Bakır zayıf dolar ve düşen stoklarla aylık kazanca yöneldi | VKM Finans

Bakır zayıf dolar ve düşen stoklarla aylık kazanca yöneldi

Doların zayıflaması ve Çin'deki hurda arzı sıkıntılarıyla desteklenen bakır, temmuz ayında yukarı yönlü bir ivme kazandı. Azalan stoklar ve iptal edilmiş varantlar, piyasalardaki fiziki arz sıkışıklığı endişelerini giderek derinleştiriyor. Küresel makroekonomik dinamikler ve em…

Doların zayıflaması ve Çin'deki hurda arzı sıkıntılarıyla desteklenen bakır, temmuz ayında yukarı yönlü bir ivme kazandı

blank
Paylaş

Doların zayıflaması ve Çin’deki hurda arzı sıkıntılarıyla desteklenen bakır, temmuz ayında yukarı yönlü bir ivme kazandı. Azalan stoklar ve iptal edilmiş varantlar, piyasalardaki fiziki arz sıkışıklığı endişelerini giderek derinleştiriyor.

Küresel makroekonomik dinamikler ve emtia piyasalarına genel bakış

Küresel piyasalarda emtia fiyatlamaları, merkez bankalarının para politikası kararları, enflasyon beklentileri ve jeopolitik gelişmelerin gölgesinde şekillenmeye devam ediyor. Yılın üçüncü çeyreğine girilirken, özellikle sanayi metalleri cephesinde makroekonomik verilerin yönlendirdiği belirgin bir hareketlilik gözlemleniyor. Küresel büyüme endişeleri ve imalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi (PMI) verilerindeki dalgalanmalar, baz metaller üzerindeki spekülatif baskıları artırırken, arz ve talep dengesizlikleri temel fiyat belirleyici unsur olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda, küresel ekonominin barometresi olarak kabul edilen ve endüstriyel üretimdeki yaygın kullanımı nedeniyle öncü gösterge niteliği taşıyan bakır fiyatları, makroekonomik konjonktürdeki değişimlere en hızlı tepki veren varlık sınıflarından biri konumunda bulunuyor. Gelişmiş ülke merkez bankalarının, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirim döngüsüne ne zaman başlayacağına dair piyasa beklentileri, emtia piyasalarındaki risk iştahını doğrudan etkiliyor. Yüksek faiz ortamının borçlanma maliyetlerini artırarak sanayi üretimini baskılaması geleneksel olarak metal talebini zayıflatırken, faiz indirimlerine yönelik en ufak bir sinyal bile piyasalarda hızlı bir toparlanma algısı yaratabiliyor. Bu süreçte, enflasyondan korunma aracı olarak görülen emtialara yönelik fon akışları da fiyat destekleyici bir mekanizma olarak çalışıyor. Temmuz ayı boyunca küresel piyasalarda gözlemlenen likidite hareketleri ve riskli varlıklara yönelik seçici iyimserlik, sanayi metallerinin genel seyrinde belirleyici bir rol oynadı. Yatırımcıların makroekonomik belirsizliklere karşı aldıkları pozisyonlar, fiziki piyasalardaki stok verileriyle birleştiğinde, başta bakır olmak üzere birçok stratejik metalde yukarı yönlü fiyat baskılarının oluşmasına zemin hazırladı.

Zayıflayan dolar endeksinin endüstriyel metaller üzerindeki etkisi

Uluslararası emtia piyasalarının temel yapı taşlarından biri olan Amerikan dolarının değeri, endüstriyel metallerin fiyatlama dinamikleri üzerinde doğrudan ve güçlü bir korelasyona sahiptir. Küresel ticarette emtiaların büyük bir çoğunluğunun dolar cinsinden fiyatlanması, dolar endeksindeki (DXY) dalgalanmaların anında spot ve vadeli piyasalara yansımasına neden olmaktadır. Temmuz ayında doların küresel majör para birimleri karşısında değer kaybetmesi, emtia piyasalarında geniş çaplı bir rahatlama yarattı. Zayıflayan dolar, dolar dışı para birimlerini (örneğin euro, yen, yuan) kullanan uluslararası alıcılar için emtiaları göreceli olarak daha ucuz ve erişilebilir hale getirmektedir. Bu durum, özellikle gelişmekte olan piyasaların ve Asya merkezli sanayi devlerinin hammadde alım gücünü artırarak talebi suni bir şekilde yukarı çeker. Döviz kurundaki bu lehte gelişim, Çin gibi devasa üretim merkezlerinin ithalat maliyetlerini düşürdüğü için, bakır fiyatları üzerinde doğal bir kaldıraç etkisi yaratmıştır. Doların zayıfladığı dönemlerde, yatırım fonları ve portföy yöneticileri de döviz riskini hedge etmek ve getirilerini optimize etmek amacıyla emtia sepetlerine ağırlık verme eğilimi gösterirler. Bu spekülatif fon akışları, fiziki endüstriyel taleple birleştiğinde fiyatlardaki yukarı yönlü ivmeyi daha da hızlandırır. Endüstriyel metallerin fiyatı yalnızca arz-talep dengesine değil, aynı zamanda küresel finansal sistemdeki likidite koşullarına ve kur arbitrajlarına da sıkı sıkıya bağlıdır. Doların zayıflaması, aynı zamanda enflasyonist baskıların küresel ölçekte farklı şekillerde hissedilmesine yol açarken, yatırımcıların reel varlıklara olan güvenini tazelemektedir. Dolayısıyla, dolar endeksinde temmuz ayında yaşanan geri çekilme, yalnızca bir kur hareketi olmaktan çıkıp, küresel sanayi tedarik zincirlerinde yeni siparişlerin öne çekilmesini teşvik eden stratejik bir katalizör işlevi görmüştür.

Londra metal borsası verilerinde bakır stoklarında kritik daralma

Küresel sanayi metallerinin referans fiyatlama merkezi olan Londra Metal Borsası (LME), temmuz ayında bakır piyasasındaki fiziki arz sıkışıklığının en net biçimde izlendiği platform oldu. LME verilerine göre bakır kontratları, söz konusu ayı yüzde 3,25 gibi oldukça güçlü bir kazançla tamamlamaya yöneldi. Fiyatlardaki bu artışın arkasındaki en temel faktör, borsanın onaylı antrepolarındaki stok seviyelerinde yaşanan dramatik düşüştü. Temmuz ayı boyunca LME bakır stokları yüzde 21,38 oranında azalarak piyasa katılımcıları arasında ciddi bir arz endişesi yarattı. Stoklardaki bu erimenin niteliği, niceliğinden çok daha çarpıcı bir gerçeği ortaya koymaktadır. Borsa verilerine göre, mevcut stokların yüzde 60’ından fazlası “iptal edilmiş varantlar” (canceled warrants) statüsünde bulunuyor. İptal edilmiş varantlar, bir antrepodaki metalin sistemden çıkarılmak üzere alıcısı tarafından teslimat talebinde bulunulduğunu ve artık yeni alıcılar için uygun olmadığını gösteren kritik bir göstergedir. Bu oranın yüzde 60’ın üzerine çıkması, piyasadaki fiziki bakıra olan açlığın spekülatif işlemlerden değil, doğrudan reel sektörün üretim ihtiyaçlarından kaynaklandığını kanıtlamaktadır. Londra Metal Borsası depolarından hızla çekilen fiziki metal, piyasada “backwardation” olarak bilinen, spot fiyatların vadeli fiyatların üzerine çıktığı fiyatlama anomalilerinin yaşanma riskini de beraberinde getirmektedir. Fiziki teslimat talebindeki bu olağanüstü artış, elektrikli araç üretimi, yenilenebilir enerji altyapısı yatırımları ve geleneksel elektrik şebekesi modernizasyonları gibi yapısal mega trendlerin doğrudan bir sonucudur. Stokların hızla erimesi, madencilik sektöründeki uzun vadeli yatırımsızlık ve yeni maden projelerinin yavaş devreye girmesi gibi yapısal sorunlarla birleştiğinde, arz sıkışıklığına ilişkin görünümü her geçen gün daha da güçlendirmektedir. Bu kritik daralma, üreticilerin hammadde güvenliğini sağlamak adına uzun vadeli sözleşmelere daha yüksek primler ödemeye razı olmalarına yol açmaktadır.

Şanghay vadeli işlemler borsası ve Çin pazarındaki yerel dinamik

Küresel emtia talebinin yaklaşık yarısını tek başına oluşturan Çin, fiyatlama mekanizmaları üzerindeki ağırlığını Şanghay Vadeli İşlemler Borsası (SHFE) aracılığıyla hissettirmeye devam ediyor. LME’deki küresel fiyatlamalara paralel olarak, Şanghay Vadeli İşlemler Borsası platformunda işlem gören bakır kontratları da temmuz ayında yukarı yönlü bir seyir izledi. İlgili kontratın günlük bazda yüzde 0,71 artış göstermesi ve aylık bazda yükselişin yüzde 2,75 seviyesine ulaşması, Çin iç pazarındaki dayanıklılığın ve endüstriyel iştahın sürdüğüne işaret etmektedir. Çin ekonomisi, özellikle emlak sektöründeki uzun süreli daralma ve yerel yönetim borç krizleri nedeniyle yapısal zorluklar yaşamasına rağmen, Pekin yönetiminin uygulamaya koyduğu teşvik paketleri ve altyapı yatırımları emtia talebini canlı tutmaktadır. Çin Merkez Bankası’nın (PBOC) uyguladığı destekleyici para politikaları ve stratejik endüstrilere sağlanan likidite enjeksiyonları, sanayi üretimindeki çarkların dönmesini sağlamaktadır. Şanghay Vadeli İşlemler Borsası üzerinde oluşan fiyatlamalar, Çinli sanayicilerin gelecekteki üretim projeksiyonlarına dair önemli ipuçları sunmaktadır. Elektrik şebekelerine yapılan devasa devlet yatırımları, güneş enerjisi paneli üretimindeki patlama ve elektrikli araç (EV) pazarındaki agresif büyüme, Çin’in bakır tüketimini geleneksel inşaat sektöründen yüksek teknolojili sanayi kollarına doğru kaydırmıştır. Bu yapısal dönüşüm, gayrimenkul sektöründeki yavaşlamanın bakır talebi üzerindeki olumsuz etkilerini fazlasıyla telafi etmektedir. Ayrıca, küresel fiyatlar ile Çin yerel fiyatları arasında oluşan arbitraj pencereleri, tüccarların uluslararası piyasalardan Çin’e fiziki metal taşımasına olanak tanımakta ve küresel stokların Doğu Asya’ya doğru kaymasına neden olmaktadır. Bu dinamikler, Asya’daki yerel pazar koşullarının küresel fiyat belirleme sürecinde ne denli merkezi bir rol oynadığını bir kez daha kanıtlamaktadır.

Hurda bakır arzındaki daralma ve rafine bakıra yönelen yeni talep

Bakır piyasasındaki değer zincirinin en kritik halkalarından birini oluşturan hurda bakır arzı, küresel dengeleri sarsabilecek düzeyde bir krizden geçmektedir. Çin’de hurda bakır arzının endüstrinin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalması, piyasadaki tüm baskıyı doğrudan birinci sınıf rafine bakırın üzerine yıkmıştır. Geri dönüşüm tesislerinden ve eski altyapıların sökümünden elde edilen hurda bakır, normal şartlarda imalatçılar için daha uygun maliyetli bir alternatif oluşturarak rafine metale olan talebi dengeler. Ancak çevresel düzenlemelerin sıkılaşması, küresel tedarik zincirlerindeki lojistik darboğazlar ve inşaat sektöründeki yavaşlama nedeniyle hurda döngüsünün kırılması, bu dengeyi altüst etmiştir. Hurda bulamayan Çinli bakır boru, kablo ve tel üreticileri, üretim bantlarını durdurmamak adına mecburen daha yüksek maliyetli olan rafine bakıra yönelmek zorunda kalmıştır. Bu zorunlu yönelim, Çin’in ithal bakır iştahının en önemli barometresi olarak kabul edilen Yangshan primlerinde sert bir yükselişe neden olmuştur. Yangshan primi, LME’de belirlenen uluslararası spot fiyatın üzerine, metali Çin’in gümrüklü antrepolarından fiziki olarak çekmek için ödenen ekstra ücreti ifade eder. Söz konusu primin ton başına 112 dolara kadar yükselmesi, Çin iç pazarındaki rafine bakır açlığının boyutlarını gözler önüne sermektedir. Primi bu seviyelere taşıyan unsur, sadece artan sanayi üretimi değil, aynı zamanda hurda piyasasındaki çöküşün yarattığı ikame talebidir. Üreticiler, artan maliyetlere rağmen tedarik zincirlerinin kopmaması için bu yüksek primleri ödemeyi kabul etmektedir. Hurda pazarındaki bu yapısal daralma kısa vadede çözülebilecek bir sorun olarak görülmediğinden, rafine bakır fiyatları üzerindeki yukarı yönlü baskının yılın geri kalanında da devam etmesi muhtemeldir.

Amerika Birleşik Devletleri ticaret politikaları ve tarife riskleri

Küresel emtia piyasalarını şekillendiren arz-talep ve makroekonomik faktörlerin yanı sıra, jeopolitik gerilimler ve korumacı ticaret politikaları da fiyatlamalar üzerinde artan bir ağırlığa sahip olmaya başlamıştır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bakır ithalatına ve geniş çaplı olarak kritik minerallere yönelik olası yeni tarife planları, piyasalarda ciddi bir endişe kaynağı yaratmaktadır. Küresel ticaret savaşlarının yeni bir evresi olarak değerlendirilen bu potansiyel tarifeler, ülkelerin tedarik zincirlerini “dost ülkelerden tedarik” (friend-shoring) veya “yakın coğrafyadan tedarik” (near-shoring) modelleriyle yeniden yapılandırma çabalarının bir parçasıdır. ABD’nin yerel sanayisini korumak ve Çin’in kritik mineraller üzerindeki hakimiyetini kırmak amacıyla atmayı planladığı bu adımlar, piyasa aktörlerinin davranış biçimlerini kökten değiştirmektedir. Olası tarifelerin maliyetleri artıracağı beklentisi, imalatçıların ve ticaret şirketlerinin gelecekteki ihtiyaçlarını bugünden karşılamak üzere alımlarını öne çekmelerine (front-loading) neden olmaktadır. Bu durum, piyasada henüz gerçek bir tüketim olmamasına rağmen, suni bir talep patlaması yaratarak Londra Metal Borsası ve diğer küresel antrepolardaki stokların hızla erimesine katkıda bulunmaktadır. Aynı zamanda tarife tehditleri, küresel metal akışının rotasını değiştirerek lojistik maliyetleri artırmakta ve arz güvenliğini riske atmaktadır. Bir yanda stoklarını korumaya çalışan devlet destekli şirketler, diğer yanda olası ticaret kısıtlamalarından önce fiziki metali güvence altına almak isteyen özel sektör temsilcileri, piyasada kıyasıya bir rekabet ortamı oluşturmaktadır. Bu durum, fiyatların sadece temel ekonomik verilere göre değil, jeopolitik risk primlerine göre de şekillenmesine yol açarak emtia piyasalarındaki oynaklığı tarihi seviyelere taşımaktadır.

Alüminyum stoklarında yüzyılın en düşük seviyelerine doğru gerileme

Emtia piyasalarındaki tedarik krizleri yalnızca bakırla sınırlı kalmayıp, diğer temel sanayi metallerinde de derin izler bırakmaktadır. Özellikle hafifliği, iletkenliği ve korozyon direnci sayesinde modern endüstrinin vazgeçilmezlerinden olan alüminyum pazarında tarihi günlerden geçilmektedir. Diğer baz metallerde gözlenen karışık görünüme rağmen, alüminyum piyasasında stokların bu yüzyılın en düşük seviyelerine inmesi, sektör profesyonelleri için alarm zillerinin çalmasına neden olmuştur. Londra Metal Borsası verilerinde alüminyum fiyatları temmuz ayında hafif bir gerileme yaşarken, Şanghay Vadeli İşlemler Borsası platformunda tam tersine yükseliş kaydetmiştir. Bu bölgesel ayrışma, Batı ile Doğu arasındaki üretim ve tüketim dinamiklerindeki kopukluğu net bir şekilde özetlemektedir. Alüminyum, üretimi son derece enerji yoğun (elektroliz süreci) olan bir metaldir. Avrupa’da yaşanan enerji krizleri, yüksek elektrik maliyetleri ve karbon emisyon düzenlemeleri, kıtadaki birçok dev alüminyum izabe tesisinin kapasite düşürmesine veya tamamen kapanmasına yol açmıştır. Buna ek olarak, Rusya menşeli metallere uygulanan Batılı yaptırımlar, küresel arz havuzundan ciddi bir miktarın sistem dışına çıkmasına neden olmuştur. Arz tarafındaki bu darbe, talep tarafındaki patlamayla birleştiğinde stok erimesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Otomotiv sektöründe elektrikli araçların menzilini artırmak amacıyla çelik yerine daha hafif olan alüminyumun tercih edilmesi, havacılık sektöründeki toparlanma ve güneş paneli çerçevelerindeki devasa kullanım alanı, metale olan talebi eşi benzeri görülmemiş bir noktaya taşımıştır. Stokların böylesine kritik seviyelere inmesi, gelecekte yaşanabilecek en ufak bir üretim kesintisinin veya enerji krizinin alüminyum fiyatlarında kontrol edilemez ralli hareketlerine yol açabileceği riskini barındırmaktadır.

Çinko ve kurşun piyasalarındaki dalgalanmalar ile endüstriyel ivme

Endüstriyel metaller kompleksi içerisinde inşaat, otomotiv ve altyapı sektörlerinin temel yapıtaşları olan çinko ve kurşun, kendilerine has arz-talep döngüleri içerisinde hareket etmeyi sürdürmektedir. Çinko piyasasında temmuz ayında yatay ve ılımlı pozitif bir seyir izlenmiştir. Londra Metal Borsası (LME) platformunda çinko fiyatları büyük ölçüde yatay bir grafik çizerken, Şanghay Vadeli İşlemler Borsası (SHFE) üzerinde yüzde 0,73 oranında değer kazanmıştır. Çinkonun birincil kullanım alanı, çeliğin korozyona (paslanmaya) karşı korunmasını sağlayan galvanizleme işlemidir. Çin’in büyük çaplı altyapı projeleri, köprü inşaatları ve demiryolu yatırımları, galvanizli çelik talebini destekleyerek Şanghay pazarındaki çinko fiyatlarının güçlü kalmasını sağlamıştır. Ancak Avrupa ve ABD’deki inşaat sektörünün yüksek faiz oranları nedeniyle baskı altında olması, LME fiyatlamalarında daha durgun bir tablo yaratmıştır. Öte yandan, geleneksel akü üretiminin temel maddesi olan kurşun fiyatlarında ise daha zayıf bir performans gözlemlenmiştir. Kurşun kontratları, LME’de yüzde 0,42 oranında gerilerken, SHFE’de düşüş yüzde 1,24 seviyesine ulaşmıştır. Kurşun piyasasındaki bu zayıflığın ardındaki temel neden, otomotiv sektöründeki teknolojik dönüşümdür. İçten yanmalı motorlara sahip geleneksel araçlarda kullanılan kurşun-asit akülerin pazar payı, elektrikli araçlarda kullanılan lityum-iyon bataryaların hızla yaygınlaşmasıyla birlikte giderek daralmaktadır. Ayrıca kurşunun geri dönüşüm oranının dünya genelinde oldukça yüksek olması (ikincil üretim), piyasaya sürekli bir hurda kurşun girişi sağlayarak maden arzındaki kesintilerin fiyatlar üzerindeki etkisini sınırlamaktadır. Her iki metal de makroekonomik büyüme verilerine duyarlı olmakla birlikte, bağlı oldukları alt sektörlerdeki (galvanizleme ve akü) farklı eğilimler nedeniyle fiyatlama performanslarında birbirinden ayrışmaktadır.

Nikel ve kalay piyasasında teknoloji odaklı enerji dönüşümü izleri

Küresel ekonominin dijitalleşme ve yeşil enerji dönüşümü süreçleri, doğrudan yüksek teknoloji üretimine entegre olan nikel ve kalay gibi spesifik metallerin piyasa dinamiklerini baştan aşağı yeniden şekillendirmektedir. Nikel piyasasında temmuz ayında ılımlı ancak istikrarlı bir yükseliş yaşanmıştır; fiyatlar LME’de yüzde 0,12, SHFE’de ise yüzde 0,45 artış kaydetmiştir. Tarihsel olarak paslanmaz çelik üretiminin ana alaşım elementi olan nikel, günümüzde elektrikli araç bataryalarının (özellikle NMC – Nikel, Manganez, Kobalt katotları) enerji yoğunluğunu artıran en kritik bileşen konumuna yükselmiştir. Endonezya’nın küresel nikel arzındaki agresif kapasite artışları ve pazar hakimiyeti fiyatlar üzerinde zaman zaman baskı yaratsa da, batarya sınıfı yüksek saflıktaki (Class 1) nikele olan yoğun talep fiyatların yukarı yönlü tutunmasını sağlamaktadır. Öte yandan, elektronik endüstrisinin can damarı olan kalay piyasasında çok daha belirgin bir yükseliş trendi göze çarpmaktadır. Kalay fiyatları temmuz ayında LME’de yüzde 0,42 artarken, SHFE’de bu artış yüzde 1,72 gibi dikkat çekici bir seviyeye ulaşmıştır. Kalayın temel kullanım alanı, elektronik devre kartlarındaki lehimleme işlemleridir. Yapay zeka (AI) devrimi, veri merkezlerinin genişlemesi, yarı iletken endüstrisindeki toparlanma ve tüketici elektroniği satışlarındaki canlanma, lehimlik kalay talebini doğrudan yukarı çekmektedir. Endonezya ve Myanmar gibi dünyanın en büyük kalay üreticisi ülkelerinde yaşanan madencilik lisans sorunları ve ihracat kotaları, arz tarafında ciddi endişeler yaratmaktadır. Teknolojik atılımın hız kesmeden devam etmesi ve elektronik bileşenlere olan küresel bağımlılığın artması, kalay piyasasındaki yapısal arz açığının önümüzdeki dönemde daha da belirginleşeceğinin sinyallerini vermektedir.

Küresel emtia piyasalarında yılın geri kalanı için temel beklentiler

Temmuz ayı verileri ve borsalardaki stok hareketleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, küresel baz metal piyasalarının yılın geri kalanında son derece hareketli ve volatil bir döneme hazırlandığı görülmektedir. Bakır fiyatları, alüminyum, çinko, nikel ve kalay gibi kritik emtiaların tümü, birbiriyle kesişen devasa küresel temaların merkezinde yer almaktadır. Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası’nın olası faiz indirimleriyle birlikte zayıflamaya devam etmesi beklenen dolar endeksi, emtia fiyatlarını yukarı taşıyacak en güçlü makroekonomik rüzgar olarak görülmektedir. Buna ek olarak, Çin hükümetinin ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla devreye alabileceği yeni teşvik paketleri, Asya merkezli fiziki talebin canlı kalmasını garanti altına alabilir. Ancak piyasaların asıl odaklanması gereken nokta, kısa vadeli makroekonomik verilerin ötesinde, yapısal arz-talep dengesizliğidir. Yenilenebilir enerji altyapılarının inşası, elektrikli araç devrimi ve yapay zeka destekli teknolojik dönüşüm; tarihte eşine az rastlanır bir metal yoğun tüketim çağı başlatmıştır. Buna karşılık, madencilik sektörünün katı çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kuralları, azalan cevher kaliteleri, siyasi istikrarsızlıklar ve uzun izin süreçleri nedeniyle bu devasa talebe aynı hızla yanıt verememesi “yapısal bir açık” (structural deficit) yaratmaktadır. Londra Metal Borsası ve Şanghay Vadeli İşlemler Borsası depolarındaki azalan stoklar, bu yapısal açığın ilk somut göstergeleridir. İlerleyen çeyreklerde, jeopolitik ticaret gerilimlerinin ve tarife savaşlarının da denkleme dahil olmasıyla birlikte, üreticilerin tedarik zincirlerini korumak için yüksek primler ödemeye devam edeceği ve sanayi metallerinde yukarı yönlü bir süper döngünün (supercycle) ivme kazanabileceği öngörülmektedir.

blank

Resmi Gazete’de Bugün- 31 Temmuz

Prev
blank

Ticaret Bakanı Bolat: Savaş ve küresel olumsuzluklara rağmen ihracat yılın ilk yarısında arttı

Sonraki