Alüminyum yedi haftanın zirvesine çıktı, stoklardaki düşüş fiyatları destekledi | VKM Finans

Alüminyum yedi haftanın zirvesine çıktı, stoklardaki düşüş fiyatları destekledi

Alüminyum, azalan stoklar ve Orta Doğu'daki tedarik aksaklıklarıyla üst üste yedinci gününde yükselerek yedi haftanın zirvesine ulaştı. Bakır piyasasında backwardation artarken, zayıf ABD istihdam verileri metalleri genel olarak destekledi. Makroekonomik veriler ve k&uu…

Alüminyum, azalan stoklar ve Orta Doğu'daki tedarik aksaklıklarıyla üst üste yedinci gününde yükselerek yedi haftanın zirvesine ulaştı

blank

Alüminyum, azalan stoklar ve Orta Doğu’daki tedarik aksaklıklarıyla üst üste yedinci gününde yükselerek yedi haftanın zirvesine ulaştı. Bakır piyasasında backwardation artarken, zayıf ABD istihdam verileri metalleri genel olarak destekledi.

Makroekonomik veriler ve küresel metal piyasalarındaki yön arayışı

Küresel emtia piyasaları, Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen makroekonomik verilerin ışığında yön bulmaya çalışırken, sanayi metalleri kompleksi bu verilerdeki değişimlere son derece hızlı ve güçlü tepkiler vermektedir. Açıklanan son ABD istihdam verilerinin piyasa beklentilerinin belirgin şekilde altında kalması, finansal piyasalardaki risk algısını ve para politikası projeksiyonlarını temelden sarsmıştır. İstihdam artış hızındaki bu ivme kaybı, iş gücü piyasasında gözlemlenen soğuma eğiliminin bir kanıtı olarak yorumlanmakta olup, ücret artışlarından kaynaklanan enflasyonist baskıların hafifleyebileceğine dair güçlü sinyaller sunmaktadır. Bu makroekonomik tablo, Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası’nın (Fed) enflasyonu dizginlemek amacıyla yürüttüğü agresif faiz artırımı döngüsünde frene basabileceği veya faiz oranlarını beklenenden daha erken bir tarihte düşürmeye başlayabileceği yönündeki spekülasyonları canlandırmıştır. Faiz artırım beklentilerindeki bu zayıflama, küresel finans sisteminin rezerv parası konumundaki ABD dolarının diğer majör para birimleri karşısında değer kaybetmesine (Dolar Endeksi – DXY’de gerileme) yol açmıştır. Endüstriyel metallerin uluslararası piyasalarda dolar cinsinden fiyatlanması nedeniyle, zayıflayan dolar, euro veya yuan gibi farklı para birimlerini kullanan ithalatçı ülkeler için emtiaları nispeten daha ucuz hale getirmektedir. Bu kur avantajı, Asya ve Avrupa’daki endüstriyel alıcıların fiziki talebini suni bir şekilde yukarı çekerek alüminyum fiyatları ve diğer temel baz metaller üzerinde doğrudan bir yükseliş baskısı yaratmıştır. Dolayısıyla, istihdam verisi kaynaklı bu parasal aktarım mekanizması, sanayi metallerinde son günlerde gözlemlenen pozitif fiyatlamanın en temel makroekonomik destekleyicisi olarak finansal kayıtlara geçmiştir.

Alüminyum piyasasında stok düşüşü ve yedi haftanın fiyat zirvesi

Endüstriyel üretimde, havacılık, otomotiv ve ambalaj sanayilerinde stratejik bir öneme sahip olan alüminyum, piyasadaki arz-talep dengesizliklerinin yarattığı rüzgarla birlikte olağanüstü bir performans sergilemektedir. Küresel piyasalarda alüminyum fiyatları, onaylı antrepolardaki stokların hızla erimesi ve piyasada kalıcı bir arz açığı yaşanacağına dair beklentilerin güçlenmesiyle birlikte üst üste yedinci işlem gününde de değer kazanarak son yedi haftanın en yüksek fiyat seviyesini test etmiştir. Sanayi metallerinin küresel referans merkezi olan Londra Metal Borsası (LME) platformunda, üç ay vadeli alüminyum kontratları seans içerisinde ton başına 3.350 dolara kadar tırmanarak ciddi bir yukarı yönlü direnç kırılımı gerçekleştirmiştir. İlerleyen saatlerde hafif bir kâr realizasyonu yaşansa da, LME’de alüminyum günü yüzde 0,54 oranında net bir artışla 3.335,5 dolar/ton seviyesinde güçlü bir şekilde sürdürmeye devam etmiştir. Batı piyasalarındaki bu iyimserlik, dünyanın en büyük emtia tüketicisi ve üreticisi konumundaki Çin’in yerel piyasalarına da birebir yansımıştır. Şanghay Vadeli İşlemler Borsası (SHFE) üzerinde işlem gören en aktif alüminyum kontratı, küresel ralliye eşlik ederek yüzde 0,62 oranında istikrarlı bir yükseliş kaydetmiş ve 24.185 yuan/ton seviyesine çıkmıştır. Yedi gün aralıksız süren bu yükseliş serisi (winning streak), teknik analiz perspektifinden piyasadaki alıcı (boğa) iştahının son derece agresif olduğunu ve açığa satış yapan (kısa pozisyon taşıyan) yatırımcıların panik alımlarıyla (short covering) fiyatları daha da yukarı ittiğini göstermektedir. Küresel stoklardaki bu sert gerileme, pandemi sonrası dönemde tedarik zincirlerinin tam olarak iyileşemediğini ve yeni üretim kapasitelerinin devreye girmesinde yaşanan yapısal gecikmelerin piyasada kalıcı bir arz açığı yarattığını kanıtlamaktadır.

Orta doğu jeopolitiği ve alüminyum tedarik zincirlerindeki krizler

Alüminyum üretim süreci (elektroliz), doğası gereği devasa miktarlarda elektrik enerjisi tüketimini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, küresel alüminyum izabe kapasitelerinin önemli bir bölümü, doğal gaz ve petrol gibi fosil enerji kaynaklarına ucuz ve kesintisiz erişim imkanı sunan Orta Doğu coğrafyasında yoğunlaşmıştır. Ancak Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında son dönemde giderek tırmanan diplomatik ve askeri gerilim, bu kritik üretim bölgesinden dünyanın geri kalanına yapılan emtia sevkiyatlarını doğrudan tehdit etmeye başlamıştır. Orta Doğu’daki stratejik su yollarında, özellikle de Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz rotalarında artan güvenlik riskleri, bölgedeki limanlardan gerçekleştirilen alüminyum kargolarının sigorta maliyetlerini (savaş riski primleri) astronomik seviyelere taşımış ve sevkiyat takvimlerinde ciddi gecikmelere yol açmıştır. Lojistik darboğazların ve navlun fiyatlarındaki sıçramaların yarattığı bu tedarik zinciri şoku, alüminyum fiyatları üzerinde son derece belirgin bir “jeopolitik risk primi” oluşmasına neden olmuştur. Piyasalar, bölgedeki çatışma riskinin sıcak bir savaşa dönüşmesi veya deniz taşımacılığına yönelik ambargoların devreye girmesi ihtimalini fiyatlayarak, mevcut fiziki stoklara olan talebi öne çekmektedir (front-loading). Batılı sanayi şirketleri, olası bir tedarik kesintisine karşı kendilerini güvence altına almak (hedge etmek) amacıyla agresif stoklama politikalarına yönelmekte; bu durum da Londra Metal Borsası antrepolarından hızla mal çekilmesine ve stokların daha da sert biçimde erimesine sebebiyet vermektedir. Dolayısıyla, arz görünümü üzerindeki bu jeopolitik gölge, temel analiz faktörleriyle birleşerek alüminyumdaki yukarı yönlü ralliye adeta benzin dökmektedir.

Bakır piyasasında backwardation etkisi ve fiziki arz sıkışıklığı

Makroekonomik büyümenin ve sanayileşmenin en güvenilir öncü göstergesi olarak kabul edilen bakır (“Doktor Bakır”), alüminyum piyasasında yaşanan arz endişelerine paralel bir şekilde yukarı yönlü ivme sergilemektedir. Referans piyasa olan Londra Metal Borsası üzerinde bakır kontratları yüzde 0,14 oranında ılımlı bir değer kazanırken, Çin’in endüstriyel nabzını tutan Şanghay Vadeli İşlemler Borsası platformunda bakırın yüzde 0,58 oranında çok daha güçlü bir yükseliş kaydettiği gözlemlenmiştir. Ancak bakır piyasasındaki asıl kritik gelişme, nominal fiyat artışından ziyade vadeli işlem eğrisinde (futures curve) yaşanan yapısal bozulmadır. LME bakır piyasasında “backwardation” olarak adlandırılan durum, ton başına tam 145,5 dolar gibi olağanüstü ve tarihi bir seviyeye ulaşmıştır. Finansal terminolojide backwardation; bir emtianın anlık (spot) veya yakın vadeli fiziki teslimat fiyatının, daha ileri vadeli kontrat fiyatlarından çok daha yüksek olması durumunu ifade eder. Normal ve sağlıklı bir piyasa yapısında (contango), depolama, sigorta ve finansman maliyetleri (taşıma maliyeti – cost of carry) nedeniyle ileri vadeli fiyatların spot fiyatlardan yüksek olması beklenir. Ancak bakırda gözlemlenen 145,5 dolarlık bu devasa backwardation makası, sanayicilerin ve son kullanıcıların metale şu anda, anında ve acil bir şekilde ihtiyaç duyduklarını; stok yetersizliği nedeniyle fiziki metali ellerinde bulunduranlara devasa bir prim ödemeye razı olduklarını kanıtlamaktadır. Bu durum, LME onaylı antrepolardaki erişilebilir bakır stoklarının tehlikeli derecede düşük seviyelere indiğine ve yakın vadeli metal arzında korkutucu bir sıkışıklık (squeeze) yaşandığına dair en net piyasa sinyalidir. Elektrikli araç (EV) üretimindeki patlama ve yenilenebilir enerji altyapı projelerinin gerektirdiği yoğun bakır tüketimi, maden arzının bu hıza yetişememesiyle birleştiğinde, backwardation’ın neden bu denli şiddetli bir hal aldığını ekonomik açıdan açıklamaktadır.

Amerika birleşik devletleri tarife politikaları ve bakır ticareti

Küresel emtia piyasalarındaki fiyat oluşumunu etkileyen temel arz-talep dinamiklerinin yanı sıra, devletlerin uyguladığı korumacı ticaret politikaları da yatırımcı kararları üzerinde devasa bir etkiye sahiptir. Yatırımcılar ve büyük ticaret evleri (commodity trading houses), son günlerde Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin rafine bakır ithalatına yönelik uygulamayı planladığı olası bir gümrük tarifesi adımını derinlemesine değerlendirmektedir. Küresel ticaret savaşlarının bir uzantısı olarak algılanan bu tür korumacı hamleler, uluslararası metal akışının rotasını anında değiştirebilme gücüne sahiptir. ABD’nin yerel üreticileri desteklemek veya jeopolitik rakiplerine karşı stratejik bir koz kullanmak amacıyla rafine bakır ithalatına ek vergiler getirmesi, dünyanın en büyük ekonomilerinden birinin ithalat maliyetlerini suni olarak artıracaktır. Bu beklenti, Amerikalı sanayicilerin tarifeler yürürlüğe girmeden önce mevcut düşük maliyetlerle fiziki stoklarını maksimize etmek için spot piyasadan agresif bir şekilde mal çekmelerine neden olmaktadır. Bu “öne çekilmiş talep”, LME depolarındaki arzın daha da daralmasına ve backwardation’ın şiddetlenmesine katkı sunmaktadır. Öte yandan, ABD pazarına girmekte zorlanacak olan rafine bakırın, Çin veya Avrupa gibi alternatif pazarlara yönelme ihtimali, küresel tedarik zincirlerinde lojistik karmaşalara ve arbitraj fırsatlarına yol açmaktadır. Tarife tehdidinin yarattığı bu belirsizlik ortamı, uluslararası piyasalarda risk yönetimini (hedging) zorlaştırırken, fiyat volatilitesini (oynaklığını) destekleyen en önemli jeo-ekonomik faktörlerden biri olarak finansal raporlarda yerini almaktadır.

Çinko ve kurşun piyasalarında bölgesel fiyat ayrışmaları ve talep

Endüstriyel metaller kompleksinin diğer önemli üyeleri olan çinko ve kurşun piyasalarında ise, bakır ve alüminyumdaki homojen yükseliş trendinin aksine, Doğu ve Batı borsaları arasında belirgin bir bölgesel ayrışma (divergence) dikkat çekmektedir. Çeliğin paslanmaya (korozyona) karşı korunması amacıyla gerçekleştirilen galvanizasyon işlemlerinde birincil girdi olan çinko, inşaat ve otomotiv sektörlerinin sağlığına son derece duyarlıdır. Verilere göre LME çinko kontratları yüzde 0,12 oranında hafif bir gerileme yaşarken, Asya’nın fiyatlama merkezi Şanghay Vadeli İşlemler Borsası platformunda çinkonun yüzde 0,22 oranında yükseldiği görülmektedir. Batı’da faiz oranlarının yüksek seyretmesi nedeniyle inşaat ve gayrimenkul sektörlerinde yaşanan durgunluk LME fiyatlarını baskılarken; Çin hükümetinin devasa altyapı projelerini teşvik etmesi ve emlak krizini aşmak için piyasaya enjekte ettiği likidite, SHFE çinko fiyatlarını yukarı yönlü desteklemektedir. Benzer bir asimetrik fiyatlama kurşun piyasasında da kendini göstermiştir. Geleneksel akü (batarya) üretiminin temel hammaddesi olan kurşun, Londra Metal Borsası seansında tamamen yatay ve yönsüz bir seyir izlerken, Şanghay piyasasında yüzde 0,76 gibi oldukça güçlü bir artış kaydetmiştir. Çin’in hem içten yanmalı motorlu araç pazarında hem de elektrikli bisiklet (e-bike) ve endüstriyel enerji depolama sistemlerinde kurşun asit bataryalara olan yoğun talebi, yerel fiyatları küresel ortalamaların üzerine itmiştir. Bu bölgesel ayrışmalar, Çin’in makroekonomik dinamiklerinin ve sektörel devlet teşviklerinin, küresel makro rüzgarlara karşı kendi iç pazarında nasıl bağımsız bir fiyatlama balonu yaratabildiğini kusursuz bir biçimde örneklendirmektedir.

Nikel ve kalay fiyatlarındaki gerilemenin yapısal ve dönemsel sırrı

Metal piyasalarındaki genel yukarı yönlü havadan negatif ayrışarak değer kaybeden nikel ve kalay, kendilerine has sektörel ve jeopolitik dinamiklerin kurbanı olmaya devam etmektedir. Paslanmaz çelik üretiminin ve elektrikli araç (EV) lityum-iyon bataryalarının en kritik kimyasal bileşeni olan nikel, her iki majör borsada da satıcılı bir seyir izlemiştir. Nikel fiyatları LME’de yüzde 0,24, Şanghay Vadeli İşlemler Borsası platformunda ise çok daha sert bir kayıpla yüzde 0,67 oranında gerilemiştir. Bu gerilemenin temelinde, dünyanın en büyük nikel üreticisi Endonezya’nın Çin sermayesi desteğiyle inşa ettiği devasa yeni izabe tesislerinin kapasite kullanım oranlarını artırması ve piyasayı adeta nikel pik demirine (NPI) boğması yatmaktadır. Üretimdeki bu devasa arz fazlası (oversupply), nikel stoklarının artmasına ve spekülatif primlerin erimesine yol açarak fiyatları yapısal olarak baskılamaktadır. Öte yandan, elektronik endüstrisinin lehim malzemesi olarak can damarı konumundaki kalay da zayıf bir performans sergilemiştir. Kalay fiyatları Londra’da yüzde 0,06 oranında marjinal bir değer kaybı yaşarken, Şanghay’da düşüş yüzde 0,45 seviyesine ulaşmıştır. Kalaydaki bu gevşeme, küresel tüketici elektroniği (akıllı telefonlar, bilgisayarlar, tabletler) talebindeki dönemsel yavaşlama ve yarı iletken (çip) sektöründeki stok eritme (destocking) sürecinin henüz tam olarak tamamlanamamasıyla doğrudan ilişkilidir. Her ne kadar yapay zeka (AI) tabanlı teknolojiler gelecekte lehimlik kalay talebini katlayarak artıracak olsa da, mevcut spot piyasa koşullarında Endonezya ve Myanmar gibi ana tedarikçilerden gelen ihracat akışlarının normalleşmesi, kısa vadeli arz endişelerini ortadan kaldırarak fiyatları aşağı yönlü stabilize etmiştir.

Küresel emtia borsaları arasındaki arbitraj ve fiyatlama mekanizması

Yukarıda detaylandırılan fiyat hareketleri, uluslararası sermaye piyasalarında LME ile SHFE arasında faaliyet gösteren kurumsal emtia tüccarları (traders) ve algoritmik fonlar için devasa arbitraj imkanları yaratmaktadır. Çin iç piyasası (SHFE) ile uluslararası piyasalar (LME) arasındaki fiyat farkları, navlun, sigorta, Çin KDV’si ve ithalat vergileri eklendiğinde ortaya çıkan “ithalat paritesi” (import parity) üzerinden sürekli olarak optimize edilmektedir. Örneğin alüminyum fiyatları veya bakırdaki bölgesel prim farklarının açılması, tüccarların LME antrepolarından ucuz metali çekerek Çin’in gümrüklü bölgelerine (örneğin Yangshan limanı) taşımasına ve burada daha yüksek bir spot primle (premium) satmasına zemin hazırlar. SHFE kontratlarının LME’ye kıyasla daha güçlü performans göstermesi, Çin’in net ithalatçı konumunu güçlendirirken, küresel likit stokların Asya’ya kaymasına neden olmaktadır. Borsalar arasındaki bu fiyatlama mekanizması, sadece tüccarların kâr marjlarını belirlemekle kalmaz; aynı zamanda küresel ekonomide sanayi ağırlık merkezinin hangi yöne kaydığını da matematiksel olarak ispatlar. Yatırımcılar, Şanghay piyasasındaki açık pozisyon (open interest) artışlarını ve işlem hacimlerini analiz ederek, Çin devletinin uyguladığı altyapı teşviklerinin reel ekonomide ne denli karşılık bulduğunu ölçmektedir. Dolayısıyla, iki borsa arasındaki bu milisaniyelik arbitraj savaşı, dünyadaki fiziki metalin serbest dolaşımını garanti altına alan ve bölgesel arz krizlerinin küresel bir felakete dönüşmesini engelleyen en önemli dengeleyici mekanizma olarak finansal mimarideki yerini korumaktadır.

Gelecek dönem için endüstriyel metallerde genel piyasa beklentileri

Gelişmelerin makroekonomik, jeopolitik ve endüstriyel boyutları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanayi metalleri piyasalarının yılın geri kalanında son derece dalgalı (volatil) ancak yapısal olarak güçlü bir seyir izleyeceği öngörülmektedir. ABD istihdam verilerindeki zayıflamanın Fed’in faiz patikasında yaratacağı güvercin (dovish) beklentiler, zayıf bir dolar endeksi senaryosu yaratarak dolar bazlı emtialar için sağlam bir zemin oluşturmaya devam edecektir. alüminyum fiyatları özelinde stoklardaki erimenin devam etmesi ve Orta Doğu jeopolitiğinin enerji maliyetleri üzerinde yarattığı belirsizlik, fiyatlarda zaman zaman aşırı alım (overbought) bölgelerine doğru sert sıçramalar yaşanma ihtimalini canlı tutmaktadır. Bakır piyasasında gözlemlenen olağanüstü backwardation seviyesi, elektrikli araç dönüşümünün ve global elektrifikasyon süreçlerinin yarattığı yapısal talep şokunun arz tarafında henüz karşılanamadığının en somut kanıtıdır. Tarife tehditleri, arz zinciri bozulmaları ve “dost ülkelerden tedarik” (friend-shoring) politikaları, metal ticaretinde yeni bloklaşmalara ve bölgesel fiyat dengesizliklerine yol açacaktır. Çinko ve kurşun gibi sektörel dinamiklere daha bağımlı metaller, Çin’in altyapı teşviklerinin gücüne göre yön tayin ederken; nikel ve kalay piyasaları ise küresel arz kapasitesinin sindirilme süreci ve elektronik talebinin toparlanma hızına odaklanacaktır. Sonuç itibarıyla, yatırım bankaları ve kurumsal fon yöneticileri, sanayi metallerini sadece kısa vadeli bir spekülasyon aracı olarak değil, yeşil enerji dönüşümü ve küresel makroekonomik sağlığın en temel fiziksel varlığı olarak portföylerinde giderek daha stratejik bir ağırlıkla konumlandırmaya devam edecektir.

blank

SEC’den Adit Ventures’a SpaceX ve Klarna’ya halka arz öncesi yatırımlar nedeniyle dolandırıcılık suçlaması

Prev
blank

Demir cevheri fiyatları arz daralması ve navlun maliyetleriyle yükseldi

Sonraki