Küresel piyasalar, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında tırmanan ve enerji arzını tehdit eden jeopolitik gerilimin gölgesinde yeni haftaya sert dalgalanmalarla başladı. Savaş ortamlarında genellikle “güvenli liman” (safe haven) olarak talep gören altının, güçlü Amerikan Doları ve yükselen tahvil faizleri karşısında değer kaybetmesi, emtia piyasalarındaki makroekonomik fiyatlama dinamiklerinin ne denli karmaşık bir faza geçtiğini gözler önüne seriyor.
Altındaki paradoks: savaş neden fiyatları aşağı çekiyor?
Geleneksel finansal okuryazarlıkta, savaş veya jeopolitik kriz anlarında yatırımcıların riskli varlıklardan kaçarak altına sığındığı ve fiyatları yukarı ittiği varsayılır. Ancak spot altının bu sabah yüzde 0,75 düşüşle 4793,72 dolardan işlem görmesi, bu klasik ezberi bozan çok spesifik bir “Savaş İşlemleri” (War Trade) mekanizmasının devrede olduğunu göstermektedir.
Tastylive Küresel Makro Başkanı Ilya Spivak’ın analizine göre, altını baskılayan asıl unsur savaşın kendisi değil, savaşın tetiklediği “Enerji Şoku ve Enflasyon” sarmalıdır. Orta Doğu’daki çatışmalar petrol fiyatlarını hızla yukarı çekerken, bu durum küresel enflasyon beklentilerini (inflation expectations) bozmaktadır. Enflasyonun yeniden kontrolden çıkacağı korkusu, başta ABD Merkez Bankası (Fed) olmak üzere küresel merkez bankalarının faiz oranlarını “daha uzun süre daha yüksek” (higher for longer) tutacağı beklentisini kesinleştirir. Faiz beklentilerinin artmasıyla ABD Hazine tahvillerinin getirileri (bond yields) fırlar ve Amerikan Doları küresel ölçekte değer kazanır. Getirisi olmayan (non-yielding asset) bir varlık olan altının, yüksek faiz sunan Dolar ve tahviller karşısındaki “fırsat maliyeti” (opportunity cost) artar ve yatırımcılar altından çıkarak nakde (Dolar’a) dönerler.
Ateşkesin çöküşü: deniz ablukası ve diplomatik kilitlenme
Altın piyasasındaki bu sert satış dalgasının tetiğini çeken olay, ABD ile İran arasında hafta sonu sağlanan ve piyasalara kısa süreli bir nefes aldıran kırılgan ateşkesin (ceasefire) fiilen çökme noktasına gelmesidir. ABD donanmasının, uygulanan deniz ablukasını aşmaya çalışan bir İran kargo gemisine el koyması ve Tahran yönetiminin bu eyleme misilleme (retaliation) yapacağını en üst perdeden açıklaması, bölgedeki risk primini (risk premium) saniyeler içinde yeniden tavan yaptırmıştır.
Bu sıcak çatışma riski, iki ülke arasındaki ateşkesin yürürlükte kalması öngörülen 2 günlük süreyi dahi tamamlayamayabileceği ihtimalini somutlaştırmıştır. Daha da vahimi, Tahran’ın ABD’nin salı günü sona ermeden önce başlatmayı umduğu “ikinci tur diplomatik görüşmelere” katılmayacağını duyurmasıdır. Diplomatik kanalların kapanması, krizin artık masada değil, sadece Hürmüz Boğazı’nın sularında askeri angajmanlarla çözüleceği algısını pekiştirmiş; bu da Dolar Endeksi’ne (DXY) panik alımları (panic buying) olarak yansımıştır.
Gram altın dinamikleri: dolar/tl ve ons korelasyonu
Küresel piyasalarda ons altının dolar karşısında değer kaybetmesi, Türkiye iç piyasasındaki gram altın fiyatlarını da doğrudan aşağı çekmiştir. Cuma günü piyasalardaki anlık panikle 7.000 TL psikolojik barajının üzerine çıkan gram altın, bu sabah itibarıyla 6917 TL civarında dengelenmiştir. Gram altının fiyatlaması, iki değişkenin (Ons Altın ve Dolar/TL kuru) matematiksel bir fonksiyonudur ve uluslararası piyasalarda şu formülle hesaplanır:
$$ P_{gram} = \frac{P_{ons} \times E_{USD/TRY}}{31.1034} $$
Bu denklemde $P_{gram}$ gram altının TL cinsinden fiyatını, $P_{ons}$ altının ons fiyatını, $E_{USD/TRY}$ Dolar/TL döviz kurunu ve 31.1034 ise bir onsun gram cinsinden ağırlığını ifade eder. Dolar/TL kurunda marjinal bir yukarı yönlü hareket yaşanmasına rağmen, ons altındaki ($P_{ons}$) %0,75’lik sert düşüş, denklemin pay kısmını daraltarak gram altının 7000 TL bandının altına inmesine (pullback) neden olmuştur. Bu durum, iç piyasadaki altın yatırımcısının sadece döviz kuruna değil, küresel tahvil faizlerine karşı da ne kadar duyarlı olduğunu kanıtlamaktadır.
Değerli metallerde genel tablo: gümüşte endüstriyel baskı
Savaş fiyatlaması ve yüksek faiz korkusu sadece altını değil, tüm değerli metaller kompleksini (precious metals complex) baskı altına almıştır. Spot gümüşün yüzde 0,95 düşüşle ons başına 80,00 dolara gerilemesi, bu geniş çaplı satış dalgasının bir göstergesidir.
Gümüş, altına kıyasla çok daha yüksek bir “endüstriyel kullanım” (industrial demand) oranına sahiptir. Yüksek enerji maliyetlerinin ve inatçı faizlerin küresel ekonomik büyümeyi yavaşlatacağı (resesyon veya stagflasyon riski) beklentisi, güneş paneli, elektronik ve otomotiv sektörlerinde gümüşe olan fiziki talebin düşeceği endişesini doğurmaktadır. Gümüşün hem parasal bir güvenli liman statüsünün Dolar tarafından ezilmesi, hem de endüstriyel talebinin ekonomik yavaşlama korkusuyla vurulması, fiyatlardaki düşüşün altına kıyasla daha sert (yüzde 0,95) olmasına yol açmıştır.
Sonuç ve piyasa beklentileri: risk i̇ştahının (risk appetite) yönü
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik operasyonları başlatmasından bu yana altın fiyatlarının yaklaşık yüzde 8 oranında gerilemesi, finans tarihindeki klasik ezberlerin çöktüğü yeni bir makroekonomik döneme işaret etmektedir. Yüksek enerji fiyatlarının enflasyonu artırabileceği ve küresel faiz oranlarını daha uzun süre yüksek tutabileceği endişesi, altının üzerindeki en büyük “kurşun yelek” olmaya devam etmektedir.
OCBC stratejisti Christopher Wong’un da isabetle vurguladığı gibi, kısa vadede altının (ve dolayısıyla gümüşün) yönü tamamen küresel “Genel Risk İştahına” (Risk Sentiment) bağlı kalacaktır. Ateşkes görüşmelerinin tamamen çökmesi ve bölgesel savaşın yayılması halinde, petrol fiyatları daha da patlayacak ve altındaki “faiz baskısı” derinleşecektir. Yatırımcıların odak noktası, jeopolitik manşetlerden ziyade bu manşetlerin tahvil piyasasında (yield curve) yaratacağı dalgalanmalara kilitlenmiş durumdadır.