Bloomberg’in araştırmasına göre Türkiye, Avrupa Birliği ve İngiltere’den yılda yaklaşık 650 bin ton plastik atık alıyor; Adana’daki geri dönüşüm tesislerinin çevresinde mikroplastik yoğunluğunun 132 kata kadar arttığı tespit edildi.
Türkiye’nin plastik atık ithalatı 650 bin tona ulaştı
Bloomberg’in yaptığı araştırma, Türkiye’nin Avrupa’nın plastik atık yükünü giderek daha fazla üstlendiğini ortaya koydu. Geçen yıl Avrupa Birliği ve İngiltere’den yaklaşık 650 bin ton plastik atık alan Türkiye’de, Adana’daki bazı su kanallarında mikroplastik yoğunluğunun geri dönüşüm tesislerinin üst kesimlerine göre 132 kata kadar yükseldiği belirlendi.
COP31 öncesinde gündeme gelen bulgular, atık ticaretinin ekonomik getirileri ve çevre üzerindeki etkilerini yeniden tartışmaya açtı. Araştırmaya göre AB’nin 21 Kasım’da OECD dışı ülkelere atık ihracatını yasaklaması beklenirken, Türkiye’nin OECD üyesi olması nedeniyle Avrupa’dan daha fazla plastik atık alabileceği değerlendiriliyor.
Türkiye’nin gelecek ay Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 iklim zirvesi öncesinde Bloomberg, ülkenin giderek büyüyen plastik atık sorununu gündeme taşıdı. Haberde, Mersin’deki Adanalıoğlu Plajı’nda kıyıya vuran rengarenk plastik parçalarının Avrupa’nın atık ihracatıyla bağlantılı olduğu belirtildi.
Plajda balıkçılık yapan 46 yaşındaki Ahmet Takar, yakaladığı bir levreğin içinde küçük, turkuaz renkli bir plastik parçası bulduğunu anlattı. Takar, son yıllarda balık sayısının da azaldığını söyledi. Uzmanlar, kirliliğin önemli kaynaklarından biri olarak Adana çevresindeki geri dönüşüm tesislerini gösteriyor.
İngiltere ve Avrupa ülkelerinden getirilen plastik atıkların işlendiği bu tesislerden çevreye sızan parçacıklar, sulama kanalları üzerinden Seyhan Nehri’ne, oradan da Akdeniz’e ulaşabiliyor. Deniz akıntıları ise kirliliği Türkiye kıyılarından Doğu Akdeniz’in diğer bölgelerine taşıyor.
Çin’in ithalat yasağı sonrası Türkiye’ye akan atık miktarı arttı
Bloomberg’in Avrupa Komisyonu ve Basel Action Network verilerine dayandırdığı habere göre, İngiltere ve Avrupa Birliği ülkelerinden geçen yıl Türkiye’ye yaklaşık 650 bin ton plastik atık gönderildi. Türkiye, her iki bölge için de en fazla plastik atık ihraç edilen ülke oldu.
Plastik atık ticaretindeki artışta, Çin’in 2018’de yabancı plastik atık ithalatını durdurması önemli rol oynadı. Avrupa’nın mevcut geri dönüşüm kapasitesinin yetersiz kalması, atıkların Türkiye gibi ülkelere gönderilmesini ekonomik açıdan daha cazip hale getirdi.
Haberde yer verilen bilimsel araştırmalar, plastik atık ticaretinin çevresel maliyetini ortaya koyuyor. Bu yıl yayımlanan hakemli bir çalışmaya göre, Adana’daki geri dönüşüm tesislerinin aşağı kesimlerinde bulunan su yollarındaki mikroplastik kirliliği, tesislerin yukarı kesimlerine kıyasla 132 kata kadar daha yüksek.
Araştırmacılar, sanayi tipi plastik granüllerinin ve bazı polimer türlerinin yalnızca tesislerin aşağı kesimlerinde tespit edilmesini geri dönüşüm faaliyetleriyle ilişkilendirdi. Çukurova Üniversitesi’nden deniz biyoloğu Sedat Gündoğdu, plastik atık ithalatının tamamen yasaklanması gerektiğini savundu.
Her ülke kendi atığını yönetmek zorunda kalmalı. Atıkların başka ülkelere gönderilememesi, ihracatçı ülkeleri kendi geri dönüşüm altyapılarını geliştirmeye yöneltebilir.
Akdeniz’de mikroplastik kirliliği oranı yüzde 7’ye ulaştı
2024 yılında Marine Pollution Bulletin dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre Akdeniz, dünya deniz sularının yalnızca yüzde 1’ini barındırmasına rağmen küresel mikroplastiklerin yaklaşık yüzde 7’sine ev sahipliği yapıyor. Araştırmada, Akdeniz’e her gün yaklaşık 730 ton plastik atık karıştığı tahmin edildi.
Türkiye’nin bu miktardaki payı yüzde 19,1 olarak hesaplandı. Bu oranla Türkiye, Akdeniz’e kıyısı bulunan 20’yi aşkın ülke arasında Mısır’ın ardından ikinci sırada yer aldı. Mikroplastik kirliliği yalnızca deniz canlılarını değil, tarım alanlarını ve insan gıda zincirini de tehdit ediyor.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da ticari değeri bulunan balıklarda yapılan araştırmalarda, balık başına 0,31 ile yaklaşık 60 arasında mikroplastik parçacığı tespit edildiği bildirildi.
Kuzey Kıbrıs’taki Çevre Platformu üyesi Hasan Sarpten de yaz boyunca kıyılara parçalanmış plastik atıkların vurduğunu belirtti. Sarpten, bu atıkların nereden geldiğinin her zaman belirlenemediğini, ancak Akdeniz’in kirliliği bir kıyıdan diğerine taşıdığının açık olduğunu söyledi.
Geri dönüşüm sektörü istihdam sağlarken ithalat tartışması sürüyor
Plastik atık ithalatının tamamen durdurulması ekonomik ve sosyal nedenlerle kolay görünmüyor. Türkiye’deki geri dönüşüm sektörü binlerce kişiye istihdam sağlıyor. İthal edilen plastikler ambalaj, tekstil ve çeşitli imalat sanayilerinde nispeten ucuz ham madde olarak kullanılıyor.
Adana’daki Kemaloğulları Plastik’in sahibi Mehmet Başak, ithal ettikleri plastik atıkların yaklaşık yüzde 80’ini geri dönüştürdüklerini, kalan bölümünü ise yakıt olarak kullanılması için yerel bir çimento fabrikasına gönderdiklerini söyledi. Şirket İngiltere, İrlanda, Almanya, Polonya ve Belçika dahil çeşitli Avrupa ülkelerinden plastik atık ithal ediyor.
Başak, ithalatın artmasının sektör açısından olumlu olacağını ve binlerce Suriyeli sığınmacının istihdamını destekleyeceğini savundu. Bu tablo, atık ticaretinin çevre üzerindeki maliyetleri ile sağladığı ekonomik katkılar arasındaki gerilimi ortaya koyuyor.
Avrupa Komisyonu Türkiye’ye ihracatın sürmesine onay verdi
Avrupa Komisyonu’nun eylül ayında yayımladığı değerlendirmede, Türkiye’de hem yerli hem de ithal plastik atıklarla bağlantılı ciddi çevre sorunları bulunduğu belirtildi. Raporda deniz kirliliği, doğal yaşamın zarar görmesi, plastik atıkların açık alanlarda yakılması ve kontrolsüz biçimde doğaya bırakılması gibi sorunlara dikkat çekildi.
Komisyon, Türkiye’nin geri dönüşüm tesislerine yönelik denetimleri artırdığını ve cezaları ağırlaştırdığını da kaydetti. Bununla birlikte sistemin izlenmesini zorlaştıran veri ve şeffaflık eksikliklerinin sürdüğü belirtildi. Ancak Avrupa Komisyonu, bütün bu sorunlara rağmen Türkiye’ye atık ihracatının devam edebileceği sonucuna vardı.
Komisyon sözcüsü, AB’nin OECD ülkelerine gönderdiği atıkları izlediğini ve ciddi sorunlarda ihracatı askıya alma yetkisine sahip olduğunu söyledi.
Avrupa Parlamentosu’nun Yeşiller grubundan eski AB Çevre Komiseri Virginijus Sinkevičius ise Avrupa’nın yaklaşımını eleştirdi.
Avrupa, kendi ürettiği atıkların sorumluluğunu üstlenmeden diğer ülkelerden yüksek çevre standartları talep edemez. Avrupa kaynaklı plastiklerin başka ülkelerin nehirlerini, topraklarını ve yerleşimlerini kirletmesi geri dönüşüm değil, kirliliğin başka ülkelere aktarılmasıdır.
Türkiye atık geri kazanım oranını yüzde 37,5’e yükseltti
Türkiye, Antalya’daki COP31 zirvesinde Sıfır Atık politikasını uluslararası gündemin merkezine taşımayı hedefliyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Türkiye’nin atık geri kazanım oranının 2017’deki yüzde 13 seviyesinden 2025’te yüzde 37,5’e yükseldiğini açıkladı.
Hükümet, bu oranı 2035 yılına kadar yüzde 60’a çıkarmayı amaçlıyor. Türkiye ayrıca küresel atık miktarındaki artış hızının 2035’e kadar yarıya indirilmesi yönünde uluslararası taahhüt oluşturulmasını istiyor.
Ancak çevre örgütleri, geri dönüşüm kapasitesinin artırılmasının tek başına yeterli olmadığını savunuyor. Plastik üretiminin ve tek kullanımlık ambalajların azaltılması, atık ithalatının daha sıkı denetlenmesi ve üreticilerin sorumluluklarının artırılması talepler arasında bulunuyor.
Kirlilik tarımsal üretim ekipmanlarına da yansıyor
Bloomberg’in araştırmasında çevre kirliliğinin günlük yaşam üzerindeki etkilerine de yer verildi. Adana’da tarım işçisi olarak çalışan 38 yaşındaki Hasan Aktaş, mandalina bahçesinde ilaçlama yaptığı sırada püskürtme makinesinin durduğunu anlattı.
Filtreyi açtığında küçük plastik parçalarıyla dolduğunu gördüğünü söyledi. Aktaş’ın sözleri, plastik kirliliğinin yalnızca denizlerde değil, tarımsal üretimde de sorun haline geldiğini gösteriyor.
Bloomberg’in haberinin ortaya koyduğu temel çelişki şu şekilde özetleniyor: Türkiye bir yandan COP31’de Sıfır Atık politikasını dünyaya örnek göstermeye hazırlanırken diğer yandan Avrupa’nın en büyük plastik atık alıcısı olmaya devam ediyor. Bu çelişkinin nasıl giderileceği, Türkiye’nin çevre politikalarının önümüzdeki dönemde karşılaşacağı en önemli sınavlardan biri olacak.







