aAmerika Birleşik Devletleri ile İran arasında kırılgan bir zeminde ilerleyen ateşkes sürecinin, ABD donanmasının bir İran kargo gemisine el koymasıyla fiilen çökme noktasına gelmesi, küresel emtia piyasalarında deprem etkisi yarattı. Tahran’dan gelen sert misilleme açıklamaları ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin asgari düzeye inmesi, küresel makroekonominin en büyük korkusu olan “Arz Şoku” (Supply Shock) senaryosunu yeniden tetikleyerek petrol fiyatlarını saatler içinde zirveye taşıdı.
Ateşkesin çöküşü ve hürmüz boğazı’ndaki taktiksel satranç
Salı gününe kadar sürmesi öngörülen geçici ateşkesin bozulması, uluslararası ilişkilerde “kısasa kısas” (tit-for-tat) stratejisinin deniz yetki alanlarında ne kadar hızlı ve yıkıcı bir şekilde tırmanabileceğini (escalation) göstermektedir. ABD’nin abluka ihlali gerekçesiyle bir İran kargo gemisine el koyması, Tahran’ın üst düzey askeri komutasını doğrudan “misilleme” (retaliation) doktrinine itmiştir. İran’ın stratejik Hürmüz Boğazı’nı fiilen yeniden kapatma tehditleri, piyasalarda devasa bir Jeopolitik Risk Primi (Geopolitical Risk Premium) yaratmıştır.
Ancak bu noktada, jeopolitik söylemler ile sahadaki veriler arasındaki asimetriyi (asymmetry) okumak hayati önem taşımaktadır. Dünyanın önde gelen emtia veri ve analitik şirketlerinden Kpler‘in sunduğu veriler, İran’ın “kapatma” söylemine rağmen Cumartesi günü 20’den fazla devasa ticari geminin (petrol ürünleri, metaller, sıvılaştırılmış gaz ve gübre taşıyan) bu kritik geçitten başarıyla geçtiğini göstermektedir. Hatta bu rakam, boğaz için 1 Mart’tan bu yana kaydedilen en yoğun günlük trafiği ifade etmektedir. Bu çelişkili tablo; İran’ın boğazı tam anlamıyla askeri bir barikatla kapatmaktan ziyade, gemi trafik sigortalarını (war risk premiums) patlatarak ve geçişleri belirsizliğe sürükleyerek psikolojik bir “boğma” taktiği uyguladığını kanıtlamaktadır.
Fiyat keşif mekanizmaları: brent ve wti’da ‘savaş i̇şlemleri’ (war trade)
Körfez’deki bu sıcak temas riskinin emtia borsalarındaki (ICE ve NYMEX) yansıması acımasız olmuştur. Asya seansının (Asian trading session) henüz başında, küresel gösterge olan Brent petrolünün varil fiyatı yüzde 7 civarında astronomik bir artışla 97,50 dolara kadar tırmanmıştır. Piyasaların ilk paniği atlatmasının ardından gelen kâr satışlarıyla bir miktar dengelenen Brent petrol, şu sıralarda yüzde 5,36 artışla 95,22 dolardan işlem görmektedir.
Aynı şekilde Amerikan ham petrol göstergesi olan Batı Teksas türü (WTI) petrolün Mayıs vadeli kontratları da yüzde 6,2 artışla 89,04 dolara fırlamıştır. Fiyatların aniden bu seviyelere sıçraması, vadeli işlem piyasalarında “Kısa Pozisyon Sıkışması” (Short Squeeze) yaşandığını ve rafinerilerin gelecekte petrol bulamama korkusuyla spot piyasadan anlık alımlara (panic buying) yöneldiğini göstermektedir. Petrol fiyatlarının 100 dolar sınırına dayanması, küresel enflasyon hedeflerini sarsan devasa bir makroekonomik tehdittir.
‘Anlaşma’ paradoksu: piyasalar neden tamamen çökmüyor?
Bu denli yüksek riskli bir savaş ortamında küresel hisse senedi piyasalarının (equities) tamamen çökmemesi ve petroldeki yükselişin 100 doları aşmaması, yatırımcıların arka planda fiyatladığı stratejik bir rasyonaliteye dayanmaktadır. Sidney merkezli Wilson Asset Management Portföy Stratejisti Damien Boey‘in analizi, bu durumu net bir şekilde özetlemektedir.
Boey, manşetlerin (haber akışının) son derece kötü göründüğünü ve yaşanan anlaşmazlık işaretlerinin “küçük çaplı bir gerilim tırmanışına” (tactical escalation) yol açtığını kabul etmektedir. Ancak Boey’e göre; perde arkasında
“her iki tarafın da (ABD ve İran) nihayetinde bir anlaşma (deal) istediği”
gerçeği, piyasaların tamamen umutsuzluğa kapılmasını engellemektedir. İki tarafın da topyekün bir savaşı (all-out war) göze alamayacağı varsayımı, kurumsal fonların (institutional investors) sert satışlardan (massive sell-offs) kaçınmasını ve portföylerinde kısmi bir iyimserliği (cautious optimism) barındırmasını sağlamaktadır.
Kasım ara seçimleri (midterms) ve trump’ın politik ekonomisi
Amerika Birleşik Devletleri’nin kriz yönetimindeki temel motivasyonunu anlamak için, makroekonomiyi Amerikan iç siyasetinden bağımsız düşünmemek gerekir. Singapur merkezli Phillip Securities Araştırma Başkanı Paul Chew‘un müşterilerine gönderdiği yatırım notu, bu politik-ekonomik (political economy) bağlantıyı açıkça ortaya koymaktadır.
Chew, kurum olarak temel senaryolarının (baseline scenario) hala savaşın diplomatik bir çözüme kavuşması yönünde olduğunu vurgulamıştır. Bunun en büyük nedeni, ABD Başkanı Donald Trump’ın tüm siyasi sermayesini Kasım ayındaki kritik ara seçimlere (Midterm Elections) odaklamış olmasıdır. Ara seçimlere hazırlanan bir yönetimin en büyük düşmanı, “Yüksek Akaryakıt Fiyatları”dır (Pump Prices). Eğer Körfez’deki gerilim petrolü 100 doların üzerine sabitlerse, bu durum ABD enflasyonunu patlatacak ve seçmenin sandıktaki tepkisini iktidar partisine yöneltecektir. Dolayısıyla Trump yönetimi, sert söylemlerine rağmen, iç politikada enflasyon faturası ödememek adına krizin kontrolden çıkmasını engelleyecek o ince çizgiyi (brinkmanship) korumak zorundadır.
Makroekonomik barometre: enflasyon, arz sıkıntıları ve bny analizi
Emtia krizlerinin reel ekonomiye aktarım mekanizmasını (transmission mechanism) en yalın haliyle özetleyen analiz ise BNY Makro Piyasa Stratejisi Başkanı Bob Savage‘den gelmiştir. Savage’a göre, Orta Doğu’daki bu devasa karmaşa ve jeopolitik riskin kritik barometresi, tek ve somut bir veri noktasına indirgenmiştir: Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapan ticari gemi sayısı.
Eğer bu sayı düşerse, küresel enerji tedariki daralacak demektir. Savage, barış görüşmelerinin hala önemini koruduğunu belirtmekle birlikte, küresel piyasaların ve merkez bankalarının (Fed, ECB) yakın vadeli odak noktasının
“enflasyonu tetikleyen petrol ve diğer arz sıkıntıları” (supply constraints)
olduğunun altını çizmiştir. Merkez bankaları faiz oranlarıyla talebi baskılayabilse de, Hürmüz’den çıkamayan petrolün yarattığı arz kaynaklı enflasyonu (cost-push inflation) para politikasıyla çözemezler. İşte bu nedenle petrol fiyatlarının 97 dolarlara fırlaması; merkez bankalarını faizleri yüksek tutmaya zorlayan, küresel büyümeyi tehdit eden ve stagflasyon riskini (durgunluk içinde enflasyon) besleyen en tehlikeli makroekonomik virüstür.
Sonuç: hassas denge ve ufuktaki belirsizlik
Sonuç itibarıyla, ABD donanmasının gemi el koyma hamlesi ve İran’ın misilleme yeminleriyle ateşkesin paramparça olması, enerji piyasalarında bir uyanış yaratmıştır. Brent ve WTI petrolde yaşanan sert yükselişler, dünyanın en önemli enerji şahdamarının kesilmesi korkusunun finansal bir yansımasıdır.
Ancak Kpler’in verilerindeki gemi geçişleri ve analistlerin “tarafların anlaşma isteğine” dair inancı, felaket senaryosunun henüz tamamen fiyatlanmadığını göstermektedir. Önümüzdeki günlerde yatırımcıların gözü, siyasi liderlerin kürsülerinden ziyade, Hürmüz Boğazı’nın sularında hareket eden VLCC (Çok Büyük Ham Petrol Tankerleri) trafiğinde ve petrol fiyatlarının bu şok artışının küresel enflasyon verilerine nasıl yansıyacağında olacaktır.