Petrol fiyatları yeniden yükseliyor, 140–150 dolar aralığına çıkılabilir | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

Petrol fiyatları yeniden yükseliyor, 140–150 dolar aralığına çıkılabilir

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki diplomatik görüşmelerin çökmesi ve planlanan deniz ablukası enerji piyasalarında şok yarattı. Uzmanlar yaşanacak sorunların fiyatları devasa seviyelere taşıyabileceği konusunda uyarıyor. Küresel diplomasinin çök&u…

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki diplomatik görüşmelerin çökmesi ve planlanan deniz ablukası enerji piyasalarında şok yarattı

a man pumping gas into his car at a gas station
Photo by engin akyurt on Unsplash
Paylaş

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki diplomatik görüşmelerin çökmesi ve planlanan deniz ablukası enerji piyasalarında şok yarattı. Uzmanlar yaşanacak sorunların fiyatları devasa seviyelere taşıyabileceği konusunda uyarıyor.

Küresel diplomasinin çöküşü ve emtia piyasalarına yansıması

Modern küresel ekonomi, uluslararası ticaret yollarının, enerji tedarik zincirlerinin ve kıtalararası nakliye ağlarının birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu devasa ve oldukça kırılgan bir ekosistemdir. Bu makroekonomik mimaride, dünyanın en büyük enerji üreticileri ve tüketicileri arasında diplomatik masalarda yaşanan uyuşmazlıklar, saniyeler içerisinde küresel emtia piyasalarında trilyonlarca dolarlık dalgalanmalara yol açabilmektedir. Hafta sonu boyunca küresel piyasaların ve politika yapıcıların nefesini tutarak takip ettiği Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki kritik görüşmelerin herhangi bir mutabakata varılamadan başarısızlıkla sonuçlanması, uluslararası arenada yeni ve çok daha tehlikeli bir jeopolitik krizin fitilini ateşlemiştir. Görüşmelerin çökmesinin hemen ardından ABD ordusunun Hürmüz Boğazı çevresinde planladığı geniş çaplı deniz ablukası haberlerinin ajanslara düşmesi, küresel piyasalardaki risk algısını (risk premium) anında zirveye taşımıştır. Bu diplomatik tıkanıklık ve beraberinde gelen askeri hamle söylentileri, uzun süredir görece stabil seyreden petrol fiyatları üzerinde adeta bir deprem etkisi yaratarak, enerji maliyetlerine dayalı yeni bir küresel enflasyon dalgasının öncü sarsıntılarını başlatmıştır.

Jeopolitik şokların finansal piyasalara entegrasyonu, genellikle emtia borsalarındaki vadeli işlem sözleşmeleri (futures contracts) üzerinden, panik alımları ve riskten korunma (hedging) stratejileriyle gerçekleşir. Abluka endişelerinin piyasaya düşmesiyle birlikte, Brent tipi ham petrolün varil fiyatında tek bir işlem gününde yüzde 8 gibi devasa bir oranda artış yaşanarak fiyatlar 103 doların üzerine fırlamıştır. Enerji gibi küresel sanayinin ve ulaşımın ana motoru olan inelastik (esnek olmayan) bir emtiada yaşanan yüzde 8’lik günlük fiyat sıçraması, dünya ekonomisinin toplam girdi maliyetlerine milyarlarca dolarlık ek bir fatura yüklenmesi anlamına gelmektedir. Bu ani yükseliş, sadece enerji tüccarlarını ve fon yöneticilerini değil, aynı zamanda merkez bankalarını, sanayicileri ve son tüketicileri de doğrudan ilgilendiren, küresel ekonomik büyüme tahminlerinin baştan aşağı revize edilmesini zorunlu kılan makroekonomik bir alarm zilidir.

Hürmüz boğazı ablukasının stratejik ve makroekonomik boyutu

Küresel enerji mimarisinin merkez üssü konumunda bulunan Hürmüz Boğazı, salt bir coğrafi su yolu olmanın ötesinde, dünya ekonomisinin kalbine giden en büyük ve en stratejik atardamardır. Küresel olarak deniz yoluyla taşınan ham petrolün neredeyse beşte birinin ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin devasa bir bölümünün her gün düzenli olarak geçtiği bu dar boğaz, Asya’nın devasa üretim merkezlerinden Avrupa’nın endüstriyel kalbine kadar tüm dünyanın ihtiyaç duyduğu yakıtın ana tedarik rotasıdır. ABD’nin planladığı ve İran limanlarına giriş ve çıkış yapan gemileri kapsayacağı açıklanan tam teşekküllü deniz ablukası, bu stratejik rotanın güvenilirliğini ve işlevselliğini doğrudan ortadan kaldırma potansiyeline sahiptir. Bir deniz ablukası, ekonomik literatürde bir ülkenin dış ticaretini tamamen izole etmeyi amaçlayan en sert yaptırım aracı olarak kabul edilse de, böylesine kritik bir bölgede uygulandığında sadece hedef ülkeyi değil, tüm küresel tedarik zincirini felç eden sistemik bir etki yaratır.

Abluka planlarının uygulamaya geçirilmesi, uluslararası denizcilik hukuku ve küresel ticaret anlaşmaları açısından da devasa sorunları beraberinde getirmektedir. İran limanlarına ticari veya lojistik amaçla yaklaşan uluslararası filoların, devasa petrol tankerlerinin ve dökme yük gemilerinin ABD donanması tarafından engellenmesi ihtimali, deniz taşımacılığında “mücbir sebep” (force majeure) ilan edilmesine yol açabilecek kadar ciddidir. Bu gelişme, küresel enerji piyasalarında daha geniş çaplı bir krizin tetiklenebileceği endişelerini artırıyor. Zira bölgedeki askeri hareketlilik, sadece İran’ın petrol ihracatını durdurmakla kalmayacak, aynı zamanda komşu ülkelerin (Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE, Irak) bu boğaz üzerinden gerçekleştirdikleri milyarlarca dolarlık enerji sevkiyatlarının da fiziksel ve operasyonel güvenliğini tehlikeye atacaktır. Enerji nakil hatlarının böylesine büyük bir risk altına girmesi, piyasalarda “kıtlık” psikolojisini körükleyerek petrol fiyatları üzerindeki yukarı yönlü spekülatif baskıyı eşi benzeri görülmemiş bir boyuta taşıyacaktır.

Onyx capital group analizi ve korkutan arz kaybı senaryoları

Finansal piyasaların yönünü belirleyen en önemli unsurlardan biri, küresel enerji ticareti konusunda uzmanlaşmış araştırma kuruluşlarının ve piyasa yapıcı kurumların stratejik projeksiyonlarıdır. petrol fiyatları yeniden yükseliş trendine girerken, konunun uzmanlarından gelen uyarılar durumun vehametini daha da netleştirmektedir. Küresel emtia piyasalarının yakından takip ettiği Onyx Capital Group Genel Müdürü Jorge Montepeque, piyasadaki son fiyat hareketlerini değerlendirirken son derece çarpıcı bir tespitte bulunmuştur. Montepeque, brent petrolün hızlı bir şekilde 103 doların üzerine çıktığını belirterek mevcut fiyatların olası arz kesintilerini tam olarak yansıtmadığını söyledi. Bu stratejik analiz, piyasaların şu ana kadar sadece diplomatik gerilimi ve ilk panik havasını fiyatladığını, ancak ablukanın fiiliyata geçmesi durumunda yaşanacak gerçek fiziki kıtlığın piyasa fiyatlamalarına henüz dahil edilmediğini göstermektedir.

Montepeque’nin analizinin en kritik noktası, yaşanacak arz kesintisi miktarının küresel piyasalardaki karşılığıdır. Dünyanın günlük petrol tüketiminin 100 milyon varil seviyelerinde olduğu düşünüldüğünde, pazarın ne kadar sıkı (tight market) bir denge üzerinde durduğu anlaşılabilir. Onyx Capital Group yöneticisi, ablukadan kaynaklanabilecek küresel enerji şokunun günlük 12 milyon varile kadar arz kaybına yol açabileceğini ifade etti. Günlük 12 milyon varillik bir arz kesintisi, küresel toplam petrol arzının yüzde 10’undan fazlasının bir anda piyasadan silinmesi anlamına gelmektedir. Tarihte 1970’lerdeki Arap Petrol Ambargosu veya 1979 İran İslam Devrimi dönemlerinde dahi piyasalar böylesine devasa ve ani bir üretim/tedarik kaybıyla bu kadar kısa bir zaman diliminde yüzleşmemiştir. Günümüzde alternatif üreticilerin (OPEC dışı ülkeler ve ABD kaya petrolü üreticileri) atıl kapasitelerinin (spare capacity) bu boyutta bir boşluğu kısa sürede doldurmasının teknik olarak imkansız olması, Montepeque’nin uyarılarının ne denli haklı ve gerçekçi olduğunu kanıtlamaktadır.

Fiyatların yüz elli dolar seviyesine çıkma ihtimali ve etkileri

Küresel petrol arzından günlük 12 milyon varilin eksilmesi, iktisat teorisindeki fiyat esnekliği (price elasticity) kuralları gereği, fiyatlarda doğrusal olmayan, çok daha şiddetli bir yukarı yönlü patlamaya neden olacaktır. Petrol tüketimi, kısa vadede ikamesi çok zor olan zorunlu bir tüketim kalemi olduğu için, arz miktarındaki ufak bir düşüş bile fiyatlarda devasa sıçramalara yol açar. Bu ekstrem senaryoyu değerlendiren Montepeque, bu durumda fiyatların 140–150 dolar aralığına çıkabileceğini öngördü. Brent petrolün varil başına 140 ile 150 dolar gibi tarihi zirvelere ulaşması, sadece borsa ekranlarında değişen bir rakamdan ibaret değildir; bu, dünya ekonomisinin işleyiş biçimini, uluslararası ticaretin maliyet yapısını ve sıradan insanların yaşam standartlarını kökten değiştirecek yıkıcı bir makroekonomik şoktur.

Varil fiyatının 150 dolar seviyelerine tırmanması, her şeyden önce rafineri çıkış fiyatlarını ve dolayısıyla dünya genelindeki benzin ve dizel pompa fiyatlarını astronomik seviyelere taşıyacaktır. Lojistik ve taşımacılık sektöründeki bu devasa maliyet artışı, nakliye kamyonlarından kargo uçaklarına, ticari gemilerden tarım traktörlerine kadar her alanda maliyetleri katlayacaktır. Gıda üretimi ve dağıtımı, petrokimya endüstrisi, plastik üretimi ve inşaat sektörü gibi petrole doğrudan bağımlı olan sektörlerde üretim maliyetleri kontrol edilemez boyutlara ulaşacaktır. Bu durum, “maliyet enflasyonu” (cost-push inflation) olarak adlandırılan ve ekonomi politikalarıyla durdurulması en zor olan enflasyon türünün küresel çapta bir salgın gibi yayılmasına neden olacak, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ekonomileri derinden sarsacaktır.

Yatırımcı şüpheleri ve piyasaların sınırlı kalan fiyat tepkisi

Böylesine kıyamet benzeri (doomsday) bir senaryonun varlığına rağmen, petrol fiyatları an itibarıyla neden doğrudan 150 dolar seviyesine sıçramadı sorusu, finansal piyasaların fiyatlama psikolojisiyle açıklanabilir. Finansal piyasalar, olayların gerçekleşme olasılıklarını (probabilities) ağırlıklandırarak fiyatlama yaparlar. Yatırımcıların iki tarafın boğazı tamamen kapatacağına dair şüpheleri nedeniyle fiyat tepkisinin sınırlı kaldığını belirten Montepeque, piyasa psikolojisinin rasyonel tarafına ışık tutmuştur. Küresel fon yöneticileri ve emtia tüccarları, Hürmüz Boğazı‘nın tamamen kapatılmasının ve günlük 12 milyon varillik bir arz kesintisi yaşanmasının, dünya ekonomisi için karşılıklı olarak garantili bir yıkım (mutually assured destruction) anlamına geleceğini, bu nedenle diplomatik rasyonalitenin eninde sonunda devreye girerek askeri tansiyonu düşüreceğini hesaplamaktadır.

Piyasalar, ablukanın “tam ve sızdırmaz” bir şekilde uygulanamayacağına, gizli sevkiyatların, alternatif rotaların veya geçici muafiyetlerin devreye sokulacağına inanarak en kötü senaryoyu şimdilik yüzde 100 oranında fiyatlamaktan kaçınmaktadır. Ayrıca, ABD gibi küresel bir gücün dahi, dünya ekonomisini resesyona sokacak böylesine devasa bir enerji krizinin siyasi ve ekonomik bedelini (özellikle iç siyasette artan benzin fiyatlarının yaratacağı tepkiyi) göze alamayacağı beklentisi piyasalarda hakimdir. Uzman ismin değerlendirmesinde yer alan, gerilimin azalması halinde brent petrolün yıl boyunca 100 dolar civarında kalabileceğini söyledi ifadesi, aslında piyasanın bu iyimser inancını yansıtmaktadır. Savaş riskinin azalması durumunda bile fiyatların 100 dolar bandında kalacak olması, küresel enflasyon hedefleri açısından yine de oldukça zorlayıcı bir makroekonomik iklimin bizi beklediğini göstermektedir.

Deniz ablukasının küresel tedarik zincirlerindeki yıkıcı etkisi

Duyurulan ablukanın sadece enerji arzı üzerinden değil, aynı zamanda denizcilik sektörünün temel dinamikleri üzerinden de dünya ekonomisine büyük zararlar vermesi kaçınılmazdır. ABD’nin planladığı askeri kordon, bölgede seyreden tüm ticari gemilerin sigorta poliçelerini geçersiz kılma veya astronomik “savaş riski primleri” (war risk premiums) yükleme tehlikesi barındırmaktadır. Londra merkezli küresel denizcilik sigorta sendikaları, Hürmüz Boğazı ve çevresindeki suları yüksek riskli bölge olarak ilan ettiğinde, bu sularda seyrüsefer yapan devasa Süper Tankerlerin (VLCC) sigorta bedelleri günlük milyonlarca dolar artmaktadır. Bu durum, fiili bir arz kesintisi yaşanmasa dahi, petrolün nihai alıcıya ulaşma maliyetini olağanüstü boyutlarda artırmaktadır.

Dahası, güvenlik risklerinin artması nedeniyle birçok küresel nakliye firması (armatörler) gemilerini bu bölgeye göndermeyi tamamen reddedebilir. Gemi sahiplerinin risk almak istememesi, lojistik kapasitenin daralmasına, tanker navlun fiyatlarının (freight rates) tarihi zirvelere ulaşmasına yol açacaktır. Petrolün varil fiyatının üzerine binen bu ağır lojistik ve sigorta maliyetleri, özellikle Asya pazarında yer alan Japonya, Güney Kore, Çin ve Hindistan gibi enerji bağımlısı dev ekonomilerin sanayi çarklarını yavaşlatacak, teslimat gecikmelerine ve rafinerilerde üretim duruşlarına (shutdowns) sebebiyet verecektir. Tedarik zincirindeki bu kırılmalar, küresel büyüme projeksiyonlarının sert bir şekilde aşağı yönlü revize edilmesini zorunlu kılmaktadır.

Maliyet enflasyonu ve küresel merkez bankalarının yeni çıkmazı

petrol fiyatları tarafında yaşanan ve 140-150 dolar aralığına uzanma potansiyeli taşıyan bu şok, dünya ekonomisini yöneten merkez bankalarını (Fed, ECB, BoE) son yılların en büyük para politikası çıkmazıyla (policy dilemma) karşı karşıya bırakacaktır. Pandemi sonrası dönemde trilyonlarca dolarlık genişlemeci politikaların yarattığı enflasyonu dizginlemek için tarihin en hızlı faiz artırım döngülerini gerçekleştiren merkez bankaları, tam da enflasyonu kontrol altına almaya başladıklarına inandıkları bir dönemde yeni ve dışsal (egzojen) bir şokla vurulmuşlardır. Petrol fiyatlarındaki arz kesintisi kaynaklı artış, talebi kısarak çözülemeyecek yapısal bir enflasyon sorunu yaratmaktadır.

Eğer merkez bankaları, petrol şokunun yarattığı manşet enflasyondaki sıçramayı engellemek için faiz oranlarını daha da artırmaya kalkarlarsa, zaten yüksek enerji maliyetleri altında ezilen reel sektörü ve yavaşlayan ekonomik büyümeyi tamamen boğarak küresel bir resesyona (durgunluğa) neden olacaklardır. Diğer taraftan, faizleri sabit tutup enflasyonun yükselmesine göz yumarlarsa, bu kez de enflasyon beklentilerinin bozulmasına ve hanehalkının satın alma gücünün kalıcı olarak erimesine seyirci kalacaklardır. “Stagflasyon” (durgunluk içinde enflasyon) olarak adlandırılan ve makroiktisadın en korkulan hastalığı olan bu durum, enerji krizinin uzaması halinde küresel ekonomi için en güçlü baz senaryo haline gelmektedir. Merkez bankalarının ellerindeki faiz silahının, deniz ablukasının yarattığı fiziki petrol kıtlığını çözmekte tamamen etkisiz kalması, finansal piyasalardaki belirsizliği derinleştirmektedir.

Gelişmekte olan ülkelerin ödemeler dengesi ve yaşanan kur krizi

Gelişmiş ekonomiler bu krizin maliyetini bir nebze olsun absorbe edebilecek finansal tamponlara sahipken, gelişmekte olan piyasalar (Emerging Markets – EM) için 140-150 dolarlık petrol fiyatı tam anlamıyla bir makroekonomik felaket senaryosudur. Enerji ihtiyacını dışarıdan ithal eden Türkiye, Hindistan, Güney Afrika, Brezilya gibi gelişmekte olan ülkeler, artan enerji faturaları nedeniyle devasa cari açık (current account deficit) problemleriyle yüzleşmek zorunda kalacaklardır. Bir ülkenin dışarıya ödediği enerji faturası arttığında, o ülkenin döviz talebi (dolar talebi) hızla yükselir ve bu durum yerel para birimlerinin dolar karşısında sert devalüasyonlara uğramasına neden olur.

Döviz kurlarındaki çöküş, bu ülkelerde “ithal enflasyon” sarmalını tetikleyerek halkın yoksullaşmasına ve şirketlerin döviz cinsi borçlarını ödeyemeyerek iflas etmelerine yol açar. Yabancı yatırımcıların risk algısının bozulduğu böylesi bir dönemde, gelişmekte olan piyasalardan hızlı sermaye çıkışları (capital outflows) yaşanması kaçınılmazdır. Ülkeler, azalan döviz rezervleriyle kurları savunmak veya ekonomik daralmayı göze alarak agresif faiz artırımlarına gitmek arasında ölümcül bir tercih yapmak zorundadırlar. Hürmüz Boğazı eksenindeki bu diplomatik ve askeri inatlaşma, binlerce kilometre ötedeki gelişmekte olan ülkelerin makroekonomik istikrarlarını bir gecede yerle bir etme gücüne sahiptir.

Emtia piyasalarında risk yönetimi ve vadeli işlem stratejileri

Krizin giderek tırmanması, finansal piyasalardaki kurumsal yatırımcıları, hedge fonları ve büyük sanayi kuruluşlarını kendilerini bu astronomik fiyat artışlarından korumak için türev piyasalara yönlendirmektedir. Havayolu şirketleri, lojistik devleri ve petrokimya tesisleri, gelecekteki olası bir 150 dolarlık petrol şokuna karşı bilançolarını korumak (hedging) amacıyla vadeli işlem (futures) ve opsiyon (options) piyasalarında milyarlarca dolarlık alım (call option) kontratları yapmaya başlamışlardır. Bu yoğun riskten korunma talebi, türev piyasalarda likiditeyi sıkıştırmakta ve petrol fiyatlarındaki yukarı yönlü dalgalanmayı (volatiliteyi) daha da şiddetlendirmektedir.

Finansal piyasalardaki bu “panik alımları”, fiyatların fiziksel piyasadaki arz-talep dengesinden koparak spekülatif bir boyuta taşınmasına neden olmaktadır. Spekülatörlerin piyasaya girmesiyle birlikte, arz kesintisi gerçekleşmese bile beklentiler üzerinden fiyatların zirvelere taşındığı bir “kendi kendini gerçekleştiren kehanet” (self-fulfilling prophecy) döngüsü oluşmaktadır. Kurumsal yatırımcıların portföylerini enflasyon riskinden arındırmak için emtia ağırlıklı fonlara yönelmesi, sadece petrolün değil, doğal gaz, kömür ve diğer alternatif enerji kaynaklarının fiyatlarının da zincirleme bir reaksiyonla yukarı yönlü patlamasına zemin hazırlamaktadır.

Enerji piyasalarında yeni dönemin kodları ve gelecek beklentisi

Sonuç itibarıyla, ABD ile İran arasındaki müzakerelerin çökmesi ve fiili bir deniz ablukasının masaya gelmesi, küresel enerji piyasalarında geri dönüşü çok zor olan kalıcı hasarlar bırakma potansiyeline sahiptir. 12 milyon varillik bir arz kesintisi ihtimali, dünya ekonomisinin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmakta; merkez bankalarını, hükümetleri ve küresel sanayiyi çaresiz bırakmaktadır. Diplomatik rasyonalitenin bir an önce devreye girerek askeri gerilimi düşürmesi, küresel bir ekonomik buhranın önlenmesi için tek çıkar yol olarak görünmektedir.

Uzun vadede ise bu kriz, enerji ithalatçısı ülkeler için fosil yakıtlara olan bağımlılığın ne kadar büyük bir ulusal güvenlik tehdidi olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Yaşanan bu şokun ardından, yenilenebilir enerji yatırımlarının (güneş, rüzgar, nükleer) hızlandırılması, enerji verimliliği politikalarının katılaştırılması ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi, tüm dünya devletlerinin bir numaralı önceliği haline gelecektir. Ancak o güne kadar küresel ekonomi, petrol fiyatları üzerinden oynanan bu tehlikeli jeopolitik kumarın ağır maliyetini enflasyon, işsizlik ve ekonomik durgunluk olarak ödemeye devam edecektir.

 

 

blank

ABD-İran görüşmelerinin çökmesi altın fiyatlarını aşağı çekti

Prev
blank

ABD ablukası öncesi Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiği hareketlendi

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba