ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna-Rusya savaşına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. New York Times’a verdiği röportajda Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in artık Ukrayna’daki çatışmayı sona erdirmek için anlaşma yapmak istediğine inandığını söyledi.
Trump: “Putin artık çözüm istiyor”
Trump, açıklamasında “Bence Putin artık anlaşma yapmak istiyor” ifadelerini kullandı. Söz konusu söylem, ABD’de 2026 seçim sürecine girilirken dış politika gündeminin yeniden şekilleneceğini gösteriyor. Trump’ın açıklamaları, aynı zamanda Batı dünyasında savaşın geleceği ve jeopolitik riskler üzerinde yeni bir tartışma başlatma potansiyeli taşıyor.
Trump, müzakerelerin bazı dönemlerinde Putin’in önerilen çözüm şartlarını kabul ettiğini, ancak Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskyy’nin bu teklifleri geri çevirdiğini dile getirdi. “Bazı zamanlarda bunun tam tersi de oldu. Bence artık ikisi de anlaşma yapmak istiyor, ama göreceğiz” ifadelerini kullanan Trump, hem Moskova hem de Kiev’in savaştan yorgun düştüğü mesajını verdi.
Jeopolitik gelişmenin ekonomik etkileri olabilir
Trump’ın açıklamaları sadece siyasi değil, küresel piyasalar ve enerji fiyatları açısından da dikkatle izleniyor. Rusya-Ukrayna savaşının başladığı 2022 yılından bu yana enerji, tahıl ve emtia piyasaları büyük dalgalanmalar yaşadı. Olası bir barış görüşmesi ya da ateşkes ihtimali, özellikle Avrupa doğal gaz piyasaları, petrol fiyatları ve gıda tedarik zincirleri üzerinde etkili olabilir.
2025 yılında Brent petrol fiyatları savaş kaynaklı jeopolitik risk nedeniyle 92-98 dolar bandında seyretmişti. Benzer şekilde, Ukrayna limanlarından tahıl sevkiyatının kesintiye uğraması, buğday ve mısır fiyatlarında %30’a varan artışlara neden olmuştu. Eğer taraflar arasında barışçıl bir çözüm ihtimali artarsa, bu durumun enerji ve tarım emtialarında düşüş yönlü fiyatlamalara neden olması beklenebilir.
Putin tarafı anlaşmaya ne kadar yakın?
Uzmanlara göre, Rusya tarafının anlaşmaya yaklaşma sinyalleri vermesi, son dönemde yaşanan ekonomik yaptırımların etkisi ile açıklanabilir. Batı yaptırımları Rusya’nın enerji ihracatı gelirlerini düşürmüş ve finansal sisteminde izolasyon yaratmıştır. Aynı zamanda Rusya’nın savunma harcamaları da bütçeyi zorlamaya başlamış durumda.
Ekonomistlere göre, Putin’in savaşın maliyetlerini dengeleyebilmek için kademeli bir çözüm arayışına yönelmesi rasyonel bir hamle olarak değerlendiriliyor. Ancak analistler, barış görüşmelerinde Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve Kırım ile Donbas bölgeleri gibi tartışmalı konuların en büyük engel olacağını belirtiyor.
Ukrayna’nın pozisyonu ne yönde değişiyor?
Trump, açıklamasında Zelenskyy’nin bazı dönemlerde müzakere tekliflerine olumsuz yanıt verdiğini ancak şu anda tarafların barışa daha açık olduğunu belirtti. Bu durum, özellikle 2025’in son çeyreğinde Ukrayna’nın savaş sahasında zorlanması ve Batı’dan gelen askeri yardımın yavaşlamasıyla birlikte gündeme geldi.
ABD ve AB ülkelerinin kamuoyunda Ukrayna’ya verilen maddi destek tartışma konusu haline gelirken, Kiev yönetiminin barışa daha istekli hale gelmesi sürpriz olarak görülmüyor. Uzmanlar, savaşın finansmanı ve insan gücü açısından sürdürülebilirliğinin zayıfladığını vurguluyor.
Trump’ın açıklamaları seçim stratejisinin parçası mı?
Trump’ın 2026 başkanlık seçimleri öncesinde barış mesajı vermesi, hem iç politikada hem de dış politikada seçmen nezdinde güvenilirlik kazanma hamlesi olarak yorumlanıyor. “Savaşları durduran lider” imajını yaratmak isteyen Trump, bu çıkışıyla dış politikadaki liderlik iddiasını güçlendirmeyi hedefliyor.
Trump, önceki başkanlık döneminde de Putin ile “iyi ilişkiler” kurduğu yönündeki söylemleriyle dikkat çekmişti. Ancak eleştirmenler, bu tür açıklamaların Rusya’nın elini güçlendirebileceği ve Batı ittifakının çözülmesine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Küresel yatırımcıların gözü jeopolitik risklerde
Finansal piyasalarda jeopolitik risk primi, yatırımcıların yatırım kararlarını doğrudan etkileyen bir unsur olmaya devam ediyor. Ukrayna-Rusya savaşı süresince, risk algısındaki artış özellikle gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına neden oldu. Ayrıca, savaşın neden olduğu belirsizlik, altın gibi güvenli liman varlıklarına yönelimi de beraberinde getirdi.
Olası bir çözüm senaryosu, küresel piyasalarda risk iştahını artırabilir. Bu durumda gelişen ülke borsaları, para birimleri ve tahviller pozitif etkilere açık hale gelebilir. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler açısından ise jeopolitik risklerin azalması, döviz kuru dengesi ve cari açık açısından da olumlu bir görünüm sunacaktır.
ABD’nin stratejik konumu: NATO ve Avrupa ile ilişkiler ne olacak?
Trump’ın barışa yönelik çağrısı, aynı zamanda NATO üyeleriyle ilişkiler açısından da yeni soruları gündeme getiriyor. Trump’ın geçmişte NATO’ya finansal yük paylaşımı üzerinden getirdiği eleştiriler hatırlandığında, mevcut pozisyonu ittifak içinde farklı değerlendirmelere neden olabilir.
Trump’ın olası ikinci dönem başkanlığında, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığının azaltılması veya Ukrayna’ya desteğin kesilmesi gibi politikaların hayata geçirilme ihtimali tartışılıyor. Bu nedenle Avrupa ülkeleri, barış görüşmelerinde ABD’nin tutumuna yönelik daha temkinli yaklaşım sergiliyor.
Piyasalar ne zaman tepki verebilir?
Analistlere göre, Trump’ın açıklaması tek başına piyasaları derinden etkileyecek nitelikte değil. Ancak önümüzdeki haftalarda, bu açıklamaların diplomatik temaslarla ve resmi girişimlerle desteklenmesi halinde enerji ve emtia fiyatlarında kısa vadeli düzeltmeler yaşanabilir.
Özellikle Avrupa’daki enerji krizine çözüm bulunması ihtimali, Almanya ve Fransa gibi sanayi merkezlerinin büyüme görünümünü olumlu etkileyebilir. Bu da bölgesel endekslerde yukarı yönlü fiyatlamaların önünü açabilir.
Sonuç: Ekonomik dengeler barıştan yana
Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesi yönünde atılacak her adım, sadece askeri değil ekonomik faydalar da doğuracak. Gerek emtia fiyatlarının istikrara kavuşması gerekse tedarik zincirlerinin normalleşmesi, küresel enflasyonla mücadele çabalarına destek sağlayabilir.
Trump’ın “Putin artık anlaşma yapmak istiyor” açıklaması, bu sürecin ilk sinyali olabilir. Ancak barış için hem tarafların hem de uluslararası aktörlerin ciddi siyasi irade ortaya koyması gerekiyor. Önümüzdeki dönemde yaşanacak gelişmeler, bu açıklamanın seçim odaklı bir siyasi manevra mı yoksa somut diplomatik sürecin başlangıcı mı olduğunu gösterecek.