Mart ayında demir ve demir dışı metaller ihracatı 1,1 milyar dolar ile geçen yılın aynı dönemine paralel seyretti | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.05
44,8793
EUR/TRY
%0.02
52,8279
GBP/TRY
%0.02
60,6866
CHF/TRY
%0.07
57,4383
SAR/TRY
%0.06
11,9654
JPY/TRY
%-0.11
0,2827
RUB/TRY
%0.81
0,59545
EUR/USD
%-0.01
1,17621
EUR/GBP
%0.02
0,8705
GBP/USD
%-0.04
1,3511
BRENT/USD
%2.99
96,07
XAU/TRY
%-0.39
215.779,98
XAG/TRY
%-1.26
3.576,44
CAD/TRY
%0.02
32,7743
AUD/TRY
%-0.12
32,1270
SEK/TRY
%0.12
4,9012
RSD/TRY
%0.07
0,4503
XAU/USD
%-0.46
4.807,98

Mart ayında demir ve demir dışı metaller ihracatı 1,1 milyar dolar ile geçen yılın aynı dönemine paralel seyretti

Türkiye’nin mart ayı toplam ihracatı 21,9 milyar dolar olarak gerçekleşirken, demir ve demir dışı metaller sektörü 1,1 milyar dolarlık performansıyla gücünü korudu. Çelik ihracatı ise yüzde 0,8 artışla 1,6 milyar dolara ulaşarak dikkat çe…

Türkiye’nin mart ayı toplam ihracatı 21,9 milyar dolar olarak gerçekleşirken, demir ve demir dışı metaller sektörü 1,1 milyar dolarlık performansıyla gücünü korudu. Çelik ihracatı ise yüzde 0,8 artışla 1,6 milyar dolara ulaşarak dikkat çe…

black and white light bokeh
Photo by engin akyurt on Unsplash
Paylaş

Türkiye’nin mart ayı toplam ihracatı 21,9 milyar dolar olarak gerçekleşirken, demir ve demir dışı metaller sektörü 1,1 milyar dolarlık performansıyla gücünü korudu. Çelik ihracatı ise yüzde 0,8 artışla 1,6 milyar dolara ulaşarak dikkat çekti.

Türkiye geneli mart ayı ihracat verileri ve sektörel analiz

Küresel ekonomide yaşanan belirsizlikler, sıkılaşan para politikaları ve daralan talep koşulları, dünya ticaret hacmi üzerinde baskı yaratmaya devam ederken, Türkiye’nin ihracat performansı bu makroekonomik dalgalanmalardan etkileniyor. Açıklanan son verilere göre, Türkiye’nin mart ayı genel ihracatı, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6,4 oranında bir daralma göstererek 21,9 milyar dolar seviyesine geriledi. Bu genel düşüş eğilimi, ana ihracat pazarlarındaki ekonomik yavaşlama ve enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan yüksek faiz politikalarının tüketici talebini sınırlandırmasından kaynaklanıyor. Ancak genel ihracattaki bu geri çekilmeye rağmen, bazı stratejik sektörlerin gösterdiği direnç ve performans, Türkiye’nin dış ticaret dengesindeki kırılganlıkları azaltmada kritik bir rol oynuyor. Özellikle ağır sanayinin bel kemiği konumunda bulunan metal ve çelik endüstrileri, esnek tedarik zinciri yapıları ve pazar çeşitlendirme hamleleri sayesinde genel ortalamadan pozitif yönde ayrışmayı başarıyor.

Bu bağlamda değerlendirildiğinde, sanayi üretiminin temel girdilerini oluşturan ve geniş bir yelpazede faaliyet gösteren demir ve demir dışı metaller sektörü, mart ayında oldukça istikrarlı bir grafik çizdi. Türkiye geneli verilerine bakıldığında, söz konusu sektörün ihracatı 2025 yılının eş değer dönemiyle tamamen aynı seviyede kalarak 1,1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Küresel emtia piyasalarındaki fiyat dalgalanmaları, alüminyum, bakır ve çinko gibi temel demir dışı metallerdeki Londra Metal Borsası (LME) kaynaklı fiyat baskıları göz önüne alındığında, ihracat gelirlerinin korunmuş olması büyük bir başarı olarak nitelendiriliyor. Fiyatların küresel ölçekte gerilediği bir konjonktürde döviz bazında gelirlerin sabit kalması, sektörün miktar bazında ihracatını artırdığına ve pazar payını genişlettiğine işaret ediyor. Bu durum, Türk üreticilerinin rekabetçi fiyatlandırma stratejileri ve hızlı teslimat avantajlarıyla küresel rakiplerine karşı üstünlük sağladığını kanıtlıyor.

Sektörün genel görünümünü tamamlayan ve genellikle birlikte analiz edilen çelik sektörü ise mart ayında ivme kazanarak büyüme kaydetti. Çelik ihracatı, zorlu küresel piyasa koşullarına ve uluslararası ticaretteki korumacı önlemlere rağmen yüzde 0,8 oranında sınırlı ancak anlamlı bir artışla 1,6 milyar dolara ulaştı. Enerji maliyetlerindeki dalgalanmaların ve hammadde tedarikindeki lojistik zorlukların çelik üreticileri üzerinde yarattığı baskıya rağmen elde edilen bu artış, sektörün operasyonel verimliliğinin yüksek olduğunu gösteriyor. Türk çelik üreticilerinin yüksek kalitedeki ürünleri, uluslararası standartlara tam uyum sağlamaları ve müşteri taleplerine anında yanıt verebilen esnek üretim bantları, bu pozitif büyümenin arkasındaki temel itici güçler olarak öne çıkıyor.

Demir ve çelik sektörlerinin toplam ihracat içerisindeki payı

Ekonomik büyümenin ve sanayileşmenin temel yapı taşlarından biri olan metal ve çelik endüstrisi, Türkiye’nin toplam ihracat kompozisyonunda stratejik bir ağırlığa sahiptir. Mart ayında elde edilen veriler ışığında, her iki sektörün ulaştığı toplam ihracat hacmi detaylı bir şekilde incelendiğinde, bu stratejik önemin rakamlara net bir biçimde yansıdığı görülmektedir. 1,1 milyar dolarlık demir ve demir dışı metaller ihracatı ile 1,6 milyar dolarlık çelik ihracatı birleştirildiğinde, toplamda 2,7 milyar dolarlık devasa bir ekonomik büyüklük ortaya çıkmaktadır. Bu rakam, Türkiye’nin mart ayında gerçekleştirdiği 21,9 milyar dolarlık toplam ihracatın tam yüzde 13,8’ine tekabül etmektedir. Bir başka deyişle, Türkiye’nin yurt dışına sattığı her yüz dolarlık malın yaklaşık on dört doları bu iki ağır sanayi sektörü tarafından ülkeye kazandırılmaktadır.

Yüzde 13,8’lik bu pay, sadece bir istatistiksel oran olmanın ötesinde, derin makroekonomik anlamlar taşımaktadır. Metal ve çelik ürünleri, otomotivden inşaata, beyaz eşyadan makine imalatına kadar sayısız alt sektörün ana girdisini oluşturur. Dolayısıyla bu sektörlerin dış pazarlardaki gücü, dolaylı yoldan diğer Türk ihraç ürünlerinin de uluslararası pazarlardaki varlığını desteklemektedir. Çelik endüstrisinin yüksek tonajlı sevkiyatları, aynı zamanda Türkiye’nin lojistik ve liman altyapısının da tam kapasiteyle çalışmasını sağlayarak ulaştırma sektörüne dolaylı bir katma değer yaratmaktadır. Toplam ihracat pastası içerisindeki bu geniş dilim, ekonomi yönetiminin uygulayacağı sektörel teşvik politikalarında ve enerji sübvansiyonlarında demir-çelik sektörüne neden öncelik verilmesi gerektiğini rasyonel bir temele oturtmaktadır.

Ayrıca, bu sektörlerin elde ettiği döviz girdisi, cari açığın finansmanı ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) rezervlerinin güçlendirilmesi açısından kritik bir işlev görmektedir. Katma değeri giderek artan paslanmaz çelik, vasıflı yassı çelik ve özel alaşımlı metallerin ihracat portföyündeki payının yükselmesi, birim başına elde edilen geliri maksimize etmektedir. Geleneksel inşaat çeliği (inşaat demiri) ihracatından, otomotiv ve savunma sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli çelik ihracatına doğru yaşanan bu yapısal dönüşüm, toplam ihracat içerisindeki yüzde 13,8’lik payın önümüzdeki dönemde hem oransal hem de niceliksel olarak daha da büyüme potansiyeli taşıdığını işaret etmektedir.

Akdeniz bölgesinde çelik ihracatında gözlemlenen hızlı artış

Türkiye’nin sektörel ihracat verileri bölgesel bazda analiz edildiğinde, sanayi ve liman entegrasyonunun en başarılı örneklerinden biri olan Akdeniz bölgesinin sergilediği performans dikkat çekmektedir. Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin (ADMİB) açıkladığı bölgesel verilere göre, mart ayında bölge özelinde karmaşık ancak son derece dinamik bir tablo ortaya çıkmıştır. Birliğin demir ve demir dışı metaller ihracatı, Türkiye genelindeki yatay seyrin aksine yüzde 10,1 oranında bir düşüş kaydederek 61 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu düşüşün temel nedenleri arasında, bölgedeki sanayi tesislerinin iç piyasadan gelen yoğun talebi karşılamaya yönelmesi ve bazı spesifik demir dışı metal ürünlerindeki dönemsel üretim planlamalarındaki değişiklikler gösterilmektedir.

Ancak, asıl dikkat çekici veri çelik ihracatı tarafında yaşanmıştır. ADMİB bölgesinden gerçekleştirilen çelik ihracatı, mart ayında adeta bir sıçrama yaparak yüzde 27,1 gibi son derece yüksek bir artış oranıyla 244 milyon dolara fırlamıştır. Bu muazzam artış, İskenderun ve Mersin gibi devasa liman komplekslerine ev sahipliği yapan bölgenin lojistik avantajlarını dış ticarete ne kadar efektif bir biçimde entegre ettiğinin somut bir göstergesidir. Bölgedeki entegre demir-çelik fabrikalarının kapasite kullanım oranlarındaki artış ve yeni devreye alınan modern üretim hatları, dış pazarlardan gelen yüklü siparişlerin hızla karşılanmasına olanak tanımıştır. Ayrıca, Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz rotasında yaşanan jeopolitik güvenlik krizleri nedeniyle uluslararası nakliye rotalarının değişmesi, Akdeniz havzasındaki Türk çelik üreticilerini Avrupalı ve Kuzey Afrikalı alıcılar için en güvenli ve en hızlı tedarik merkezi konumuna yükseltmiştir.

Bölgesel çelik ihracatındaki bu yüzde 27,1’lik ivme, aynı zamanda üreticilerin agresif pazarlama stratejilerinin ve müşteri odaklı üretim modellerinin bir meyvesidir. Klasik ürün gamının dışına çıkarak, alıcıların spesifik projeleri için talep ettiği özel ebat ve mukavemetteki çelik profillerin üretimine ağırlık verilmesi, kâr marjlarını ve işlem hacimlerini katlayarak artırmıştır. Akdeniz bölgesi, sahip olduğu güçlü sanayi altyapısı ve deniz yolu taşımacılığındaki jeostratejik konumu sayesinde, Türkiye’nin küresel çelik ticaretindeki ana aktarma merkezlerinden biri olma unvanını daha da pekiştirmiştir. Önümüzdeki aylarda bölgedeki kapasite artırım yatırımlarının tamamlanmasıyla birlikte bu rakamların daha da yukarı taşınması beklenmektedir.

Avrupa pazarlarında rekor büyüme ve stratejik ticaret ağları

İhracat verilerinin ülke bazlı kırılımları incelendiğinde, Türkiye’nin en büyük ve geleneksel ticaret partneri olan Avrupa kıtasının, demir ve çelik ihracatında yine lokomotif rol üstlendiği görülmektedir. Küresel ekonomideki daralma beklentilerine rağmen, mart ayında Türkiye geneli demir-çelik ihracatında zirveye yerleşen ülke Romanya olmuştur. Avrupa Birliği’nin genişleme ve altyapı modernizasyonu politikaları çerçevesinde yoğun bir yatırım sürecinden geçen Romanya, otoyol, demiryolu ve endüstriyel tesis inşaatlarında Türk çeliğini bir numaralı tercih olarak konumlandırmıştır. Romanya’yı sırasıyla Avrupa’nın sanayi devleri olan İtalya, Almanya ile Balkanlardaki stratejik komşumuz Bulgaristan ve Birleşik Krallık izlemiştir. Bu sıralama, Türk metal endüstrisinin hem gelişmekte olan hem de gelişmiş sanayi pazarlarına aynı anda ve yüksek standartlarda hizmet verebildiğini kanıtlamaktadır.

İlk 10 pazar içerisindeki yüzdesel artış oranları, pazar dinamiklerinin ne denli hızlı değişebildiğini gözler önüne sermektedir. Özellikle Birleşik Krallık pazarına yapılan ihracatta kaydedilen yüzde 45’lik olağanüstü artış, Brexit sonrası yeniden şekillenen tedarik zincirlerinde Türkiye’nin kalıcı bir yer edindiğini göstermektedir. Birleşik Krallık pazarında Asyalı üreticilere karşı elde edilen bu rekabet avantajı, Türk ürünlerinin gümrük süreçlerindeki hızı ve yüksek kalite standartlarından kaynaklanmaktadır. Benzer şekilde Bulgaristan’a yapılan ihracattaki yüzde 43’lük ve Yunanistan’a yapılan ihracattaki yüzde 21’lik artışlar, sınır komşularıyla olan ticari entegrasyonun derinleştiğini işaret etmektedir. Navlun maliyetlerinin asgari seviyede olduğu bu komşu pazarlar, ihracatçı firmalar için yüksek kârlılık sağlayan ‘güvenli limanlar’ işlevi görmektedir.

Bölgesel bazda ADMİB’in ihracat performansı incelendiğinde ise ortaya çok daha çarpıcı ve rekor düzeyde yüzdesel artışlar çıkmaktadır. ADMİB’in mart ayı ihracatında ilk sırayı yine Romanya alırken, onu İtalya, Yunanistan, Bulgaristan ve Birleşik Krallık takip etmiştir. Ancak asıl dikkat çekici nokta, bazı ülkelere yapılan ihracattaki astronomik büyüme oranlarıdır. Bulgaristan’a yapılan ihracatta yüzde 1204, Portekiz’e yüzde 839, Birleşik Krallık’a yüzde 226 ve Yunanistan’a yüzde 198 oranında artışlar kaydedilmiştir. Yüzde binleri aşan bu devasa artışlar, geçmiş dönemlerdeki düşük baz etkisinin yanı sıra, o pazarlarda kazanılan çok büyük ölçekli ve uzun vadeli spesifik tedarik ihalelerinin sonucudur. Özellikle Portekiz gibi Batı Avrupa’nın uç noktasındaki bir pazarda yaşanan bu patlama, ADMİB üyelerinin pazarlama ağlarını ne kadar genişlettiklerinin açık bir göstergesidir.

Küresel belirsizliklere karşı sektörün esnek üretim yapısı

Mart ayında elde edilen bu başarılı sonuçların ardından sektörün mevcut durumunu ve gelecek perspektifini değerlendiren Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (ADMİB) Başkanı Rahmi İncetan, elde edilen ivmenin tesadüfi olmadığını, aksine bilinçli bir stratejinin ürünü olduğunu vurgulamıştır. Küresel ticarette korumacılık eğilimlerinin hız kazandığı, tarifelerin silaha dönüştüğü ve jeopolitik fay hatlarının kırıldığı bir dönemde, sektörün dayanıklılığının test edildiğini ve bu testten başarıyla geçildiğini ifade etmiştir. Takvim etkisinden arındırılmış verilerde dahi görülen güçlü büyüme emareleri, Türk üreticilerin kriz yönetimi konusundaki reflekslerinin ne kadar gelişmiş olduğunu ortaya koymaktadır.

İncetan, küresel ticaret akışındaki tıkanıklıklara ve Orta Doğu ile Doğu Avrupa’da devam eden sıcak çatışma ortamlarına rağmen Türkiye ortalamasının çok üzerinde bir performans sergilediklerinin altını çizmiştir. İhracat verilerindeki artışların arka planını şu sözlerle özetlemiştir:

“Özellikle Romanya, Yunanistan, Bulgaristan ve Birleşik Krallık gibi pazarlarda kaydedilen güçlü artışlar, pazar çeşitliliği stratejimizin doğru yönde ilerlediğini ortaya koyuyor. Jeopolitik risklerin arttığı bu dönemde esnek üretim yapımız ve alternatif pazarlara hızlı yönelme kabiliyetimizle ihracatımızı desteklemeyi sürdürüyoruz. Rekabetçiliğimizi artırmak, yeni pazarlara açılmak ve katma değerli ürünlerin payını yükseltmek adına çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.”

Başkan İncetan’ın açıklamasında vurguladığı “esnek üretim yapısı”, aslında modern sanayinin en büyük silahıdır. Büyük ölçekli Asyalı üreticilerin aksine, Türk demir-çelik tesisleri müşteri taleplerine göre üretim bantlarını çok hızlı bir şekilde revize edebilmekte, küçük tonajlı ve özel siparişleri kısa termin süreleriyle teslim edebilmektedir. Bu durum, özellikle “tam zamanında üretim” (just-in-time) modeliyle çalışan Avrupalı sanayiciler için Türkiye’yi vazgeçilmez bir partner haline getirmektedir. Ayrıca, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Avrupa’nın bu bölgelerden sağladığı çelik tedarikinin kesilmesi, doğan boşluğun Türk ihracatçılar tarafından hızla ve güvenilir bir şekilde doldurulmasını sağlamıştır. Tüm bu makro ve mikro faktörler bir araya geldiğinde, pazar çeşitliliği hedefinin sadece bir söylemden ibaret olmadığı, bilakis sahada fiilen uygulanan ve finansal tabloları doğrudan etkileyen somut bir iş modeli olduğu açıkça görülmektedir.

Katma değerli üretim ve pazar çeşitliliği ile gelecek vizyonu

Mart ayı ihracat verileri, demir ve demir dışı metaller ile çelik sektörlerinin kısa vadeli bir başarısını yansıtmanın ötesinde, sektörün orta ve uzun vadeli yapısal dönüşüm vizyonu hakkında da önemli ipuçları sunmaktadır. Küresel pazarlardaki rekabetin salt fiyat üzerinden değil, karbon ayak izi, sürdürülebilirlik, kalite standartları ve inovasyon üzerinden şekillendiği yeni bir döneme girilmiştir. Özellikle Avrupa Birliği’nin uygulamaya koyduğu Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM – CBAM), Türk çelik ve metal ihracatçıları için hem bir risk hem de devasa bir fırsat barındırmaktadır. Türk üreticileri, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırarak ve üretim süreçlerindeki karbon emisyonlarını minimize ederek ‘yeşil çelik’ üretimi konusunda ciddi bir dönüşüm süreci başlatmıştır.

Bu dönüşüm, sektörün “katma değerli ürün” stratejisinin merkezinde yer almaktadır. Basit kütük veya inşaat demiri ihraç etmek yerine; savunma sanayisinde kullanılan zırh çelikleri, havacılık endüstrisi için özel alüminyum alaşımları ve otomotiv sektörü için ultra yüksek mukavemetli ince yassı çelikler gibi ürünlere odaklanılması, ton başına ihracat birim değerini radikal bir biçimde yukarı çekecektir. Katma değerli üretim, fiyat rekabetinin yıkıcı etkilerinden korunmanın ve küresel tedarik zincirinde üst sıralara tırmanmanın yegane anahtarıdır. AR-GE yatırımlarının artırılması ve üniversite-sanayi işbirliklerinin derinleştirilmesi, bu teknolojik sıçramayı hızlandıracak temel unsurlardır.

Sonuç olarak, Türkiye’nin mart ayı dış ticaret verilerinde izlenen 6,4’lük daralmaya karşın, metal ve çelik sektörlerinin yatay seyir ve büyüme grafiği yakalaması, endüstriyel altyapının gücünü teyit etmektedir. Akdeniz bölgesindeki rekor yüzdelik artışlar, doğru pazar analizi ve çevik lojistik yönetiminin sonuçlarıdır. Küresel faiz oranlarının yüksek seyrettiği ve ekonomik büyüme beklentilerinin aşağı yönlü revize edildiği bir ekosistemde; yeni nesil üretim teknolojilerine yatırım yapan, karbon salınımını düşüren ve alternatif pazarlara yelken açan Türk ihracatçılarının, önümüzdeki çeyreklerde de Türkiye ekonomisinin lokomotifi olmaya devam edeceği öngörülmektedir. Esneklik, hız ve kalite üçgeninde kurulan bu stratejik yapı, uluslararası ticaret savaşlarının ve jeopolitik fırtınaların yaşandığı küresel okyanusta sektörün en güvenli limanı olmaya devam edecektir.

blank

Şubat’ta Euro Bölgesi inşaat üretimi %0,2 geriledi

Prev
blank

Küresel çinko ve kurşun piyasaları şubatta fazla verdi

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba