New York Fed’in Aralık 2025 Tüketici Beklentileri Anketi, Amerikalı hanehalkının iş piyasasına yönelik kaygılarının arttığını ve kısa vadeli enflasyon beklentilerinin yükseldiğini ortaya koydu. Ankete göre katılımcılar, işlerini kaybetmeleri halinde yeniden iş bulma şanslarını, 2013 yılından bu yana görülen en düşük seviyede değerlendiriyor. Bu endişe özellikle yıllık geliri 100.000 doların altında olan gruplarda yoğunlaşıyor.
İşsizlik kaygısı artarken, gönüllü işten ayrılma isteği azaldı
Ankette dikkat çeken verilerden biri de, Aralık ayında katılımcıların işsiz kalma olasılığına verdikleri ihtimalin yükselmesi. Kasım ayına kıyasla daha fazla kişi işini kaybetmekten endişe duyduğunu ifade etti. Buna karşın, gönüllü olarak işten ayrılma olasılığı düşüş gösterdi. Bu da iş piyasasında belirsizlik algısının arttığını ve çalışanların mevcut işlerini koruma eğiliminde olduğunu gösteriyor.
İşsizlik oranının artacağına dair beklentiler bir miktar azalsa da, bu durumun genel istihdam güvenini artırmadığı görülüyor. Ankette, özellikle düşük gelir grubundaki hanelerin istihdam konusunda daha karamsar olduğu vurgulandı. Bu eğilim, tüketici güveninin ekonominin genel gidişatı hakkında nasıl sinyaller verdiğini göstermesi açısından önem taşıyor.
Kısa vadeli enflasyon beklentisi %3,4’e yükseldi
İş piyasasına dair bu karamsar tabloya rağmen, tüketicilerin enflasyon beklentilerinde yukarı yönlü bir hareket gözlendi. Aralık ayında bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi, Kasım ayındaki %3,2 seviyesinden %3,4’e yükseldi. Bu artış, tüketicilerin fiyatlar üzerindeki baskıların bir süre daha süreceğini düşündüğüne işaret ediyor.
Üç yıl ve beş yıl sonrasına ilişkin beklentiler ise %3 seviyesinde sabit kaldı. Bu da tüketicilerin orta ve uzun vadeli enflasyonla ilgili daha istikrarlı bir görüşe sahip olduğunu ortaya koyuyor. Ancak kısa vadeli oynaklık, özellikle temel tüketim ürünlerindeki fiyat artışlarıyla birleşince, günlük yaşam maliyetlerine yönelik kaygıları derinleştiriyor.
Fed uzun vadeli enflasyon göstergelerine odaklanıyor
New York Fed Başkanı John Williams, Aralık ayı sonunda yaptığı açıklamada, uzun vadeli enflasyon beklentilerinin “iyi çıpalanmış” olduğunu ifade etti. Fed yetkilileri, kısa vadeli beklentilerin zaman zaman dalgalanabileceğini ancak asıl odak noktalarının uzun vadeli projeksiyonlar olduğunu belirtiyor.
Uzmanlara göre, Aralık ayında yaşanan kısa vadeli enflasyon artışı, eski Başkan Donald Trump döneminde uygulanan tarife artışları ile doğrudan ilişkili. Bu gelişme, gıda ve ithal ürünlerde maliyet artışına neden olarak kısa süreli fiyat baskılarını yeniden gündeme getirmiş olabilir.
Amerikalılar kişisel finansman konusunda daha temkinli
New York Fed’in yayımladığı ankette, hanehalklarının gelecekteki mali durumlarına dair görece iyimser oldukları ancak mevcut finansal şartların zorluk yarattığı da görülüyor. Özellikle krediye erişim konusunda artan zorluklar, tüketici harcamalarını ve borç ödeme alışkanlıklarını etkilemeye başladı.
Ankette dikkat çeken bir diğer sonuç, borç ödeme başarısızlığı beklentisinin yükselmesi oldu. Katılımcılar, kredi kartı, otomobil kredisi ve konut kredisi gibi yükümlülüklerde ödeme kaçırma olasılıklarını Nisan 2020’den bu yana en yüksek düzeyde gördüklerini belirtti. Bu gelişme, Amerikan hanehalkının finansal kırılganlığının arttığını ortaya koyuyor.
Faiz oranları ve kredi erişimi tüketici davranışlarını şekillendiriyor
ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 2025 yılı boyunca uyguladığı sıkı para politikası, kredi maliyetlerini yukarı çekerken hanehalklarının borçlanma eğiliminde düşüşe neden oldu. Ancak enflasyon beklentilerindeki dalgalanmalar ve iş güvencesine dair endişeler, tüketicilerin tasarruf eğilimini artırıyor.
Ekonomistler, bu durumun 2026 yılı boyunca iç tüketimde yavaşlamaya neden olabileceğini belirtiyor. Öte yandan, yüksek faiz oranları nedeniyle konut ve otomobil gibi büyük harcama kalemlerine olan talep sınırlı kalabilir. Bu eğilimler, büyüme hedefleri açısından yeni zorlukları da beraberinde getirebilir.
Tüketici güveni ekonomik döngü açısından kritik bir gösterge
New York Fed anketi, yalnızca istihdam ya da enflasyon beklentilerini değil, aynı zamanda tüketicinin genel ekonomik atmosfere olan bakışını da ölçüyor. 2026 yılı başında elde edilen bu veriler, tüketici güveninde kırılgan bir zeminin sürdüğünü ve beklentilerin henüz güçlü bir toparlanma göstermediğini işaret ediyor.
Makroekonomik göstergelerle bireysel beklentiler arasında açılan makas, politika yapıcıların karar süreçlerini de doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle Fed’in 2026 yılında faiz indirimine ne zaman ve hangi ölçekte başlayacağı konusu, tüketici davranışlarıyla doğrudan ilişkili olacak.
Yatırımcılar açısından verinin önemi artıyor
Piyasa aktörleri için New York Fed’in bu tür anketleri, tüketici eğilimlerini anlamak açısından değerli bir araç. Özellikle perakende, bankacılık, sigorta ve otomotiv gibi tüketici odaklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketler, bu beklenti verilerini stratejik planlamalarında kullanıyor.
Ayrıca yatırımcılar, enflasyon beklentilerindeki değişimlerin tahvil piyasaları ve merkez bankası politikaları üzerindeki etkilerini de yakından izliyor. Bu nedenle anketin sunduğu kısa ve uzun vadeli beklentiler, yalnızca ekonomi yönetimi için değil, finansal piyasalardaki fiyatlamalar açısından da kritik öneme sahip.
Küresel ekonomiye etkileri: ABD’deki eğilimler diğer ülkelere de yayılabilir
ABD ekonomisinin dünya ekonomisindeki ağırlığı nedeniyle, Amerikan tüketicisinin beklentileri global ticaret dengeleri açısından da belirleyici olabiliyor. Özellikle ithalata dayalı sektörlerde çalışan gelişmekte olan ekonomiler, ABD’deki tüketim ve borçlanma eğilimlerine doğrudan bağlı durumda.
Bu bağlamda ABD’de azalan tüketim harcamaları, gelişmekte olan ülke ihracatçılarının büyüme performanslarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, ABD’de faiz indirimine geçişin gecikmesi, küresel sermaye akımları açısından da dengeleri değiştirebilir.
Sonuç: Kırılgan iyimserlik, temkinli politika beklentisi
New York Fed’in Aralık 2025 Tüketici Beklentileri Anketi, Amerikalıların ekonomiye dair temkinli bir iyimserlik içinde olduğunu ancak iş gücü piyasasındaki kırılganlıkların ve kısa vadeli enflasyon beklentilerinin belirsizlik yarattığını gösteriyor. Fed’in 2026 yılı boyunca nasıl bir yol izleyeceği, bu tür verilerin ortaya koyduğu eğilimlerle daha net şekillenebilir.
Yatırımcılar, istihdam ve enflasyon gibi temel göstergelerdeki dalgalanmaların yanı sıra tüketici davranışlarını da göz önünde bulundurarak, yeni yılda pozisyonlarını buna göre ayarlamak zorunda kalacak. Bu süreçte, hem hanehalkı güveni hem de makro göstergeler birlikte değerlendirilerek ekonomi politikalarının sürdürülebilirliği sağlanabilir.