Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ocak ayında son sekiz ayın en düşük seviyesine gerileyen sanayi üretimi, şubat ayında toparlanarak yıllık bazda yüzde 2,2, aylık bazda ise yüzde 2,6 oranında artış gösterdi. İmalat sanayisi büyümenin ana lokomotifi oldu.
Sanayi üretiminde şubat ayında gözlemlenen toparlanma eğilimi
Türkiye ekonomisinin büyüme dinamikleri ve reel sektörün sağlığı açısından en önemli öncü göstergelerden biri olan sanayi üretimi, 2026 yılının şubat ayında piyasalara moral veren bir ivme yakalamıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan güncel verilere göre, sanayi üretim endeksi şubat ayında yıllık bazda yüzde 2,2 oranında artış kaydetmiştir. Hatırlanacağı üzere endeks, ocak ayında son sekiz ayın en düşük seviyesine gerileyerek makroekonomik büyüme beklentileri üzerinde bir miktar endişe yaratmıştı. Ancak şubat ayında gerçekleşen bu toparlanma, sanayi sektöründeki daralmanın kalıcı bir resesyondan ziyade geçici bir yavaşlama olduğuna işaret etmektedir. Aylık bazda değerlendirildiğinde ise sanayi üretimindeki yüzde 2,6’lık sıçrama, çarkların yeniden hızlanmaya başladığını ve iç ile dış talepteki dengelenme sürecinin sanayici tarafından pozitif fiyatlandığını kanıtlamaktadır.
Makroekonomik perspektiften bakıldığında, sanayi üretimindeki bu toparlanma, 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) büyüme beklentilerini de doğrudan yukarı yönlü desteklemektedir. Uygulanan sıkı para politikaları ve enflasyonla mücadele adımları kapsamında iç talebin soğutulmaya çalışıldığı bir konjonktürde, sanayi üretiminin pozitif bölgede kalmayı başarması, Türkiye ekonomisinin esnekliğine ve ihracat pazarlarındaki rekabet gücüne dair olumlu sinyaller barındırmaktadır. Sanayicilerin finansmana erişim maliyetlerindeki yüksekliğe rağmen üretim kapasitelerini artırmaları, gelecek aylara yönelik sipariş beklentilerinin güçlü kaldığını göstermektedir.
İmalat ve madencilik sektörlerinin büyümedeki sürükleyici etkisi
Sanayi üretim endeksinin alt kalemleri incelendiğinde, şubat ayındaki toparlanmanın temel sürükleyicisinin, endeks içinde en yüksek ağırlığa sahip olan imalat sanayisi olduğu net bir biçimde görülmektedir. TÜİK verilerine göre imalat sanayi sektörü endeksi, şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 2,4, bir önceki aya göre ise yüzde 3,3 oranında güçlü bir artış sergilemiştir. Aylık bazdaki bu yüzde 3,3’lük ivmelenme, özellikle otomotiv, makine teçhizatı, tekstil ve ana metal sanayisi gibi kritik alt kollarda kapasite kullanım oranlarının arttığına ve tedarik zincirlerinin hızlandığına işaret etmektedir. İmalat sanayisinin bu performansı, sadece üretim hacmini değil, aynı zamanda istihdam yaratma kapasitesini ve ihracat gelirlerini de doğrudan destekleyen en hayati ekonomik kalkandır.
Büyüme tablosuna katkı sağlayan bir diğer önemli sektör ise madencilik ve taş ocakçılığı olmuştur. Bu sektörün endeksi, şubat ayında yıllık bazda yüzde 4,1 gibi oldukça güçlü bir büyüme kaydederken, aylık bazda da yüzde 0,4 oranında ılımlı bir artış göstermiştir. Küresel emtia piyasalarındaki dalgalanmalara ve jeopolitik risklere rağmen madencilik sektöründeki bu yıllık artış, hammadde üretimi ve maden ihracatı tarafında Türkiye’nin kapasitesini verimli bir şekilde kullandığını ortaya koymaktadır. İmalat ve madencilik sektörlerinin eş zamanlı olarak pozitif değerler üretmesi, sanayi büyümesinin tek bir alt kola bağlı kalmaksızın tabana yayılan (broad-based) bir yapı sergilediğini göstermektedir.
Enerji üretimindeki daralma ve makroekonomik beklentiler
Endeksin yükselişine tezat oluşturan ve dikkatle analiz edilmesi gereken tek ana alt kalem ise elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü olmuştur. Bu sektörün endeksi, şubat ayında yıllık bazda yüzde 2,2, aylık bazda ise yüzde 3,6 oranında daralma kaydetmiştir. İmalat sanayisi çarklarının hızlandığı bir ayda enerji üretim endeksinin düşüş göstermesi ilk bakışta çelişkili görünse de, bu durumun arkasında mevsimsel faktörler ve enerji verimliliği politikaları yatabilmektedir. Şubat ayındaki iklim koşullarının (beklenenden daha ılıman geçen kış şartları) hanehalkı ve ticarethanelerin ısınma kaynaklı enerji talebini düşürmüş olması, bu daralmanın en makul teknik açıklaması olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca sanayi tesislerinde kendi enerjisini üreten (güneş enerjisi santralleri vb.) işletmelerin sayısındaki artış da şebekeden çekilen elektrik talebini azaltıyor olabilir.
Sonuç olarak, 2026 yılı şubat ayı TÜİK sanayi üretimi verileri, Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını teyit eden pozitif bir tablo sunmuştur. İmalat sanayisindeki yüzde 3,3’lük aylık sıçrama, sanayicinin zorlu küresel ve yerel finansal koşullara adapte olma yeteneğini kanıtlamaktadır. Önümüzdeki aylarda, küresel merkez bankalarının para politikası adımları, Avrupa pazarındaki talep koşulları ve yurt içindeki dezenflasyon sürecinin seyri, sanayi üretimindeki bu toparlanmanın kalıcı olup olmayacağını belirleyecek ana faktörler olacaktır. Politika yapıcıların, bu toparlanma eğilimini sürdürülebilir kılmak adına reel sektörü hedefli kredi politikalarıyla desteklemeye devam etmesi büyük önem taşımaktadır.