Erdoğan: İmalatcı-ihracatçıya vergi yüzde 9'a iniyor | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%-0.03
45,1721
EUR/TRY
%0.20
53,1611
GBP/TRY
%0.15
61,6314
CHF/TRY
%0.22
57,9495
SAR/TRY
%-0.03
12,0451
JPY/TRY
%-0.10
0,2891
RUB/TRY
%-0.14
0,60234
EUR/USD
%0.23
1,17588
EUR/GBP
%0.12
0,8632
GBP/USD
%0.12
1,3621
BRENT/USD
%-3.04
113,49
XAU/TRY
%0.45
209.801,76
XAG/TRY
%3.16
3.437,60
CAD/TRY
%0.01
33,2748
AUD/TRY
%0.23
32,6143
SEK/TRY
%0.50
4,9158
RSD/TRY
%0.27
0,4532
XAU/USD
%0.45
4.643,48

Erdoğan: İmalatcı-ihracatçıya vergi yüzde 9’a iniyor

Çok kutuplu dünyanın yeni kilit taşı: Türkiye'nin yatırım ve ticaret vizyonu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'yi küresel bir cazibe merkezi haline getirmek amacıyla imalatçı ve ihracatçılara yönelik kurumlar vergisi oranlarında tarihi indiriml…

Çok kutuplu dünyanın yeni kilit taşı: Türkiye'nin yatırım ve ticaret vizyonu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'yi küresel bir cazibe merkezi haline getirmek amacıyla imalatçı ve ihracatçılara yönelik kurumlar vergisi oranlarında tarih…

blank
Paylaş

Çok kutuplu dünyanın yeni kilit taşı: Türkiye’nin yatırım ve ticaret vizyonu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi küresel bir cazibe merkezi haline getirmek amacıyla imalatçı ve ihracatçılara yönelik kurumlar vergisi oranlarında tarihi indirimlere gidildiğini açıkladı. Düzenlemeyle birlikte İstanbul Finans Merkezi’nin avantajları genişletilirken, transit ticaret ve bölgesel yönetim merkezleri için yüzde 100’e varan vergi muafiyetleri hayata geçiriliyor.

İmalatçı ve ihracatçıya tarihi kurumlar vergisi indirimi

Küresel ekonomide tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği ve rekabetin her geçen gün daha da sertleştiği bir konjonktürde, Türkiye ekonomisinin büyüme motoru konumundaki imalatçı ve ihracatçı şirketler için devrim niteliğinde bir adım atılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye Yüzyılı Yatırımı İçin Güçlü Program” kapsamında duyurduğu yeni vergi paketi, üretim ve dış ticaret odaklı büyüme modelinin en güçlü maliye politikası desteklerinden birini oluşturmaktadır. Erdoğan’ın açıklamalarına göre, halihazırda yüzde 20 seviyesinde uygulanan kurumlar vergisi oranı, imalatçı ihracatçılar için tek haneli rakamlara, yüzde 9 seviyesine kadar çekilmektedir. Sadece ihracat faaliyetiyle iştigal eden genel ihracatçılar için ise bu oran yüzde 14 olarak uygulanacaktır. Kurumlar vergisindeki bu dramatik düşüş, şirket bilançolarında doğrudan ve anında bir rahatlama yaratacak makroekonomik bir kaldıraç işlevi görecektir. İhracat yapan sanayicilerin omuzlarındaki vergi yükünün yarıdan fazla oranda hafifletilmesi, şirketlerin net kar marjlarını (net profit margin) ciddi şekilde artıracaktır. Şirketler, devlete ödemekten muaf tutuldukları bu devasa sermayeyi; yeni üretim bantlarının kurulmasına, araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerine, teknolojik dijitalleşmeye ve nitelikli istihdam yaratımına yönlendirme fırsatı bulacaklardır. Ayrıca, uluslararası pazarlarda Çin, Hindistan ve Doğu Avrupa ülkeleriyle amansız bir fiyat rekabeti içinde olan Türk ihracatçısı, azalan vergi maliyetlerini ürün fiyatlarına yansıtarak küresel pazar payını genişletme imkanına kavuşacaktır. Maliye politikasında vergi gelirlerinden kısa vadeli bir feragat anlamına gelen bu teşvik, orta ve uzun vadede artan ihracat hacmi, ülkeye giren döviz miktarındaki yükseliş ve cari açığın (current account deficit) daralması yoluyla makroekonomik istikrara misliyle geri dönecektir. Bu hamle, Türkiye’nin sadece “ucuz işgücü” ile değil, rekabetçi ve destekleyici bir vergi ekosistemiyle de küresel pazarda boy gösterdiğinin en net ilanıdır.

İstanbul Finans Merkezi’nin küresel cazibesi ve bölgesel yönetim üssü vizyonu

Türkiye’nin finansal mimarisindeki en büyük vizyon projelerinden biri olan İstanbul Finans Merkezi (İFM), sadece görkemli gökdelenlerden oluşan bir gayrimenkul projesi değil; hukuki, idari ve mali teşviklerle donatılmış, uluslararası sermayeyi ülkeye çekecek stratejik bir ekosistemdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları, İFM’nin bu ekosistemini küresel devler için karşı konulamaz bir cazibe merkezine dönüştürmeyi hedeflemektedir. Düzenlemenin en stratejik önceliği, küresel çok uluslu şirketlerin (MNCs) bölgesel yönetim merkezlerini (Headquarters) Londra, Dubai veya Frankfurt gibi geleneksel merkezlerden Türkiye’ye taşımalarını teşvik etmektir. Bu hedef doğrultusunda sunulan vergi avantajı, uluslararası finans literatüründe nadir görülen cömertlikte bir teşviktir. Şirketlerin yurt dışı operasyonlarını Türkiye’den yöneterek elde ettikleri kazançlara uygulanan kurumlar vergisi, önümüzdeki 20 sene boyunca İstanbul Finans Merkezi içinde yüzde 100 oranında, yani tamamen sıfırlanarak indirim konusu yapılabilecektir. İFM dışında yer alan bölgesel yönetim merkezleri için ise bu oran yüzde 95 gibi yine devasa bir seviyede tutulacaktır. Çok uluslu bir şirketin Orta Doğu, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Türki Cumhuriyetler’deki milyarlarca dolarlık operasyonlarını İstanbul’dan yönetmesi, ülkeye sadece prestij değil, aynı zamanda muazzam bir sermaye birikimi, teknoloji transferi (know-how) ve üst düzey finansal işlem hacmi getirecektir. Dahası, bu merkezlerde istihdam edilecek olan “nitelikli çalışanlara” yönelik getirilen ücret istisnası (gelir vergisi muafiyetleri), dünyanın en parlak beyinlerinin, yazılımcılarının ve finansal analistlerinin İstanbul’a göç etmesini (brain gain) sağlayacaktır. Nitelikli insan kaynağının bir araya geldiği bu ekosistem, Türkiye’nin katma değerli hizmet ihracatını şahlandıracak yapısal bir dönüşümün temelini atacaktır.

Transit ticaret ve uluslararası aracılık faaliyetlerine tam muafiyet

Uluslararası ticaretin en karlı, en hızlı ve gümrük bürokrasisinden en uzak kollarından biri olan transit ticaret, yeni vergi paketinin odak noktalarından bir diğerini oluşturmaktadır. Transit ticaret, bir ülkede yerleşik olan bir şirketin, yurt dışından satın aldığı bir malı kendi ülkesinin gümrük sınırlarından içeri sokmadan doğrudan bir başka ülkeye satması işlemidir. Bu işlem, ülkenin fiziki altyapısını veya lojistik sınırlarını yormadan, tamamen finansal aracılık ve ticari zeka üzerinden ülkeye net döviz kazandıran son derece değerli bir faaliyettir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, transit ticaret veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda halihazırda yüzde 50 olarak uygulanan indirim oranının tam yüzde 100’e çıkarılacağını müjdelemiştir. Bu karar, Türk ticaret şirketlerinin küresel emtia ve mal ticaretinde (commodity trading) İsviçre veya Singapur merkezli şirketlerle rekabet edebilmesinin önünü açmaktadır. Elde edilen transit ticaret kazancından kurumlar vergisi alınmayacak olması, milyarlarca dolarlık ticaret hacminin Türk bankacılık sistemi üzerinden dönmesini ve oluşan yüksek kar marjlarının Türkiye’de sermayeye dönüşmesini sağlayacaktır. Daha da önemlisi, bu tarihi teşvikin sadece İstanbul Finans Merkezi’nin fiziki sınırları içine hapsedilmeyip, tüm Türkiye geneline yayılmasıdır. Erdoğan’ın, “İstanbul Finans Merkezi dışında da transit ticaret faaliyetlerinde bulunanların bu kazançlarının yüzde 95’ini vergi dışı bırakıyoruz” şeklindeki açıklaması, Anadolu’nun dört bir yanındaki tüccarların küresel ticarete aracılık etmesini teşvik eden demokratik bir maliye hamlesidir. Türkiye, bu sayede sadece kendi ürettiği malları satan bir ülke olmaktan çıkıp, küresel mal akışlarını yöneten, fiyatlayan ve bundan komisyon elde eden bir ticaret merkezine evrilecektir.

Çok kutuplu dünyada türkiye’nin yeni “Kilit Taşı” stratejisi

Makroekonomik vergi teşviklerinin arka planında, Türkiye’nin değişen küresel jeopolitikadaki yerini yeniden tanımlayan çok daha geniş ve derin bir stratejik vizyon yatmaktadır. Rusya-Ukrayna savaşı, ABD-Çin ticari gerilimleri ve Avrupa’nın enerji krizi gibi global ekonomik düzeni ve değer zincirlerini kökünden sarsan jeopolitik şoklar, ülkelerin güvenli, sürdürülebilir ve kesintisiz ticaret yollarına olan ihtiyacını artırmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin geçmiş yıllarda sıklıkla maruz kaldığı “doğu ile batı arasında bir köprü” veya “enerji koridoru” tanımlamalarının artık ülkenin potansiyelini açıklamada yetersiz kaldığına dikkat çekmiştir. Bir “köprü”, sadece üzerinden geçilip gidilen pasif bir yapıyı ifade ederken; Erdoğan’ın vurguladığı “kilit taşı” ve “vazgeçilmez üs” kavramları, ticaretin ve enerjinin yönetildiği, depolandığı, fiyatlandığı ve dağıtıldığı son derece aktif ve inisiyatif sahibi bir merkez olma iddiasını taşımaktadır. Çok kutupluluğa (multipolarity) doğru hızla evrilen ve bloklaşmaların yeniden başladığı yeni dünya düzeninde Türkiye, hiçbir bloğun uydusu olmadan kendi coğrafi ve ekonomik gücünü bir çekim merkezine dönüştürmeyi hedeflemektedir. Yabancı şirketlerin tedarik zincirlerini daha güvenli ve yakın coğrafyalara taşıma (near-shoring ve friend-shoring) eğilimleri, Türkiye’yi küresel ekonomik istikrarın en güçlü alternatiflerinden biri haline getirmektedir. “Ülkemizi yeni döneme hazırlayacak stratejileri şimdiden planlıyor, altyapısını kuruyor, en küçük bir boşluk bırakmıyoruz” şeklindeki ifadeler, devletin makroekonomik planlama aygıtlarının küresel trendleri proaktif bir şekilde okuduğunu göstermektedir. Hem müttefiklerin hem de rakiplerin kabul etmek zorunda kaldığı bu yeni konum, Türkiye’yi salt bir pazar veya üretim tesisi olmaktan çıkarıp, çok kutuplu dünyanın ekonomik ve diplomatik karar merkezlerinden biri (yeni kutup başı) yapma vizyonunun temelini oluşturmaktadır.

Doğrudan yabancı yatırımları çekecek kapsamlı yasal düzenlemeler yolda

Bu görkemli vizyonun ve açıklanan vergi indirimlerinin kağıt üzerinde kalmayıp reel ekonomiye entegre edilebilmesi için güçlü bir hukuki ve idari zemine ihtiyaç vardır. Yatırımcılar, özellikle de milyarlarca dolarlık Doğrudan Yabancı Yatırım (FDI – Foreign Direct Investment) kararı alacak olan çok uluslu şirketler, sermayelerini bir ülkeye bağlamadan önce o ülkedeki hukuk sisteminin öngörülebilirliğine, bürokrasinin hızına ve yatırım ortamının şeffaflığına bakarlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının son bölümünde bu güven unsurunu tahkim edecek yapısal adımların müjdesini vermiştir. Rekabet gücünü artıracak ve sürdürülebilir yüksek büyümeyi sağlayacak yatırım ortamını güçlendirmek amacıyla; uluslararası doğrudan yatırımları destekleyecek hukuki, idari, mali ve kurumsal adımların atılmakta olduğu belirtilmiştir. “Sıcak para” (portföy yatırımları) yerine, ülkede fabrika kuran, teknoloji getiren ve kalıcı istihdam sağlayan doğrudan yatırımların çekilmesi, Türkiye ekonomisinin en büyük kronik sorunu olan cari açık ve enflasyon sarmalından çıkmasının yegane yoludur. Yakında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulacak olan kapsamlı düzenleme, yatırımcıların karşılaştığı bürokratik engelleri (kırmızı kurdele) ortadan kaldırmayı, şirket kuruluş ve tasfiye süreçlerini hızlandırmayı, fikri mülkiyet haklarının korunmasını güçlendirmeyi ve ticari uyuşmazlıkların çözümünde uluslararası standartları tahkim etmeyi içerecektir. Bu yasal reform paketi, yukarıda açıklanan yüzde 9’luk vergi oranları ve transit ticaret muafiyetleriyle birleştiğinde, Türkiye’nin küresel bir “cazibe merkezi” (investment hub) olma iddiasını altı dolu bir gerçekliğe dönüştürecektir. Hem yerli hem de yabancı müteşebbisler için altın değerinde olan bu teşvik mimarisi, Türkiye Yüzyılı’nın ekonomik temellerini sarsılmaz bir şekilde inşa etme iradesinin en net ve en güncel yansımasıdır.

blank

Goole, Anthropic’e 40 milyar dolara varan yatırım planlıyor

Prev
blank

Swap hariç net rezervlerde toparlanma sürüyor

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba