Danske Bank, zayıflayan tüketici talebi gerekçesiyle Çin’in 2026 büyüme tahminini yüzde 4,8’den yüzde 4,6’ya indirdi. Barclays ise Çin ihracatının yıl genelinde yüzde 20 büyüyeceğini öngörüyor.
Danske Bank Çin büyüme tahminini yüzde 4,6’ya çekti
Çin ekonomisinde iç talep ile ihracat ve teknoloji sektörü arasındaki ayrışma son çeyrekte daha belirgin bir görünüm kazandı. Danske Bank, bu “iki hızlı” ekonomik yapının 2026’nın geri kalanında ve 2027 boyunca süreceğini değerlendiriyor.
Banka, son aylarda tüketici verilerinin beklentilerin altında kalması nedeniyle Çin büyüme tahminini 2026 yılı için yüzde 4,8’den yüzde 4,6’ya indirdi. 2027 yılına ilişkin yüzde 4,7’lik büyüme tahmini ise değiştirilmedi.
Danske Bank’ın değerlendirmesine göre Çin ekonomisindeki ikili yapı, ihracat ve ileri teknoloji odaklı sektörlerin güçlü seyrini sürdürdüğü, buna karşın iç tüketimin toparlanmakta zorlandığı bir görünümü yansıtıyor. Bankanın öngörüsü, bu dengesizliğin önümüzdeki dönemde de politika yapıcılar için belirleyici bir gündem maddesi olmayı sürdüreceğine işaret ediyor.
Konut krizi iç tüketimi baskılamayı sürdürüyor
Danske Bank, Çin’deki tüketici harcamalarındaki zayıflığın temel kaynağı olarak devam eden konut krizini gösteriyor. Uzun süredir Çin ekonomisinin en kırılgan noktalarından biri olarak öne çıkan gayrimenkul sektörü, hanehalkı servetini ve harcama eğilimini olumsuz etkilemeyi sürdürüyor.
Banka, konut satışlarında kısmi istikrar işaretleri gözlemlendiğini belirtmekle birlikte, konut fiyatlarının ancak 2027 yılında dengelenebileceğini öngörüyor. Bu çerçevede tüketici talebindeki zayıflığın kısa vadede ekonominin önündeki başlıca yapısal sorunlardan biri olmayı koruyacağı değerlendiriliyor.
Söz konusu tablo, Çin ekonomisinin ihracat ve teknoloji kanallarından elde ettiği kazanımların iç talep tarafındaki kayıpları tam anlamıyla telafi edip edemeyeceği sorusunu gündeme taşıyor. Nitekim Danske Bank’ın büyüme tahminindeki aşağı yönlü revizyon da bu dengesizliğin yansıması olarak öne çıkıyor.
Tüketici güveni ve harcama verileri baskı altında
Son aylarda açıklanan perakende satış ve tüketici güveni verileri beklentilerin altında kaldı. Konut sektöründeki yavaşlamanın yarattığı servet etkisi, hanehalkının ihtiyari harcamalara olan yönelimini kısıtlıyor. Çin hükümetinin tüketimi canlandırmaya yönelik teşvik politikaları sürmekle birlikte, bu önlemlerin talep üzerindeki etkisi sınırlı kalmaya devam ediyor.
Barclays ihracatta yüzde 20 büyüme bekliyor
Dış ticaret cephesinde ise tablo belirgin biçimde farklılaşıyor. Barclays ekonomistleri, Çin ihracatının yılın ikinci yarısında büyümenin temel destekçilerinden biri olmayı sürdüreceğini bildirdi.
Çin’in ihracat büyümesi yılın ilk yarısında yüzde 17,6 olarak gerçekleşti. Barclays, bu oranın yıl genelinde yaklaşık yüzde 20’ye ulaşmasını bekliyor. Güçlü ihracat performansının zayıf iç talebin etkisini kısmen dengeleyeceği tahmin ediliyor.
Barclays ekonomistleri, dış talebin küresel yapay zekâ yatırım döngüsü ve enerji dönüşümünden yararlanmayı sürdüreceğini vurguladı. Bu görünümün aşağıdaki sektörleri desteklemesi bekleniyor:
- Elektrikli araçlar
- Enerji ekipmanları
- Robotik teknolojileri
- Veri merkezi altyapısı
Sektör raporlarının da yapay zekâ ve yeşil teknoloji ürünlerinde güçlü ihracat sipariş birikimine işaret ettiği kaydedildi. Bu birikimin, söz konusu alanlarda Çin’in küresel arz zincirindeki konumunu daha da pekiştirdiği değerlendiriliyor.
Yapay zekâ ve yeşil teknoloji ihracatı öne çıkıyor
Küresel yapay zekâ altyapısına yapılan yatırımların hız kesmeyen seyri, Çinli üreticilerin sunucu bileşenleri, güç sistemleri ve soğutma ekipmanları alanındaki ihracat talebini canlı tutuyor. Enerji dönüşümü sürecinde ise güneş panelleri, rüzgâr türbini bileşenleri ve enerji depolama sistemleri öne çıkan ihracat kalemleri arasında yer alıyor.
Barclays’ın analizi, bu yapının yılın ikinci yarısında da dış ticaret fazlasını desteklemeye devam edeceğine işaret ediyor. Bununla birlikte, ticaret ortaklarıyla süregelen gerilimler ve olası gümrük düzenlemeleri, ihracat görünümüne yönelik aşağı yönlü riskler arasında sayılıyor.
Teknoloji atılımı Avrupa ile rekabeti yoğunlaştırıyor
Danske Bank, Çin’deki teknoloji atılımının ekonomiyi yeni alanlara taşırken Avrupalı şirketler üzerindeki rekabet baskısını da artırdığını belirtti. Bankaya göre Çinli şirketlerin artan rekabet gücü, başta otomotiv ve temiz enerji olmak üzere pek çok sektörde Avrupalı rakipleri zorlamayı sürdürecek.
Banka aynı zamanda Avrupa Birliği ile Çin’in ticari ilişkilerde çatışma rotasında ilerlediği değerlendirmesinde bulundu. Teknoloji ve ihracat odaklı büyümenin güçlenmesiyle Çinli şirketlerin küresel pazarlardaki konumunun daha da sağlamlaşması bekleniyor.
AB’nin Çin menşeli elektrikli araçlara uyguladığı ek gümrük vergileri bu gerilimin en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Danske Bank, söz konusu ticari sürtüşmelerin kalıcı bir nitelik kazandığını ve ilişkilerdeki çatışmalı eğilimin yakın vadede yumuşamayacağını vurguluyor.
Yuan politikası ve ABD-Çin ilişkilerinde jeopolitik riskler
Danske Bank, Çin yönetiminin 2027 boyunca yuan değerlenmesini hedefleyen bir kur politikası izlemesini bekliyor. Bankanın bu öngörüsü, Çin’in dış ticaret fazlasından kaynaklanan uluslararası baskıları yönetme çabalarıyla bağdaşıyor.
ABD ile Çin’in “yapıcı stratejik istikrar” konusunda uzlaşıya vardığı belirtilmekle birlikte, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni sorunların belirmeyi sürdüreceği ifade edildi. Banka, uzun vadeli ABD-Çin rekabetinin kalıcı bir nitelik kazandığı değerlendirmesini paylaşıyor.
Çin bağlantılı en büyük jeopolitik riskin ise Tayvan çevresindeki gerilimin yeniden tırmanması olduğu belirtildi. Banka, 2028 yılında Tayvan’da yapılacak seçimlerin bu açıdan kritik bir sınav oluşturacağını vurguladı. Tayvan meselesi, olası bir tırmanma senaryosunda bölgesel istikrarı ve küresel tedarik zincirlerini doğrudan etkileyebilecek bir faktör olarak değerlendiriliyor.
Genel çerçevede Danske Bank ve Barclays’ın analizleri, Çin ekonomisinin ikili yapısının, güçlü ihracat ve teknoloji ile zayıflayan iç talep, önümüzdeki yıl boyunca belirleyici olmayı sürdüreceğine işaret ediyor. Konut sektöründeki dönüşüm, yuan kur politikası ve jeopolitik dinamikler ise bu süreçte yakından izlenecek başlıca değişkenler arasında yer alıyor






