ABD Başkanı Donald Trump, Federal Rezerv’in (Fed) kritik para politikası toplantısına sayılı günler kala, makroekonomik verilerden bağımsız olarak ABD’nin dünyadaki en düşük faiz oranına sahip olması gerektiğini savunarak Merkez Bankası üzerindeki siyasi baskısını artırdı. Tüketici fiyatlarındaki tırmanış ve yaklaşan ara seçimler, Washington’daki bütçe ve para politikası gerilimini tırmandırmaktadır.
Trump’ın “en düşük faiz” söylemi ve Fed bağımsızlığı üzerindeki vesayet baskısı
İrlanda Açık golf turnuvasında gazetecilere açıklamalarda bulunan ABD Başkanı Donald Trump, Fed’in çarşamba günü sona erecek olan Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısında faiz artırıp artırmayacağını bilmediğini ifade etmekle birlikte, ABD para politikasına ilişkin son derece radikal bir yaklaşım ortaya koymuştur. Trump, enflasyon ve büyüme verileri neyi gösterirse göstersin, ABD’nin küresel piyasalarda “en düşük faiz oranını ödeyen ülke” olması gerektiğini savunmuştur. ABD’nin dünyadaki en yüksek kredi değerliliğine (creditworthiness) sahip ülke olduğunu vurgulayan Trump, mevcut faiz seviyelerinin diğer ülkeleri zengin ederken ABD ekonomisini cezalandırdığını iddia etmiştir. Eski Fed Başkanı Jay Powell döneminde başlayan sert eleştiriler, Kevin Warsh’ın Fed yönetimine gelmesiyle kısa süreli bir duraklama yaşasa da, Trump’ın faiz indirim taleplerini yeniden doğrudan dile getirmesi, Merkez Bankası’nın kurumsal bağımsızlığı (central bank independence) üzerindeki vesayet tartışmalarını alevlendirmektedir.
Tüketici enflasyonundaki sıçrama ve Fed’in sıkılaşma ikilemi
Başkan Trump’ın faiz indirimi veya faizlerin en düşük seviyede tutulması yönündeki çağrılarına karşın, ABD ekonomisinin makroekonomik gerçekleri tam tersi bir yönü işaret etmektedir. ABD Çalışma Bakanlığı tarafından açıklanan son Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verisi, son dört ayın en büyük artışını kaydederek enflasyonist baskıların inatçı bir şekilde yüksek kaldığını kanıtlamıştır. Bu güçlü enflasyon verisi, Fed’in çarşamba günü tamamlanacak toplantısında yüzde 3,50-3,75 aralığında bulunan federal fonlama faizi hedefini artıracağı yönündeki piyasa beklentilerini belirgin şekilde pekiştirmiştir. Yüksek enflasyonun beklentilere katılaşması (anchoring) riskinden endişe eden Fed yetkilileri, faiz artırımının ertelenmesi halinde ileride enflasyonu hedefe geriletmenin maliyetinin çok daha ağır olacağını değerlendirmektedir. Bu durum, Fed’i makroekonomik verilerin gerektirdiği şahin (hawkish) adımlar ile yürütme organının siyasi baskıları arasında ciddi bir politika ikilemine getirmektedir.
Ticaret tehditleri, tarife savaşları ve enflasyonist sarmal
Trump’ın ekonomi politikası söylemindeki en kritik çelişkilerden biri, bir yandan düşük faiz talep ederken diğer yandan enflasyonu doğrudan körükleyen korumacı ticaret politikalarını kararlılıkla sürdürmesidir. Trump yönetiminin agresif bir şekilde artırdığı ithalat vergileri (tarifeler) ve Orta Doğu’da tırmanan gerilimler neticesinde yükselen enerji ve petrol fiyatları, ABD iç piyasasında maliyet itişli enflasyonun (cost-push inflation) ana sürücüleri konumundadır. Dış ticarette fazla vermeyi veya en azından dengeli bir ticaret yapısını hedefleyen Trump’ın, sosyal medyada ve son açıklamalarında tekrarladığı “Faizi düşürün, yoksa açık verdiğimiz ülkelerle ticareti durduracağım” tehdidi, küresel tedarik zincirleri üzerinde yeni bir belirsizlik dalgası yaratmaktadır. Ticaret kısıtlamalarının nihai tüketici fiyatlarını artırarak enflasyonu yukarı taşıması, Fed’i zorunlu olarak faiz artırmaya itmekte; bu durum da Trump’ın hedeflediği düşük faiz ortamıyla çelişen yapısal bir sarmal yaratmaktadır.
Ara seçimler öncesi seçmen duyarlılığı ve Beyaz Saray’ın para politikası dengesi
Fed’in alacağı kritik faiz kararı, Cumhuriyetçilerin ABD Kongresi’nin her iki kanadındaki (Temsilciler Meclisi ve Senato) hassas çoğunluğunu koruyup koruyamayacağını belirleyecek olan kasım ayındaki ara seçimlerden sadece haftalar önce gelecektir. Kamuoyu anketleri, yüksek yaşam maliyetlerinin ve satın alınabilirlik (affordability) krizinin seçmenlerin en temel kaygısı olduğunu göstermektedir. Olası bir faiz artırımının kredi maliyetlerini (konut, taşıt ve tüketici kredileri) yükselterek seçmen nezdindeki memnuniyetsizliği artırmasından çekinilmektedir. Nitekim Trump’ın onay oranlarında son dönemde gözlenen gerileme, yüksek enflasyonun siyasi maliyetini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Beyaz Saray Ulusal Ekonomi Konseyi Direktörü Kevin Hassett’in, Fed’in kararı ne olursa olsun Kevin Warsh’ın bağımsızlığının korunacağını vurgulamakla birlikte, olası bir faiz artırımında “Trump’ın bundan memnun olmayacağını” açıkça ifade etmesi, karar sonrası Washington’da yaşanabilecek siyasi gerilimin şiddetini şimdiden haber vermektedir.





