Bakan Bolat Brüksel'de çok taraflı ticaret için reform çağrısı yaptı | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

Bakan Bolat Brüksel’de çok taraflı ticaret için reform çağrısı yaptı

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Brüksel'deki temaslarında artan korumacılığa karşı çok taraflı ticaret sisteminde reform çağrısı yaptı. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki gümrük birliği entegrasyonunun kritik önemi bir kez daha vurgulandı. Küresel ticar…

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Brüksel'deki temaslarında artan korumacılığa karşı çok taraflı ticaret sisteminde reform çağrısı yaptı

blank
Paylaş

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Brüksel’deki temaslarında artan korumacılığa karşı çok taraflı ticaret sisteminde reform çağrısı yaptı. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki gümrük birliği entegrasyonunun kritik önemi bir kez daha vurgulandı.

Küresel ticaretin derin yapısal dönüşümlerden geçtiği, tedarik zincirlerinin yeniden tasarlandığı ve jeopolitik fay hatlarının ekonomik dengeleri doğrudan etkilediği bir konjonktürde, Türkiye’nin uluslararası ticaretteki konumunu güçlendirmeye yönelik diplomatik ve ekonomik temasları hız kesmeden devam etmektedir. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, küresel ekonomi politikalarının kalbi konumundaki Brüksel’e gerçekleştirdiği stratejik ziyaret kapsamında, dünya ticaretinin en büyük temsilci kurumlarından olan Uluslararası Ticaret Odası (ICC) ve Avrupa Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (EUROCHAMBERS) tarafından ortaklaşa düzenlenen oldukça kritik bir zirveye katılım sağlamıştır. “Revitalizing the Multilateral Trading System” (Çok Taraflı Ticaret Sisteminin Yeniden Canlandırılması) başlığı altında organize edilen Yüksek Düzeyli Yuvarlak Masa Toplantısı, küresel piyasalarda söz sahibi olan kamu otoritelerini, uluslararası regülatörleri ve özel sektörün en üst düzey temsilcilerini bir araya getirerek, daralan uluslararası ticaret hacmine çıkış yolları aramayı hedeflemiştir. Bakan Bolat’ın bu üst düzey toplantıdaki varlığı, Türkiye’nin gelişmekte olan piyasalar (emerging markets) içindeki ağırlığını ve Avrupa ile olan derin entegrasyonunu uluslararası arenada bir kez daha tescilleyen önemli bir platform işlevi görmüştür.

Toplantının ana eksenini, pandemi sonrasında kalıcı hale gelme eğilimi gösteren tedarik zinciri krizleri, yüksek enflasyonist baskılar ve merkez bankalarının uyguladığı sıkı para politikalarının küresel talebi baskılaması gibi makroekonomik zorluklar oluşturmuştur. Bununla birlikte, gelişmiş ekonomilerin kendi yerel endüstrilerini korumak amacıyla devreye soktukları devasa teşvik paketleri ve uyguladıkları tarife dışı engeller, toplantının en hararetli tartışma konularından biri olarak öne çıkmıştır. Bakan Bolat, bu karmaşık tablo içerisinde Türkiye’nin duruşunu net bir şekilde ortaya koyarak, küresel büyümenin ve refah artışının ancak kurallara dayalı, şeffaf ve öngörülebilir bir uluslararası ticaret mimarisi ile mümkün olabileceğinin altını çizmiştir. Dünya ekonomisinin bir bütün olarak karşı karşıya kaldığı bu daralma ve parçalanma (fragmentation) riskine karşı Türkiye, dışa açık büyüme modelini ve ihracata dayalı sanayi stratejisini savunmaya devam edeceğini uluslararası partnerlerine güçlü bir şekilde iletmiştir.

Brüksel temaslarında çok taraflı ticaretin önemi vurgulandı

Toplantı sırasında gerçekleştirilen oturumlarda, küresel ticaretin temel direği olan çok taraflı ticaret sistemi ve bu sistemin karşı karşıya kaldığı aşınma riski detaylı bir biçimde masaya yatırılmıştır. Tarihsel olarak bakıldığında, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ve küresel yoksulluğun azaltılmasında, teknoloji transferinde ve üretim maliyetlerinin düşürülmesinde başrol oynayan çok taraflı ticaret anlayışı, son yıllarda ikili anlaşmaların ve bölgesel bloklaşmaların gölgesinde kalma tehlikesiyle yüzleşmektedir. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, bu tehlikeye dikkat çekerek, dünya ekonomisinin bloklara bölünmesinin (bifurcation) tüm ülkeler için refah kaybı anlamına geleceğini iktisadi bir gerçeklik olarak vurgulamıştır. Korumacı politikaların kısa vadede yerel üreticiyi koruyor gibi görünse de, orta ve uzun vadede verimliliği düşürdüğü, inovasyon hızını yavaşlattığı ve nihai tüketici için fiyatları artırarak enflasyonu kalıcı hale getirdiği gerçeği toplantıdaki ortak aklın temelini oluşturmuştur.

Bakan Bolat’ın vurguladığı bir diğer hayati husus, gelişmekte olan ülkelerin uluslararası ticaretten aldıkları payın artırılabilmesi için sistemin eşitlikçi bir yapıya kavuşturulması gerektiğidir. Mevcut sistemde, sermaye ve teknoloji yoğunluğu yüksek gelişmiş ülkelerin kuralları belirleme gücü, asimetrik bir ticaret ortamı yaratabilmektedir. Türkiye gibi sanayi altyapısı güçlü, genç işgücüne sahip ve ihracat pazarlarını çeşitlendirmeyi başarmış bir ekonominin, küresel değer zincirlerinde daha üst sıralara tırmanabilmesi için çok taraflı ticaret sistemi prensiplerinin korunması elzemdir. Bu sistem, sadece gümrük vergilerinin düşürülmesini değil, aynı zamanda lojistik standartların uyumlaştırılmasını, hizmet ticaretinin serbestleştirilmesini ve fikri mülkiyet haklarının küresel çapta korunmasını da içermektedir.

ICC ve EUROCHAMBERS yetkililerinin de desteklediği bu vizyon, özel sektörün sınır ötesi yatırımlar yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu hukuki güvenliği sağlamaktadır. Yatırımcılar, sermayelerini tahsis ederken (capital allocation) en çok öngörülebilirliğe ve hukuki güvenceye ihtiyaç duyarlar. Kurallara dayalı olmayan, keyfi ticaret engellerinin ve politik yaptırımların aniden devreye girebildiği bir dünyada, doğrudan yabancı yatırımların (FDI) yavaşlaması kaçınılmazdır. Bakan Bolat, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar için güvenli bir liman olma özelliğini koruduğunu ve ülkenin yatırım mevzuatının uluslararası standartlara tam uyumlu olduğunu Brüksel’deki muhataplarına birinci elden aktararak, Türkiye’nin küresel ekonomideki yapıcı rolünü pekiştirmiştir.

Küresel ekonomideki belirsizlikler ve artan korumacılık eğilimi

2020’li yılların başından itibaren dünya ekonomisi, daha önce eşine az rastlanır bir belirsizlik ve şok sarmalının içine girmiştir. Özellikle ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarıyla alevlenen, pandemi ile derinleşen ve jeopolitik çatışmalarla zirveye ulaşan bu belirsizlik ortamı, devletleri “kendi kendine yetebilme” (self-sufficiency) yanılgısına sürüklemektedir. Bakan Bolat, yuvarlak masa toplantısındaki hitabında, bu yanılgının küresel ekonomiye maliyetinin trilyonlarca dolar olduğunu ifade etmiştir. Korumacılık (protectionism) eğilimleri, özellikle çelik, alüminyum, yarı iletkenler ve kritik mineraller gibi stratejik sektörlerde yoğunlaşmakta; ülkeler “ulusal güvenlik” gerekçesiyle uluslararası ticaret kurallarını esnetmektedir. Bu durum, Türkiye gibi üretimde ara malı ve hammadde ithalatına ihtiyaç duyan, aynı zamanda devasa bir endüstriyel üretim kapasitesine sahip ülkelerin maliyet yapılarını zorlaştırmaktadır.

Avrupa Birliği’nin ve ABD’nin yeşil dönüşüm ve teknolojik bağımsızlık adına devreye aldıkları sübvansiyon programları (örneğin ABD’deki Enflasyonu Düşürme Yasası – IRA), uluslararası ticarette haksız rekabet tartışmalarını alevlendirmiştir. Bu tür devasa devlet yardımları, gelişmekte olan ülkelerin sanayicilerini dezavantajlı duruma düşürmektedir. Ticaret Bakanı Bolat, bu noktada rasyonel bir uyarıda bulunarak, çevresel sürdürülebilirlik ve teknolojik ilerleme hedeflerinin, küresel ticarette yeni bariyerler inşa etmek için bir bahane olarak kullanılmaması gerektiğini savunmuştur. Karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik politikaların, uluslararası mutabakatla ve gelişmekte olan ülkelerin finansmana erişimi desteklenerek hayata geçirilmesi gerektiği, aksi takdirde bunun “yeşil korumacılık” (green protectionism) haline dönüşeceği vurgulanmıştır.

Ekonomik daralma dönemlerinde içe kapanma refleksinin, tarihte 1930’lar Büyük Buhranı sırasında yaşanan feci sonuçları hatırlatılmaktadır. Gümrük duvarlarının yükseltilmesi, rakip ülkelerin misilleme tarifeleri (retaliatory tariffs) uygulamasına yol açarak küresel ticaret hacmini çökertme potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin ekonomi yönetimi, bu kısır döngüye girilmemesi için diplomatik kanalların sonuna kadar açık tutulması gerektiğini savunmaktadır. Türkiye, serbest ticaret anlaşmaları (STA) ağını genişleterek ve bölgesel ekonomik entegrasyon projelerinde aktif rol alarak, korumacılık rüzgarlarına karşı kendi makroekonomik direncini artırma stratejisi izlemektedir. Brüksel’deki temaslar, bu stratejinin Avrupa ayağını sağlamlaştırma amacı taşımaktadır.

Dünya Ticaret Örgütü için daha adil bir reform süreci beklentisi

Küresel ticaretin anayasası olarak kabul edilen ve 160’tan fazla ülkenin üye olduğu Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), son yıllarda tarihinin en derin varoluşsal krizlerinden birini yaşamaktadır. Karar alma mekanizmalarının yavaşlığı, üyeler arasındaki derin görüş ayrılıkları ve en önemlisi Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması’nın (Dispute Settlement Mechanism) Temyiz Organı’ndaki hakim atamalarının bloke edilmesi nedeniyle felç olması, örgütün işlevselliğini ciddi şekilde tartışmaya açmıştır. Bakan Ömer Bolat, ICC ve EUROCHAMBERS platformunda yaptığı konuşmada, mevcut zorluklar karşısında günümüzün gerekliliklerini yansıtacak ve daha adil bir küresel ticaret ortamı oluşturacak biçimde Dünya Ticaret Örgütü‘nün köklü bir reformdan geçirilmesi gerektiğine dair Türkiye’nin vizyonunu net bir şekilde ortaya koymuştur.

DTÖ’nün kuruluş yıllarındaki kurallar, günümüzün dijitalleşen, e-ticaretin patlama yaptığı ve hizmet ticaretinin emtia ticaretini geride bırakmaya başladığı modern ekonomi dinamiklerini karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Veri yerelleştirmesi (data localization), sınır ötesi veri akışları, siber güvenlik standartları ve dijital fikri mülkiyet hakları gibi konular, mevcut kuralların acilen güncellenmesini gerektirmektedir. Ayrıca, küresel tarım ticaretindeki adaletsiz sübvansiyonlar ve balıkçılık teşvikleri gibi konularda yıllardır süregelen çözümsüzlükler, gelişmekte olan ülkelerin aleyhine bir durum yaratmaktadır. Türkiye, bu reform sürecinde, kalkınmakta olan ülkelerin endişelerini giderecek, kapsayıcı (inclusive) ve esnek bir kurumsal yapının inşa edilmesini talep etmektedir.

Reform sürecinin bir diğer kritik bacağı ise, örgütün kural koyma (rule-making) işlevinin yeniden canlandırılmasıdır. Çok taraflı mutabakatın sağlanamadığı durumlarda, gönüllü ülkelerin bir araya gelerek imzaladığı “çoklu anlaşmalar” (plurilateral agreements) modelinin DTÖ çatısı altında daha işlevsel hale getirilmesi, sistemin tıkanıklığını aşmak için önerilen çözümlerden biridir. Bakan Bolat, Türkiye’nin DTÖ nezdindeki müzakerelerde her zaman yapıcı bir aktör olduğunu ve küresel ticaretin kurallarını 21. yüzyılın gerçeklerine uyarlayacak her türlü rasyonel inisiyatife destek vermeye hazır olduğunu ifade etmiştir. Şeffaf ve çalışan bir DTÖ olmadan, uluslararası ticarette orman kanunlarının geçerli olacağı ve bundan da en büyük zararı küresel ekonominin göreceği aşikardır.

Gümrük Birliği anlaşmasının ikili ticaretteki kritik misyonu

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ekonomik ilişkilerin temel taşı olan ve 1995 yılı sonunda yürürlüğe giren Gümrük Birliği, aradan geçen otuz yıla rağmen ikili ticaretteki hayati önemini korumaya devam etmektedir. Bakan Bolat’ın Brüksel’deki temaslarında özellikle vurguladığı bu anlaşma, Türkiye ekonomisinin küresel rekabete açılmasında, sanayi ürünlerinin kalitesinin Avrupa standartlarına yükselmesinde ve yabancı sermayenin ülkeye çekilmesinde tarihi bir rol oynamıştır. Dünya ekonomisindeki mevcut belirsizlik ortamına ve jeopolitik çalkantılara değinen Bolat, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği‘nin, geçtiğimiz otuz yılda olduğu gibi bugün de ikili ticarette karşılıklı öngörülebilirlik sağlamaya devam ettiğini güçlü bir şekilde vurgulamıştır. Türkiye’nin toplam ihracatının neredeyse yarısının Avrupa Birliği pazarına yapılması, bu entegrasyonun makroekonomik büyüklüğünü kanıtlamaktadır.

Bununla birlikte, sadece sanayi ürünlerini ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsayan mevcut anlaşmanın, günümüzün kompleks ekonomik ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığı da uzun süredir ekonomi çevrelerince dile getirilmektedir. Türkiye, otomotivden tekstile, makine imalatından beyaz eşyaya kadar pek çok sektörde Avrupa’nın en entegre tedarikçilerinden biri konumundadır. Avrupa merkezli çok uluslu şirketlerin üretim bantları, Türkiye’deki yan sanayi ve ana sanayi üreticileriyle saat gibi işleyen bir uyum içindedir. Bu tedarik zinciri verimliliğinin korunması, sadece Türkiye için değil, Asya rekabeti karşısında maliyet avantajı arayan Avrupa Birliği ekonomisi için de vazgeçilmez bir stratejik unsurdur.

Gümrük Birliği’nin sağladığı bu öngörülebilirlik, şirketlerin uzun vadeli kapasite artırımı ve Ar-Ge yatırımları yapmasına olanak tanımaktadır. Tarife engellerinin olmaması, malların serbest dolaşımı prensibi, Türk sanayicisini Avrupa’daki rakipleriyle eşit şartlarda yarışabilir hale getirmiştir. Ancak, AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmaları’nda (STA) Türkiye’nin otomatik olarak taraf olamaması nedeniyle yaşadığı asimetrik mağduriyet, sistemin en büyük yapısal sorunu olarak masada durmaktadır. Türkiye, karar alma mekanizmalarına dahil edilmeden, AB’nin imzaladığı anlaşmaların yükümlülüklerine maruz kalmakta, bu da Türk ihracatçısını haksız rekabetle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle, anlaşmanın modernize edilmesi sadece bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluk haline gelmiştir.

Türkiye ile Avrupa Birliği entegrasyonunda yeni dönem hedefleri

Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ekonomik entegrasyonun geleceği, artık sadece geleneksel mal ticareti üzerinden değil, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm ekseninde yeniden şekillenmektedir. Brüksel’de gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerde, bu entegrasyonun korunması ve geliştirilmesi için her iki tarafın da ortak sorumluluk taşıdığı vurgulanmıştır. AB’nin “Avrupa Yeşil Mutabakatı” (European Green Deal) çerçevesinde devreye alacağı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), Türk ihracatçıları için önümüzdeki dönemin en büyük sınavlarından biridir. Çimento, demir-çelik, alüminyum ve gübre gibi karbon yoğun sektörlerde Türkiye’nin AB pazarına yaptığı ihracatın rekabet gücünü koruyabilmesi için, Türk sanayisinin hızla düşük karbonlu üretim modellerine geçiş yapması gerekmektedir.

Bakan Bolat’ın “entegrasyonun korunması ve geliştirilmesi” vurgusu, tam da bu teknolojik ve çevresel dönüşüm sürecini işaret etmektedir. Türkiye’nin yeşil dönüşüm için ihtiyaç duyduğu devasa finansman ve teknoloji transferi, Avrupa Birliği kurumlarıyla yapılacak yakın iş birliği sayesinde hızlandırılabilecektir. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu süreci, bu yeşil dönüşümü kolaylaştıracak, hizmetler sektörünü (finans, lojistik, bilişim) ve kamu alımlarını (public procurement) kapsayacak şekilde genişletilmelidir. E-ticaretin ve dijital hizmetlerin anlaşmaya dahil edilmesi, Türkiye’nin son yıllarda büyük bir ivme yakalayan teknoloji girişimleri (start-up ekosistemi) ve oyun sektörü için Avrupa pazarında devasa fırsatlar yaratacaktır.

Ek olarak, pandemi sonrası küresel şirketlerin tedarik zincirlerini Çin ve Uzak Doğu’dan daha yakın ve güvenilir coğrafyalara taşıma stratejisi olan “yakından tedarik” (nearshoring) trendi, Türkiye için tarihi bir fırsat penceresi açmıştır. Coğrafi yakınlığı, gelişmiş lojistik altyapısı, kalifiye işgücü ve Gümrük Birliği sayesinde Avrupa normlarına tam uyumlu üretim standartları ile Türkiye, AB’nin en ideal üretim üssü konumundadır. Bu potansiyelin tam anlamıyla gerçeğe dönüşebilmesi için, Türkiye-AB entegrasyonunun siyasi dalgalanmalardan izole edilerek, tamamen rasyonel ve karşılıklı çıkar odaklı bir ekonomik zeminde ilerletilmesi gerekmektedir. Brüksel’deki yuvarlak masa toplantısı, bu rasyonel zeminin güçlendirilmesi adına atılmış güçlü bir diplomatik adımdır.

Uluslararası ticaret odaları birliğinden ortak çözüm arayışları

Küresel ticaret politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında kamu otoriteleri kadar, reel sektörü temsil eden iş dünyası örgütlerinin de rolü büyüktür. ICC (Uluslararası Ticaret Odası) ve EUROCHAMBERS (Avrupa Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği), milyonlarca işletmeyi, KOBİ’leri ve çok uluslu şirketleri temsil eden devasa çatı kuruluşlardır. Brüksel’deki Yüksek Düzeyli Yuvarlak Masa Toplantısı’nın bu kurumların ev sahipliğinde gerçekleşmesi, sorunların çözümünde özel sektörün de elini taşın altına koyduğunun bir göstergesidir. Ticaret engellerinin maliyetini bilançolarında doğrudan hisseden şirketler, serbest ve adil ticaretin en büyük savunucularıdır.

Bu platformda, bürokratik engellerin azaltılması, gümrük işlemlerinin dijitalleştirilmesi (paperless trade) ve ticaretin finansmanı (trade finance) gibi konular ele alınmıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki KOBİ’lerin küresel pazarlara entegre olabilmesi için ticaretin finansmanına erişim maliyetlerinin düşürülmesi gerekmektedir. ICC’nin küresel ticaret kurallarını standartlaştıran “Incoterms” gibi uygulamaları, uluslararası ticaretin ortak dilini oluşturmaktadır. Bakan Bolat’ın bu kuruluşların temsilcileriyle bir araya gelmesi, Türkiye’nin kamu-özel sektör diyaloğuna verdiği önemi ve ekonomi politikalarını sahadan gelen geri bildirimlerle şekillendirme yaklaşımını teyit etmektedir.

Avrupa’nın en büyük iş dünyası ağı olan EUROCHAMBERS ile kurulan yakın temaslar, Türk şirketlerinin Avrupa’daki yerel iş ağlarına (networking) dahil olmasını ve ortak yatırım projeleri (joint ventures) geliştirmesini kolaylaştırmaktadır. İkili ticarette yaşanan sorunların siyasi krizlere dönüşmeden, odalar birliği düzeyinde kurulan tahkim ve uzlaşma mekanizmalarıyla çözülmesi, ticari ilişkilerin sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. İş dünyası temsilcileri, politikacıları korumacılık tuzaklarına düşmemeleri konusunda sürekli uyararak, küresel ekonomik aklın sesi olma görevini üstlenmektedirler.

Avrupa ile ticaret hacminin artırılmasında stratejik planlamalar

Türkiye’nin dış ticaret stratejisinin ana omurgalarından biri, en büyük ticaret partneri olan Avrupa Birliği ile mevcut ticaret hacmini istikrarlı bir şekilde yukarı taşımaktır. Bu amaca ulaşmak için, sadece gümrük vergilerinin sıfırlanmış olması yeterli olmamakta, lojistik ve insan dolaşımı gibi temel faktörlerdeki engellerin de aşılması gerekmektedir. Türk ihracatçılarının Avrupa pazarına mal sevkiyatında karşılaştıkları karayolu taşıma kotaları (transit geçiş belgeleri) ve lojistik darboğazlar, ticaretin doğal akışını yavaşlatan ve maliyetleri artıran en büyük engellerden biridir. Brüksel’deki temaslarda, bu tür teknik engellerin serbest ticaret ruhuna aykırı olduğu ve tedarik zinciri güvenliğini tehlikeye attığı sıkça dile getirilmektedir.

Bir diğer kritik konu ise, Türk iş insanlarının Avrupa pazarına erişimde karşılaştıkları vize sorunlarıdır. Malların serbest dolaştığı ancak bu malları satan, servis hizmeti sağlayan ve yeni anlaşmalar kovalayan şirket yöneticilerinin ve mühendislerin serbestçe seyahat edemediği bir sistem, sürdürülebilir bir entegrasyon modeli sunmamaktadır. Vize süreçlerindeki zorluklar ve uzun bekleme süreleri, ticari operasyonların hızını kesmekte ve Türk firmalarının Avrupalı rakiplerine karşı dezavantajlı duruma düşmesine neden olmaktadır. Ticaret hacminin stratejik hedefler doğrultusunda artırılabilmesi için, vize serbestisi veya en azından iş insanlarına yönelik kolaylaştırılmış çok girişli vize rejimlerinin acilen hayata geçirilmesi ticari diplomasinin öncelikli maddelerindendir.

Türkiye’nin Avrupa’ya olan ihracat kompozisyonunu yüksek teknoloji ürünlerine ve katma değerli endüstriyel mallara kaydırma hedefi, ülkenin cari açık sorununun kalıcı çözümü için hayati önem taşımaktadır. Avrupa’daki teknoloji şirketleriyle yapılacak ortak Ar-Ge projeleri (örneğin Horizon Europe programı kapsamındaki iş birlikleri), Türk sanayisinin inovasyon kapasitesini artıracaktır. İki bölge arasındaki ticaretin sadece mal alım satımından ibaret görülmeyip, derinlemesine bir endüstriyel simbiyoz (ortak yaşam) olarak kurgulanması, gelecek on yılların stratejik ticaret planlamasının özünü oluşturmaktadır.

Sürdürülebilir büyüme için çok taraflı ticaretin vazgeçilmezliği

Tüm bu ekonomik veriler, diplomatik çabalar ve yapısal reform tartışmaları tek bir makroekonomik gerçeğe işaret etmektedir: Küresel barışın, istikrarın ve sürdürülebilir büyümenin yegane garantisi, işleyen bir çok taraflı ticaret sistemi ve ona dayalı kurallar bütünüdür. İçe kapanan, sınırlarını dış ticarete kapatan hiçbir ekonominin uzun vadede zenginleştiği, teknolojik olarak ilerlediği ve vatandaşlarına yüksek bir yaşam standardı sunduğu görülmemiştir. Tarihsel deneyimler, serbest ticaretin küresel serveti artırdığını, kaynakların en verimli olduğu yerlerde kullanılmasını sağladığını (karşılaştırmalı üstünlükler teorisi) ve yüz milyonlarca insanı yoksulluk sınırının üzerine çıkardığını kanıtlamaktadır.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın Brüksel’den tüm dünyaya verdiği mesaj, Türkiye’nin bu tarihsel ve iktisadi gerçekliğin farkında olan, küresel sisteme entegre olmayı devlet politikası olarak benimsemiş rasyonel bir aktör olduğudur. Hem Dünya Ticaret Örgütü’nün köklü bir reforma tabi tutularak yeniden işlevsel hale getirilmesi, hem de Türkiye ile AB arasındaki entegrasyonun çağın gereklerine uygun olarak derinleştirilmesi için tüm uluslararası ortaklarla yoğun bir diplomasi trafiği yürütülmeye devam edilecektir. Korumacılığın cazip gibi görünen ama sonu ekonomik hüsranla biten popülist tuzağına düşmeden, rekabetçiliği, inovasyonu ve serbest girişimi destekleyen politikalar, Türkiye ekonomisinin yeni yüzyıldaki en güçlü büyüme motoru olmaya devam edecektir. Brüksel zirvesi, bu kararlılığın ve stratejik vizyonun küresel ekonomi çevrelerine ilan edildiği son derece başarılı bir platform olarak kayıtlara geçmiştir.

black flat screen computer monitor

Piyasa uzmanlarının BIST 100 endeksi kapanış beklentileri açıklandı

Prev
white and brown spiral light

Orta Doğu gerilimi ve küresel yavaşlama endişesi bakırı vurdu

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba