Morgan Stanley’in 2026 yılına ilişkin makroekonomik projeksiyonlarına göre, ABD’de şirketlerin yaygın işten çıkarma dalgalarından kaçınma ihtimali yüksek. Ancak bu senaryonun gerçekleşmesi, firmaların ürün ve hizmet fiyatlarını artırma kabiliyetine bağlı olacak. Bankanın baş ABD ekonomisti Michael T. Gapen ve ekibi tarafından yapılan değerlendirmeye göre, işletmelerin fiyatlama gücünü koruması, istihdam piyasası istikrarı için kilit önem taşıyor.
ABD’de fiyat artışları istihdam kayıplarını sınırlayabilir
Morgan Stanley ekonomistlerine göre, ABD ekonomisi 2026 yılına girerken küresel resesyon risklerinden büyük ölçüde sıyrılmış olacak. Ancak şirketlerin 2025 yılı boyunca karşı karşıya kaldığı maliyet baskıları ve tarife artışları, halen kâr marjlarını tehdit etmeye devam ediyor.
Analizde, firmaların 2025 boyunca uyguladıkları fiyat artışları sayesinde maliyetleri dengelemeyi başardıkları ve müşteri tabanlarını büyük ölçüde korudukları belirtiliyor. Bu eğilimin devam etmesi, hem kârlılık hem de istihdamı koruma açısından belirleyici olacak. Aksi halde bazı sektörlerde maliyetleri karşılayamayan işletmelerin küçülmeye gitmesi bekleniyor.
Çekirdek enflasyon %3 seviyesine oturabilir
Banka, ABD’de enflasyonun 2026 yılı başlarında dengeye oturmasını bekliyor. Özellikle çekirdek enflasyonun (enerji ve gıda dışı kalemler) %3 civarına yerleşmesi, fiyatların kontrollü ama yukarı yönlü hareketini sürdüreceğini gösteriyor.
Haziran – Eylül dönemine ait TÜFE ve PCE verilerinde tarife kaynaklı fiyat artışlarının yoğunlaştığı, bazı alt kalemlerde %6’ya varan artışların gözlemlendiği ifade ediliyor. Ancak bu artışların büyük bölümü tüketici tarafında kabul görmüş durumda. Morgan Stanley, fiyat artışları nedeniyle ciddi talep kaybı yaşanmadığını vurguluyor.
Şirketler gelir kayıplarını telafi etmeye başladı
Gapen’in analizinde, özellikle 2025 yılının ilk çeyreğinde şirketlerin tarifeler nedeniyle ciddi gelir kayıpları yaşadığı ancak yıl ortasında uygulanan fiyat artışları sayesinde bu kayıpların bir kısmının telafi edildiği belirtiliyor. “Gelir artışları sınırlı ancak dengeli; kârlılıklar ise kademeli toparlanma sürecine girdi,” değerlendirmesi öne çıkıyor.
Perakende, otomotiv, konaklama ve sağlık hizmetleri sektörlerinde fiyat artışlarının daha belirgin olduğu, buna karşın teknoloji ve sanayi sektörlerinde daha temkinli bir fiyatlama stratejisi izlendiği ifade ediliyor. Tüketicilerin henüz fiyatlara karşı güçlü bir tepki vermemiş olması, şirketlerin bu stratejiyi sürdürebileceğini gösteriyor.
İstihdamın korunması fiyatlara bağlı
Analistlere göre, ABD şirketlerinin 2026’da istihdamı koruması için operasyonel kârlılığı sürdürmeleri gerekiyor. Bu da özellikle küçük ve orta ölçekli firmalar için fiyat artırımlarının devamına bağlı. Aksi takdirde, ücretlerin karşılanması ve üretim sürdürülebilirliği zorlaşabilir.
“Eğer tüketici tarafı daha fazla fiyat artışını tolere edemez hale gelirse, firmalar önce yatırımlarını kısacak, ardından istihdamı azaltmak zorunda kalacak” diyen Gapen, fiyatlama gücü ile istihdam arasında doğrudan bir ilişki kuruyor.
Tüketici talebi güçlü kalırsa iş gücü korunabilir
2026 senaryosunun merkezinde, tüketicilerin artan fiyatlara karşı tolerans göstermeye devam etmesi yer alıyor. Morgan Stanley, özellikle düşük faiz politikalarının terk edilmesiyle birlikte artan üretim maliyetlerinin tüketiciye yansıtılmasının kaçınılmaz olduğunu belirtiyor.
Bununla birlikte fiyat artışlarına rağmen tüketici harcamalarının güçlü seyretmesi, firmaların hem satış hacmini hem de kâr marjlarını korumasını sağlıyor. Bu durum, iş gücü piyasasında dengeli bir tabloya katkı sunuyor.
Ücret enflasyonu da etkili olacak
İstihdamın geleceği açısından bir diğer önemli etken ise ücret enflasyonu. Çalışanların ücret taleplerinin yüksek enflasyonla paralel hareket etmesi, işverenlerin maliyetlerini artırıyor. Bu da fiyat artışlarıyla desteklenmeyen sektörlerde işten çıkarma ihtimalini yükseltiyor.
Gapen’e göre, 2026’da ücret artışları daha sınırlı olacak. “Ücret baskılarında yavaşlama sinyalleri var. Bu da firmaların operasyonel baskılarını bir nebze hafifletebilir” diyen ekonomist, fiyat artışları ile ücret dengesi arasında hassas bir bağ bulunduğunu ifade ediyor.
Riskler: Tüketici tepkisi ve regülasyon
Morgan Stanley raporunda bazı riskler de detaylandırılıyor. En büyük risk, tüketicilerin fiyat artışlarına tepki göstermesi. Özellikle gelir seviyesi düşük tüketicilerde alım gücünün zayıflaması, harcamalarda ani düşüşe yol açabilir. Bu da zincirleme biçimde üretim, yatırım ve istihdamı olumsuz etkiler.
İkinci önemli risk ise regülasyonlar. Enflasyonla mücadele kapsamında devletin fiyat sınırlamaları, sübvansiyonların kaldırılması ya da vergi düzenlemeleri gibi adımları, fiyatlama gücünü zayıflatabilir. Bu durum, şirketlerin mali manevra alanını daraltabilir.
Politika yapıcılar için mesaj: Fiyat istikrarı kritik
Morgan Stanley’nin analizinden çıkan sonuçlardan biri de, ABD Merkez Bankası (FED) ve diğer düzenleyici kurumların, fiyat istikrarını sağlarken şirketlerin fiyatlama gücünü de dikkate almaları gerektiği. Gapen, “Fiyat istikrarı ile şirket sağlığı birlikte düşünülmeli. Aksi takdirde iş gücü piyasasında geniş çaplı sarsıntılar görülebilir” diyor.
2026 yılına girerken bu senaryo, yalnızca piyasa oyuncuları değil, aynı zamanda mali ve parasal otoriteler açısından da dikkatle izlenmeli.