ABD ve İran ikinci tur müzakereler için masaya dönebilir | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

ABD ve İran ikinci tur müzakereler için masaya dönebilir

Amerika Birleşik Devletleri ve İran, altı haftadır devam eden yıkıcı savaşın ardından, sona ermek üzere olan ateşkesi kalıcı bir barışa dönüştürmek için ikinci tur müzakerelere hazırlanıyor. Nükleer pazarlıklar ve deniz ablukası masadaki en kritik başlıklar. Sava…

Amerika Birleşik Devletleri ve İran, altı haftadır devam eden yıkıcı savaşın ardından, sona ermek üzere olan ateşkesi kalıcı bir barışa dönüştürmek için ikinci tur müzakerelere hazırlanıyor

blank
Paylaş

Amerika Birleşik Devletleri ve İran, altı haftadır devam eden yıkıcı savaşın ardından, sona ermek üzere olan ateşkesi kalıcı bir barışa dönüştürmek için ikinci tur müzakerelere hazırlanıyor. Nükleer pazarlıklar ve deniz ablukası masadaki en kritik başlıklar.

Savaşın gölgesinde yeniden yeşeren diplomatik umutlar

Küresel güvenlik mimarisini ve enerji piyasalarını derinden sarsan ABD-İran savaşı, altı haftalık şiddetli çatışmaların ardından yerini kırılgan bir ateşkese bırakmıştı. Önümüzdeki hafta sona erecek olan bu geçici ateşkesin süresi dolarken, uluslararası diplomasi trafiği yeniden hız kazanmış durumda. Konuya yakın diplomatik kaynaklar ve ABD’li üst düzey yetkililerden alınan bilgilere göre, her iki taraf da süreci nihayete erdirmek ve bölgesel bir yıkımın önüne geçmek adına yüz yüze görüşme seçeneğini ciddi şekilde değerlendiriyor. İlk tur görüşmelerin anlaşmasız sonuçlanmasının ardından piyasalarda oluşan karamsar tablo, arabulucu ülkelerden birine mensup bir diplomatın “Tahran ve Washington’ın ikinci tur için anlaştığı” yönündeki açıklamasıyla yerini temkinli bir iyimserliğe bırakmıştır. Bu gelişme, diplomasi masasının hala devrilmediğini ve tarafların askeri seçenekler yerine müzakere yolunu zorlamaya kararlı olduğunu göstermektedir.

Toplantıların nerede ve ne zaman yapılacağı konusu ise başlı başına bir diplomatik satranç niteliği taşıyor. İlk turda olduğu gibi Pakistan’ın başkenti İslamabad’ın yeniden ev sahibi olması güçlü bir seçenek olarak masada dururken; ABD’li yetkililer, uluslararası diplomasinin geleneksel merkezi olan Cenevre’nin de güçlü bir alternatif olarak değerlendirildiğini ifade ediyor. Henüz resmi bir yer ve zamanlama açıklanmamış olsa da, görüşmelerin Perşembe günü gibi yakın bir tarihte başlayabileceği yönündeki beklentiler, tarafların zamanın daraldığının farkında olduğunu kanıtlıyor. Pakistanlı yetkililerin, ilk görüşmelerin tek seferlik bir girişim olmadığını ve devam eden sürecin organik bir parçası olduğunu vurgulaması, arka kapı diplomasisinin (back-channel diplomacy) kesintisiz işlediğini doğrulamaktadır.

Trump yönetiminin “maksimum baskı” ve deniz ablukası stratejisi

ABD Başkanı Donald Trump’ın dış politika vizyonu, ekonomik ve askeri baskıyı diplomatik bir kaldıraç (leverage) olarak kullanma prensibine dayanmaktadır. Trump’ın gazetecilere verdiği demeçte, “Karşı tarafın aradığını” ve “Bir anlaşma yapmak istediklerini” belirterek psikolojik üstünlüğü elinde tutma çabası, bu stratejinin klasik bir yansımasıdır. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in açıklamaları ise, ABD’nin masaya hangi kozlarla oturduğunu daha net bir şekilde ortaya koymuştur. Leavitt, ABD donanmasının bölgedeki deniz ablukasının (naval blockade) tam kapasiteyle yürürlükte olduğunu hatırlatarak, İran ekonomisi üzerindeki boğucu etkinin devam ettiğinin altını çizmiştir. “İran’ın anlaşma için duyduğu çaresizliğin artacağı” yönündeki sert söylem, Washington’ın yaptırımları hafifletmek için Tahran’dan çok ağır ve yapısal tavizler koparmayı hedeflediğini göstermektedir.

Deniz ablukası, özellikle petrol ihracatına bağımlı olan İran ekonomisi için sürdürülebilirliği olmayan bir felaket senaryosudur. Hürmüz Boğazı ve Arap Denizi’ndeki ticari gemi hareketliliğinin felç olması, Tahran’ın döviz rezervlerini hızla tüketmekte ve iç piyasadaki enflasyonist baskıyı kontrol edilemez boyutlara taşımaktadır. ABD yönetimi, bu ağır ekonomik faturayı masada bir silah olarak kullanarak, İran’ı kendi şartlarında bir barış anlaşmasına zorlamayı planlamaktadır. Ablukanın devam etmesi, aynı zamanda küresel enerji piyasalarında risk priminin (risk premium) yüksek kalmasına neden olmakta; bu durum, Asya ve Avrupa’daki enerji ithalatçısı ülkeleri de dolaylı yoldan müzakere sürecinin bir an önce başarıyla sonuçlanması için baskı yapmaya itmektedir.

Nükleer krizin çözümü ve uranyum zenginleştirme tartışmaları

Görüşmelerin en karmaşık ve çözümü en zor ayağını şüphesiz ki nükleer program tartışmaları oluşturmaktadır. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in açıklamaları, İslamabad’da yapılan ilk tur görüşmelerin sadece bir ateşkes arayışı olmadığını, aynı zamanda İran’ın nükleer kapasitesinin tamamen tasfiye edilmesini amaçlayan derin ve yapısal bir müzakere süreci olduğunu gözler önüne sermiştir. Vance’in, nükleer materyallerin İran’dan çıkarılması ve gelecekte uranyum zenginleştirmeyi kalıcı olarak engelleyecek bir denetim mekanizması kurulması konularında “belirli bir ilerleme kaydedildiğini” açıklaması, uluslararası güvenlik açısından tarihi bir adımdır.

Ancak bu ilerlemenin önündeki en büyük engellerden biri, İran’ın kendi içindeki bürokratik ve siyasi karar alma mekanizmasıdır. Vance’in de dikkat çektiği üzere, İranlı müzakerecilerin masada nihai bir “anlaşma imzalama yetkisine sahip olmaması” ve her kritik maddede Tahran’daki üst mercilerden (Dini Liderlik ve Devrim Muhafızları) onay almak zorunda kalmaları, müzakere sürecini yavaşlatan ve hantallaştıran asimetrik bir dezavantaj yaratmaktadır. Vance’in, “Gerçekten büyük bir anlaşma yapılabilir; ancak bir sonraki adımı atması İran’a düşüyor” şeklindeki topu karşı sahaya atan yaklaşımı, ABD’nin kendi kırmızı çizgilerinden taviz vermeyeceğini ve nihai siyasi iradenin artık Tahran tarafından sergilenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Jeopolitik satranç tahtasında arabulucu ülkelerin artan rolü

Bu çapta büyük jeopolitik krizlerin çözümü, genellikle doğrudan çatışan tarafların ötesinde, bölgesel dengeleri gözeten arabulucu devletlerin (mediator states) sürece dahil olmasını gerektirir. Pakistan’ın İslamabad üzerinden sürece ev sahipliği yapma çabası, hem kendi sınır güvenliğini sağlama hem de İslam dünyasında diplomatik bir prestij kazanma hedefine dayanmaktadır. Ancak sürecin sadece Pakistan ile sınırlı kalmayıp, bölgesel ağırlıkları (regional heavyweights) çok daha yüksek olan Türkiye ve Mısır’ın da diplomasi ağına dahil edilmesi, müzakerelerin çok boyutlu bir yapıya büründüğünü göstermektedir.

Olası ikinci tur görüşmelerinin Türkiye veya Mısır’da yapılabileceği ihtimali, bu ülkelerin hem Batı (NATO/ABD) hem de Orta Doğu (İran ve Arap coğrafyası) ile kurabildikleri dengeli iletişim kanallarının bir sonucudur. Özellikle Türkiye’nin coğrafi konumu, enerji transfer hatlarındaki kritik rolü ve geçmişte oynadığı arabuluculuk deneyimleri (Tahıl Koridoru vb.), onu bu süreçte güvenilir bir diplomatik platform haline getirmektedir. Mısır ise Arap dünyasının diplomatik ağırlık merkezi olarak, sürecin Arap Körfezi ülkeleri tarafından da desteklenmesini sağlayacak kilit bir aktördür. Küresel piyasalar, Perşembe günü başlaması muhtemel olan bu ikinci tur görüşmelerden çıkacak sonuçları nefesini tutarak beklerken; savaşın bitip bitmeyeceği, tamamen bu masada atılacak karşılıklı jeopolitik taviz adımlarına bağlıdır.

blank

Çin’in ihracatında sert yavaşlama yaşanırken ithalat %27,8 arttı

Prev
blank

Fed/Miran: Enerji şoku enflasyon beklentilerini bozmadı

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba