ABD’den Çin politikası için “pragmatik” vurgusu | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

ABD’den Çin politikası için “pragmatik” vurgusu

Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Temsilcisi (USTR) Jamieson Greer'in, Başkan Donald Trump'ın kritik Pekin ziyareti öncesinde Çin politikasına dair yaptığı "pragmatik" vurgusu, Washington'ın küresel ekonomi ve ticaret stratejilerinde radikal ama gerçekçi bir paradigm…

Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Temsilcisi (USTR) Jamieson Greer'in, Başkan Donald Trump'ın kritik Pekin ziyareti öncesinde Çin politikasına dair yaptığı "pragmatik" vurgusu, Washington'ın küresel ekonomi ve ticaret stratejilerinde radikal ama gerç…

blank
Paylaş

Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Temsilcisi (USTR) Jamieson Greer’in, Başkan Donald Trump’ın kritik Pekin ziyareti öncesinde Çin politikasına dair yaptığı “pragmatik” vurgusu, Washington’ın küresel ekonomi ve ticaret stratejilerinde radikal ama gerçekçi bir paradigma değişimine gittiğini gösteriyor. Tam kopuş illüzyonu sona ererken, rekabet ve karşılıklı bağımlılık yeni bir zemine oturuyor.

Tam kopuş (decoupling) illüzyonunun sonu ve makroekonomik gerçekler

Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler, son on yıldır küresel ticaretin, tedarik zincirlerinin ve teknoloji rekabetinin ana fay hattını oluşturmaktadır. Bu fay hattında zaman zaman yükselen tansiyon, Amerikan iç politikasındaki şahin kanatların (hawkish circles) iki ekonomi arasında “tam bir kopuş” (full decoupling) yaşanması gerektiği yönündeki radikal tezleri beslemiştir. Ancak ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’in, Başkan Trump’ın Pekin ziyareti arifesinde yaptığı son derece stratejik açıklamalar, Washington’ın devlet aklının bu popülist ve makroekonomik olarak intihar niteliği taşıyan tezden uzaklaştığını resmen ilan etmektedir. Greer’in, ABD ile Çin arasında ticaretin tamamen kesileceği bir senaryonun söz konusu olmadığını açıkça belirtmesi, ekonomi biliminin ve küresel tedarik zincirlerinin rasyonel gerçeklerine (rational realities) dönüldüğünün en net kanıtıdır.

Makroekonomik bir perspektiften bakıldığında, 25 trilyon dolarlık ABD ekonomisi ile 18 trilyon dolarlık Çin ekonomisini birbirinden tamamen ayırmak, modern küreselleşmenin (globalization) doğasına aykırıdır. Trilyonlarca dolarlık doğrudan yabancı yatırım stoku, iç içe geçmiş teknoloji tedarik zincirleri ve finansal entegrasyon, bu iki devasa gücü birer Siyam İkizi gibi birbirine bağlamıştır. Washington, Çin’den yapılan ithalatın bıçak gibi kesilmesinin, Amerikan iç piyasasında devasa bir arz şoku (supply shock) yaratacağını, tüketici fiyat endeksini (TÜFE – CPI) roket hızında yukarı çekeceğini ve Fed’in enflasyonla mücadelesini tamamen sabote edeceğini çok iyi bilmektedir. Greer’in “pragmatik” (pragmatic) olarak tanımladığı bu yeni yaklaşım, literatürde “Decoupling” (tam kopuş) yerine “De-risking” (riskleri azaltma) olarak adlandırılan; kritik teknolojilerde (yarı iletkenler, yapay zeka, nadir toprak elementleri) ulusal güvenliği sağlarken, geri kalan binlerce kalem tüketim malında ticareti sürdürmeyi hedefleyen akılcı bir devlet politikasıdır.

Karşılıklı bağımlılığın (mutual dependency) anatomisi

USTR Jamieson Greer’in açıklamalarının merkezinde yer alan

“Çin’den ithal etmemiz gereken ürünler var, Çin’in de bizden alması gereken ürünler var”

cümlesi, uluslararası ticaret teorisinin temelini oluşturan “karşılaştırmalı üstünlükler” (comparative advantage) prensibinin 21. yüzyıldaki en yalın ifadesidir. İki süper güç arasındaki bu karşılıklı bağımlılık tek yönlü bir sömürü değil, asimetrik ama zorunlu bir simbiyotik yaşamdır. ABD, ileri teknoloji üretiminde kullanılan nadir toprak elementleri (rare earth elements), elektrikli araç bataryaları için gerekli lityum işleme kapasitesi ve ilaç sanayisinde kullanılan aktif farmasötik bileşenler (API) konusunda Çin’in devasa endüstriyel kapasitesine bağımlıdır. Çin’in sunduğu düşük maliyetli ve yüksek ölçekli üretim altyapısı olmadan, Amerikan devlerinin (Apple, Tesla vb.) mevcut kar marjlarını ve küresel rekabet güçlerini korumaları kısa vadede matematiksel olarak imkansızdır.

Madalyonun diğer yüzünde ise Çin’in ABD’ye olan hayati bağımlılığı yatmaktadır. Çin ekonomisi, devasa sanayi kapasitesini (overcapacity) eritebilmek, milyonlarca işçisine istihdam sağlamak ve cari fazla vererek döviz rezervlerini güçlü tutmak için Amerikan tüketicisinin bitmek bilmeyen harcama iştahına (aggregate demand) muhtaçtır. Ayrıca Çin; Amerikan soya fasulyesine, tarım ürünlerine ve havacılık sektöründeki yüksek katma değerli ürünlere olan yapısal ihtiyacını henüz tam olarak aşabilmiş değildir. Greer’in vurguladığı pragmatizm, işte bu “karşılıklı yok oluş” (Mutually Assured Economic Destruction) riskini kabul etmek ve ilişkileri yıkıcı bir ticaret savaşından (trade war) ziyade, pazar paylarının pazarlık edildiği kontrollü bir rekabet (managed competition) zeminine çekmektir.

Şahinlere karşı gerçekçilik: nesiller boyu sürecek bir meydan okuma

Amerikan iç siyasetinde, özellikle Kongre koridorlarında ve düşünce kuruluşlarında (think-tanks), Çin’e karşı maksimum baskı uygulanmasını ve diplomatik/ekonomik bağların koparılmasını savunan oldukça güçlü bir şahin kanat (hardliners) bulunmaktadır. Greer’in bu çevrelere değinerek ilişkiyi tamamen koparmanın “gerçekçi olmadığını” vurgulaması ve eleştirmesi, Trump yönetiminin 2026 konjonktüründe ideolojik saplantılardan (ideological crusades) çok, işlemsel (transactional) ve sonuç odaklı bir diplomasi yürüteceğinin sinyalidir. Bir Ticaret Temsilcisi’nin kendi ülkesindeki şahinleri dizginlemeye çalışması, yaklaşan Pekin zirvesi öncesinde karşı tarafa (Çin yönetimine) masaya oturmak için uzatılmış diplomatik bir zeytin dalıdır.

Greer’in Çin ile ilişkileri “uzun vadeli ve nesiller boyu sürecek bir meydan okuma” (multi-generational challenge) olarak tanımlaması, Soğuk Savaş zihniyetinden farklı bir makro-stratejik okumadır. ABD yönetimi, Çin’in Sovyetler Birliği gibi kendi içine çökerek yok olacak bir kapalı sistem olmadığını, aksine küresel kapitalist sisteme entegre olmuş, inovasyon yapabilen ve küresel güney (Global South) ülkeleriyle derin ekonomik ağlar kurmuş devasa bir rakip olduğunu idrak etmiştir. Nesiller boyu sürecek bu rekabet, ani ve yıkıcı hamlelerle değil, maraton koşucusu gibi sabırlı, dayanıklılığı artıran (resilience) ve kendi sanayi kapasitesini (örneğin CHIPS Yasası ve IRA ile) güçlendiren bir “çözüm odaklı yönetim” gerektirmektedir.

Sermaye akımlarının kontrolü: abd-çin yatırım kurulu

Açıklamaların en yenilikçi ve kurumsal açıdan en çok dikkat çeken boyutu, ABD ile Çin arasında bir yatırım kurulu (investment board/framework) oluşturulmasına yönelik paylaşılan çerçevedir. Finansal piyasaların en çok korktuğu şey kuralsızlıktır. Amerika Birleşik Devletleri, son yıllarda Yabancı Yatırım Komitesi (CFIUS) aracılığıyla Çin’in ABD’deki teknoloji yatırımlarını engellerken, eşzamanlı olarak Amerikan girişim sermayesinin (Venture Capital) ve özel sermaye fonlarının (Private Equity) Çin’in askeri-sivil füzyon (military-civil fusion) projelerine para akıtmasını yasaklayan “Ters CFIUS” (Outbound Investment Screening) mekanizmalarını devreye sokmuştu. Bu durum, Wall Street ile Pekin arasında milyarlarca dolarlık sermaye akışının donmasına neden olmuştu.

Greer’in önerdiği bu yatırım kurulu, iki ülke arasında bir “finansal ateşkes” veya devasa bir serbestleşme (liberalization) programı değildir. Aksine, Greer’in de altını çizdiği gibi “büyük ölçekli bir yatırım programı olmayan”, tamamen bir iletişim ve koordinasyon platformudur. Bu kurulun temel makroekonomik işlevi, “stratejik” (ulusal güvenliği tehdit eden) sermaye ile “ticari” (zararsız ve karşılıklı fayda sağlayan) sermaye arasındaki çizgiyi net bir şekilde çizmektir. Eğer bu mekanizma başarılı olursa, Amerikan sermayesi Çin’in yapay zeka veya kuantum bilişim sektörlerinden uzak durmaya devam ederken, Çin’in tüketim malları, perakende veya sağlık sektörlerine güvenle yatırım yapmaya devam edebilecektir. Aynı şekilde Çin sermayesi de Amerikan devlet tahvillerine veya güvenli varlıklarına engelsiz bir şekilde erişebilecektir. Bu, küresel finansal parçalanmanın (financial fragmentation) önüne geçmeyi amaçlayan son derece sofistike bir risk yönetimi adımıdır.

“Tarihin Sonu” illüzyonunun çöküşü: çin ve serbest piyasa

Greer’in konuşmasının tarihsel açıdan en sarsıcı ve Amerikan dış politikasındaki bir dönemin resmi olarak kapandığını ilan eden kısmı, Çin’i dönüştürme hayallerinden vazgeçildiğine dair sözleridir. ABD’nin geçmişte Çin’i “serbest piyasa ekonomisine” (free-market economy) dönüştürme yönündeki yaklaşımının tekrarlanmayacağını ve bu tür beklentilerin gerçekçi olmadığını vurgulaması, Washington Konsensüsü’nün (Washington Consensus) 21. yüzyıldaki en büyük stratejik yanılgısının itirafıdır.

2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) katılımına destek verirken temel bir varsayıma dayanıyordu: Ekonomik angajman (engagement), küresel ticarete entegrasyon ve artan zenginlik, Çin’in kaçınılmaz olarak Batı tarzı bir liberal demokrasiye ve tam anlamıyla bir serbest piyasa ekonomisine dönüşmesini sağlayacaktı. Ancak aradan geçen çeyrek asır, bu Batı merkezli “Tarihin Sonu” (End of History) tezini tamamen çürütmüştür. Çin, küresel sisteme entegre olurken siyasi sistemini daha da merkezileştirmiş, devlete ait işletmeleri (SOE – State Owned Enterprises) devasa sübvansiyonlarla destekleyerek “Devlet Kapitalizmi” (State Capitalism) adını verdiği yepyeni ve son derece rekabetçi bir ekonomik model inşa etmiştir.

Greer’in bu beklentilerin “gerçekçi olmadığını” dile getirmesi, ABD’nin artık Çin’i kendi suretinde yaratmaya çalışmaktan vazgeçtiğini ve onu olduğu gibi, devlet güdümlü, asimetrik bir dev olarak kabul ettiğini göstermektedir. Bu kabulleniş, Amerikan ticaret politikasını da kökünden değiştirmektedir. Çin’in sistemini değiştiremeyeceğini anlayan ABD, artık kendi savunma mekanizmalarını güçlendirmeye, endüstriyel teşvikler dağıtmaya ve gümrük tarifelerini bu yeni “Devlet Kapitalizmi” gerçeğine göre yeniden kalibre etmeye yönelmektedir.

Sonuç: başkan trump’ın pekin ziyareti ve yeni dönem

Sonuç itibarıyla, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’in çizdiği bu yeni çerçeve, Başkan Donald Trump’ın Pekin ziyareti öncesinde masanın sınırlarını net bir şekilde belirlemektedir. Washington, “Tam Kopuş” gibi küresel ekonomiyi resesyona sürükleyecek irrasyonel tezleri elinin tersiyle iterken, aynı zamanda Çin’in serbest piyasa kurallarına uyacağı yönündeki naif beklentileri de çöpe atmıştır.

Trump’ın Pekin’deki muhataplarıyla yapacağı müzakereler, ideolojik bir güç savaşından ziyade; gümrük tarifelerinin oranları, ticaret açığının daraltılması, fikri mülkiyet haklarının korunması ve yatırım kurulları üzerinden sermaye akışlarının düzenlenmesi gibi son derece işlemsel, pazarlığa açık ve pragmatik dosyalar üzerinden yürüyecektir. Küresel piyasalar (Wall Street ve Asya borsaları), USTR Greer’in bu soğukkanlı ve rasyonel açıklamalarını, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki “kontrollü gerilimin” bir süre daha sistemik bir kaosa dönüşmeyeceğinin müjdesi olarak fiyatlayacaktır.

 

 

blank

Japonya döviz piyasası dalgalanmalarını yakından izliyor

Prev
blank

ABD ambargosuna rağmen yaptırımlı bir süpertanker daha Hürmüz Boğazı’ndan geçti

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba