Küresel hisse senedi piyasaları ateşkes sonrası eksiye yöneldi | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

Küresel hisse senedi piyasaları ateşkes sonrası eksiye yöneldi

Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki ateşkes anlaşmasının ardından dün ralli yapan küresel hisse senedi piyasaları, Asya ve Avrupa'dan gelen zayıf ekonomik verilerin de etkisiyle bugün temkinli ve aşağı yönlü bir seyir izlemektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve İ…

Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki ateşkes anlaşmasının ardından dün ralli yapan küresel hisse senedi piyasaları, Asya ve Avrupa'dan gelen zayıf ekonomik verilerin de etkisiyle bugün temkinli ve aşağı yönlü bir seyir izlemektedir

blank
Paylaş

Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki ateşkes anlaşmasının ardından dün ralli yapan küresel hisse senedi piyasaları, Asya ve Avrupa’dan gelen zayıf ekonomik verilerin de etkisiyle bugün temkinli ve aşağı yönlü bir seyir izlemektedir.

Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında diplomatik kanallar aracılığıyla sağlanan iki haftalık ateşkes anlaşmasının ardından küresel hisse senedi piyasaları, dün yaşadığı sert rallinin ardından bugün yerini çok daha temkinli ve rasyonel bir fiyatlama davranışına bırakmıştır. Finansal piyasalarda sıklıkla gözlemlenen “beklentiyi al, gerçekleşmeyi sat” (buy the rumor, sell the news) döngüsünün tipik bir örneği olarak değerlendirilebilecek bu durum, yatırımcıların jeopolitik iyimserlikten ziyade temel ekonomik göstergelere yeniden odaklanmaya başladığını göstermektedir. Dün yaşanan coşkulu yükselişin ardından risk iştahında meydana gelen bu dengelenme süreci, borsalardaki aşırı alım (overbought) bölgelerinden gelen teknik düzeltmelerle de desteklenmektedir. Özellikle küresel tedarik zincirleri ve enerji maliyetleri üzerindeki sis perdesinin henüz tam olarak kalkmamış olması, kurumsal yatırımcıların pozisyonlarını yeniden gözden geçirmelerine ve portföylerinde risk azaltma (de-risking) stratejilerine yönelmelerine neden olmuştur. Ateşkesin sürdürülebilirliğine dair oluşan soru işaretleri ve merkez bankalarının para politikası rotasındaki belirsizlikler, endeksler üzerindeki aşağı yönlü hareketin ana katalizörleri olarak öne çıkmaktadır.

Makroekonomik teoriler çerçevesinde incelendiğinde, jeopolitik şokların finansal piyasalar üzerindeki etkisinin genellikle kısa ömürlü olduğu ve piyasaların hızla asli dinamiklerine geri döndüğü bilinmektedir. Bu bağlamda, Asya’dan Avrupa’ya, oradan da Amerika Birleşik Devletleri piyasalarına kadar uzanan geniş coğrafyada gözlemlenen eş zamanlı geri çekilme, sadece bir kar realizasyonu değil, aynı zamanda küresel büyüme projeksiyonlarına dair duyulan yapısal endişelerin de bir dışavurumudur. Yatırım bankaları ve hedge fon yöneticileri, ateşkesin enerji fiyatlarında yarattığı kısa vadeli rahatlamanın, küresel enflasyon sorununu tek başına çözmeye yetmeyeceği konusunda hemfikirdir. Bu durum, hisse senedi piyasalarındaki değerlemelerin (valuations) yeniden sorgulanmasına ve özellikle yüksek faiz ortamından olumsuz etkilenen sektörlerde pozisyon kapatma eğiliminin hızlanmasına yol açmıştır. Ortaya çıkan bu tablo, piyasa katılımcılarının önümüzdeki dönemde açıklanacak olan şirket bilançoları ve enflasyon verileri öncesinde güvenli liman arayışına girdiğini net bir şekilde kanıtlamaktadır.

Asya piyasalarında kar satışları ve teknoloji hisselerinin durumu

Küresel piyasalardaki satış baskısı, güne ilk başlayan Asya-Pasifik borsalarında oldukça net bir şekilde hissedilmiştir. Bölgenin lokomotif endekslerinden biri olan Japonya’nın Nikkei 225 Endeksi, dünkü yükselişinin ardından gelen kar satışlarıyla yüzde 0,7 oranında değer kaybetmiştir. Japonya piyasalarındaki bu düşüş, sadece küresel trendin bir yansıması değil, aynı zamanda Japon Yeni’nin Amerikan Doları karşısındaki oynaklığının ihracatçı şirketler üzerinde yarattığı belirsizliğin de bir sonucudur. Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) para politikasındaki normalleşme adımları ve faiz artırımı ihtimalleri, Nikkei endeksi üzerindeki baskıyı artıran içsel dinamikler olarak dikkat çekmektedir. Yatırımcılar, ucuz finansman döneminin sona erme ihtimalini fiyatlarken, özellikle otomotiv ve ağır sanayi şirketlerinin hisselerinde belirgin bir geri çekilme yaşanmıştır.

Asya seansının en dikkat çekici düşüşü ise Güney Kore piyasalarında kaydedilmiştir. Teknoloji ve yarı iletken ağırlıklı Kospi Endeksi, yüzde 1,6 gibi oldukça sert bir oranda gerileyerek son dört gündür sürdürdüğü istikrarlı yükseliş serisini sonlandırmıştır. Güney Kore ekonomisinin küresel çip talebine ve tüketici elektroniği pazarına olan yüksek bağımlılığı, endeksin jeopolitik ve makroekonomik şoklara karşı ne kadar hassas olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Samsung Electronics ve SK Hynix gibi teknoloji devlerinin hisselerinde yaşanan kar satışları, endeksteki düşüşün ana sürükleyicisi olmuştur. Yatırımcılar, yapay zeka rallisinin ardından teknoloji hisselerinin aşırı değerlendiği endişesiyle pozisyonlarını hafifletme yoluna gitmişlerdir. Çip üretimindeki maliyet artışları ve küresel talebin yavaşlayabileceğine dair yayınlanan son sektörel raporlar da Kospi üzerindeki satış baskısı ivmesini artıran temel faktörler arasında yer almıştır.

Çin ve Hong Kong piyasalarında da benzer bir karamsar tablo hakimdir. Hong Kong Hang Seng Endeksi yüzde 0,4 oranında kayıp yaşarken, Çin anakarasındaki CSI 300 Endeksi yüzde 0,64 ve Şanghay Bileşik Endeksi yüzde 0,72 oranında düşüş kaydetmiştir. Çin ekonomisindeki yapısal sorunlar, emlak sektöründeki devam eden kriz ve iç talebin istenilen seviyede toparlanamaması, Şanghay ve Shenzhen borsalarındaki yatırımcı psikolojisini baskılamaya devam etmektedir. Pekin yönetiminin uyguladığı teşvik paketlerinin reel ekonomi üzerindeki etkisinin sınırlı kalması, yabancı sermaye çıkışlarının devam etmesine neden olmaktadır. Dünkü ateşkes haberinin Çin’in enerji ithalat maliyetlerini düşüreceği beklentisiyle yarattığı kısa süreli coşku, yerini hızla deflasyonist risklerin ve zayıf imalat verilerinin yarattığı gerçekliğe bırakmıştır.

Amerika birleşik devletleri vadeli endekslerinde aşağı yönlü seyir

Asya’daki negatif kapanışların ardından, Amerikan hisse senedi piyasalarının açılış yönünü belirleyen vadeli işlem kontratlarında da (futures) kırmızı bir tablo göze çarpmaktadır. Dün Wall Street’te yaşanan ralli, yatırımcıların ateşkes haberini hızlı bir şekilde fiyatlamasıyla gerçekleşmişti; ancak bugün gelinen noktada S&P 500 vadeli endeksinin yüzde 0,34 oranında gerilediği görülmektedir. Bu geri çekilme, Amerikan ekonomisinin enflasyonla mücadelesi ve Federal Rezerv’in (Fed) faiz indirim patikasına dair piyasadaki fikir ayrılıklarının bir yansımasıdır. S&P 500 endeksindeki geniş tabanlı düşüş eğilimi, yatırımcıların tüketici ürünlerinden sanayiye, finanstan enerjiye kadar tüm sektörlerde defansif bir pozisyon alma çabası içinde olduğunu kanıtlamaktadır. İşgücü piyasasının sıkılığını koruması ve hizmet enflasyonundaki katılık, erken bir faiz indirimi umutlarını zayıflatarak hisse senedi değerlemeleri üzerinde baskı oluşturmaktadır.

Geleneksel sanayi şirketlerini barındıran Dow Jones Endeksi vadeli kontratları da yüzde 0,31 oranında bir düşüş sergilemektedir. Dow Jones bünyesindeki devasa çok uluslu şirketler, küresel ekonomik büyümedeki yavaşlamadan ve doların diğer majör para birimleri karşısındaki güçlü seyrinden doğrudan etkilenmektedir. Özellikle havacılık, makine üretimi ve kimya sektörlerindeki şirketler, yurt dışı gelirlerinin dolar cinsinden değer kaybetmesi (kur farkı zararı) riskiyle karşı karşıyadır. Buna ek olarak, tedarik zincirlerindeki yeniden yapılanma maliyetleri ve işçi sendikalarının ücret artış talepleri, Dow Jones şirketlerinin kar marjlarını daraltan unsurlar olarak ön plana çıkmaktadır. Yatırımcılar, bu yapısal zorlukların bilançolara yansımasını beklerken hisse senedi alımlarında son derece muhafazakar davranmaktadır.

Teknoloji ağırlıklı Nasdaq 100 vadeli endeksi de yüzde 0,31 oranında değer kaybederek genel piyasa trendine uyum sağlamıştır. Teknoloji hisseleri, gelecekteki nakit akışlarının bugünkü değerini belirleyen iskonto oranları (faiz oranları) değişimlerine karşı son derece duyarlıdır. Amerikan 10 yıllık hazine tahvili getirilerindeki (yields) en ufak bir yukarı yönlü hareket, Nasdaq endeksinde sert satışlara neden olabilmektedir. Apple, Microsoft, Amazon ve Nvidia gibi mega-cap (dev sermayeli) şirketlerin endeks içindeki ağırlığının çok yüksek olması, bu şirketlerdeki kar realizasyonlarının tüm endeksi aşağı çekmesine yol açmaktadır. Dünkü ateşkes rallisinde en çok prim yapan teknoloji hisseleri, bugün yüksek değerleme çarpanlarının (F/K oranları) yarattığı tedirginlikle en hızlı satılan varlıklar arasına girmiştir.

Avrupa borsalarında sanayi verileri ve enerji hassasiyeti etkisi

Avrupa hisse senedi piyasaları, küresel satış dalgasına eşlik ederek güne temkinli bir açılışla başlamış, ancak ilerleyen saatlerde derinleşen kayıplarla kırmızı bölgeye yerleşmiştir. Avrupa kıtasının ekonomik lokomotifi konumundaki Almanya’da, enerjiye duyarlı ve ağır sanayi ağırlıklı DAX Endeksi yüzde 1,2 gibi oldukça belirgin bir düşüş kaydederek kıta genelindeki en kötü performansı sergilemiştir. DAX endeksindeki bu sert geri çekilmenin arkasında yatan temel neden, gün içinde açıklanan zayıf sanayi üretim verileridir. Almanya’nın makine, otomotiv ve kimya sektörleri, geçtiğimiz yıllarda yaşanan enerji krizinin yarattığı yapısal hasarı henüz tam anlamıyla onarabilmiş değildir. Savaş kaynaklı enerji maliyetlerindeki artışlar her ne kadar ateşkes ile bir miktar hafiflese de, Alman sanayisinin uluslararası arenadaki rekabet gücünün zayıfladığı yönündeki makroekonomik veriler piyasalarda ciddi bir satış dalgasını tetiklemiştir.

Fransa piyasalarında da benzer bir daralma yaşanmış ve CAC 40 Endeksi yüzde 0,7 oranında gerilemiştir. Lüks tüketim malları üreten şirketlerin (LVMH, Kering, Hermes vb.) ağır bastığı Fransa borsası, Çin ekonomisindeki zayıflama sinyallerinden doğrudan etkilenmektedir. Asya pazarından gelen talebin daralması ihtimali, lüks tüketim hisselerinde kar satışlarına neden olurken, Fransız bankacılık sektöründeki karamsar görünümler de endeksi aşağı çeken bir diğer faktör olmuştur. Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faiz indirim döngüsüne ne zaman başlayacağına dair belirsizlik, Euro Bölgesi’ndeki kredi büyümesini yavaşlatmakta ve şirketlerin yatırım kararlarını ertelemelerine neden olmaktadır. Bu makroekonomik durgunluk, Fransa borsasındaki fiyatlamalara doğrudan yansımaktadır.

Kıtanın diğer önemli finans merkezlerinde de düşüş eğilimi devam etmektedir. Brexit sonrası yapısal sorunlarla boğuşmaya devam eden Birleşik Krallık’ta Londra FTSE 100 Endeksi yüzde 0,27 oranında daha sınırlı bir düşüş göstermiştir. FTSE 100’ün nispeten daha az kayıp yaşamasının nedeni, endeks içinde ağırlığı yüksek olan devasa enerji ve madencilik şirketlerinin varlığıdır. Emtia piyasalarındaki yatay seyir, bu şirketlerin hisselerini bir miktar desteklemiş olsa da, İngiltere’deki iç tüketimin zayıflığı ve yüksek enflasyon oranları genel piyasa moralini bozmaya devam etmektedir. Güney Avrupa cephesinde ise İspanya IBEX 35 Endeksi yüzde 0,4 oranında değer kaybetmiştir. Turizm ve bankacılık sektörlerinin ağırlıklı olduğu İspanya borsası, Avrupa genelindeki resesyon endişelerinden payını alarak yatırımcıların risk iştahının azaldığı bir tablo çizmiştir.

Sektörel ayrışmalar: havacılık ve bankacılık hisselerinde düzeltme

Genel endekslerdeki düşüşlerin arka planına bakıldığında, sektörel bazda yaşanan keskin ayrışmalar ve düzeltme hareketleri dikkat çekmektedir. Dün Orta Doğu’daki ateşkes haberinin ilk duyulmasıyla birlikte, hava sahalarının sivil uçuşlara daha güvenli hale geleceği ve jet yakıtı (kerosen) maliyetlerinin düşeceği beklentisiyle havacılık sektörü hisselerinde sert ve coşkulu yükselişler yaşanmıştı. Ancak bugün gelinen noktada, havayolu şirketlerinin hisselerinde belirgin bir geri çekilme yaşanmaktadır. Piyasalar, ateşkesin kalıcılığı konusundaki şüphelerini fiyatlarken, havayolu şirketlerinin artan operasyonel maliyetleri, personel giderleri ve uçak bakım süreçlerindeki enflasyonist baskıları yeniden gündeme almıştır. Yatırımcılar, dünkü spekülatif rallinin ardından elde ettikleri karları realize ederek havacılık hisselerinden çıkış yapmayı tercih etmişlerdir.

Finans ve bankacılık sektörü hisseleri de dünkü iyimserliğin ardından yönünü eksiye çeviren gruplar arasında yer almaktadır. Çarşamba günkü sert yükselişin ardından bugün hafif bir düşüş sergileyen banka hisseleri, tahvil piyasalarındaki getiri eğrisi (yield curve) hareketlerinden doğrudan etkilenmektedir. Ekonomik durgunluk beklentilerinin artması, bankaların gelecekteki kredi büyüme potansiyellerini sınırlarken, takipteki krediler (NPL – Non-Performing Loans) oranında yaşanabilecek olası artışlar bilanço kaliteleri üzerinde risk oluşturmaktadır. Avrupa ve ABD’deki ticari gayrimenkul kredisi portföylerine dair süregelen endişeler de bankacılık endeksleri üzerindeki baskıyı canlı tutmaktadır. Yatırımcılar, bankaların net faiz marjlarındaki (NIM) olası daralmaları öngörerek bu sektördeki pozisyonlarını azaltmaktadır.

Sanayi ve enerjiye duyarlı sektörlerde ise durum çok daha kırılgan bir yapı sergilemektedir. Özellikle Avrupa’da, kimya, çelik ve alüminyum gibi enerji yoğun üretim yapan şirketlerin hisseleri, açıklanan üretim verileri sonrasında ciddi bir geri çekilme yaşamıştır. Küresel ekonomik büyümedeki yavaşlama, bu şirketlerin nihai ürünlerine olan talebi vururken, yüksek üretim maliyetleri kar marjlarını eritmektedir. Otomotiv sektöründeki elektrikli araç dönüşümünün getirdiği devasa Ar-Ge maliyetleri ve Uzak Doğu’dan gelen yoğun rekabet de, Avrupa sanayi hisselerini baskılayan yapısal sorunlar olarak piyasa ekranlarına kırmızı rakamlar olarak yansımaktadır. Sektörel rotasyonlar, yatırımcıların büyüme hisselerinden (growth stocks) ziyade nakit akışı güçlü defansif hisselere (defensive stocks) kaydığını göstermektedir.

Küresel makroekonomik beklentiler ve para politikasının geleceği

Bugün küresel hisse senedi piyasalarında yaşanan bu kapsamlı ve senkronize satış dalgası, aslında dünya ekonomisinin içinde bulunduğu karmaşık makroekonomik labirentin bir yansımasıdır. Piyasa aktörleri, ateşkes gibi dışsal ve geçici jeopolitik rahatlamaların, enflasyon, düşük verimlilik ve yüksek borçluluk gibi yapısal iktisadi sorunları çözmeyeceğinin farkındadır. Önümüzdeki dönemde küresel hisse senedi piyasaları için en büyük risk, merkez bankalarının para politikası adımlarını belirlerken karşılaşacakları çıkmazlardır. Eğer enflasyonist baskılar, jeopolitik gerginliklerin kalıcı bir çözüme ulaşmaması nedeniyle yeniden alevlenirse, merkez bankaları faizleri beklenenden çok daha uzun süre yüksek tutmak (higher for longer) zorunda kalacaktır. Bu senaryo, şirketlerin finansman maliyetlerini artırarak kar büyüme beklentilerini sekteye uğratacak ve hisse senedi piyasalarında daha derin düzeltmelere (corrections) kapı aralayacaktır.

Diğer taraftan, açıklanan zayıf makroekonomik veriler, dünya ekonomisinin bir stagflasyon (durgunluk içinde enflasyon) girdabına girme ihtimalini masada tutmaktadır. Özellikle Avrupa Birliği ve İngiltere gibi bölgelerde ekonomik aktivitenin daralma sinyalleri vermesi, küresel talep üzerinde soğutucu bir etki yaratmaktadır. Yatırımcılar, hisse senedi piyasalarındaki yüksek çarpanların, mevcut durgunluk riskini tam olarak yansıtmadığına inanmaktadır. Bu bağlamda, piyasalar önümüzdeki haftalarda açıklanacak olan GSYH büyüme rakamları, işsizlik oranları ve satın alma yöneticileri endeksi (PMI) gibi öncü göstergelere kilitlenmiş durumdadır. Herhangi bir zayıf veri, piyasadaki satış baskısı eğilimini ivmelendirerek, sermayenin hisse senetlerinden devlet tahvilleri ve altın gibi geleneksel güvenli liman varlıklarına (safe-haven assets) kaymasına neden olabilecektir.

Sonuç olarak, dünkü rallinin ardından gelen bugünkü temkinli ve negatif tablo, finansal piyasaların rasyonel fiyatlama mekanizmalarına geri dönüşünü simgelemektedir. Küresel borsalar, jeopolitik manşetlerin yarattığı kısa süreli coşkulardan ziyade, bilançoların gücü, likidite koşulları ve makroekonomik temellere göre yön bulmaya çalışmaktadır. 2026 yılının bu karmaşık dönemecinde yatırımcıların karşı karşıya kaldığı en büyük zorluk, oynaklığın (volatility) yüksek kalmaya devam edeceği bir piyasa ortamında risk yönetimini doğru kurgulamaktır. Piyasalar, merkez bankası yetkililerinden gelecek sözlü yönlendirmeler ve yeni diplomatik gelişmeler ışığında yeni bir denge noktası arayışını sürdürecektir.

blank

Enerji güvenliği yarışı Çin’in temiz teknoloji liderliğini pekiştiriyor

Prev
blank

Asya talebiyle artan ABD petrol ihracatı nisanda rekor seviyeyi gördü

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba