Yabancı yatırımcıların ABD tahvillerine ilgisi Şubat’ta rekor kırdı | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

Yabancı yatırımcıların ABD tahvillerine ilgisi Şubat’ta rekor kırdı

Amerika Birleşik Devletleri Hazine Bakanlığı verileri, küresel jeopolitik belirsizliklerin ve değişen faiz beklentilerinin gölgesinde, yabancı yatırımcıların ABD devlet tahvillerine olan ilgisinin tarihi bir rekor kırdığını ortaya koydu. Çin ve Türkiye gibi ülkeler ise far…

Amerika Birleşik Devletleri Hazine Bakanlığı verileri, küresel jeopolitik belirsizliklerin ve değişen faiz beklentilerinin gölgesinde, yabancı yatırımcıların ABD devlet tahvillerine olan ilgisinin tarihi bir rekor kırdığını ortaya koydu. Çin ve Türkiye gibi ülkeler ise far…

blank
Paylaş

Amerika Birleşik Devletleri Hazine Bakanlığı verileri, küresel jeopolitik belirsizliklerin ve değişen faiz beklentilerinin gölgesinde, yabancı yatırımcıların ABD devlet tahvillerine olan ilgisinin tarihi bir rekor kırdığını ortaya koydu. Çin ve Türkiye gibi ülkeler ise farklı stratejik nedenlerle tahvil varlıklarını azaltma yoluna gitti.

Küresel sermayenin güvenli liman arayışı ve rekor tahvil talebi

Dünya ekonomisi, enflasyon endişeleri, savaşlar ve merkez bankalarının para politikası patikalarındaki belirsizliklerle boğuşurken; küresel sermaye, doğası gereği en güvenilir, en likit ve risksiz getiri sunan varlık sınıflarına yönelme (flight to safety/quality) eğilimindedir. ABD Hazine Bakanlığı’nın açıkladığı Şubat ayı verileri, bu makroekonomik refleksin tüm zamanların en güçlü seviyesine ulaştığını kanıtlamaktadır. Verilere göre, yabancı yatırımcıların elinde bulundurduğu ABD Hazine tahvili (US Treasuries) varlıkları, bir önceki aya kıyasla yüzde 2,1 oranında devasa bir artış göstererek 9,29 trilyon dolardan 9,49 trilyon dolara yükselmiş ve tarihi bir rekora imza atmıştır. Bir yıl öncesiyle kıyaslandığında yaşanan yüzde 6,6’lık artış, ABD devlet borçlanma senetlerine yönelik küresel iştahın yapısal olarak ne kadar güçlü kaldığını göstermektedir.

Bu devasa sermaye girişinin arkasında iki temel ekonomik motivasyon yatmaktadır: Birincisi, Amerikan tahvillerinin diğer gelişmiş ülke (Avrupa veya Japonya) tahvillerine kıyasla sunduğu “görece yüksek getiri” (yield differential) avantajıdır. İkincisi ise getiri eğrisindeki (yield curve) hareketlerdir. Aynı dönemde 10 yıllık ABD tahvil getirilerinin yaklaşık yüzde 4,277 seviyesinden yüzde 3,962’ye gerilemesi, tahvil fiyatlarının arttığı anlamına gelmektedir. Şubat ayı başındaki bu getiri düşüşleri, portföyünde tahvil bulunduran yatırımcılara ciddi bir sermaye kazancı (capital appreciation) fırsatı sunmuş ve küresel fon yöneticilerini daha fazla tahvil alımına teşvik etmiştir.

Japonya’nın tahvil hegemonyası ve getiri arayışı (carry trade)

ABD tahvil piyasasının en büyük dış finansörü ve tartışmasız en büyük oyuncusu olan Japonya, Şubat ayında da bu hegemonyasını pekiştirmiştir. Japon yatırımcıların ABD tahvil varlıkları 1,239 trilyon dolara yükselerek, Şubat 2022’den bu yana kaydedilen en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Son 14 ayın 13’ünde kesintisiz bir artış trendi sergileyen Japon tahvil alımlarının arkasında, iki ülke arasındaki devasa para politikası farklılıkları (monetary policy divergence) yatmaktadır.

Japonya Merkez Bankası (BOJ), uzun yıllar sürdürdüğü ultra gevşek para politikasından ve negatif faiz uygulamasından çıkış sürecini (policy normalization) başlatmış olsa da, Japonya’daki yerel faiz oranları küresel standartlara göre halen son derece düşük seyretmektedir. Japon emeklilik fonları, sigorta şirketleri ve devasa kurumsal yatırımcılar, kendi iç piyasalarında tatmin edici bir getiri bulamadıkları için trilyonlarca yenlik tasarruflarını ABD tahvillerine park etmektedirler. Bu durum, “Carry Trade” (düşük faizli para biriminden borçlanıp yüksek getirili varlıklara yatırım yapma) mantığının devlet tahvilleri ölçeğindeki en büyük yansımasıdır. Japon yatırımcılar için ABD tahvilleri, hem yüksek kupon getirisi hem de doların rezerv para statüsü nedeniyle vazgeçilmez bir getiri kaynağıdır.

Finansal merkez olarak i̇ngiltere ve hedge fon akımları

Verilerdeki en dikkat çekici detaylardan biri, ikinci büyük yabancı yatırımcı konumunda bulunan İngiltere’nin tahvil varlıklarının yüzde 2 artışla 897,3 milyar dolara yükselmesidir. Ancak bu rakam, sadece İngiliz hükümetinin veya İngiliz vatandaşlarının yaptığı yatırımları temsil etmez. Londra, küresel finans sisteminin en büyük saklama (custody) ve takas merkezlerinden biridir. Karayip adalarından Orta Doğu’ya kadar dünyanın dört bir yanından gelen trilyonlarca dolarlık kurumsal fon ve hedge fon sermayesi, ABD tahvillerini satın alırken İngiltere merkezli finansal kuruluşları birer aracı (proxy) olarak kullanmaktadır.

Bu nedenle İngiltere’ye atfedilen tahvil varlıklarındaki bu güçlü artış, aslında küresel hedge fonların ve spekülatif sermayenin pozisyonlanmasına (positioning) dair çok önemli bir barometredir. Jeopolitik risklerin arttığı ve Orta Doğu’daki gerilimin savaşa dönüştüğü bir dönemde, kaldıraçlı işlem yapan bu büyük fonların hisse senedi gibi riskli varlıklardan (risk-on) çıkarak, İngiltere üzerinden ABD tahvillerine (risk-off) devasa boyutlarda geçiş yaptığı anlaşılmaktadır.

Çin’in dedolarizasyon stratejisi ve uzun vadeli çeşitlendirme

ABD tahvillerine yönelik küresel iştah rekor kırarken, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve ABD’nin en büyük jeopolitik rakibi olan Çin, tamamen ters yönde bir strateji izlemeye devam etmektedir. Üçüncü büyük yabancı yatırımcı olan Çin, Şubat ayında varlıklarını hafifçe azaltarak 693,3 milyar dolara düşürmüştür. Daha da çarpıcı olanı, Çin’in ABD tahvillerindeki toplam payının Ocak 2025’ten bu yana yüzde 9 oranında gerilemiş olmasıdır.

Çin’in ABD devlet borcunu finanse etmeyi kademeli olarak bırakmasının ardında yatan temel neden, getiri arayışından ziyade doğrudan “Ulusal Güvenlik” ve “Dedolarizasyon” (dolarsızlaşma) stratejisidir. Özellikle Batı’nın, Ukrayna savaşı sonrası Rusya’nın yüz milyarlarca dolarlık rezervini dondurması, Pekin yönetimi için tarihi bir uyarı niteliği taşımıştır. Olası bir Tayvan krizinde veya ticaret savaşlarında benzer bir finansal yaptırımla (financial sanctions) karşılaşmak istemeyen Çin Merkez Bankası (PBOC), rezervlerindeki ABD doları ve tahvili ağırlığını sistematik olarak azaltmaktadır. Çin, elden çıkardığı bu tahvillerin yerine devasa boyutlarda fiziki altın satın almakta ve rezervlerini jeopolitik şoklara karşı çeşitlendirmektedir (diversification).

Türkiye’nin rezerv yönetimi ve tahvil portföyündeki stratejik düşüş

Açıklanan Hazine Bakanlığı verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Türk finans kuruluşlarının ABD tahvil piyasasındaki hareketliliğine de ışık tutmaktadır. Verilere göre, Türkiye’nin elindeki ABD Hazine tahvilleri tutarı Ocak ayındaki 16 milyar 903 milyon dolar seviyesinden, Şubat ayında 15 milyar 715 milyon dolara gerilemiştir. Bu düşüş, Türkiye’nin uluslararası rezerv yönetimi stratejilerindeki taktiksel değişimlerin bir göstergesidir.

Türkiye’nin tahvil varlıklarındaki bu azalma, birkaç farklı makroekonomik dinamikle açıklanabilir. Birincisi, Merkez Bankası’nın kur oynaklıklarını yönetmek ve iç piyasadaki döviz likiditesini sağlamak amacıyla elindeki likit dış varlıkları (ABD tahvillerini) nakde çevirmiş olma ihtimalidir. İkincisi, küresel altın fiyatlarındaki tarihi ralli (yükseliş trendi) göz önüne alındığında, TCMB’nin de tıpkı Çin gibi rezerv kompozisyonunda altın lehine bir ağırlık artışına gitmesi ve dolar varlıklarını çeşitlendirmesidir. Üçüncüsü ise, Türkiye’nin kendi dış borç ödemeleri veya enerji ithalatı finansmanı için bu tahvilleri satarak nakit yaratma zorunluluğudur. Neden ne olursa olsun, Türkiye de Çin ile benzer bir “tahvil azaltma” trendinin içinde yer almıştır.

Jeopolitik riskler ve gelecekteki sermaye akımlarının yönü

Sonuç itibarıyla, ABD Hazine Bakanlığı’nın açıkladığı net sermaye giriş/çıkış rakamları, küresel yatırımcı psikolojisinin ne kadar kırılgan ve değişken olduğunu kanıtlamaktadır. Ocak ayında kaydedilen 25 milyar dolarlık net sermaye çıkışının ardından, Şubat ayında 184,5 milyar dolarlık devasa bir net sermaye girişinin yaşanması, küresel fonların yön değiştirmesinde dışsal şokların ne kadar etkili olduğunu göstermektedir.

Raporda da belirtildiği üzere, net sermaye akımlarının özellikle ABD-İran savaşının yarattığı şiddetli piyasa oynaklığı nedeniyle önümüzdeki aylarda son derece dalgalı (volatile) kalması beklenmektedir. Eğer Orta Doğu’daki kriz derinleşir, petrol fiyatları daha da yükselir ve küresel enflasyon beklentileri yeniden bozulursa; yatırımcıların ABD tahvillerine olan bu “güvenli liman” talebi daha da şiddetlenecektir. Küresel ekonomi bir yanda enflasyon, diğer yanda savaş riskiyle boğuşurken, Amerikan doları ve devlet tahvilleri, uluslararası finansal sistemin nihai sığınağı olmaya devam etmektedir.

 

 

blank

BoE, aceleci yargılarda bulunmaktan kaçınacak

Prev
blank

Bessent, Warsh’ın Fed başkanlığına zamanında atanacağı konusunda iyimser

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba