IMF/Georgieva: Savaş kısa sürede biterse küresel ekonomi hızla toparlanabilir | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

IMF/Georgieva: Savaş kısa sürede biterse küresel ekonomi hızla toparlanabilir

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, Orta Doğu'daki savaşın küresel ekonomi üzerindeki yıkıcı etkilerini ve politika yapıcıların alması gereken acil önlemleri değerlendirdi. Küresel ekonominin kaderi, savaşın süresine ve merkez bankalarının atacağı adım…

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, Orta Doğu'daki savaşın küresel ekonomi üzerindeki yıkıcı etkilerini ve politika yapıcıların alması gereken acil önlemleri değerlendirdi

blank
Paylaş

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, Orta Doğu’daki savaşın küresel ekonomi üzerindeki yıkıcı etkilerini ve politika yapıcıların alması gereken acil önlemleri değerlendirdi. Küresel ekonominin kaderi, savaşın süresine ve merkez bankalarının atacağı adımlara bağlı.

Bretton woods komitesi’nde küresel krizin makroekonomik anatomisi

Dünya ekonomisi, birbiriyle derinden entegre olmuş tedarik zincirleri, uluslararası sermaye akışları ve hassas enerji hatları üzerine inşa edilmiş son derece kompleks bir ekosistemdir. Bu makroekonomik mimarinin kalbi konumundaki Orta Doğu’da patlak veren savaş, sadece bölgesel bir güvenlik ve diplomasi krizi olmakla kalmamış; aynı zamanda küresel enflasyonu, büyüme beklentilerini ve gelişmekte olan ülkelerin borç sürdürülebilirliğini doğrudan tehdit eden devasa bir küresel şoka dönüşmüştür. Küresel finansal istikrarın nihai güvencesi olarak kabul edilen Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, saygın Bretton Woods Komitesi’nin düzenlediği etkinlikte yaptığı tarihi konuşmada, bu eşi benzeri görülmemiş ekonomik tsunaminin etkilerini ve politika yapıcıların (merkez bankaları ve hükümetler) düşebileceği stratejik hataları tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Georgieva’nın analizleri, kriz anlarında alınan makroekonomik kararların ülkelerin gelecek on yıllarını nasıl şekillendirebileceğine dair kusursuz bir akademik ve pratik rehber niteliği taşımaktadır.

Georgieva’nın konuşmasının merkezinde yer alan en kritik tespit, savaşın dünya ekonomisine olan maliyetinin “zaman” ile olan asimetrik ve doğrusal olmayan (non-linear) ilişkisidir. IMF Başkanı, çatışmanın ekonomik faturasının her geçen gün katlanarak arttığını, bu nedenle çözüm için kaybedilecek tek bir saniyenin bile küresel refah üzerinde trilyonlarca dolarlık bir tahribat yarattığını vurgulamıştır. Savaşın uzaması sadece mermi ve füze maliyeti değil; yatırımcı güveninin çökmesi, ticaret rotalarının felç olması ve en önemlisi dünya genelinde milyonlarca hanehalkının satın alma gücünün enerji enflasyonu altında ezilmesi anlamına gelmektedir. Bretton Woods kurumlarının (IMF ve Dünya Bankası) varlık nedeni olan “küresel finansal krizleri önleme ve yönetme” misyonu, Georgieva’nın bu uyarılarıyla 2026 yılının fırtınalı baharında bir kez daha en yüksek alarm seviyesinde test edilmektedir.

Zamanla yarış: iki haftalık toparlanma senaryosu vs. yaz kabusu

Uluslararası kuruluşların hazırladığı ekonomik projeksiyonlar, krizlerin süresine bağlı olarak tamamen farklılaşan alternatif senaryolar (scenario analysis) içermektedir. Kristalina Georgieva’nın analizinde belirttiği “çatışmanın iki hafta içinde sona ermesi” ihtimali, küresel ekonomi için V-tipi (V-shaped) adı verilen hızlı ve güçlü bir toparlanma senaryosunu temsil etmektedir. Eğer diplomatik çabalar sonuç verir ve savaş birkaç hafta içinde kalıcı bir ateşkesle son bulursa, piyasalardaki jeopolitik risk primi (geopolitical risk premium) hızla eriyecek, navlun fiyatları normalleşecek ve tüketici güven endeksleri yeniden yükselişe geçecektir. Kısa süreli bir şok, şirketlerin iflas etmesine veya tedarik zincirlerinin kalıcı olarak yer değiştirmesine (relocation) yetecek bir süre değildir; dolayısıyla ekonomi, ufak bir sarsıntının ardından planlanan büyüme patikasına (growth trajectory) kolayca dönebilir.

Ancak, madalyonun diğer yüzündeki karamsar senaryo çok daha ürkütücüdür. Georgieva’nın savaşın “yaz aylarına kadar devam etmesi durumunda olumsuz bir tabloyla karşı karşıya kalınacağı” yönündeki uyarısı, savaşın ekonomik hasarının zamanla üstel (eksponansiyel) olarak arttığını göstermektedir. Yaz ayları, Kuzey Yarımküre’de tarımsal hasat dönemi, turizm sezonunun zirvesi ve klimaların çalışması nedeniyle elektrik (dolayısıyla doğal gaz) talebinin pik yaptığı en kritik dönemdir. Savaşın bu döneme sarkması; tarımsal üretimi vurarak küresel bir gıda krizini tetikleyebilir (özellikle gübre ve dizel maliyetleri üzerinden), döviz girdisi için turizm gelirlerine bel bağlayan gelişmekte olan ülkeleri temerrüde (sovereign default) sürükleyebilir ve merkez bankalarını faizleri uzun süre yüksek tutmaya (higher for longer) mecbur bırakabilir. Sürecin yaz aylarına uzaması, hanehalkı tasarruflarının tükenmesine, şirket iflaslarının zincirleme bir reaksiyona dönüşmesine ve küresel ekonominin derin bir “stagflasyon” (durgunluk içinde yüksek enflasyon) girdabına girmesine neden olacak bir kırılma noktası (tipping point) olarak görülmektedir.

Yüzde yirmilik enerji açığı: küresel arz şokunun devasa boyutu

Krizin kalbinde yer alan ve makroekonomik dengeleri en çok bozan unsur, enerji piyasalarında yaşanan devasa arz çöküşüdür. Georgieva’nın, “Dünya ekonomisinin hala petrol ve gaz arzının %20’sinden yoksun olduğunu” vurgulaması, durumun vehametini rakamsal olarak ortaya koymaktadır. Küresel ekonomide enerjinin yüzde 20’sinin bir anda piyasadan silinmesi, 1973 yılındaki Arap Petrol Ambargosu veya 1979 yılındaki İran İslam Devrimi sonrasında yaşanan enerji krizlerinden çok daha büyük ve ani bir fiziksel daralma (supply deficit) anlamına gelmektedir. Modern endüstri, ulaşım ve elektrik şebekeleri bu denli büyük bir arz kaybını kısa sürede başka kaynaklardan (örneğin yenilenebilir enerji veya atıl kapasitelerden) telafi etme esnekliğine (elasticity of substitution) sahip değildir.

Bu devasa arz kaybı, sadece benzin istasyonlarındaki tabelaları değil, tüm üretim maliyetlerini roket hızında yukarı fırlatmıştır. Enerji, tarımdan lojistiğe, petrokimyadan demir-çeliğe kadar her sektörün en temel girdisidir (input). Yüzde 20’lik arz açığı, petrole dayalı türev ürünlerin (plastik, sentetik elyaf, asfalt) maliyetlerini katlarken, doğal gaz açığı ise Avrupa ve Asya’daki ağır sanayi tesislerinin şalter indirmesine (production curtailment) neden olmaktadır. IMF, bu enerji açığının devam etmesi halinde, küresel sanayi üretiminde sert bir daralma yaşanacağını ve enerji ithalatçısı ülkelerin (Türkiye, Hindistan, Japonya gibi) devasa dış ticaret açıkları vererek uluslararası rezervlerini hızla tüketeceklerini öngörmektedir.

İmf’nin kriz yönetimi ve ülkelerle finansal müzakereler

Böylesine devasa bir enerji şoku ve tedarik zinciri bozulması karşısında, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) üstlendiği küresel “son çare mercii” (lender of last resort) rolü hayati bir önem kazanmaktadır. Georgieva, IMF’nin yüksek enerji fiyatları ve lojistik tıkanıklıklardan etkilenen ülkelerle finansal ihtiyaçlarını aktif olarak görüştüğünü belirtmiştir. Bu görüşmeler, genellikle dış ödemeler dengesi krizi (balance of payments crisis) yaşayan, döviz rezervleri eriyen ve uluslararası piyasalardan borçlanma maliyetleri (bond yields) sürdürülemez seviyelere çıkan ülkeleri kapsamaktadır. IMF, bu ülkelere Acil Finansman Araçları (RFI) ve Genişletilmiş Fon Kolaylığı (EFF) gibi mekanizmalar üzerinden milyarlarca dolarlık likidite desteği sağlamaya hazırlanmaktadır.

Ancak IMF’nin sağladığı bu finansal can simitleri, karşılıksız birer hibe değildir; genellikle sıkı makroekonomik koşullara (conditionality) bağlıdır. IMF, yardım sağladığı ülkelerden bütçe disiplinini sağlamalarını, para birimlerinin piyasa koşullarında dalgalanmasına izin vermelerini ve yapısal reformları hayata geçirmelerini talep eder. Georgieva’nın bahsettiği bu görüşmeler, gelişmekte olan ülkelerin hükümetleri için son derece sancılı geçmektedir. Bir yanda savaşın getirdiği yüksek ithalat faturaları, diğer yanda IMF’nin talep ettiği mali sıkılaşma politikaları, hükümetleri halkın artan yoksulluğu ile makroekonomik istikrar arasında amansız bir tercih yapmaya zorlamaktadır. IMF’nin bu süreçteki esnekliği veya katılığının dozu, küresel güney (Global South) ülkelerinin krizden nasıl çıkacağını belirleyecek ana faktördür.

Merkez bankalarının açmazı: erken sıkılaştırma ve büyümenin boğulması

Jeopolitik şokların ve enerji krizlerinin makroekonomik yönetiminde en zorlu görev, hiç şüphesiz merkez bankalarının omuzlarındadır. Georgieva’nın merkez bankalarının politikalarına dikkat çekerek, “para politikasının erken sıkılaştırılmasının (premature tightening) büyümeyi boğabileceğini” ifade etmesi, para politikasının doğasındaki klasik bir ikileme (policy dilemma) işaret etmektedir. Savaşın yarattığı enflasyon, talebin çok güçlü olmasından (demand-pull) ziyade, petrol ve gaz arzının kesilmesinden kaynaklanan maliyet enflasyonudur (cost-push inflation). Merkez bankaları, faiz oranlarını artırarak (örneğin kredi faizlerini yükselterek) petrol tedarikini artıramazlar veya kapalı olan limanları açamazlar. Faiz artırımları sadece insanların ve şirketlerin kredi almasını zorlaştırarak iç talebi soğutur.

Eğer merkez bankaları (özellikle ABD Merkez Bankası Fed ve Avrupa Merkez Bankası ECB), sadece geçici bir enerji şokuna tepki olarak faiz oranlarını agresif bir şekilde ve çok erken yükseltirlerse, zaten savaşın getirdiği maliyet yükü altında ezilen şirketleri bir de yüksek borçlanma maliyetleriyle vurmuş olurlar. Georgieva’nın “büyümeyi boğmak” (choking growth) olarak tanımladığı bu durum, ekonomiyi gereksiz ve derin bir resesyona itmek anlamına gelir. Politika yapıcılar, bu nedenle manşet enflasyondaki (enerji ve gıda dahil) geçici sıçramaları “göz ardı etme” (look through) eğilimindedirler. Öncelik, dışsal bir şok nedeniyle zaten küçülme eğilimine giren reel sektörü, bir de ağır para politikası çekiciyle ezmemektir.

İkincil yansımalar (second-round effects) ve ücret-fiyat sarmalı

Ancak Georgieva’nın analizinin hemen devamında yer alan kritik uyarı, merkez bankalarının ne zaman harekete geçmesi gerektiğinin sınırlarını çok net çizmektedir. IMF Başkanı, “Savaşın etkilerinin fiyatlara ikincil yansımaları (second-round effects) olması halinde ise birçok merkez bankasının harekete geçmesi gerektiğini” dile getirmiştir. Makroekonomi biliminde “ikincil etkiler”, dışsal bir şokun (enerji fiyatlarındaki artışın) ekonominin temel dokusuna sızarak kalıcı bir enflasyonist davranış değişikliği yaratmasıdır. Akaryakıt fiyatlarının artması bir “birincil etkidir”. Ancak lojistik şirketlerinin artan yakıt maliyetlerini bakkal rafındaki peynirin fiyatına yansıtması ve ardından o peyniri alan işçinin, artan yaşam maliyetleri karşısında patronundan daha yüksek maaş talep etmesi “ikincil etkidir”.

Eğer işçi daha yüksek maaş alırsa, patron da artan işçilik maliyetlerini telafi etmek için ürettiği malların fiyatlarına tekrar zam yapar. Bu kısır döngü, ekonomi literatüründe “ücret-fiyat sarmalı” (wage-price spiral) olarak adlandırılır ve merkez bankalarının en büyük kabusudur. İşte Georgieva’nın uyardığı senaryo tam olarak budur. Eğer tüketicilerin ve üreticilerin gelecekteki enflasyon beklentileri bozulur (unanchored inflation expectations) ve enerji dışındaki kalemleri içeren “çekirdek enflasyon” (core inflation) kalıcı olarak yükselişe geçerse, merkez bankalarının artık bekleme lüksü kalmaz. Bu durumda, resesyon riskini göze alarak faizleri sert bir şekilde artırmak ve ekonomiyi soğutarak bu enflasyonist psikolojiyi kırmak zorunda kalırlar. Yani savaş uzadıkça, ikincil etkilerin ortaya çıkma ihtimali artar ve merkez bankalarının elleri kolları bağlanır.

Maliye politikasında tehlikeli tuzak: geniş kapsamlı sübvansiyonlar

Enerji fiyatları rekor seviyelere çıktığında, vatandaşlardan gelen siyasi tepkileri dindirmek isteyen hükümetler genellikle maliye politikası (fiscal policy) araçlarına, özellikle de sübvansiyonlara başvururlar. Ancak Georgieva’nın bu konudaki uyarısı son derece keskin ve akademik olarak tartışılmazdır: “Mali otoriteler herkese yönelik geniş sübvansiyonlardan (blanket subsidies) kaçınmalıdır.” Hükümetlerin benzin, doğal gaz veya elektrik fiyatlarına getirdiği ve zengin-fakir ayrımı yapmaksızın tüm toplumu kapsayan vergi indirimleri veya fiyat tavanları, makroekonomik açıdan üç büyük yıkıcı sonuç doğurur.

Birincisi, geniş kapsamlı sübvansiyonlar son derece maliyetlidir ve devletlerin bütçe açıklarını (fiscal deficit) devasa boyutlara taşıyarak kamu borç krizlerini tetikler. İkincisi, bu sübvansiyonlar regresiftir; yani çok araç kullanan veya büyük evlerini ısıtan zenginler, toplu taşıma kullanan fakirlere göre devletin bu desteğinden çok daha fazla faydalanır. Üçüncüsü ve en tehlikelisi ise fiyat mekanizmasının (price signals) bozulmasıdır. Enerji krizinin olduğu bir ortamda, yüksek fiyatlar insanların enerjiyi tasarruflu kullanmasını teşvik etmelidir. Ancak devlet fiyatı suni olarak düşük tutarsa, talep azalmaz; arzın kısıtlı, talebin ise yüksek kaldığı bu ortam enflasyonu daha da şiddetlendirir. Devletin bütçeden karşıladığı bu devasa zararlar eninde sonunda para basılarak (monetization) veya yeni vergilerle finanse edileceği için, enflasyonist ateş daha da harlanır.

Doğru maliye politikası: dar kapsamlı, geçici ve hedefe yönelik destekler

Peki, vatandaşlar artan faturalar altında ezilirken devletler ne yapmalıdır? Georgieva, çözüm formülünü “mali destek önlemlerinin dar kapsamlı (targeted) ve geçici (temporary) olması gerektiği” şeklinde özetlemiştir. Bu, IMF’nin ve modern maliye teorisinin kriz dönemlerinde önerdiği altın standarttır. Enerji fiyatlarını piyasa gerçekliğinden koparmak (fiyatlara müdahale etmek) yerine, artan fiyatların serbest piyasada oluşmasına izin verilmeli; ancak bu fiyat artışlarından en çok zarar gören, bütçesinin büyük kısmını enerji ve gıdaya ayıran en alt gelir grubundaki (bottom quintile) vatandaşlara “doğrudan nakit transferleri” (direct cash transfers) yapılmalıdır.

Hedefe yönelik nakit destekleri, hem sosyal adaleti (social equity) sağlar hem bütçeye olan maliyeti çok daha düşüktür hem de insanların enerjiyi tasarruflu kullanma teşvikini bozmaz (çünkü vatandaş yüksek faturayı görür, ancak devletten aldığı nakitle bunu öder ve tasarruf ederse nakit cebinde kalır). Ayrıca bu desteklerin “geçici” olarak tasarlanması, kriz bittiğinde devletin bütçe disiplinini yeniden sağlamasına ve bu sosyal yardımların kalıcı bir popülist harcama kalemine dönüşmesine engel olur. Georgieva’nın uyarıları, özellikle seçim ekonomisi uygulayan hükümetler için acı bir reçete olsa da, ülkelerin uzun vadeli makroekonomik sağlığını korumanın tek rasyonel yoludur.

Küresel ekonominin geleceği ve bretton woods’un vizyonu

Sonuç itibarıyla, IMF Başkanı Kristalina Georgieva’nın Bretton Woods Komitesi’nde yaptığı bu kapsamlı değerlendirme, dünya ekonomisinin tarihsel bir dönüm noktasında (crossroads) olduğunu kanıtlamaktadır. “Savaşın süresine bağlı olarak küresel ekonominin geleceğinin şekilleneceğini” vurgulaması, sadece bir durum tespiti değil, aynı zamanda küresel liderlere ve diplomatlara yönelik çok açık bir çağrıdır. Ekonomi politikaları, merkez bankalarının faiz kararları veya hükümetlerin sübvansiyon paketleri, kendi başlarına bu devasa krizin kök nedenini çözemez; sadece acıyı hafifletmeye çalışır. Asıl çözüm, silahların susması ve yüzde 20’lik enerji açığının kapatılarak küresel tedarik zincirlerinin yeniden işler hale getirilmesidir.

Önümüzdeki kritik haftalarda, savaşın sona ermemesi ve yaz aylarına sarkması halinde, dünya ekonomisi çok daha sert para politikası sıkılaştırmalarına, şirket iflas dalgalarına ve gelişmekte olan ülkelerde şiddetli borç krizlerine şahit olacaktır. IMF ve diğer Bretton Woods kurumları (Dünya Bankası), bu fırtınalı süreçte küresel finansal mimariyi ayakta tutmak için trilyonlarca dolarlık devasa kurtarma paketlerini devreye sokmak zorunda kalacaktır. Küresel ekonomi, savaşın tahribatı ile politika yapıcıların akılcılığı arasında süregelen bu devasa sınavda, kaderini çizecek o iki haftalık veya aylarca sürecek zaman diliminin sonucunu nefesini tutarak beklemektedir.

 

 

blank

ABD, İran’a deniz ticaretini tamamen kesti

Prev
blank

Trump: İran ile savaş ‘sona çok yakın’

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba