Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Mart 2026 verilerine göre, Türkiye’nin iç borç çevirme oranı %84,1’e yükselirken, nakit borçlanmanın ortalama maliyeti de %31,1 seviyesine tırmandı. Sabit getirili senetlerde maliyet %37,9’u buldu.
İç borç çevirme oranlarında Mart ayı yükselişi
Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 2026 yılı ilk çeyrek verileri, Türkiye’nin borç yönetim stratejilerinde Mart ayı itibarıyla yeni bir evreye girildiğini ortaya koymaktadır. İç borç çevirme oranı, Mart ayında yüzde 84,1 seviyesine ulaşarak yılın en yüksek düzeyine çıkmıştır. Ocak ayında yüzde 77,5 ve Şubat ayında yüzde 82,5 olan bu oranın Mart’ta ivme kazanması, Hazine’nin itfalarına kıyasla piyasadan daha fazla likidite çekme ihtiyacı hissettiğine işaret etmektedir. Mart ayı özelinde gerçekleştirilen 393,5 milyar TL’lik iç borç servisine karşılık, 330,9 milyar TL tutarında iç borçlanma gerçekleştirilmiştir. Bu veriler, kamu maliyesinin nakit dengesini korumak adına piyasaya çıkış miktarını artırdığını ve borçlanma disiplinini korumaya çalıştığını göstermektedir. Öte yandan, TL cinsi iç borç çevirme oranının yüzde 64,8’de kalması, toplam oran içindeki döviz veya altın bazlı enstrümanların payını da gündeme getirmektedir.
Borçlanma stratejisinin sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıyan iç borç servisi kalemlerine bakıldığında, Mart ayında ödenen 393,5 milyar TL’nin 191,3 milyar TL’sinin anapara, 202,1 milyar TL’sinin ise faiz ödemelerinden oluştuğu görülmektedir. Faiz ödemelerinin anaparayı aşmış olması, geçmiş dönemlerdeki yüksek maliyetli borçlanmaların itfa takvimi üzerindeki baskısını hissettirmektedir. Ancak Hazine verileri genel tabloyu yansıtırken, iç borç çevirme oranının yüzde 100’ün altında kalması, Hazine’nin ödediği her 100 TL’lik borca karşılık piyasadan 84,1 TL borçlandığını ve net borç ödeyicisi konumunu sürdürerek piyasadaki likidite sıkışıklığını bir miktar hafiflettiğini kanıtlamaktadır.
Nakit borçlanma maliyetlerinde yukarı yönlü seyir
Borçlanma ihtiyacının yanı sıra, bu borcun hangi maliyetle sağlandığı da makroekonomik istikrarın önemli bir göstergesidir. Nakit borçlanma maliyeti, Mart 2026 itibarıyla aylık bazda yüzde 31,1 düzeyine yükselerek yönünü yeniden yukarı çevirmiştir. Ocak ayına yüzde 31,3 ile başlayan ve Şubat’ta yüzde 28,6’ya gerileyen maliyetlerin Mart’ta yeniden artması, piyasadaki faiz beklentilerinin ve likidite koşullarının sıkılaştığını göstermektedir. Kümülatif bazda nakit borçlanma maliyeti ise Mart sonu itibarıyla yüzde 30,2 seviyesinde dengelenmiştir. Piyasadaki risk primleri ve enflasyon beklentileriyle doğrudan ilintili olan bu maliyet artışı, kamu finansmanı üzerindeki faiz yükünün önümüzdeki dönemlerde de canlı kalabileceğine dair sinyaller barındırmaktadır.
Enstrüman bazlı incelemeler, maliyet artışının özellikle sabit getirili ve kuponsuz senetlerde daha belirgin olduğunu kanıtlamaktadır. Sabit getirili senetlerde aylık ortalama maliyet Mart’ta yüzde 37,9’a ulaşırken, kümülatif maliyet yüzde 35,4 olarak kaydedilmiştir. Daha kısa vadeli nakit yönetimi aracı olarak kullanılan kuponsuz senetlerde ise aylık maliyet yüzde 38,3 ile yılın en yüksek seviyesini görmüştür. Bu yüksek maliyetler, yatırımcıların geleceğe yönelik risk algılarının arttığını veya piyasa faizlerinin genel seviyesindeki yükselişin Hazine ihalelerine doğrudan yansıdığını ortaya koymaktadır. Özellikle kuponsuz senetlerdeki keskin yükseliş, kısa vadeli TL likiditesinin maliyetindeki artışı net bir şekilde yansıtmaktadır.
Vade yapısı ve piyasa beklentileri üzerine analiz
Hazine’nin borçlanma yapısında maliyet kadar kritik olan bir diğer unsur da borcun vadesidir. Nakit borçlanmanın aylık ortalama vadesi Mart 2026’da 29,6 ay olarak hesaplanmıştır. Yılın başında 33,8 ay olan vadenin Şubat’ta 27,7 aya gerilemesi ve Mart’ta sınırlı bir toparlanma göstermesi, Hazine’nin vadeyi uzatma konusundaki zorluklarını ve piyasa oyuncularının uzun vadeli pozisyon alma konusundaki temkinli duruşunu yansıtmaktadır. Sabit getirili senetlerde Mart ayı ortalama vadesi 32,2 ay olurken, kümülatif vade 35,7 ay olarak gerçekleşmiştir. Kuponsuz senetlerde ise ortalama vadenin 10 aya kadar gerilemiş olması, bu enstrümanın tamamen kısa vadeli finansman ihtiyacına odaklandığını kanıtlamaktadır.
Sonuç olarak, 2026 yılının ilk çeyreğinde Hazine, borçlanma oranını kademeli olarak artırırken yükselen maliyetlerle karşı karşıya kalmıştır. Mart ayında iç borç çevirme oranındaki artış ile maliyetlerdeki eş zamanlı yükseliş, kamu finansmanı yönetiminde hassas bir dengenin gözetildiğini göstermektedir. Vadelerin 30 ay bandının altında seyretmesi, önümüzdeki dönemde itfa takviminin yoğunlaşabileceğine işaret ederken, sabit getirili senetlerdeki yüzde 38’e dayanan maliyetler para politikasındaki sıkı duruşun kamu borçlanma maliyetleri üzerindeki etkisini net bir şekilde hissettirmektedir. Hazine’nin önümüzdeki aylarda faiz ve vade dengesini nasıl kuracağı, bütçe disiplini ve piyasa likiditesi açısından yakından takip edilmeye devam edilecektir.