İngiltere işgücü piyasasında 45 aylık gerilemenin ardından ilk istikrar sinyali | VKM Finans

İngiltere işgücü piyasasında 45 aylık gerilemenin ardından ilk istikrar sinyali

KPMG ve REC anketine göre İngiltere işgücü piyasası temmuzda istikrar kazanarak kalıcı kadro daralmalarını sonlandırdı. Yeni hükümetin yarattığı güvenle başlangıç maaşı artışları hızlanırken, merkez bankasının gözü yükselen ücret enflasyonuna …

KPMG ve REC anketine göre İngiltere işgücü piyasası temmuzda istikrar kazanarak kalıcı kadro daralmalarını sonlandırdı

blank

KPMG ve REC anketine göre İngiltere işgücü piyasası temmuzda istikrar kazanarak kalıcı kadro daralmalarını sonlandırdı. Yeni hükümetin yarattığı güvenle başlangıç maaşı artışları hızlanırken, merkez bankasının gözü yükselen ücret enflasyonuna çevrildi.

Makroekonomik konjonktür ve İngiltere işgücü piyasası dinamikleri

Küresel ekonominin içinden geçtiği enflasyonist şoklar, jeopolitik belirsizlikler ve sıkı para politikalarının yarattığı yavaşlama eğilimi, gelişmiş ülke ekonomilerinin istihdam piyasalarında derin yapısal dönüşümlere yol açmaktadır. Bu bağlamda, Birleşik Krallık ekonomisinin nabzını tutan en önemli göstergelerden biri olan İngiltere işgücü piyasası, uzun bir süredir devam eden daralma ve belirsizlik döngüsünün ardından temmuz ayında nihayet stabilizasyona dair ilk güçlü sinyallerini vermeye başlamıştır. Recruitment and Employment Confederation (REC) ile uluslararası denetim ve danışmanlık devi KPMG’nin ortaklaşa düzenlediği, yaklaşık 400 işe alım ajansının 9-27 Temmuz tarihleri arasındaki verilerine dayanan kapsamlı anket sonuçları, ülkenin makroekonomik sağlığı açısından kritik öneme sahip ipuçları barındırmaktadır. Aylardır devam eden ekonomik durgunluk endişeleri ve artan finansman maliyetleri nedeniyle personel alımlarını donduran veya küçülmeye giden işletmelerin, temmuz ayı itibarıyla bu stratejilerinde frene bastığı gözlemlenmektedir. İstihdam piyasasındaki bu dengelenme, sadece bireysel işletmelerin kârlılık beklentilerini değil, aynı zamanda ülkenin genel büyüme projeksiyonlarını da doğrudan etkileyen bir parametredir. İşverenlerin kalıcı kadro azaltma sürecini durdurması, ekonomik aktivitede en kötü geride kalmış olabilir beklentisini güçlendirirken, piyasa aktörleri bu stabilizasyonun geçici bir duraksama mı yoksa kalıcı bir toparlanmanın başlangıcı mı olduğunu anlamak üzere verileri derinlemesine analiz etmektedir. Ekonomik durgunluk (resesyon) korkularının yavaş yavaş dağılmaya başlaması ve tüketici güven endekslerindeki ılımlı toparlanma, işletmelerin insan kaynakları planlamalarında daha uzun vadeli ve stratejik adımlar atmasına olanak tanımaktadır. Bu süreçte, yetenek açığının devam etmesi ve nitelikli işgücüne olan yapısal talebin canlı kalması, işgücü piyasasının genel direncini artıran temel unsurlar olarak öne çıkmaktadır.

Kalıcı iş yerleştirme endeksi ve 45 aylık daralmanın sonu

Ekonomik göstergelerin yorumlanmasında psikolojik ve istatistiksel sınırların aşılması, piyasa eğilimlerinin yön değiştirdiğine dair en güçlü kanıtları sunar. İşe alım sektörünün barometresi niteliğindeki kalıcı iş yerleştirme endeksi, haziran ayında kaydedilen 49,1 seviyesinden temmuz ayında tam 50,0 eşiğine yükselerek tarihi bir dönüm noktasına işaret etmiştir. Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) metodolojisine benzer şekilde hesaplanan bu veride, 50,0 seviyesi daralma ile genişleme arasındaki mutlak nötr bölgeyi, yani stabilizasyonu temsil etmektedir. Bu rakamın makroekonomik açıdan taşıdığı asıl önem, sadece aylık bir artış olmasından değil, tam 45 ay süren kesintisiz bir daralma dönemini resmi olarak sona erdirmesinden kaynaklanmaktadır. Yaklaşık dört yıl boyunca, Brexit sonrası ticaret sürtünmeleri, pandemi sonrası tedarik zinciri krizleri ve ardından gelen yaşam maliyeti krizinin yarattığı belirsizlik ortamı, işverenleri kalıcı sözleşmeler yapmaktan alıkoymuştu. İşletmeler, artan maliyet baskıları altında sabit giderlerini artırmaktan kaçınmış ve personel devir oranlarını (turnover) yönetirken yerine yeni eleman almamayı tercih etmişti. Ancak kalıcı iş yerleştirme endeksi verisinin 50,0 seviyesine ulaşması, iş dünyasında risk iştahının yeniden canlandığını ve şirketlerin geleceğe yönelik operasyonel kapasitelerini koruma altına alma ihtiyacı hissettiklerini göstermektedir. Bu stabilizasyon, kurumsal bilançolarda işgücü maliyetlerinin artık daha öngörülebilir hale geldiğini ve yöneticilerin uzun vadeli projeler için kalıcı yetenekleri şirket bünyesine katma konusunda eski çekingenliklerini üzerlerinden attıklarını kanıtlamaktadır. Sabit kadrolardaki erimenin durması, hanehalkı gelir güvenliğini artırarak iç tüketimi destekleyecek ve dolaylı olarak perakende ile hizmet sektörlerindeki büyüme dinamiklerine pozitif bir ivme kazandıracaktır. Endeksteki bu toparlanmanın önümüzdeki aylarda 50,0 sınırının üzerine çıkarak net bir genişleme (expansion) bölgesine geçip geçmeyeceği, ekonomistlerin temel izleme noktalarından biri olacaktır.

Geçici personel dinamikleri ve esnek istihdam pazarındaki dönüşüm

Modern ekonomilerde işgücü piyasasının esnekliğini ve krizlere karşı şok emici kapasitesini belirleyen en önemli faktörlerden biri geçici istihdam piyasasıdır. REC ve KPMG raporunun detaylarına inildiğinde, geçici personel yerleştirme endeksinin haziran ayındaki 52,7 seviyesinden temmuz ayında 51,9’a gerilediği görülmektedir. Bu düşüşe rağmen endeksin hala 50,0 büyüme eşiğinin üzerinde kalması, geçici pozisyonlara olan talebin artmaya devam ettiğini, ancak bu artış hızının ivme kaybettiğini ifade etmektedir. Nitekim veriler, geçici personel arzındaki artışın Mayıs 2023’ten bu yana en düşük hızda gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Ancak raporun en çarpıcı bulgularından biri, geçici pozisyon açıklarının iki tam yılın ardından ilk kez artış kaydetmiş olmasıdır. Bu durum, piyasada ilginç bir arz-talep uyuşmazlığına işaret etmektedir. Bir yandan kalıcı kadrolardaki kanamanın durması, bazı işletmelerin esnek ve geçici işgücünden ziyade kalıcı istihdama yönelmeye başladığını düşündürse de, diğer yandan proje bazlı işler, mevsimsel dalgalanmalar ve sektörel yeniden yapılanmalar nedeniyle firmaların acil yetenek ihtiyaçlarını geçici sözleşmelerle kapatma çabası sürmektedir. İşgücü piyasasındaki bu ikili yapı, şirketlerin belirsizlik dönemlerinde benimsedikleri “bekle ve gör” stratejisinin bir yansımasıdır. Geçici personel arzındaki yavaşlama, piyasada çalışmaya hazır serbest veya sözleşmeli uzman sayısının azaldığına, bu kişilerin yavaş yavaş kalıcı rollere geçiş yaptığına veya işgücüne katılım oranlarında bölgesel daralmalar yaşandığına işaret ediyor olabilir. Özellikle bilişim teknolojileri, sağlık, lojistik ve mühendislik gibi yüksek nitelik gerektiren sektörlerde, şirketlerin kısa vadeli projeleri için bulabildikleri geçici personelin azalması, ücret rekabetini doğrudan tetikleyen bir arz kısıtı yaratmaktadır. Esnek istihdam modelinin, ekonomik büyümenin ilk evrelerinde firmalara sağladığı operasyonel çeviklik, önümüzdeki çeyreklerde İngiltere işgücü piyasası içerisindeki en kritik rekabet avantajlarından biri olmaya devam edecektir.

Başlangıç maaşlarındaki ivmelenme ve enflasyonist ücret sarmalı

İstihdam piyasasındaki niceliksel stabilizasyonun yanı sıra, niteliksel ve finansal göstergeler makroekonomik denge açısından çok daha kritik uyarılarda bulunmaktadır. Anket sonuçları, kalıcı istihdamda başlangıç maaşı artış hızının son altı ayın en güçlü seviyesine ulaştığını, geçici rollerde ise ücret artışının tam 26 ayın zirvesine çıktığını açıkça ortaya koymaktadır. Ücret enflasyonundaki bu sert ivmelenme, ekonomideki arz-talep dengesizliğinin işgücü maliyetleri üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne sermektedir. İşverenler, nitelikli personeli rakip firmalara kaptırmamak ve açık pozisyonları hızla doldurmak amacıyla finansal teşvikleri ve başlangıç maaşlarını artırmak zorunda kalmaktadır. Özellikle yetenek havuzunun dar olduğu teknik uzmanlık gerektiren pozisyonlarda, adayların pazarlık gücü (bargaining power) ciddi şekilde yükselmiş durumdadır. Adaylar, devam eden yüksek yaşam maliyetlerini, artan konut ve enerji fiyatlarını telafi edebilmek adına iş tekliflerinde daha yüksek primler ve baz maaşlar talep etmektedir. Başlangıç maaşlarındaki bu agresif yükseliş, şirketlerin kâr marjları üzerinde doğrudan bir baskı yaratmakta ve maliyet enflasyonunu (cost-push inflation) körüklemektedir. Daha da önemlisi, yeni işe alınan personelin yüksek maaşlarla şirket bünyesine katılması, mevcut çalışanlar arasında ücret adaletsizliği algısı yaratarak kurum içi maaş revizyonlarını da zorunlu kılmakta, böylece tüm ücret skalasını yukarı doğru itmektedir. Geçici rollerde ücret artışının 26 ayın, yani iki yılı aşkın bir sürenin en yüksek seviyesine çıkması ise, kısa vadeli personel ihtiyacının ne kadar acil ve çaresiz bir noktaya ulaştığını kanıtlamaktadır. Firmalar, operasyonların durmaması adına geçici işçilere piyasa normlarının çok üzerinde saatlik ücretler ödemeyi göze almaktadır. Ücret sarmalındaki bu hızlanma, enflasyon beklentilerinin henüz tam anlamıyla kırılamadığını ve fiyat istikrarının sağlanmasının önünde zorlu engeller bulunduğunu göstermektedir.

Para politikası açmazı ve İngiltere Merkez Bankası’nın faiz ikilemi

Ücretlerde yaşanan bu sert yükseliş eğilimi, ülkenin para politikasını yöneten otoritelerin radarındaki en büyük risk unsuru konumundadır. Raporun da vurguladığı üzere, İngiltere Merkez Bankası (Bank of England – BOE) para politikası yapıcıları, ekonomideki ücret baskılarını ve bu baskıların hizmetler sektörü enflasyonuna olan geçişkenliğini yakından izlemektedir. Merkez bankalarının temel amacı olan yüzde 2’lik enflasyon hedefine ulaşılabilmesi için, ücret artışlarının işgücü verimliliğindeki artışla uyumlu bir seyir izlemesi gerekmektedir. Ancak kalıcı işlerde 6 ayın, geçici işlerde ise 26 ayın zirvesine çıkan ücret enflasyonu, çekirdek enflasyonun (core inflation) inatçı bir şekilde yüksek kalmasına neden olmaktadır. Bu makroekonomik tablo, İngiltere Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (MPC) üyelerini oldukça zorlu bir ikilemle baş başa bırakmaktadır. Bir yanda ekonomik büyümeyi desteklemek ve yatırım ortamını canlandırmak adına faiz oranlarını indirme baskısı bulunurken; diğer yanda ücret-fiyat sarmalının (wage-price spiral) kontrolden çıkmasını engellemek için para politikasını sıkı tutma zorunluluğu yer almaktadır. Eğer merkez bankası, işgücü piyasasındaki bu ücret baskılarını göz ardı ederek erken bir faiz indirim döngüsüne girerse, hizmet enflasyonunun yeniden alevlenmesi riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Aksine, faiz oranlarını “daha uzun süre daha yüksek” (higher for longer) tutmak, işletmelerin finansman maliyetlerini artırarak istihdam piyasasındaki bu yeni filizlenen stabilizasyon sürecini boğabilir. Merkez bankası yetkilileri, işgücü piyasasındaki bu sıcaklığın geçici bir işe alım telaşından mı kaynaklandığını yoksa yapısal bir yetenek açığının kalıcı sonucu mu olduğunu tespit etmek için verileri incelemeye devam edecektir. Dolayısıyla, REC ve KPMG’nin ortaya koyduğu bu anket sonuçları, önümüzdeki çeyreklerde alınacak faiz kararlarının zamanlamasını doğrudan etkileyecek en hayati veri setlerinden biri olarak finansal piyasaların merkezine oturmuştur.

Siyasi geçiş dönemi ve işletmelerin politika güveni arayışı

Ekonomik kararların ve yatırım planlarının salt rakamlarla değil, aynı zamanda siyasi öngörülebilirlik ve regülasyon güvenliğiyle de şekillendiği yadsınamaz bir gerçektir. KPMG UK ve İsviçre Danışmanlık Başkanı Callum Licence’ın anket sonuçlarına ilişkin yaptığı değerlendirme, bu gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Licence’ın, “Yeni hükümetin göreve gelmesiyle birlikte işletmeler, yeni politikaların yatırım ve istihdama olan güvene dönüşüp dönüşmediğinin sinyallerini arıyor” şeklindeki ifadesi, iş dünyasının mevcut ruh halini kusursuz bir biçimde özetlemektedir. Siyasi iktidar değişimleri veya yeni hükümet kurma süreçleri, doğal olarak beraberinde vergi politikaları, çalışma yasaları, çevre düzenlemeleri ve teşvik mekanizmaları konularında belirsizlikler getirir. İşletmeler, yeni hükümetin ortaya koyacağı maliye politikasının ve sektörel regülasyonların kendi kâr marjlarını nasıl etkileyeceğini görmek istemektedir. Temmuz ayında kalıcı iş yerleştirme endeksi üzerinde görülen toparlanma ve stabilizasyon, kısmen bu siyasi geçiş sürecinin kazasız atlatılmış olmasına ve piyasalara verilen ilk ılımlı mesajlara bağlanabilir. Ancak işverenlerin büyük çaplı yatırım (CapEx) kararlarını almaları ve toplu işe alım kampanyalarına başlamaları için sadece söylemlere değil, somut yasal düzenlemelere ve teşvik paketlerine ihtiyaçları vardır. Özellikle yeşil enerji dönüşümü, yapay zeka entegrasyonu ve altyapı yatırımları gibi uzun vadeli projeler, hükümetin sağlayacağı politika istikrarına ve yatırım güvencesine doğrudan bağımlıdır. İş dünyası, yeni idarenin kurumlar vergisi oranlarında yapacağı muhtemel düzenlemeleri, asgari ücret politikalarındaki artış trendlerini ve sendikal haklara yönelik olası yasal değişiklikleri dikkatle izlemektedir. Politika yapıcıların işgücü piyasasına müdahalelerinin dozajı, firmaların istihdam yaratma kapasitelerini belirleyecek en temel unsur olacaktır. Siyasi güvenin tesis edilmesi, yerli ve yabancı sermayenin ülkeye akışını hızlandırarak işgücü piyasasındaki mevcut durağanlığı gerçek ve kalıcı bir büyüme rüzgarına çevirebilir.

Gelecek projeksiyonları ve sektörel istihdam beklentileri

Anketin ortaya koyduğu genel makroekonomik çerçevenin altında, sektörel bazda oldukça farklılaşan (divergent) eğilimler yatmaktadır. İngiltere işgücü piyasası bütünsel olarak stabilizasyon sinyalleri verse de, her endüstrinin bu toparlanmadan aldığı pay aynı oranda gerçekleşmemektedir. Örneğin bilişim, yapay zeka, siber güvenlik ve yenilenebilir enerji gibi yüksek teknoloji odaklı sektörlerde nitelikli mühendis ve veri analisti açığı rekor seviyelerde seyretmekte, bu da ilgili sektörlerdeki başlangıç maaşlarını astronomik seviyelere taşımaktadır. Diğer taraftan, yüksek faiz oranlarının baskıladığı inşaat, gayrimenkul ve ağır sanayi sektörlerinde toparlanma çok daha cılız ve kırılgan bir zeminde ilerlemektedir. Perakende ve konaklama gibi tüketici talebine doğrudan duyarlı sektörler ise hanehalkının harcama gücündeki daralmanın etkilerini hissetmeye devam etmekte, bu nedenle ağırlıklı olarak kalıcı kadrolar yerine esnek saatli ve geçici pozisyonlarla operasyonlarını sürdürmeyi tercih etmektedirler. 400 civarında işe alım ajansının sahadan aktardığı veriler, önümüzdeki aylarda beceri uyumsuzluğu (skills mismatch) sorununun ekonominin en büyük darboğazı olmaya devam edeceğini göstermektedir. İşsizlik oranları makul seviyelerde kalsa bile, açık pozisyonların talep ettiği teknik yetkinlikler ile piyasadaki adayların sahip olduğu beceriler arasındaki uçurum büyümektedir. Bu durum, şirketleri kurum içi eğitim (upskilling) ve yeniden yetenek kazandırma (reskilling) programlarına daha fazla bütçe ayırmaya zorlayacaktır. Gelecek çeyreklerde kalıcı iş yerleştirme endeksi verisinin 50,0 bandının üzerinde kalıcı olup olmayacağı, hükümetin büyüme politikalarının başarısına ve merkez bankasının enflasyonu kontrol altına alırken ekonomiyi soğutmadan faiz oranlarını dengeleyebilme becerisine bağlı olacaktır. Ücret sarmalının kontrol altına alınabildiği, siyasi öngörülebilirliğin arttığı ve teknolojik dönüşüme ayak uydurabilen bir işgücü piyasası, İngiltere ekonomisinin küresel rekabet gücünü yeniden tesis etmesinde en büyük teminat olacaktır.

blank

Yabancılar temmuzda Japon hisselerinde 1,3 trilyon yenlik net alım yaptı

Prev