesi ve fiili bir deniz ablukasının başlaması, küresel ekonomiyi son derece öngörülemez bir sulara sürüklemiştir. Bir yanda enflasyonist baskılarla mücadele etmeye çalışan merkez bankaları, diğer yanda tedarik zincirlerinin kopması riskiyle karşı karşıya kalan uluslararası şirketler bulunmaktadır. Ablukanın Arap ve Umman körfezlerinde yaratacağı askeri hareketlilik, sadece bölgesel ticareti değil, kıtalararası sermaye hareketlerini de doğrudan etkileyecektir. Küresel yatırımcılar, artan riskler karşısında hisse senedi piyasalarından çıkarak, altın ve ABD Hazine tahvilleri gibi “güvenli liman” (safe haven) varlıklarına yönelme eğilimini hızlandıracaktır.

Önümüzdeki günlerde piyasaların en çok odaklanacağı veri setleri; Brent petrolün varil fiyatındaki oynaklık (volatilite), deniz sigorta primlerindeki artış oranları ve hedef ülkenin limanlarından çıkış yapamayan ticaret hacminin küresel arz-talep dengesinde yaratacağı fiziki açıklık olacaktır. Diplomatik çözüm kapılarının tamamen kapanmamış olması zayıf bir umut ışığı sunsa da, fiili yaptırımların ve ablukanın devreye girmesi, küresel ticaretin uzun bir süre daha yüksek maliyetli, yavaş ve jeopolitik risklere son derece duyarlı bir rejimde işlem görmeye devam edeceğinin en kesin kanıtıdır. Dünya ekonomisi, siyasi kararların ağır ekonomik bedellerini ödemek üzere yeni ve zorlu bir sınava girmektedir.

 

 

blank

Japonya/Akazawa: Enflasyonu sınırlamak için yenin güçlendirilmesi bir seçenek olabilir

Prev
blank

Japonya’da bilanço sezonu kötü başladı, Nikkei endeksi geriledi

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba