Fed’in çarşamba günü açıklayacağı faiz kararında politika faizinin sabit kalması beklenirken, büyük bankaların çoğunluğu aralık ayında 25 baz puanlık artış öngörüyor; Bank of America ise ekim ayında artırım bekleyen kurumlar arasında öne çıkıyor.
Sekiz büyük banka aralık ayında faiz artışı öngörüyor
ABD Merkez Bankası’nın (Fed) bu hafta açıklayacağı faiz kararına ilişkin küresel bankalar arasındaki beklentiler ayrışıyor. Piyasa katılımcılarının büyük bölümü, Fed’in ekim toplantısında politika faizini sabit tutacağını, asıl hareketin ise aralık ayında geleceğini düşünüyor. Goldman Sachs, Citigroup, Crédit Agricole, Nomura, TD Securities, Huatai Securities, Morgan Stanley ve BNY Mellon olmak üzere sekiz büyük banka, Fed’in ekim ayında faizleri değiştirmeyeceğini, aralık ayında ise 25 baz puanlık bir artışa gideceğini tahmin ediyor.
Söz konusu kurumların bir kısmı, enflasyonun önümüzdeki aylardaki seyrine bağlı olarak mart ayında ek bir 25 baz puanlık faiz artırımı ihtimalini de hesaba katıyor. TD Securities ve Morgan Stanley, aralık ve mart aylarında 25’er baz puan olmak üzere toplam iki ayrı faiz artışı bekliyor. BNY Mellon ise daha agresif bir patika öngörerek politika faizinin gelecek yıl yüzde 4,5’in biraz üzerinde zirve yapacağını hesaplıyor. Bu öngörü, mevcut seviyeden gelecek yıla kadar yaklaşık üç ek faiz artışına işaret ediyor.
CME Group verilerine göre, piyasalarda ekim ayında faiz artırımı olasılığı yaklaşık yüzde 7 seviyesinde bulunuyor. Bu oran, yatırımcıların büyük çoğunluğunun bu hafta için faizlerde değişiklik beklemediğini, asıl odağın aralık toplantısına kaydığını gösteriyor.
Bank of America diğer bankalardan ayrışarak ekimde artış bekliyor
Büyük bankaların genel eğiliminin aksine, Bank of America Fed’in ekim toplantısında faiz artırması gerektiğini savunuyor. Bankaya göre ekim ayında yapılacak bir artış, aralık ayı için politika seçeneklerini korurken enflasyon risklerinin daha etkin biçimde ele alınmasını sağlayabilir. Bu görüş, Bank of America’yı diğer büyük kurumlardan belirgin biçimde ayrıştırıyor.
Moody’s ise farklı bir gerekçeyle farklı bir sonuca ulaşıyor. Kredi derecelendirme kuruluşu, artan ekonomik riskler ve tahvil piyasasından gelen sinyalleri öne sürerek Fed’in bu hafta faiz artırmaması gerektiğini belirtiyor. Citigroup de kendi değerlendirmesinde, hisse senedi piyasalarında devam eden ve finansal koşulları belirgin biçimde sıkılaştıran bir düşüşün, Fed’in faiz indirimlerine yönelme olasılığını önemli ölçüde artırabileceği uyarısında bulunuyor.
Bu farklı değerlendirmeler, Fed’in önündeki kararın yalnızca enflasyon verileriyle değil, finansal piyasalardaki dalgalanmalar ve ekonomik risk algısıyla da şekillendiğini ortaya koyuyor.
Fed yetkililerinden şahin tonlu mesajlar beklentisi sürüyor
BMO analistleri, Fed’in faizleri değiştirmemesine rağmen şahin bir duruş sergileyebileceğini ve alınacak karara birden fazla üyenin karşı çıkabileceğini öngörüyor. Temmuz toplantısında faizlerin sabit tutulmasına karşı çıkan Fed bölgesel başkanları Hammack, Logan ve Kashkari’nin bu hafta sergileyecekleri tutum, piyasalar tarafından yakından takip edilecek.
Fed Başkanı Kevin Warsh’ın toplantı sonrasında düzenleyeceği basın toplantısı da ayrı bir önem taşıyor. Warsh’ın 2026 yılının kalan bölümüne ilişkin para politikası görünümü hakkında vereceği mesajlar, piyasa beklentilerinin yeniden şekillenmesinde belirleyici olabilir.
Enflasyon verileri ve tahvil getirileri kararın gölgesinde
ABD’de eylül ayında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 3,7, çekirdek enflasyon ise yüzde 2,6 olarak açıklandı. Fed’in, enerji fiyatlarındaki artışın mal ve hizmet fiyatlarına ile enflasyon beklentilerine ne ölçüde yansıdığına ilişkin değerlendirmeleri bu hafta izlenecek konular arasında yer alıyor.
Uzun vadeli ABD Hazine tahvili getirilerinin yüksek seyretmesi ve bunun finansman maliyetlerine yansıması da gündemde bulunuyor. Özellikle konut piyasası gibi faize duyarlı sektörlerin, yüksek getiri ortamından nasıl etkilendiği Fed’in değerlendirmeleri arasında yer alıyor.
Fed’in ayrıca yapay zeka yatırımlarının kısa vadeli talep ve enflasyon üzerindeki etkileri ile uzun vadeli verimlilik kazanımlarına ilişkin değerlendirmeleri de izlenecek başlıklar arasında sayılıyor. Bu konu, son dönemde Fed yetkililerinin kamuoyu açıklamalarında giderek daha fazla yer bulan bir mesele haline geldi.
3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde siyasi liderlerden gelen faiz indirimi çağrıları da dikkat çekiyor. Bu çağrılar karşısında Fed’in bağımsızlığına ilişkin vereceği mesajlar, piyasaların bu haftaki toplantıyla ilgili takip ettiği bir diğer önemli unsur olarak öne çıkıyor.







