İngiltere’de ücret artışlarında nisanda yavaşlama sinyali görüldü | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.10
44,9247
EUR/TRY
%-0.03
52,7818
GBP/TRY
%-0.02
60,7150
CHF/TRY
%0.21
57,5995
SAR/TRY
%0.11
11,9793
JPY/TRY
%0.00
0,2821
RUB/TRY
%-0.14
0,59695
EUR/USD
%0.05
1,17488
EUR/GBP
%0.00
0,8693
GBP/USD
%0.04
1,3514
BRENT/USD
%-1.50
98,95
XAU/TRY
%1.06
214.085,08
XAG/TRY
%2.58
3.527,72
CAD/TRY
%0.14
32,8962
AUD/TRY
%0.25
32,1818
SEK/TRY
%0.43
4,9074
RSD/TRY
%0.00
0,4496
XAU/USD
%0.96
4.765,41

İngiltere’de ücret artışlarında nisanda yavaşlama sinyali görüldü

Brightmine verileri ücret artışlarındaki yavaşlamayı gösterdi İngiltere'de yılın ilk çeyreğinde hafif bir yükseliş gösteren maaş zamları, nisan ayında yavaşlama eğilimine girdi. Jeopolitik gerilimler ve artan maliyetler işverenleri temkinli olmaya iterken, piyasalardaki be…

Brightmine verileri ücret artışlarındaki yavaşlamayı gösterdi İngiltere'de yılın ilk çeyreğinde hafif bir yükseliş gösteren maaş zamları, nisan ayında yavaşlama eğilimine girdi

blank
Paylaş

Brightmine verileri ücret artışlarındaki yavaşlamayı gösterdi İngiltere’de yılın ilk çeyreğinde hafif bir yükseliş gösteren maaş zamları, nisan ayında yavaşlama eğilimine girdi. Jeopolitik gerilimler ve artan maliyetler işverenleri temkinli olmaya iterken, piyasalardaki belirsizlik derinleşiyor.

İngiltere ekonomisinde nisan ayı ücret anlaşmalarının önemi

Küresel finans sisteminin en önemli merkezlerinden biri olan İngiltere’de, makroekonomik dengelerin seyrini belirleyen en temel unsurların başında işgücü piyasası dinamikleri ve çalışanlara sunulan maaş zamları gelmektedir. Özellikle nisan ayı, İngiltere ekonomisi için hem yeni mali yılın başlangıcını temsil etmesi hem de yasal asgari ücret seviyelerinin (National Living Wage) güncellendiği dönem olması sebebiyle, kurumsal şirketlerin yıllık bütçe planlamalarında ve personel giderlerinin belirlenmesinde kritik bir takvimsel öneme sahiptir. İnsan kaynakları departmanları, sendikalar ve şirket yönetimleri arasındaki yıllık ücret anlaşmalarının yaklaşık yarısının geleneksel olarak bu ayda sonuçlandırıldığı göz önüne alındığında, nisan ayında ortaya çıkan veriler, yılın geri kalanı için son derece güçlü bir makroekonomik öncü gösterge (leading indicator) işlevi görmektedir. Bu bağlamda, nisan ayındaki maaş zam oranları, sadece hanehalkının gelecekteki satın alma gücünü değil, aynı zamanda şirketlerin karlılık marjlarını ve genel fiyatlar düzeyini de doğrudan etkileyen bir zincirleme reaksiyon başlatmaktadır. 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin veriler incelendiğinde, İngiltere’de faaliyet gösteren işverenlerin sunduğu maaş artışlarında hafif ancak dikkat çekici bir yükseliş ivmesi yaşandığı görülmüştü. Uzman insan kaynakları veri ve analiz sağlayıcısı Brightmine tarafından derlenen ve yayımlanan kapsamlı anket sonuçlarına göre, mart ayına kadar olan üç aylık dönemde medyan (ortanca) maaş artışı yüzde 3,5 seviyesine ulaşmıştır. Bu oran, istihdam piyasasının daha hareketli olduğu önceki iki üç aylık dönemde kaydedilen yüzde 3,3 seviyesinin üzerine çıkıldığını göstermiş ve piyasalarda “ücret-fiyat sarmalı” endişelerini belirli bir ölçüde yeniden alevlendirmişti. İlk çeyrekteki bu göreceli dirençli duruş, şirketlerin nitelikli personeli elde tutma (talent retention) konusundaki kaygılarının devam ettiğine ve enflasyonist ortamda çalışanların refah kayıplarını telafi etme çabalarının sürdüğüne işaret ediyordu. Ancak, yılın en kritik eşiği olan nisan ayına girilmesiyle birlikte, bu ivmenin yerini belirgin bir yavaşlama ve temkinli bekleyişe bıraktığı anlaşılmaktadır. Nisan ayına ilişkin ilk analizler ve sahadan gelen öncü veriler, her yıl on binlerce çalışanı kapsayan ücret anlaşmalarının yapıldığı bu yoğun dönemde medyan maaş artışının yüzde 3 seviyesine işaret ettiğini göstermiştir. Yüzde 3,5 seviyesinden yüzde 3’e doğru yaşanan bu gerileme, salt bir istatistiksel sapmadan ziyade, İngiliz reel sektörünün karşı karşıya kaldığı çok boyutlu finansal baskıların ve belirsiz ekonomik görünümün doğrudan bir yansımasıdır. Şirket bilançoları, bir yandan artan operasyonel maliyetler ve vergi yükümlülükleriyle daralırken, diğer yandan jeopolitik şokların yarattığı tedarik zinciri kırılganlıklarıyla başa çıkmak zorundadır. Bu çok bilinmeyenli ekonomik denklemde, işverenlerin personel giderleri gibi en büyük sabit maliyet kalemlerinde daha muhafazakar bir tutum sergilemeleri, şirketlerin hayatta kalma ve kar marjlarını koruma stratejilerinin doğal bir sonucudur. Ücretlerdeki bu soğuma eğilimi, enflasyonla mücadele eden para politikası otoriteleri için cesaret verici bir gelişme olarak okunsa da, hanehalkı tüketim harcamalarına dayalı ekonomik büyüme beklentileri açısından çeşitli aşağı yönlü riskler barındırmaktadır.

Brightmine verileri ve işgücü piyasası dinamiklerinin analizi

İngiltere’deki kurumsal şirketlerin maaş politikalarını şeffaf bir şekilde ortaya koyan Brightmine raporu, makroekonomik analizler için son derece güvenilir ve geniş tabanlı bir veri seti sunmaktadır. Kurumun ilk çeyreğe ilişkin değerlendirmesini, perakendeden finansa, üretimden hizmet sektörüne kadar ekonominin farklı kollarında faaliyet gösteren ve toplamda 373 bin çalışanı kapsayan 111 ücret anlaşmasına dayandırmış olması, ulaşılan sonuçların istatistiksel geçerliliğini ve temsil yeteneğini oldukça güçlendirmektedir. Bu çapta bir veri havuzundan elde edilen bulgular, sadece birkaç dev şirketin değil, aynı zamanda İngiliz ekonomisinin belkemiğini oluşturan orta ölçekli işletmelerin de finansal reflekslerini ve işgücü piyasası koşullarına verdikleri tepkileri yansıtmaktadır. Yüzde 3 seviyesinde yoğunlaşan nisan ayı medyan artışları, işverenlerin geçmiş yıllardaki agresif ücret rekabetinden yavaş yavaş geri çekildiğini ve piyasada bir dengelenme arayışı içinde olduklarını göstermektedir. Söz konusu veri setinin analizini gerçekleştiren Brightmine veri ve insan kaynakları içgörüleri kıdemli içerik yöneticisi Sheila Attwood’un konuya ilişkin değerlendirmeleri, piyasa psikolojisini özetlemesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Attwood, elde edilen sonuçları yorumlarken, “Artışlar genel olarak beklentilerle uyumlu kalırken, yukarı yönlü baskının oluştuğuna dair çok az kanıt var” dedi. Bu kritik tespit, enflasyonun ve artan yaşam maliyetlerinin çalışanlar tarafında yarattığı maaş artış taleplerinin, işverenler nezdinde artık eskisi kadar güçlü bir karşılık bulamadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yukarı yönlü baskıların (upward pressure) zayıflaması, işverenlerin müzakere masasında ellerinin güçlenmeye başladığını ve personel bulma zorluklarının (labor shortages) geçmiş dönemlere kıyasla daha yönetilebilir seviyelere indiğini işaret etmektedir. Bu durum, pandeminin ve Brexit’in ardından uzun süre “çalışan piyasası” (employee’s market) olarak nitelendirilen İngiltere istihdam piyasasının, kademeli olarak “işveren piyasası”na (employer’s market) doğru evrilmekte olduğunun altını çizmektedir. Ayrıca, ücret artışları üzerindeki bu baskının zayıflaması, şirketlerin toplam ödüllendirme (total rewards) stratejilerinde de bir paradigma değişikliğine gittiklerini göstermektedir. Birçok şirket, kalıcı bir sabit maliyet unsuru olan baz maaş artışlarını yüksek tutmak yerine; esnek çalışma modelleri, sağlık sigortaları, tek seferlik performans primleri (bonuses) veya refah destek programları gibi daha esnek ve bilançoyu uzun vadede yormayacak yan haklara odaklanmaktadır. İşverenler, belirsizliğin yüksek olduğu dönemlerde geri alınması zor olan baz maaş taahhütlerinden kaçınarak, finansal esnekliklerini korumayı hedeflemektedirler. Brightmine anketindeki 111 farklı anlaşmanın derinlemesine incelenmesi, sektörler arasında belirli ayrışmalar yaşansa da, genel makro eğilimin maliyet kontrolü (cost containment) ve bütçe disiplini ekseninde birleştiğini doğrulamaktadır. Kurumsal şirketler, yetenek savaşlarında (war for talent) artık sadece yüksek maaş teklifleriyle değil, kurum kültürü ve sürdürülebilirlik hedefleriyle rekabet etmeye çalışmaktadır.

İngiltere merkez bankası politikaları ve enflasyonist baskılar

Makroekonomik istikrarın sağlanması ve fiyatlar genel düzeyindeki artışların kontrol altına alınması hedefiyle hareket eden İngiltere Merkez Bankası (Bank of England – BoE), ülkedeki ücret artışları ve işgücü maliyetlerinin seyrini adeta bir büyüteç altında incelemektedir. Merkez bankalarının en büyük korkularından biri olan “ücret-fiyat sarmalı” (wage-price spiral), çalışanların yüksek enflasyona karşı satın alma güçlerini korumak için talep ettikleri yüksek maaş zamlarının, şirketler tarafından ürün ve hizmet fiyatlarına yansıtılmasıyla enflasyonun kalıcı ve yapışkan (sticky) hale gelmesi durumudur. İngiltere ekonomisinde, özellikle hizmetler sektöründe emek maliyetlerinin toplam maliyetler içindeki payının çok yüksek olması, ücret dinamiklerini İngiltere Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun (MPC) alacağı faiz kararları açısından bir numaralı parametre haline getirmektedir. Nisan ayında görülen yavaşlama sinyalleri, banka yetkilileri için uzun süredir uygulanan sıkı para politikasının (tight monetary policy) nihayet reel ekonomi üzerinde arzulanan soğutma etkisini göstermeye başladığına dair önemli bir kanıt niteliği taşımaktadır. Resmi istatistik kurumları tarafından daha önce açıklanan veriler, İngiltere Merkez Bankası koridorlarında belirli ölçüde tedirginlik yaratmıştı. Şubat ayına kadar olan üç aylık döneme ilişkin istihdam ve kazanç raporları, ortalama haftalık kazanç artışının (ikramiyeler dahil ve hariç) piyasa beklentilerinden daha sınırlı bir yavaşlama sergilediğini ortaya koymuştu. Beklentilerin üzerinde dirençli kalan bu ücret verileri, enflasyonun yüzde 2 olan resmi hedefe sürdürülebilir bir şekilde geri dönmesinin tahmin edilenden daha uzun sürebileceği endişelerini körüklemiş ve faiz indirim döngüsünün (rate cut cycle) başlama takvimini daha ileri aylara ötelemişti. Ancak Brightmine’ın nisan ayına ilişkin ortaya koyduğu yüzde 3 seviyesindeki medyan artış projeksiyonu, resmi verilerde de önümüzdeki aylarda daha belirgin bir soğumanın gözlemleneceğinin öncü sinyalini vermektedir. Merkez bankası, faiz oranlarını belirlerken geçmişe dönük (lagging) resmi verilerden ziyade, ekonominin mevcut yönünü gösteren bu tür güncel anketleri ve saha içgörülerini büyük bir dikkatle modellemektedir. Bununla birlikte, para politikası yapıcılarının önündeki denklem sadece enflasyon ve ücretlerle sınırlı değildir. Faiz oranlarının uzun süre yüksek (higher for longer) seviyelerde tutulması, ekonomideki toplam talebi baskılayarak büyüme oranlarını aşağı çekme ve ekonomiyi resesyonist bir sarmala sokma riskini de beraberinde getirmektedir. Konut kredisi (mortgage) faizlerindeki artışlar nedeniyle harcanabilir geliri zaten daralmış olan İngiliz hanehalkı, nisan ayında ücret artışları hız kestiğinde, reel satın alma gücünde daha fazla erime yaşayabilir. Bu durum, tüketim harcamalarının keskin bir şekilde düşmesine ve perakende başta olmak üzere birçok sektörde ciro kayıplarına yol açabilir. Dolayısıyla İngiltere Merkez Bankası, enflasyonu dizginlemek için ücret artışlarındaki bu yavaşlamayı memnuniyetle karşılasa da, bu yavaşlamanın derin bir istihdam krizine veya ekonomik durgunluğa dönüşmemesi için makroekonomik verileri hassas bir teraziyle tartmak ve para politikasındaki ince ayarı (fine-tuning) kusursuz bir şekilde yapmak zorundadır.

İran savaşı ve küresel enerji fiyatlarının ingiltere’ye etkisi

İngiltere ekonomisinin iç dinamiklerinde yaşanan bu hassas dengeleme süreci, uluslararası arenada meydana gelen ve öngörülmesi zor olan dışsal şoklarla (exogenous shocks) sürekli olarak test edilmektedir. 2026 yılı itibarıyla Orta Doğu’da patlak veren ve geniş çaplı bir jeopolitik krize dönüşen İran savaşı, küresel enerji piyasalarında deprem etkisi yaratarak petrol ve doğal gaz fiyatlarının hızla tırmanmasına neden olmuştur. Enerji ithalatına yüksek oranda bağımlı olan ve enerji sepetinde doğal gazın ağırlığı Avrupa’daki diğer birçok gelişmiş ülkeye kıyasla çok daha yüksek olan İngiltere, bu arz şokundan en ağır hasarı alma potansiyeline sahip ülkelerin başında gelmektedir. Uzmanlar tarafından yapılan makroekonomik değerlendirmeler, İran savaşı nedeniyle yükselen enerji fiyatlarının İngiltere ekonomisini benzer ülkelere (örneğin Fransa veya Almanya) kıyasla çok daha kırılgan hale getirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. İngiltere’nin yeterli doğal gaz depolama kapasitesine sahip olmaması ve elektrik üretiminin büyük bir kısmını gaz yakan santrallerden sağlaması, küresel piyasalardaki fiyat dalgalanmalarının doğrudan ve şiddetli bir şekilde iç piyasaya yansımasına neden olmaktadır. Bu devasa enerji şoku, işverenlerin nisan ayındaki ücret politikalarını belirlerken neden daha temkinli hale geldiklerini açıklayan en hayati unsurlardan biridir. Sanayi tesislerinin, lojistik şirketlerinin ve hatta ofis tabanlı hizmet veren kurumların enerji maliyetleri (operational costs) savaşın başlamasıyla birlikte kontrolden çıkma eğilimi göstermiştir. Şirket bilançolarında enerji faturalarına ayrılan payın dramatik bir şekilde artması, geriye kalan bütçeyi kısıtlayarak çalışanlara verilecek ücret artışları için kullanılabilecek marjı adeta yutmuştur. Bir işletme, ürettiği mal veya hizmetin fiyatını rekabetçi piyasa koşulları nedeniyle anında artıramadığında, artan enerji maliyetlerini sübvanse edebilmek için ilk olarak personel giderlerini baskılamak zorundadır. Bu nedenle nisan ayındaki yüzde 3’lük düşük medyan maaş artışı, aslında İngiliz reel sektörünün küresel enerji krizine karşı geliştirdiği bir savunma mekanizması ve bilanço koruma stratejisidir. Şirketler, işçi çıkarmak (layoffs) gibi daha radikal ve geri dönüşü zor kararlar almadan önce, maaş zamlarını sınırlayarak maliyet fırtınasını atlatmaya çalışmaktadırlar. Ayrıca, enerji fiyatlarındaki bu sert yükseliş, ülke genelindeki enflasyonist beklentileri yeniden bozma tehlikesi taşımaktadır. Tüketici Fiyat Endeksi’nde (TÜFE) enerji kaleminin doğrudan yarattığı yükselişin yanı sıra, nakliye ve üretim maliyetlerindeki artışların gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerine yansıması (ikincil etkiler), hanehalkının yaşam standartlarını derinden sarsmaktadır. İşverenler, çalışanların enflasyon kaynaklı feryatlarını duymalarına rağmen, kendi kurumsal bekalarını tehlikeye atmamak adına ücret artış taleplerine direnç göstermektedirler. İran savaşının yarattığı bu jeopolitik sis perdesi, tedarik zincirlerindeki sigorta primlerini ve navlun maliyetlerini de artırarak işletmelerin önünü görmesini imkansız hale getirmektedir. İşgücü piyasası, bu dışsal jeopolitik krizin faturasını, daha düşük reel ücretler ve azalan satın alma gücü olarak ödemek durumunda kalmaktadır. İngiltere’nin makroekonomik dayanıklılığı (resilience), bu enerji şokunu ne kadar hızlı absorbe edebileceğine ve alternatif enerji kaynaklarına geçiş hızına bağlı olarak şekillenecektir.

Asgari ücret artışları ve işletmelerin maliyet yönetimi

İngiltere’de nisan ayı, daha önce de belirtildiği gibi, hükümet tarafından belirlenen yasal asgari ücret seviyelerinin (National Living Wage – Ulusal Yaşam Ücreti) yürürlüğe girdiği aydır. 2026 yılı nisan ayında yürürlüğe giren asgari ücret artışları, hayat pahalılığı krizinin etkilerini hafifletmek amacıyla genellikle enflasyon oranının üzerinde veya ona paralel olarak belirlenmektedir. Ancak düşük gelirli çalışanlar için bir can simidi olan bu yasal artışlar, kurumsal şirketlerin maliyet yönetimi ve genel ücret mimarisi üzerinde ciddi komplikasyonlar yaratmaktadır. Belirsiz ekonomik görünüm ile asgari ücret ve diğer maliyetlerdeki artışların işverenleri daha temkinli hale getirdiği gerçeği, şirketlerin bordro yapılarında (payroll structures) bir “sıkışma” (wage compression) yaşadıklarını göstermektedir. Asgari ücretin yasal bir zorunluluk olarak artırılması, şirketlerin toplam personel bütçesinden aslan payını en alt kademedeki çalışanlara ayırmalarına neden olmaktadır. Bu yasal zorunluluğun en belirgin yan etkisi, asgari ücretin hemen üzerinde maaş alan orta ve üst kademe personelin ücretlerinde yaşanmaktadır. İşverenler, toplam bütçe sınırlarını aşmamak için, yasal olarak artırmak zorunda oldukları asgari ücretli çalışanların maliyetini, şirketteki diğer kıdemli personellere daha düşük oranda zam yaparak dengelemeye çalışmaktadırlar. Örneğin, asgari ücrete yüzde 6 oranında yasal bir zam yapıldığında, şirketin medyan (ortanca) maaş artışını yüzde 3 seviyesinde tutabilmesi için, uzman ve yönetici kadrolarına yüzde 1 veya yüzde 2 gibi çok daha sınırlı oranlarda zam yapması gerekmektedir. Bu durum, maaş skalasındaki hiyerarşik farkların (pay differentials) daralmasına ve kıdemli çalışanlar arasında motivasyon kayıplarına yol açabilmektedir. Şirketler, bir yandan yasal yükümlülüklerini yerine getirirken, diğer yandan organizasyon içindeki adaleti sağlamak ve bütçe hedeflerini tutturmak gibi imkansız bir üçlemeyle mücadele etmektedirler. Asgari ücretin ötesinde, şirketlerin karşı karşıya kaldığı diğer gizli maliyet artışları da nisan ayındaki temkinli duruşu pekiştirmektedir. Artan kurumlar vergisi oranları, işverenlerin ödemekle yükümlü olduğu ulusal sigorta primleri (National Insurance Contributions) ve ticari emlak vergilerindeki (business rates) yukarı yönlü güncellemeler, bir işletmenin istihdam başına katlandığı toplam maliyeti devasa boyutlara taşımaktadır. Bir çalışanın net maaşına yapılan her 1 sterlinlik artış, işverene vergi ve prim yükümlülükleriyle birlikte çok daha yüksek bir meblağa mal olmaktadır. Dolayısıyla Brightmine’ın raporunda vurgulanan yüzde 3’lük maaş artışı, işverenin sırtlandığı “toplam istihdam maliyeti artışının” sadece görünen ve en masum kısmıdır. İngiliz iş dünyası, kar marjlarını tamamen eritecek bu maliyet tsunamisine karşı en kolay müdahale edebildiği alan olan ihtiyari maaş zamlarında frene basmayı tek rasyonel çözüm olarak görmektedir.

İstihdam verilerindeki yumuşama ve geleceğe yönelik beklentiler

Ücretlerdeki yavaşlama sinyalleri, işgücü piyasası verilerinin genelindeki daha geniş çaplı bir soğuma ve normalleşme trendinin sadece bir parçasıdır. Gecikmeli bir gösterge olan maaş artışlarının aksine, işverenlerin gelecekteki ekonomik aktiviteye dair beklentilerini çok daha anlık olarak yansıtan açık iş pozisyonları (job vacancies) ve bordrolu çalışan sayısı (payroll numbers) gibi öncü veriler, ekonomideki yavaşlamanın boyutlarını net bir şekilde çizmektedir. İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) verileri ve özel sektör istihdam endeksleri, savaşın başlamasının ardından mart ayında işgücü piyasası dinamiklerinde belirgin bir yumuşamaya (softening) işaret etmişti. Açık iş pozisyonlarının aydan aya istikrarlı bir şekilde düşüş göstermesi, şirketlerin büyüme veya kapasite artırımı projelerini rafa kaldırdıklarını ve yeni personel alımlarını durdurduklarını (hiring freeze) göstermektedir. Şirketler, belirsizlik bulutları dağılana kadar mevcut kadrolarıyla yetinme ve açık pozisyonları doldurmak yerine operasyonel verimliliği artırma yoluna gitmektedirler. Bordrolu çalışan sayısındaki durgunluk veya gerileme ise, ekonomideki toplam istihdam yaratma kapasitesinin zayıfladığını kanıtlamaktadır. İşgücü piyasası içindeki bu arz ve talep dengesizliğinin işveren lehine değişmesi, ekonomi teorisinde Beveridge Eğrisi (işsizlik ve açık pozisyonlar arasındaki ilişki) üzerinden okunabilir. Açık pozisyonlar azaldıkça, iş arayanların bir pozisyon için rekabeti artmakta, bu da çalışanların masadaki pazarlık gücünü zayıflatmaktadır. İşi bırakıp daha yüksek maaşlı alternatif bir iş bulma ihtimali (quit rate) düşen çalışanlar, mevcut işverenlerinin sunduğu yüzde 3 gibi sınırlı ücret artışları tekliflerini, işsiz kalma korkusuyla kabullenmek zorunda kalmaktadırlar. Mart ayında gözlemlenen bu yumuşama, nisan ayındaki düşük maaş zamlarının temel psikolojik ve makroekonomik zeminini hazırlamıştır. Geleceğe yönelik beklentiler ise hem hanehalkı hem de politika yapıcılar için zorlu bir senaryoya işaret etmektedir. Eğer jeopolitik krizler kalıcı hale gelir ve enerji fiyatları yüksek seyretmeye devam ederse, İngiltere ekonomisi bir süre “stagflasyon” (durgunluk ve enflasyonun bir arada görülmesi) riskiyle yaşamak zorunda kalacaktır. İngiltere Merkez Bankası, enflasyonu kontrol altına almak için faiz oranlarını indirmekte tereddüt edecek, yüksek faizler ve yüksek maliyetler altında ezilen şirketler ise yatırımlarını ve istihdamı kısmaya devam edecektir. Çalışanların nominal ücret artışları yüzde 3 seviyelerinde kalırken, manşet enflasyonun enerji kaynaklı olarak bunun çok daha üzerinde seyretmesi, reel ücretlerde (satın alma gücü) devasa bir erimeye yol açacaktır. Önümüzdeki çeyreklerde işgücü piyasası koşullarının daha da daralması ve işsizlik oranlarında kademeli bir artış yaşanması, küresel krizlerin İngiliz ekonomisinde açtığı yapısal yaraların en belirgin kanıtı olacaktır. Kurumsal şirketler, hayatta kalmak ve fırtınayı atlatmak için bilançolarını koruma içgüdüsüyle hareket etmeye devam edecektir.

blank

Japonya Maliye Bakanı bankalarla Anthropic’in yapay zeka modeli Mythos’u görüşecek

Prev
blank

Trump: İran limanlarındaki abluka kaldırılırsa anlaşma olmaz

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba