Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), 2025’in üçüncü çeyreği itibarıyla küresel borcun 345,7 trilyon dolara yükseldiğini açıkladı. Bu tutar, dünya genelinde üretilen toplam mal ve hizmetlerin parasal karşılığı olan küresel GSYH’nin yaklaşık %310’una denk geliyor. Özellikle kamu borcundaki artış, küresel borç seviyesinin başlıca itici gücü haline geldi.
Küresel borç 345,7 trilyon dolara çıktı, oran GSYH’nin %310’una ulaştı
IIF (Institute of International Finance) tarafından yayımlanan rapora göre, 2025’in üçüncü çeyreği sonunda küresel borç stoku 345,7 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bu rakam, küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) yaklaşık %310’una denk geliyor. Bu oran, 2022 ortasından bu yana görece istikrarlı seyretmesine rağmen, mutlak borç miktarındaki artış hız kesmiyor. Sadece 2025’in Ocak-Eylül döneminde, dünya genelindeki borç yükü 26,4 trilyon dolar arttı. Bu da haftalık bazda yaklaşık 675 milyar dolarlık bir artışa denk geliyor. Özellikle kamu borçlanmasındaki artış, toplam borç seviyesinin yukarı yönlü hareketinin başlıca nedeni olarak öne çıkıyor.
Gelişmiş ülkeler borcun büyük kısmını oluşturuyor
2025’in üçüncü çeyreği itibarıyla gelişmiş ekonomilerde toplam borç 230,6 trilyon dolara ulaşarak rekor kırdı. Bu ülkelerde borçlanmanın önemli bir kısmı kamu finansmanı kaynaklı gerçekleşti. IIF verileri, ABD ve Çin’in, borç artışında başı çektiğini gösteriyor. Bu iki ülkeyi sırasıyla Fransa, İtalya ve Brezilya izledi. Özellikle pandemiden sonra genişlemeci maliye politikalarının sürmesi, bütçe açıklarını kapatmak için yoğun borçlanmaya gidilmesine yol açtı. Enflasyonist baskılar nedeniyle yükselen faiz oranları, borcun sürdürülebilirliği açısından ciddi bir endişe kaynağı haline gelmiş durumda.
Gelişmekte olan piyasalarda borç 115 trilyon doları aştı
Gelişmekte olan ekonomilerde borç, 2025’in üçüncü çeyreğinde 115 trilyon doları geçti. Özellikle Rusya, Güney Kore, Polonya ve Meksika, borç stoklarındaki artış açısından dikkat çeken ülkeler arasında yer aldı. Yüksek faiz ortamı ve döviz kurlarındaki oynaklık, gelişmekte olan ülkelerin borç servis maliyetlerini artırırken, yatırımcı güveni açısından kırılganlık oluşturuyor. IIF raporuna göre, bu ülkelerin önemli bir kısmı 2026 yılında ciddi bir yeniden finansman ihtiyacıyla karşı karşıya kalacak.
Eurobond ihracında rekor seviye: 255,7 milyar dolar
IIF ve JPMorgan verilerine göre, 2025 yılı boyunca gelişmekte olan piyasalarda gerçekleştirilen eurobond ihraçları rekor kırdı. Aralık ayı başı itibarıyla toplam ihraç 255,7 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu tutarın 182,1 milyar doları, yatırım yapılabilir nota sahip ülkeler tarafından gerçekleştirildi. Eurobond ihracındaki bu artış, gelişmekte olan ekonomilerin dış finansman ihtiyaçlarını karşılamakta artan bir şekilde uluslararası piyasalara yöneldiğini ortaya koyuyor. Ancak yüksek faiz oranları nedeniyle bu kaynakların maliyeti, önceki yıllara kıyasla oldukça yükselmiş durumda.
Kamu borcu küresel borç artışında başı çekiyor
Raporun en dikkat çeken bulgularından biri, küresel borç artışının neredeyse tamamının kamu sektöründen kaynaklanması oldu. Genişlemeci maliye politikaları, pandemi sonrası toparlanma sürecinde devletlerin ekonomiye daha fazla müdahale etmesine yol açtı. Bu da hükümetlerin borçlanma seviyelerini hızla artırdı. Özellikle sosyal harcamalar, altyapı yatırımları ve enerji sübvansiyonları gibi kalemler kamu bütçelerinde baskı yaratırken, vergi gelirleri bu harcamaların finansmanında yetersiz kalmaya devam ediyor. Bu da borçlanmanın ana alternatif kaynak olarak kullanılmasına neden oluyor.
Doların zayıflaması borç stoklarını büyütüyor
2025 yılı boyunca ABD dolarında yaşanan zayıflama, yerel para cinsinden borçların dolar bazında değerini artırdı. Bu durum, özellikle gelişmekte olan ülkelerin dış borçlarının dolar karşısındaki büyüklüğünü yükseltti. IIF, doların değerindeki her %5’lik düşüşün, gelişen piyasalarda borç stokunu ortalama %1,2 oranında artırdığını tahmin ediyor. Bu mekanizma, kur dalgalanmalarına karşı korumasız ülkeler için önemli bir risk unsuru oluşturuyor. Döviz gelirleri sınırlı olan ekonomilerde, dış borç servisi bu nedenle mali dengeleri zorlayabiliyor.
ABD’de yargı kararı yeni borç dalgası yaratabilir
IIF, ABD Yüksek Mahkemesi’nin, Trump yönetimi tarafından uygulanan tarifelerin yasallığına ilişkin kararının, ülkenin borçlanma ihtiyacını artırabileceği konusunda uyarıda bulundu. Kararın olumsuz çıkması durumunda, ABD Hazine’sinin daha fazla açıkla karşılaşması ve borçlanma ihtiyacının büyümesi bekleniyor. ABD, 2025 yılı içinde toplamda 3,5 trilyon dolarlık yeni tahvil ihraç etti ve faiz ödemeleri, bütçedeki en büyük kalemlerden biri haline geldi. Bu nedenle yargı kararlarının borç dinamiklerine etkisi, finansal piyasalarda da yakından izleniyor.
Finans dışı şirket borcu 100 trilyon dolara yaklaştı
Raporda, küresel ölçekte finans dışı şirketlerin borçlarının 2025 üçüncü çeyreği itibarıyla 100 trilyon dolara yaklaştığı vurgulandı. Özellikle yapay zekâ ve temiz enerji gibi yüksek yatırım gerektiren sektörlerde borçlanma temposu daha da hızlandı. Bu artış, hem inovasyona dayalı sektörlerdeki sermaye ihtiyacının büyüklüğünü hem de şirketlerin uzun vadeli yatırımlar için dış finansmana bağımlılığını ortaya koyuyor. Ancak faiz oranlarının yüksek olduğu bir dönemde bu tür borçlar, şirket bilançolarında kırılganlık yaratma riski taşıyor.
Hanehalkı borcu 64 trilyon dolara çıktı, oran düşüşte
Küresel düzeyde hanehalkı borcu, 2025’in üçüncü çeyreğinde 64 trilyon dolara ulaştı. Ancak, bu borcun GSYH’ye oranı %57’ye gerileyerek 2015’ten bu yana en düşük seviyeye indi. Bu gelişme, hanehalklarının borçlarını görece daha sürdürülebilir düzeyde tuttuğunu gösteriyor. Özellikle gelişmiş ekonomilerde, konut kredilerindeki yavaşlama ve tüketici kredilerine erişimdeki sıkılaşma, hanehalkı borcunun sınırlı artmasına neden oldu. Ancak bu durum, iç talep büyümesi açısından sınırlayıcı bir faktör olmaya devam ediyor.
2026’da yeniden finansman riski büyüyor
IIF verilerine göre, 2026 yılında gelişmekte olan piyasaların yaklaşık 8 trilyon dolar, gelişmiş ekonomilerin ise 16 trilyon doların üzerinde borcu yeniden finanse etmesi gerekecek. Bu durum, küresel finansal sistemde yüksek yeniden finansman riskine işaret ediyor. Yüksek faiz oranları, daralan küresel likidite ve jeopolitik belirsizlikler, borçlanma koşullarını daha da zorlaştırabilir. Dolayısıyla 2026 yılı, kamu ve özel sektörün finansman stratejileri açısından kritik önemde olacak.