Orta Doğu’daki savaş baskısı kırılıyor: Merkez Bankası rezervlerinde kesintisiz yükseliş trendi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan güncel haftalık para ve banka istatistikleri, ülkenin döviz rezervlerinde yaşanan olağanüstü toparlanma ivmesini ve makroekonomik direnci bir kez daha gözler önüne serdi. Küresel piyasalardaki dalgalanmalara ve bölgesel çatışmaların yarattığı risk iştahındaki düşüşe rağmen, Merkez Bankası’nın uluslararası rezervleri 17 Nisan haftasında milyarlarca dolarlık girişlerle hızla eski gücüne kavuşmaya devam ediyor. Özellikle ekonomistlerin ve yabancı yatırımcıların en çok dikkat ettiği göstergelerden biri olan “swap hariç net rezervler” kaleminde yaşanan devasa artış, ekonomideki yapısal iyileşmenin ve Merkez Bankası’nın kalıcı döviz biriktirme kapasitesinin ulaştığı tepe noktayı kanıtlamaktadır.
Swap hariç net rezervlerdeki 9,3 milyar dolarlık kritik sıçrama
Bir ülkenin merkez bankasının gerçek döviz pozisyonunu ve dışsal şoklara karşı finansal savunma gücünü ölçmek için kullanılan en katı ve en şeffaf metrik, swap hariç net rezervlerdir. Bu metrik, merkez bankasının diğer yerel veya yabancı bankalarla yaptığı borçlanma anlaşmalarını (swapları) ve yükümlülükleri dışarıda bırakarak elindeki “öz malı” olan dövizi gösterir. TCMB verilerine göre, 17 Nisan haftasında swap hariç net rezervlerde tam 9,3 milyar dolarlık muazzam bir toparlanma kaydedilmiş ve bu kalem 39,7 milyar dolar seviyesine yükselmiştir. Sadece tek bir haftada 9 milyar doları aşan net döviz birikimi sağlanması, piyasadaki döviz arzının talepten çok daha yüksek olduğunu ve TCMB’nin piyasadan güçlü bir şekilde döviz alımı yaparak rezervlerini tahkim ettiğini göstermektedir. Daha da çarpıcı olan veri ise, son iki haftalık periyotta bu rezerv kaleminde yaşanan toplam toparlanmanın 21,4 milyar dolar gibi tarihi bir büyüklüğe ulaşmasıdır. İki hafta gibi çok kısa bir zaman diliminde yaratılan bu 21,4 milyar dolarlık artı değer, Türk Lirası varlıklara yönelik yerli ve yabancı yatırımcı güveninin (ters dolarizasyon ve sıcak para girişleri) ne denli hızlı ve güçlü bir şekilde tesis edildiğinin en somut matematiksel ispatıdır.
Brüt ve net rezervlerdeki istikrarlı yükseliş trendi
Merkez Bankası’nın rezerv kalitesindeki bu yapısal iyileşme, manşet veriler olan brüt ve net rezerv tablolarına da son derece pozitif yansımaktadır. Uluslararası finans kuruluşlarının (IMF, Dünya Bankası) ve kredi derecelendirme kuruluşlarının (Fitch, Moody’s, S&P) bir ülkenin kredi notunu belirlerken dikkate aldıkları en temel göstergelerden biri olan brüt rezervler, 17 Nisan haftasında 3,6 milyar dolarlık net bir artış kaydederek 174,5 milyar dolar gibi devasa bir büyüklüğe ulaşmıştır. Bu seviye, Türkiye’nin ithalat faturasını karşılama oranı ve kısa vadeli dış borçlarını çevirebilme kapasitesi açısından son derece güvenli bir limanda (safe haven) olunduğunu işaret etmektedir. Aynı dönemde Merkez Bankası’nın net rezervleri de piyasa beklentileriyle uyumlu bir şekilde güçlenmeye devam etmiştir. Bir önceki hafta (10 Nisan haftası) 55,6 milyar dolar düzeyinde bulunan net rezervler, sadece bir hafta içinde 2,8 milyar dolarlık bir iyileşme göstererek 58,4 milyar dolara tırmanmıştır. Brüt rezervler, net rezervler ve swap hariç net rezervlerin eşzamanlı olarak ve milyarlarca dolarlık adımlarla yukarı yönlü hareket etmesi, uygulanan rasyonel para politikasının, yüksek politika faizinin ve piyasayla kurulan şeffaf iletişimin reel ekonomideki kusursuz işleyişini teyit etmektedir.
Orta Doğu’daki jeopolitik riskler ve rezervler üzerindeki baskının hafiflemesi
Döviz rezervlerinde gözlemlenen bu güçlü ve seri toparlanma sürecini analiz ederken, küresel ve bölgesel konjonktürü (jeopolitik iklimi) denklemin dışında tutmak imkansızdır. Raporlamalarda da açıkça vurgulandığı üzere, ABD ve İsrail’in Orta Doğu coğrafyasında başlattığı savaş ve artan askeri gerilimler, küresel sermaye piyasalarında ciddi bir riskten kaçış (risk-off) dalgası yaratmıştı. Çatışmaların ilk başladığı ve belirsizliğin zirve yaptığı dönemlerde, gelişmekte olan piyasalardan (Emerging Markets) çıkış eğilimleri görülmüş, bu durum Türkiye’nin rezervleri üzerinde de geçici ve konjonktürel bir baskı oluşturarak bir miktar gerilemeye neden olmuştu. Ancak 17 Nisan haftası verileri, Türk finansal sisteminin bu tür dışsal ve jeopolitik şokları (external shocks) absorbe etme kapasitesinin (bağışıklığının) ne kadar yükseldiğini kanıtlamaktadır. Savaşın yarattığı risk algısı küresel piyasalarda hala tam olarak sönümlenmemiş olsa da, uluslararası sermayenin Türkiye’nin makroekonomik hikayesine duyduğu inanç, jeopolitik korkuların önüne geçmiştir. TCMB‘nin piyasa likiditesini doğru yönetmesi ve kur üzerindeki spekülatif ataklara fırsat vermemesi, savaş kaynaklı sermaye çıkışlarını durdurmuş ve ibreyi hızla yeniden rezerv birikimi yönüne çevirmiştir.
Makroekonomik istikrar ve yabancı sermaye akımlarının geleceği
Sonuç itibarıyla, Merkez Bankası’nın kasasındaki dövizin son haftalarda 21 milyar doların üzerinde bir hızla artması, Türk ekonomisinin önündeki orta ve uzun vadeli sis perdesini büyük ölçüde dağıtmıştır. Swap hariç net rezervlerin 39,7 milyar dolar seviyesine oturması, ekonomi yönetiminin en büyük silahı olan “öngörülebilirlik” (predictability) kavramını perçinlemiştir. Güçlü rezervler, Türkiye’nin Ülke Risk Primi’nin (CDS – Kredi Temerrüt Takası) düşmesini sağlamakta, bu da Hazine’nin ve Türk şirketlerinin uluslararası piyasalardan çok daha düşük maliyetlerle (faizlerle) sendikasyon kredisi ve borç bulabilmesinin önünü açmaktadır. Yerel seçimlerin geride kalması, kur korumalı mevduat (KKM) hesaplarından standart TL mevduatlara geçişin hızlanması ve yabancı portföy yatırımcılarının (sıcak para) tahvil ve hisse senedi piyasalarına gösterdiği yoğun ilgi, TCMB’nin döviz ihalelerine gerek kalmadan piyasadan döviz toplayabilmesine olanak tanımaktadır. Önümüzdeki aylarda dezenflasyon sürecinin (enflasyondaki düşüş trendinin) daha da belirginleşmesiyle birlikte, Merkez Bankası’nın rezerv biriktirme hızının ivme kazanması ve brüt rezervlerin yeni tarihi rekorlar kırması en güçlü makroekonomik projeksiyon olarak masada durmaktadır. Bu tablo, yabancı doğrudan yatırımların (FDI) ülkeye çekilmesi adına kurulan sağlam ekonomik altyapının en net göstergesidir.