Avrupa’nın önde gelen finans kurumları, dijital varlık alanında yeni bir sayfa açmak üzere harekete geçti. ING, UniCredit, BNP Paribas gibi büyük bankaların yer aldığı 10 bankalı bir konsorsiyum, euroya sabitlenmiş bir stablecoin geliştirmek üzere Amsterdam merkezli Qivalis şirketi öncülüğünde bir araya geldi. Bu hamle, ABD’nin dijital ödeme alanındaki üstünlüğüne karşı Avrupa’dan gelen en ciddi finansal yanıt olarak değerlendiriliyor.
Qivalis liderliğinde euro destekli stablecoin çalışmaları başladı
Projenin liderliğini üstlenen Qivalis, Hollanda merkezli bir dijital varlık girişimi olarak dikkat çekiyor. Şirketin CEO koltuğuna, daha önce Almanya’da Coinbase bünyesinde görev yapmış olan deneyimli yönetici Jan-Oliver Sell oturacak. Şirket, şu anda Hollanda Merkez Bankası’ndan Elektronik Para Kurumu lisansı almak üzere resmi başvurusunu tamamlamış durumda. Qivalis CEO’su Sell, lisanslama sürecinin altı ila dokuz ay sürebileceğini ve stablecoin’in 2026’nın ikinci yarısında piyasaya sürülmesinin hedeflendiğini belirtti.
Konsorsiyumun CFO’su olarak ING’nin dijital varlık lideri Floris Lugt atanırken, yönetim kurulu başkanlığına eski NatWest başkanı Howard Davies getirildi. Bu üst düzey yönetici kadrosu, projenin Avrupa finans sektöründe ne denli ciddiye alındığının bir göstergesi olarak kabul ediliyor.
Stablecoin girişiminin arkasındaki bankalar ve hedefler
İlk olarak eylül ayında duyurulan bu dijital para girişiminde ING, UniCredit, Banca Sella, KBC, DekaBank, Danske Bank, SEB, Caixabank ve Raiffeisen Bank International yer almıştı. Son olarak BNP Paribas’ın da gruba katılmasıyla, proje kapsamı daha da genişledi. Floris Lugt, salı günü yaptığı açıklamada BNP Paribas’ın resmi olarak katılım sağladığını duyurdu.
Bu bankaların ortak hedefi, euro destekli bir stablecoin ile Avrupa’da dijital ödemelerin güvenliğini ve etkinliğini artırmak. Aynı zamanda, özellikle ABD menşeili kripto para ve stablecoin projelerine karşı bölgesel bir alternatif oluşturmak istiyorlar. Konsorsiyum, kendi stablecoin’inin regülasyonlara uyumlu, şeffaf ve finansal istikrarı koruyacak şekilde yapılandırılacağını belirtiyor.
ABD’nin dijital ödeme hakimiyetine karşı Avrupa’dan yanıt
Son yıllarda Tether gibi ABD merkezli stablecoin projeleri, uluslararası dijital ödeme sistemlerinde önemli bir yer edindi. Özellikle Tether’in dolaşımda yaklaşık 185 milyar dolarlık dolar destekli token barındırması, bu alandaki piyasa hakimiyetini net bir şekilde ortaya koyuyor. Buna ek olarak, ABD Başkanı Donald Trump tarafından imzalanan yeni stablecoin yasası ile Amerikan bankalarının kendi dijital varlık projelerini başlatmalarının önü açıldı.
Avrupa’daki bankalar ise bu gelişmelere karşı daha geç fakat daha organize bir karşılık veriyor. Yeni stablecoin projesiyle birlikte, euro bölgesinde alternatif bir dijital ödeme altyapısı kurularak, küresel rekabette daha etkin bir rol üstlenilmek isteniyor.
Stablecoin’in teknik yapısı ve kullanım alanları
Geliştirilecek olan stablecoin’in teknik altyapısının, blockchain teknolojisi üzerine kurulması bekleniyor. Konsorsiyumun açıklamalarına göre, söz konusu dijital varlık tamamen euro rezervleri ile desteklenecek ve her bir token doğrudan euro karşılığı olacak şekilde ihraç edilecek. Bu yapı, volatilite riskini ortadan kaldırarak stabil fiyat garantisi sunacak.
Stablecoin’in kullanım alanları arasında; e-ticaret ödemeleri, sınır ötesi para transferleri, menkul kıymet işlemleri ve banka içi mutabakat süreçleri gibi geniş bir yelpaze yer alıyor. Ayrıca, regülasyonlara uyumlu yapısı sayesinde kurumsal yatırımcıların da güvenle kullanabileceği bir dijital varlık modeli hedefleniyor.
Regülasyon ve Avrupa Merkez Bankası’nın rolü
Avrupa Merkez Bankası (ECB), dijital euro projesi üzerinde çalışmaya devam ederken, özel sektör kaynaklı stablecoin girişimleri ECB’nin düzenleyici yaklaşımını doğrudan etkileyebilir. Bu bağlamda, Qivalis’in ve konsorsiyumun attığı adımlar, Avrupa’da dijital para ekosisteminin nasıl şekilleneceğine dair belirleyici bir rol oynayabilir.
Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan MiCA (Markets in Crypto-Assets) düzenlemeleri de bu yeni stablecoin girişimi için yol gösterici olacak. MiCA kapsamında, stablecoin ihraç eden kuruluşların rezerv yönetimi, şeffaflık, denetim ve tüketici koruma standartlarına uyması gerekiyor.
Finans sektörü için stratejik bir hamle
Bu konsorsiyumun oluşturduğu stablecoin girişimi, yalnızca bir teknolojik inovasyon değil, aynı zamanda jeopolitik ve ekonomik bir strateji olarak da görülüyor. Dijital ödeme sistemlerinde ABD doları egemenliğine karşı euro temelli bir alternatif yaratılması, Avrupa finansal egemenliği açısından büyük önem taşıyor.
Uzmanlara göre, bu tür projeler Avrupa’nın dijital dönüşüm sürecinde merkez bankaları ile özel sektör arasındaki dengeyi de yeniden şekillendirecek. Özellikle geleneksel bankaların blokzincir teknolojisini benimsemesi, gelecekteki dijital para politikalarının mimarisinde belirleyici olabilir.
Gelecek beklentileri ve piyasa etkileri
2026’nın ikinci yarısında piyasaya sürülmesi planlanan stablecoin, Avrupa’daki finansal teknoloji piyasasında önemli bir dönüşüm yaratabilir. Özellikle Avrupalı tüketicilerin ve işletmelerin daha hızlı, düşük maliyetli ve güvenli ödeme çözümlerine erişmesi bu projeyle mümkün hale gelebilir.
Ek olarak, euro destekli stablecoin’in finansal sistem içinde yaygınlaşması, merkez bankalarının para politikalarını nasıl uygulayacakları konusunda yeni soruları da gündeme getirebilir. Bu gelişmelerin Avrupa borsaları ve dijital varlık piyasaları üzerinde de dalgalanma yaratması olasıdır.
Sonuç: Avrupa’nın dijital varlık arenasındaki en ciddi adımı
Qivalis öncülüğünde oluşturulan stablecoin konsorsiyumu, Avrupa’nın dijital ekonomi alanındaki en büyük kolektif hamlelerinden biri olarak dikkat çekiyor. Proje tamamlandığında, Avrupa Birliği’nin dijital ödemeler konusunda daha otonom, güvenli ve rekabetçi bir yapıya kavuşması hedefleniyor.
Hem teknolojik hem de düzenleyici açıdan sürdürülebilir bir altyapı kurulması durumunda, bu girişim Avrupa’nın finansal geleceğini yeniden şekillendirebilir. Uzmanlar, bu tür projelerin yalnızca kıtasal değil, küresel ölçekte de önemli etkiler yaratacağını öngörüyor.