Wall Street'te S&P 500 İran savaşı kayıplarını telafi etti, Nasdaq ve Dow yükseldi | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

Wall Street’te S&P 500 İran savaşı kayıplarını telafi etti, Nasdaq ve Dow yükseldi

Amerika Birleşik Devletleri borsaları, Orta Doğu'daki savaşın ve tırmanan jeopolitik gerilimlerin yarattığı devasa belirsizlikleri hızla geride bırakarak tarihi bir toparlanmaya imza attı. Wall Street, makroekonomik şoklara karşı bağışıklığını bir kez daha kanıtlıyor. Wall street'in jeopolitik şokla…

Amerika Birleşik Devletleri borsaları, Orta Doğu'daki savaşın ve tırmanan jeopolitik gerilimlerin yarattığı devasa belirsizlikleri hızla geride bırakarak tarihi bir toparlanmaya imza attı

blank
Paylaş

Amerika Birleşik Devletleri borsaları, Orta Doğu’daki savaşın ve tırmanan jeopolitik gerilimlerin yarattığı devasa belirsizlikleri hızla geride bırakarak tarihi bir toparlanmaya imza attı. Wall Street, makroekonomik şoklara karşı bağışıklığını bir kez daha kanıtlıyor.

Wall street’in jeopolitik şoklara karşı benzersiz bağışıklığı

Küresel finans piyasaları, doğası gereği belirsizlikten nefret eden, fiyatlama mekanizmalarını tamamen gelecekteki nakit akışlarının öngörülebilirliği üzerine inşa eden kompleks bir ekosistemdir. Tarihsel olarak bakıldığında, savaşlar, uluslararası krizler ve jeopolitik çatışmalar, borsalarda her zaman ani ve sert satış dalgalarına (sell-off) neden olmuş; yatırımcıları hisse senetleri gibi riskli varlıklardan kaçarak altın veya devlet tahvili gibi güvenli limanlara (safe havens) sığınmaya itmiştir. Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nin kalbi Wall Street’te son haftalarda yaşanan olağanüstü fiyat hareketleri, modern finansal piyasaların krizleri fiyatlama ve bu krizleri hızla geride bırakma (shrugging off) kapasitesinin ne denli evrildiğini gözler önüne sermektedir. Orta Doğu’da 28 Şubat tarihinde patlak veren İran savaşı, küresel tedarik zincirlerini ve enerji arzını doğrudan tehdit eden sarsıcı bir gelişme olmasına rağmen, ABD hisse senedi piyasaları bu devasa makroekonomik şoku sadece birkaç hafta içinde tamamen absorbe etmiş ve kayıplarını telafi etmeyi başarmıştır.

Bu emsalsiz toparlanmanın arkasında yatan en önemli dinamik, piyasaların “korkuyu satın al, gerçeği sat” (buy the rumor, sell the news) şeklindeki geleneksel refleksinin çok daha sofistike bir versiyonunun devrede olmasıdır. Yatırımcılar, çatışmanın ilk günlerinde ortaya çıkan panik havasını hızla rasyonel bir analiz sürecine dönüştürmüşlerdir. S&P 500 Endeksi’nin, İran savaşı öncesindeki seviyesini aşarak tüm kayıplarını geri alması, Amerikan şirketlerinin sağlam bilançolarının, güçlü iç tüketim dinamiklerinin ve teknoloji odaklı ekonomik büyümenin, okyanus ötesindeki askeri çatışmaların yaratacağı negatif etkilere karşı ne kadar kalın bir kalkan oluşturduğunun en net ispatıdır. ABD ile İran arasında 7 Nisan’da geçici ateşkes anlaşmasının duyurulması, piyasalardaki bu rasyonel iyimserliği tetikleyen ilk kıvılcım olmuş; hemen ardından başlayan birinci çeyrek bilanço sezonunun (earnings season) getirdiği güçlü şirket karları, makroekonomik korkuların yerini mikroekonomik başarılara bırakmasını sağlamıştır.

S&P 500 endeksinde rakamsal analiz ve v-tipi toparlanma

Finansal piyasaların sağlığını ve trendlerin kalıcılığını ölçmek için endekslerin sadece mevcut puanlarına değil, bu puanlara ulaşırken izledikleri tarihsel ve istatistiksel rotalara bakmak hayati önem taşır. Dünyanın en büyük ve en likit 500 şirketini barındıran, küresel ekonominin en güvenilir barometresi kabul edilen S&P 500 Endeksi, geçici ateşkes haberleri ve bilanço sezonunun rüzgarıyla %1 oranında net bir yükseliş sergileyerek 6.886,24 puana çıkmıştır. Bu kritik seviye, psikolojik bir eşik olmanın çok ötesindedir; zira bu kapanışla birlikte endeks, savaşın resmen başladığı 28 Şubat tarihindeki 6.878,88 puanlık pre-war (savaş öncesi) seviyesinin üzerine çıkmayı başarmıştır. Sadece kırk beş gün gibi kısa bir süre içinde bir savaşın yarattığı tüm tahribatın silinmesi, ekonomi literatüründe “V-tipi toparlanma” (V-shaped recovery) olarak adlandırılan ve piyasadaki alıcıların (bulls) ne kadar agresif ve iştahlı olduğunu gösteren kusursuz bir formasyondur.

Bu V-tipi toparlanmanın dip noktasını incelediğimizde, endeksin 30 Mart tarihinde savaşın en yoğun olduğu günlerde %7,8 gibi ciddi bir düzeltme (correction) yaşayarak 6.343,72 puana kadar gerilediğini görmekteyiz. Ancak bu dip noktasından sonra S&P 500, adeta bir roket gibi fırlayarak son dokuz işlem gününün sekizinde yükseliş kaydetmiştir. Endeksin tarihsel performansına daha geniş bir perspektiften bakıldığında, mevcut gücün tesadüfi olmadığı anlaşılmaktadır. 27 Ocak 2026 tarihindeki 6.978,60 puanlık tüm zamanların rekor kapanışının (all-time high) sadece %1,32 altında bulunan endeks, yeni rekorlara göz kırpmaktadır. Daha da çarpıcı olanı, endeksin son iki yıllık makroekonomik dönüm noktalarına verdiği inanılmaz pozitif tepkilerdir. 5 Kasım 2024 seçim gününden bu yana %19,08, 20 Ocak 2025 yemin töreninden bu yana %14,83 ve 2 Nisan 2025’te uygulamaya konulan korumacı gümrük tarifelerinin açıklanmasından bu yana %21,43 artış kaydedilmiştir. Son 52 haftalık (bir yıllık) periyotta %27,38 gibi muazzam bir getiri sağlayan endeks, ay başından bu yana %5,48, yıl başından bu yana ise %0,60 artış göstererek uzun vadeli yükseliş trendinin (secular bull market) sapasağlam ayakta olduğunu kanıtlamıştır.

Nasdaq bileşik endeksi ve teknoloji hisselerinin önlenemez yükselişi

Jeopolitik kriz dönemlerinde geleneksel sanayi, ulaştırma veya perakende şirketleri tedarik zinciri şoklarından ve artan enerji maliyetlerinden ciddi yaralar alırken; teknoloji, yazılım ve yapay zeka (AI) şirketleri bu tür fiziksel dünya krizlerine karşı eşsiz bir yapısal koruma (structural hedge) sağlarlar. Wall Street’in teknoloji ağırlıklı borsası NASDAQ Bileşik Endeksi’nin sergilediği dudak uçuklatan performans, bu yapısal korumanın en somut sonucudur. Nasdaq, %1,23 gibi güçlü bir oranla yükselerek 23.183,74 puana çıkmıştır. Ancak asıl tarihi başarı, endeksin art arda gösterdiği kesintisiz yükseliş ivmesidir. Dokuz işlem günü üst üste yükselen endeks, bu ralli döneminde toplam %11,49 artış kaydederek tarihindeki en büyük dokuz günlük puan kazancını elde etmiş ve finans kitaplarına geçecek bir rekora imza atmıştır.

Teknoloji hisselerinin bu denli agresif bir şekilde satın alınmasının temelinde, büyük teknoloji şirketlerinin (Big Tech) sahip olduğu devasa nakit rezervleri, enflasyona karşı uygulayabildikleri güçlü fiyatlama gücü (pricing power) ve 2026 yılı itibarıyla iş dünyasının her hücresine entegre olmaya başlayan yapay zeka devriminin yarattığı verimlilik artışları yatmaktadır. Savaş çıksa dahi bulut bilişim hizmetlerine, siber güvenlik yazılımlarına ve yarı iletken (çip) teknolojilerine olan küresel talebin azalmayacağı, aksine artacağı beklentisi yatırımcıları bu sektöre çekmektedir. 29 Ekim 2025’teki 23.958,47 puanlık rekor kapanışının sadece %3,23 altında işlem gören Nasdaq, son 52 haftada %37,74 gibi astronomik bir getiri sağlamıştır. Savaşın yarattığı paniğin zirve yaptığı 30 Mart 2026’daki 20.794,64 puanlık yılın en düşük seviyesinden (YTD low) hızla sekerek %11,49 oranında bir toparlanma göstermesi, teknoloji sektörüne yönelik kurumsal yatırımcı inancının (institutional conviction) hiçbir dış şokla kırılamayacak kadar sağlam olduğunu ispatlamaktadır.

Dow jones sanayi endeksi ve geleneksel ekonominin direnci

Teknoloji şirketlerinin büyüme hikayeleri piyasaları sürüklese de, bir ekonominin gerçek anlamda sağlıklı olup olmadığını anlamak için ağır sanayi, bankacılık, sağlık ve perakende devlerini barındıran Dow Jones Sanayi Endeksi’ne (DJIA) bakmak şarttır. Dow Jones, S&P 500 ve Nasdaq’a kıyasla daha muhafazakar ve döngüsel (cyclical) bir endeks olmasına rağmen, bu kriz döneminde o da gücünü korumayı başarmıştır. Endeks, %0,63 artışla 48.218,25 puana ulaşarak Amerikan sanayisinin dış şoklara karşı esnekliğini (resilience) ortaya koymuştur. Savaşın yarattığı navlun maliyetlerindeki artışlara ve enerji darboğazlarına rağmen, Amerikan şirketlerinin operasyonel verimliliklerini koruyabilmeleri, endeksin toparlanmasını desteklemiştir.

İstatistiksel olarak incelendiğinde Dow Jones, 10 Şubat 2026’daki 50.188,14 puanlık tarihi rekor kapanışının yalnızca %3,93 altında bulunmaktadır. Piyasaların en karamsar olduğu günlerden biri olan 27 Mart 2026’daki 45.166,64 puanlık yılın en düşük seviyesinden %6,76 oranında istikrarlı bir yükseliş sergilemiştir. Son 52 haftalık dönemde yatırımcısına %18,98 oranında sağlam bir getiri sunan Dow, ay başından bu yana %4,05, yıl başından bu yana ise %0,32 yükselerek, geleneksel hisse senedi portföylerinin (value investing) enflasyon ve savaş ortamında bile reel getiri sağlayabileceğini kanıtlamıştır. Bu durum, sadece teknolojiye değil, ekonominin geneline yayılan bir güven ortamının varlığına işaret etmektedir.

Deniz ablukası paradoksu ve piyasaların rasyonel iyimserliği

Finansal piyasaların mevcut fiyatlamalarındaki en büyük tezat, sahadaki jeopolitik gerçekliklerle piyasanın satın aldığı hikaye arasındaki derin uçurumdur. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın barış görüşmeleri için temas kurduğunu açıklayarak piyasalara güçlü bir diplomatik umut aşılamış, 7 Nisan’daki geçici ateşkes bu umudu pekiştirmiştir. Ancak aynı açıklamanın hemen ardına eklenen ve ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda tam kapsamlı bir deniz ablukası (naval blockade) başlattığına dair bilgi, normal şartlar altında küresel ekonomiyi felç edecek bir haberdir. Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin neredeyse beşte birinin geçtiği, küresel enerji şahdamarıdır. Böylesine kritik bir boğazda uygulanan deniz ablukası, arz yönlü devasa bir şok (supply shock) yaratma potansiyeline sahiptir.

Peki Wall Street bu ablukayı neden bir kıyamet senaryosu olarak fiyatlamamaktadır? Bunun birkaç temel makroekonomik nedeni vardır. Birincisi, ABD ekonomisinin son on yılda geçirdiği şeyl petrolü (shale oil) devrimi sayesinde net enerji ihracatçısı konumuna gelmesidir. ABD, geçmiş on yıllardaki gibi Orta Doğu petrolüne göbekten bağlı bir ekonomi değildir; dolayısıyla kendi iç pazarını küresel fiyat şoklarından bir nebze olsun izole edebilmektedir. İkincisi, piyasalar bu ablukayı uzun süreli ve yıkıcı bir askeri stratejiden ziyade, İran’ı nihai ve kalıcı bir barış masasına oturtmak için uygulanan taktiksel bir “maksimum baskı” (maximum pressure) politikası olarak algılamaktadır. Yatırımcılar, ablukanın geçici olduğuna ve kısa süre içinde yerini geniş çaplı bir diplomatik anlaşmaya bırakacağına dair (asimetrik bir iyimserlikle) bahis oynamaktadırlar.

Steve sosnick analizi: momentum yatırımı ve fomo psikolojisi

Borsalardaki bu inanılmaz yükseliş rallisini sadece temel analizle (fundamental analysis) açıklamak mümkün değildir. İşin içine giren yatırımcı psikolojisi, piyasa likiditesi ve algoritmik işlemler, fiyatların makroekonomik gerçeklikten kopmasını sağlayan ana itici güçlerdir. Finansal piyasaların önde gelen kuruluşlarından Interactive Brokers’ın baş stratejisti Steve Sosnick’in mevcut piyasa durumuna ilişkin yaptığı son derece isabetli değerlendirme, bu kopuşu mükemmel bir şekilde özetlemektedir. Sosnick, “Momentum odaklı yatırımcılar ralliyi kaçırmamak için nedenlerini sorgulamıyor” diyerek, piyasaya hakim olan FOMO (Fear Of Missing Out – Fırsatı Kaçırma Korkusu) psikolojisine dikkat çekmektedir.

Modern finansal piyasalarda, özellikle trilyonlarca doları yöneten trend takipçisi algoritmalar (CTA’ler) ve nicel fonlar (quant funds), fiyatlar yükselmeye başladığında ekonomik temellere bakmaksızın alım yönünde pozisyon alırlar. Endekslerin hareketli ortalamalarını (moving averages) yukarı kırması, bu algoritmalar için otomatik alım sinyali üretir. Kurumsal yatırımcılar da, benchmark (kıyaslama) endekslerinin gerisinde kalmamak ve çeyreklik performans hedeflerini tutturmak için, değerlemeler pahalı görünse bile bu yükseliş trenine atlamak zorunda kalırlar. Savaşın veya enflasyonun yarattığı belirsizlikler, “fiyatın kendisi en büyük haberdir” mantığıyla hareket eden momentum yatırımcıları için ikinci planda kalır. Bu durum, piyasaların neden kötümser haberleri görmezden gelip en ufak bir iyimser haberi (geçici ateşkes gibi) agresif bir şekilde satın aldığını açıklamaktadır.

Makroekonomik tezat: petrol, tahvil getirileri ve fed beklentileri

Sosnick’in analizinin devamında vurguladığı rakamsal gerçekler, Amerikan ekonomisinin içinden geçtiği makroekonomik tezadın (macro disconnect) en çarpıcı özetidir. Stratejist, “Altı haftada petrol fiyatları $30 yükseldi, tahvil getirileri 35-40 baz puan arttı, iki faiz indirimi beklentiden silindi ve savaş sürerken borsalar neredeyse değişmedi” diyerek, normalde hisse senedi piyasalarını çökertmesi gereken dört majör negatif faktörün nasıl etkisiz kaldığına işaret etmektedir. Ekonomik teoriye göre, petrol fiyatlarındaki $30 gibi devasa bir sıçrama, şirketlerin girdi maliyetlerini artıran ve tüketicilerin harcanabilir gelirini (disposable income) eriten, büyüme karşıtı regresif bir vergi (regressive tax) gibi çalışır.

Eş zamanlı olarak, Amerikan Hazine tahvili getirilerindeki (Treasury yields) 35-40 baz puanlık artış, borçlanma maliyetlerini yükseltir. Hisse senedi değerlemelerinde kullanılan İndirgenmiş Nakit Akışı (DCF – Discounted Cash Flow) modellerinde, iskonto oranının (discount rate) artması demek, şirketlerin gelecekteki karlarının bugünkü değerinin (present value) düşmesi demektir. Tahvil getirilerindeki bu artışın temel nedeni ise enflasyonist endişeler (petrol kaynaklı) nedeniyle Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) yapması beklenen iki faiz indiriminin piyasa fiyatlamalarından tamamen silinmesidir. Yani “daha uzun süre daha yüksek” (higher for longer) faiz senaryosu geri dönmüştür. Tüm bu negatif makroekonomik rüzgarlara rağmen borsaların tarihi zirvelere yakın seyretmesi, yatırımcıların şirketlerin kar büyüme (earnings growth) potansiyelinin, artan faiz ve maliyet yüklerini fazlasıyla telafi edeceğine dair sarsılmaz (ve belki de aşırı iyimser) bir inanca sahip olduklarını göstermektedir.

Bilanço sezonunun can suyu etkisi ve mikroekonomik odak

Makroekonomik korkuların piyasalardaki etkisini hafifleten en önemli panzehir, şirketlerin açıkladığı güçlü finansal sonuçlardır. Haber metninde de belirtildiği gibi, “bilanço sezonunun başlaması” (earnings season) endekslerin toparlanmasındaki ana katalizörlerden biri olmuştur. Piyasalar makro belirsizliklerden yorulduğunda, dikkati doğrudan mikroekonomik verilere, yani şirketlerin karlılık oranlarına, ciro büyümelerine ve kar marjlarına çevirir. Birinci çeyrek bilançolarında şirketlerin, artan maliyetleri fiyat geçişkenliği (pricing power) sayesinde nihai tüketiciye başarılı bir şekilde yansıtabildikleri ve kar marjlarını korudukları görülmektedir.

Özellikle S&P 500 endeksi içindeki teknoloji, finans ve sağlık devlerinin beklentileri aşan kar (earnings beat) açıklamaları, hisse senedi piyasalarına muazzam bir can suyu sağlamıştır. Şirketlerin hisse geri alım (share buyback) programlarına hız kesmeden devam etmesi de piyasadaki hisse arzını azaltarak fiyatları yukarı iten yapısal bir destek unsuru oluşturmaktadır. Savaş, jeopolitik krizler ve faiz oranları yatırımcıların kafasını karıştırsa da, günün sonunda hisse senedi fiyatlarını belirleyen yegane uzun vadeli faktör “şirket karlılıklarıdır”. Bilanço sezonunun verdiği güven, yatırımcıların makro gürültüyü (macro noise) filtreleyip, doğrudan şirketlerin temel değerlerine odaklanmalarını kolaylaştırmıştır.

Gelecek projeksiyonları ve piyasaları bekleyen potansiyel riskler

Sonuç itibarıyla, Wall Street’in S&P 500, Nasdaq ve Dow Jones endeksleri üzerinden sergilediği bu destansı geri dönüş, Amerikan finansal piyasalarının olağanüstü likidite derinliğini ve şok emici (shock absorber) kapasitesini kanıtlamaktadır. Savaşın yarattığı %7-8 civarındaki düzeltmelerin kalıcı bir ayı piyasasına (bear market) dönüşmeden hızla V-tipi bir ralliyle telafi edilmesi, sistemdeki iyimserliğin ve TINA (There Is No Alternative – Hisse senedinden başka alternatif yok) inancının gücünü yansıtmaktadır. Yatırımcılar, artan petrol fiyatları ve ötelenen faiz indirimlerine rağmen, ekonomik büyümenin ve kurumsal karların güçlü kalacağına dair bahis oynamaya devam etmektedirler.

Ancak, bu güçlü momentumun sonsuza kadar süreceğini varsaymak finansal miyopluk olur. Önümüzdeki aylarda piyasaları bekleyen en büyük risk, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ablukasının kontrol edilemez bir askeri çatışmaya dönüşmesi veya petrol fiyatlarının mevcut seviyelerden daha da yukarı fırlayarak küresel enflasyonu kontrolden çıkarmasıdır. Böyle bir senaryoda, şu an “nedenleri sorgulamayan” momentum yatırımcıları, aynı hızla çıkış kapısına yönelebilir ve yükseliş rallisi yerini sert bir tasfiyeye (liquidation) bırakabilir. Şimdilik müzik çalmaya devam etmekte, Wall Street ise jeopolitik fırtınaların ortasında dahi küresel sermaye için en güvenli liman ve en karlı oyun alanı olma unvanını kimseye kaptırmadan dansını sürdürmektedir.

 

 

blank

Bessent: Fed faiz indirimi için “bekle-gör” yaklaşımı şart

Prev
blank

Çin’in ihracatında sert yavaşlama yaşanırken ithalat %27,8 arttı

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba