Küresel çinko ve kurşun piyasaları şubatta fazla verdi | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.05
44,8793
EUR/TRY
%0.02
52,8279
GBP/TRY
%0.02
60,6866
CHF/TRY
%0.07
57,4383
SAR/TRY
%0.06
11,9654
JPY/TRY
%-0.11
0,2827
RUB/TRY
%0.81
0,59545
EUR/USD
%-0.01
1,17621
EUR/GBP
%0.02
0,8705
GBP/USD
%-0.04
1,3511
BRENT/USD
%2.99
96,07
XAU/TRY
%-0.39
215.779,98
XAG/TRY
%-1.26
3.576,44
CAD/TRY
%0.02
32,7743
AUD/TRY
%-0.12
32,1270
SEK/TRY
%0.12
4,9012
RSD/TRY
%0.07
0,4503
XAU/USD
%-0.46
4.807,98

Küresel çinko ve kurşun piyasaları şubatta fazla verdi

Uluslararası Kurşun ve Çinko Araştırma Grubu verilerine göre, 2026 yılı şubat ayında küresel rafine çinko ve kurşun piyasaları yavaşlayan endüstriyel talep nedeniyle arz fazlası vererek üretim lehine bir denge oluşturdu. Küresel çinko pazarında arz talep…

Uluslararası Kurşun ve Çinko Araştırma Grubu verilerine göre, 2026 yılı şubat ayında küresel rafine çinko ve kurşun piyasaları yavaşlayan endüstriyel talep nedeniyle arz fazlası vererek üretim lehine bir denge oluşturdu

blank
Paylaş

Uluslararası Kurşun ve Çinko Araştırma Grubu verilerine göre, 2026 yılı şubat ayında küresel rafine çinko ve kurşun piyasaları yavaşlayan endüstriyel talep nedeniyle arz fazlası vererek üretim lehine bir denge oluşturdu.

Küresel çinko pazarında arz talep dengesinin yön değiştirmesi

Küresel emtia piyasalarında endüstriyel metallerin seyri, makroekonomik büyüme beklentileri ve sanayi üretimindeki ivmelenme ile doğrudan ilişkilidir. Uluslararası Kurşun ve Çinko Araştırma Grubu (ILZSG) tarafından yayımlanan en güncel makroekonomik istatistiklere göre, küresel çinko piyasası şubat ayında ciddi bir yön değişimi yaşayarak dengesini talep yönünden arz yönüne çevirdi. Ocak ayında 21 bin 900 metrik tonluk bir açıkla yıla başlayan piyasa, şubat ayı itibarıyla 49 bin 600 metrik tonluk bir arz fazlası vererek analistlerin beklentilerini aştı. Bu keskin dönüşüm, yılın ilk iki ayının kümülatif verilerine de doğrudan yansıyarak küresel çinko piyasası genelinde toplamda 28 bin tonluk bir arz fazlası kaydedilmesine neden oldu. Piyasada oluşan bu yeni denge, endüstriyel metallerin tüketim hızında küresel çapta bir soğuma evresine girildiğinin en net sinyallerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Üretim verileri detaylı bir biçimde incelendiğinde, hem maden çıkarma faaliyetlerinde hem de rafine metal üretiminde belirgin bir daralma gözlemlenmektedir. Şubat ayında küresel çapta çinko maden üretimi 964 bin 300 metrik ton seviyesinde gerçekleşti. Bu rakam, ocak ayında kaydedilen 991 bin 900 metrik tonluk hacmin oldukça gerisinde kaldı. Madencilik faaliyetlerindeki bu yavaşlamaya paralel olarak, izabe tesislerinde gerçekleştirilen rafine metal üretimi de düşüş trendine ayak uydurdu. Ocak ayında 1 milyon 138 bin 100 metrik ton olan küresel çinko metal üretimi, şubat ayında 1 milyon 46 bin 500 metrik tona kadar geriledi. Üretim tarafında yaşanan bu kapasite düşüşlerine rağmen piyasada arz fazlası oluşmasının temel nedeni, talep tarafındaki çöküşün üretimdeki düşüşten çok daha sert ve hızlı gerçekleşmiş olmasıdır.

Talep tarafındaki verilere bakıldığında, şubat ayında çinko metal kullanımının 996 bin 900 metrik ton seviyesinde kayıtlara geçtiği görülmektedir. Ocak ayında 1 milyon 160 bin metrik ton gibi oldukça güçlü bir talep hacmi ölçülmüşken, sadece bir ay içerisinde tüketimde yaşanan bu denli sert bir daralma, küresel imalat sanayisinin karşı karşıya kaldığı yapısal zorlukları gün yüzüne çıkarmaktadır. Özellikle inşaat ve otomotiv gibi çinko kullanımının belkemiğini oluşturan ağır sanayi sektörlerindeki sipariş iptalleri ve ertelenen yatırımlar, küresel çinko piyasası üzerindeki aşağı yönlü baskıyı artıran ana unsurlar arasında yer almaktadır. Üretim kısılmalarına rağmen talebin daha da hızlı düşmesi, önümüzdeki çeyreklerde metal borsalarındaki stokların artabileceğine işaret etmektedir.

Kurşun pazarında genişleyen arz fazlası ve endüstriyel veriler

Çinko piyasasında yaşanan talep daralması ve yön değişiminin bir benzeri, kurşun piyasası verilerinde de kendini çok daha belirgin bir genişlemeyle göstermektedir. ILZSG verilerine göre, küresel kurşun piyasası içerisindeki arz fazlası şubat ayında ciddi bir ivme kazanarak 33 bin 200 metrik tona ulaştı. Ocak ayında bu rakamın sadece 11 bin 200 metrik ton seviyesinde ölçüldüğü dikkate alındığında, pazardaki fazla kapasitenin sadece bir ay içerisinde üç katına çıktığı görülmektedir. Bu dramatik artış, kurşun tüketen ana sanayi kollarındaki stok eritme politikalarının ve yeni siparişlerdeki zayıflığın ne denli boyutlara ulaştığını kanıtlar niteliktedir.

Yıllık bazda yapılan değerlendirmeler, kurşun piyasası genelindeki bu arz bolluğunun yapısal bir trende dönüştüğünü ortaya koyuyor. 2026 yılının ilk iki aylık kümülatif verilerine göre, küresel rafine kurşun metal piyasasında toplam 44 bin tonluk bir arz fazlası oluştu. Geçtiğimiz yılın aynı döneminde bu rakamın 29 bin ton seviyesinde kaydedildiği göz önüne alındığında, endüstrideki daralmanın geçen yıla kıyasla çok daha derinleştiği anlaşılmaktadır. Bu rakamsal büyüme, küresel tedarik zincirlerinde kurşun hammaddesinin alıcı bulmakta zorlandığını ve depo maliyetlerinin üreticiler üzerinde ilave bir finansal yük yaratmaya başladığını göstermektedir.

Şubat 2026 dönemi itibarıyla kurşun piyasası özelindeki üretim istatistikleri incelendiğinde, maden üretiminin 322 bin 900 metrik ton olarak gerçekleştiği raporlanmıştır. Aynı zaman diliminde rafine metal üretimi ise 1 milyon 105 bin 300 metrik ton düzeyinde ölçülürken, küresel metal kullanımı 1 milyon 72 bin 100 metrik ton seviyesinde kalmıştır. Üretim ile kullanım rakamları arasındaki bu makasın giderek açılması, fiyat keşif mekanizmalarında satıcıları baskılayan ve alıcılara pazarlık marjı tanıyan bir piyasa yapısının oluşmasına zemin hazırlamaktadır. İkincil üretim olarak adlandırılan geri dönüştürülmüş kurşun arzının da sisteme dahil olması, birincil maden üreticilerinin pazar paylarını korumak adına operasyonel maliyetlerini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılmaktadır.

Çinko talebindeki daralmanın ardındaki makroekonomik dinamikler

Şubat ayında küresel çinko piyasası verilerinde gözlemlenen ve arz fazlası yaratan talep şokunun arkasında yatan temel etkenler, küresel ekonominin içinden geçtiği makroekonomik darboğazlarla doğrudan ilintilidir. Çinko, ağırlıklı olarak çelik ürünlerinin korozyona karşı korunması amacıyla uygulanan galvanizleme işlemlerinde kullanılmaktadır. Bu nedenle çinko talebi, doğrudan doğruya inşaat sektörü, altyapı yatırımları ve ticari gayrimenkul projelerinin sağlığı ile korelasyon içerisindedir. Başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği olmak üzere gelişmiş ekonomilerde uygulanan yüksek faiz oranları, gayrimenkul sektöründeki finansman maliyetlerini tarihi zirvelere taşımış ve devasa altyapı projelerinin askıya alınmasına neden olmuştur.

Küresel çinko tüketiminin yarısından fazlasını tek başına gerçekleştiren Çin ekonomisindeki yapısal zayıflıklar da bu tablonun en büyük sorumlularından biridir. Çin gayrimenkul piyasasında uzun süredir devam eden borç krizi, dev inşaat firmalarının temerrüde düşmesi ve yeni konut başlangıçlarındaki rekor seviyedeki azalmalar, çelik ve dolayısıyla çinko talebini bıçak gibi kesmiştir. Çin hükümetinin ekonomiyi canlandırmak amacıyla devreye soktuğu teşvik paketlerinin, ağır sanayi ve inşaat sektöründen ziyade yüksek teknoloji ve iç tüketime odaklanması, geleneksel metaller üzerindeki baskının hafiflemesini engellemektedir. İmalat sanayisi satın alma yöneticileri endekslerinde (PMI) görülen daralma emareleri, çinko kullanıcılarının ham madde stoklarını yenilemek yerine mevcut stoklarını eritmeyi tercih etmelerine yol açmaktadır.

Bunun yanı sıra, küresel ticarette artan korumacılık eğilimleri ve çelik kotaları gibi ticari bariyerler, galvanizli çelik ihracatını zorlaştırarak entegre tesislerin çinko kullanımını sınırlandırmaktadır. Tüketicilerin satın alma gücündeki düşüş, dayanıklı tüketim malları ve beyaz eşya sektörlerindeki satışları da olumsuz etkileyerek çinko bazlı alaşımlara olan ihtiyacı azaltmaktadır. Tüm bu makroekonomik değişkenler bir araya geldiğinde, maden üretimi düşmesine rağmen küresel çinko piyasası için neden hızla bir arz fazlası gerçeğiyle yüzleşildiğinin rasyonel arka planı ortaya çıkmaktadır. Talebin toparlanması, büyük merkez bankalarının faiz indirim döngüsüne girmesine ve küresel likiditenin yeniden inşaat sektörüne akmasına bağlı görünmektedir.

Maden üretimindeki yavaşlama ve izabe tesislerinin maliyetleri

Şubat verilerindeki en dikkat çekici unsurlardan biri olan maden üretimindeki ve metal üretimindeki düşüş, metalürji sektörünün arz yönlü yaşadığı yapısal krizlerin bir yansımasıdır. Küresel ölçekte faaliyet gösteren madencilik devleri, giderek azalan cevher tenörleri (kalitesi), artan enerji maliyetleri ve katılaşan çevresel regülasyonlar nedeniyle üretim kapasitelerini tam anlamıyla kullanamamaktadır. Özellikle Güney Amerika ve Afrika’daki majör maden sahalarında yaşanan operasyonel aksaklıklar, yerel toplulukların protestoları ve planlanmamış bakım çalışmaları, piyasaya giren konsantre çinko miktarını sınırlamaktadır. Ancak talepteki düşüşün bu kısıtlamalardan daha derin olması, oluşan arz fazlası tablosunun temel belirleyicisi olmuştur.

İzabe tesislerinin (smelters) ekonomik dinamikleri de üretimdeki bu düşüşü açıklamada kritik bir rol oynamaktadır. İzabe tesisleri, madencilerden aldıkları konsantreyi saf metale dönüştürürken “işleme ve rafinaj ücretleri” (TC/RC – Treatment and Refining Charges) üzerinden kâr elde ederler. Piyasada maden arzı daraldığında, madenciler TC/RC ücretlerini düşürerek izabe tesislerinin kâr marjlarını sıkar. Güncel konjonktürde, düşük TC/RC ücretleri ve endüstriyel operasyonlar için gerekli olan elektrik maliyetlerindeki oynaklık, birçok Avrupa ve Asya merkezli izabe tesisinin üretimini kârlı bir şekilde sürdürmesini imkansız hale getirmiştir. Zararına üretim yapmak istemeyen tesisler kapasite kullanım oranlarını düşürmüş veya bazı üretim hatlarını tamamen durdurma kararı almıştır.

Kurşun piyasası açısından da benzer arz kısıtlamaları geçerlidir. Ancak kurşunun üretim maliyetleri ve tedarik yapısı, yüksek oranda geri dönüşüme (%60’ın üzerinde) dayandığı için birincil madencilikteki şoklardan kısmen izole olabilmektedir. Buna rağmen, hurda akışındaki yavaşlama ve lojistik maliyetlerindeki artışlar, kurşun izabe tesislerinin de optimal kapasitede çalışmasını engellemektedir. Maden yatırımlarının doğası gereği uzun vadeli sermaye harcamaları gerektirmesi, mevcut düşük fiyat ortamında şirketleri yeni projeleri finanse etmekten alıkoymaktadır. Sektörel yatırım eksikliğinin, ilerleyen yıllarda talep yeniden canlandığında çok daha şiddetli açık piyasalarına yol açabileceği konusunda uzmanlar piyasa aktörlerini uyarmaktadır.

Otomotiv endüstrisi ve batarya pazarının kurşun talebine etkisi

Küresel kurşun piyasası analizi yapıldığında, bu metalin kaderinin otomotiv endüstrisi ve batarya teknolojileriyle ne kadar iç içe geçtiği açıkça görülmektedir. Dünyada üretilen rafine kurşunun yaklaşık yüzde 85’i, araçlarda, endüstriyel forkliftlerde ve kesintisiz güç kaynaklarında (UPS) kullanılan kurşun-asit bataryaların üretiminde tüketilmektedir. Şubat ayında kurşun piyasasında kaydedilen 33 bin 200 tonluk geniş çaplı arz fazlası, kış mevsiminin sona ermesiyle birlikte batarya değişim sezonunun yavaşlamasıyla doğrudan ilişkilidir. Kuzey yarımküredeki ılıman geçen kış şartları, araç bataryalarının ömrünü uzatarak beklenen yenileme talebinin (aftermarket demand) piyasaya girmesini engellemiştir.

Daha yapısal bir perspektiften bakıldığında ise, içten yanmalı motorlu araçlardan elektrikli araçlara (EV) doğru yaşanan muazzam teknolojik dönüşüm, geleneksel kurşun piyasası üzerinde orta ve uzun vadeli bir tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Elektrikli araçlar ana itici güç olarak lityum-iyon, nikel-metal hidrür veya LFP (lityum demir fosfat) bataryalar kullansalar da, araç içi sistemleri (radyo, aydınlatma, güvenlik sistemleri) beslemek için hala 12 voltluk küçük kurşun-asit yardımcı bataryalara ihtiyaç duymaktadırlar. Ancak elektrikli araç mimarilerindeki yenilikler ve Tesla gibi şirketlerin araç mimarisini tamamen 48 voltluk sistemlere ve lityum bazlı yardımcı bataryalara geçirme vizyonu, gelecekte otomotiv sektörünün kurşuna olan bağımlılığını kademeli olarak azaltacaktır.

Öte yandan, telekomünikasyon altyapıları ve veri merkezleri için yedek güç depolama sistemlerine olan ihtiyaç, yapay zeka devrimiyle birlikte katlanarak artmaktadır. Bu alandaki büyüme, otomotiv sektöründeki talep kaybını kısmen kompanse etme potansiyeli taşımaktadır. Ancak şubat verilerinin net bir şekilde ortaya koyduğu tablo, endüstriyel alım iştahının mevcut küresel üretim kapasitesini eritmeye yetmediğidir. Özellikle Çin ve Avrupa’daki otomotiv fabrikalarının tatil dönemleri ve grevler nedeniyle üretim bantlarını yavaşlatmaları, batarya üreticilerinin sipariş iptallerine gitmesine yol açarak kurşun stoklarının birikmesini hızlandırmıştır.

Uluslararası emtia borsaları ve vadeli işlem piyasasına etkiler

Hem küresel çinko piyasası hem de kurşun piyasası için açıklanan bu negatif talep verileri ve rekor düzeydeki arz fazlası, Londra Metal Borsası (LME) ve Şanghay Vadeli İşlemler Borsası (SHFE) gibi uluslararası ticaret merkezlerinde fiyatlama mekanizmalarını derinden sarsmaktadır. Arzın talepten fazla olduğu piyasa koşullarında (surplus), LME antrepolarında tutulan resmi stok miktarlarında kademeli bir artış yaşanması kaçınılmazdır. Stokların yükselmesi, vadeli işlem sözleşmelerinde fiyat eğrisinin “kontango” (ilerideki teslimat aylarının, spot veya yakın vade fiyatlarından daha pahalı olması) yapısına geçmesine neden olmaktadır. Bu durum, piyasada acil bir fiziki metal sıkışıklığı (short squeeze) ihtimalini ortadan kaldırarak finansal spekülatörlerin fiyatları yukarı yönlü manipüle etmesini zorlaştırmaktadır.

Yüksek faiz ortamı, fiziki metali elinde tutan tüccarlar için stok taşıma maliyetlerini (cost of carry) artırmaktadır. Bu nedenle, piyasada net bir alıcı bulamayan metal üreticileri, fazla üretimlerini doğrudan LME depolarına teslim ederek (warranting) nakde çevirmeyi tercih edebilirler. Şubat ayındaki zayıf istatistiklerin açıklanmasının ardından, emtia piyasalarında işlem yapan kurumsal hedge fonlarının ve algoritmik ticaret sistemlerinin bu metallerde kısa pozisyon (short position – düşüş beklentisiyle satış) ağırlığını artırdıkları gözlemlenmektedir. Makro fonlar, endüstriyel zayıflığın öncü göstergesi olarak kabul ettikleri çinko gibi baz metalleri satarak portföylerini ekonomik durgunluk risklerine karşı hedge etmeye (korumaya) çalışmaktadır.

Fiyatların nereye kadar gerileyebileceği konusu ise küresel maliyet eğrileri ile sınırlıdır. Çinko ve kurşun fiyatları, dünya genelindeki maden ve izabe tesislerinin marjinal üretim maliyetlerine (90’ıncı persentil maliyet sınırı) yaklaştığında, fiyatlarda doğal bir taban oluşması beklenir. Çünkü fiyatlar bu seviyenin altına düştüğünde, daha fazla tesis zararına üretim yapmamak için faaliyetlerini tamamen durduracak, bu da piyasadan aniden büyük miktarda arzın çekilmesine ve fiyatların yeniden dengelenmesine yol açacaktır. Dolayısıyla piyasa aktörleri, arz fazlası verilerinin büyüklüğünü fiyatlarken bir yandan da sektördeki potansiyel iflas veya kapatma haberlerini yakından takip etmektedir.

Yeşil enerji dönüşümü kapsamında endüstriyel metallerin konumu

Kısa vadeli istatistikler küresel çinko piyasası ve kurşun piyasası için bir zayıflığa ve geçici bir arz fazlası dönemine işaret etse de, bu metallerin uzun vadeli stratejik önemi küresel yeşil dönüşüm hedefleri kapsamında giderek artmaktadır. Sıfır karbon ekonomisine geçiş, devasa miktarlarda yeni altyapı inşasını zorunlu kılmaktadır. Rüzgar türbinlerinin devasa kuleleri ve deniz üstü (offshore) güneş paneli platformları, tuzlu suyun ve sert iklim koşullarının yaratacağı korozyondan korunmak için çok yüksek miktarlarda galvanizli çeliğe, dolayısıyla çinkoya ihtiyaç duymaktadır. Enerji nakil hatlarının yenilenmesi ve kıtalararası enterkonnekte elektrik şebekelerinin kurulması, çinkoyu önümüzdeki on yılın en kritik “yeşil metallerinden” biri haline getirmektedir.

Kurşun cephesinde ise döngüsel ekonomi modelinin en başarılı örneklerinden biri sergilenmektedir. Kurşun, sonsuz kez geri dönüştürülebilen ve geri dönüşüm sürecinde kimyasal veya fiziksel özelliklerini kaybetmeyen nadir elementlerden biridir. Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir ancak kesintili (intermittent) enerji kaynaklarından elde edilen elektriğin şebekeye dengeli bir biçimde verilebilmesi için devasa enerji depolama parklarına ihtiyaç vardır. Lityum-iyon bataryalar bu alanda lider konumda olsa da, düşük maliyetleri, yüksek güvenlik standartları ve mükemmel geri dönüşüm altyapıları sayesinde gelişmiş kurşun-karbon bataryalar, endüstriyel ölçekli şebeke depolama sistemleri için hala son derece cazip bir alternatif sunmaktadır.

Sonuç olarak, ILZSG’nin şubat 2026 raporuyla ortaya koyduğu tablo, endüstriyel emtia piyasalarının mevcut makroekonomik rüzgarlara karşı ne kadar hassas olduğunu kanıtlamaktadır. İnşaat ve otomotiv sektörlerindeki küresel yavaşlama, maden arzındaki daralmaya rağmen piyasaları üretim lehine dengesizleştirmiş durumdadır. Ancak hem endüstriyel aktörlerin hem de finansal piyasaların, bu dönemsel zayıflığı fiyatlarken yeşil enerji dönüşümünün yaratacağı devasa ve kaçınılmaz gelecekteki talebi de portföy stratejilerine entegre etmeleri gerekmektedir. Piyasaların bu arz fazlasını ne kadar sürede eriteceği, tamamen küresel büyüme motorlarının ne zaman yeniden tam kapasiteyle çalışmaya başlayacağına bağlı olacaktır.

black and white light bokeh

Mart ayında demir ve demir dışı metaller ihracatı 1,1 milyar dolar ile geçen yılın aynı dönemine paralel seyretti

Prev
blank

Kripto para yatırımcıları artık daha uzun vadeli pozisyon alıyor

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba