Japonya’da beklenen erken genel seçim, hükümetin tüketim vergisi oranlarında indirime gitme olasılığını artırdı. Artan yaşam maliyetleri karşısında kamuoyu baskısıyla karşılaşan iktidar, düşük gelirli haneleri rahatlatacak adımları tartışmaya açtı. Muhalefet partileri de bu yönde alınacak geçici kararların desteklenebileceği sinyallerini verdi.
İktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) ve koalisyon ortağı Ishin’in gıda ürünlerindeki %8’lik tüketim vergisinin geçici olarak kaldırılması yönünde bir anlaşmaya vardığı bildirildi. LDP Genel Sekreteri Shunichi Suzuki, “Anlaşmada yazılı olanı samimiyetle gerçekleştirmek temel duruşumuzdur,” diyerek bu yöndeki siyasi kararlılığı ortaya koydu.
Vergi indirimi beklentisi tahvil piyasasında baskı yarattı
Bu gelişmeler, finansal piyasalarda da yankı buldu. Pazartesi günü, Japonya’nın 10 yıllık devlet tahvili getirisi %2,23’e çıkarak son 27 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Yatırımcılar, devlet gelirlerinde oluşabilecek potansiyel açık ve bütçe dengelerindeki olası bozulma nedeniyle Japon tahvillerini daha yüksek risk primiyle fiyatlamaya başladı.
Uzmanlar, tüketim vergisinin düşürülmesinin kısa vadede iç talebi canlandırabileceğini, ancak uzun vadede Japonya’nın kamu borcu üzerindeki yükü artırabileceğini vurguluyor. Japonya, halihazırda GSYİH’sine oranla dünyanın en yüksek kamu borç oranlarından birine sahip ülkeler arasında yer alıyor.
Gıda vergisinin geçici olarak kaldırılması gündemde
Japonya’da şu anda gıda ürünlerine %8, diğer mal ve hizmetlere ise %10 oranında tüketim vergisi uygulanıyor. Gıda gibi temel tüketim ürünlerinde uygulanan indirimli oran, dar gelirli haneleri desteklemeyi hedefliyor. Ancak son ekonomik gelişmeler, bu oranın sıfırlanmasına yönelik kamu baskısını artırmış durumda.
Başbakan Sanae Takaichi’nin önümüzdeki ay erken seçim çağrısı yapması ve seçim kampanyasında gıda vergisini iki yıllığına kaldırmayı taahhüt etmesi bekleniyor. Ana muhalefet partisi de bu öneriye temkinli bir destek vererek, “vergi indiriminin haneler üzerinde kısa vadeli rahatlama sağlayabileceğini” ifade etti.
Erken seçim, maliye politikalarında esnekliğe zemin hazırlıyor
Başbakan Takaichi’nin güçlü kamuoyu onay oranlarından yararlanarak şubat ayında erken seçim çağrısı yapması bekleniyor. Bu adım, maliye politikalarında daha esnek bir pozisyon alınmasına zemin hazırlayabilir. Seçim öncesinde ekonomiye yönelik teşvikler, iktidarın seçmen nezdindeki desteğini artırma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Seçim dönemlerinde alınan maliye politikası kararlarının kalıcı olmaktan ziyade geçici etkiler yaratması muhtemel. Ancak gıda vergisinin kaldırılması, özellikle düşük gelirli ve yaşlı nüfusun desteklenmesi açısından geniş yankı uyandırabilir.
Yaşlanan nüfus ve sosyal harcamalar vergi reformlarını zorlaştırıyor
Japonya’da tüketim vergisi, hızla yaşlanan nüfus nedeniyle artan sosyal güvenlik harcamalarının finansmanında temel kaynaklardan biri olarak görülüyor. Sağlık, emeklilik ve bakım hizmetlerine yönelik kamu harcamaları, her yıl artan bir eğilim gösteriyor. Bu nedenle vergi gelirlerindeki düşüş, hükümetin sosyal hizmetleri sürdürebilme kapasitesini riske atabilir.
Ekonomistler, tüketim vergisinin geçici olarak kaldırılmasının siyasi açıdan anlaşılabilir olduğunu, ancak uzun vadeli mali sürdürülebilirlik açısından dikkatle planlanması gerektiğini belirtiyor.
Halk desteği ile ekonomik büyüme arasında denge aranıyor
Tüketim vergisinin düşürülmesi ya da geçici olarak kaldırılması, iç talebi teşvik edebilir. Japon ekonomisi uzun yıllardır deflasyonist baskılarla mücadele ediyor ve özel tüketimin artırılması, büyümenin desteklenmesinde kritik öneme sahip. Ancak vergi indiriminin yaratacağı mali açıklar, ilerleyen dönemlerde yeni borçlanma ihtiyacını doğurabilir.
Bu bağlamda, Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) para politikasında sıkılaşma sinyalleri verdiği bir dönemde, maliye politikasında genişlemeci adımlar atılması, para-maliye dengesi açısından karmaşık bir tablo yaratabilir.
Vergi indiriminin olası etkileri sektörler bazında değerlendiriliyor
Tüketim vergisinin gıda sektöründe kaldırılması, perakende zincirleri ve tüketici ürünleri üreten şirketler açısından olumlu yansımalar yaratabilir. Büyük market zincirleri ve hızlı tüketim ürünleri sektöründe talep artışı öngörülürken, bu durum bazı firmaların kâr marjlarını yukarı çekebilir.
Ancak kamusal hizmetlerden gelir sağlayan sektörlerde, örneğin sağlık ve sosyal yardım alanlarında vergi gelirlerinde yaşanacak düşüş, kamu projelerinin finansmanında sıkıntılara yol açabilir. Ayrıca mali baskının artması, ileride başka vergi artışlarını gündeme getirebilir.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının izlemede olduğu bildirildi
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, Japonya’nın bütçe açığı ve borç dinamiklerini yakından takip ediyor. Fitch, Moody’s ve S&P gibi kuruluşların Japonya’nın olası vergi indirimi hamlesi sonrası mali disiplin taahhütlerini tekrar değerlendirmesi muhtemel.
Bu bağlamda, Japon hükümetinin olası bir not indirimi riskine karşı uzun vadeli mali konsolidasyon planı sunması bekleniyor. Aksi halde Japon varlıklarına yönelik risk primi artabilir, bu da döviz kurlarında ve sermaye piyasalarında oynaklığa neden olabilir.
Japonya’nın kamu borcu sürdürülebilirlik sınırında
Japonya’nın kamu borcu, GSYİH’nın %260’ına yaklaşarak gelişmiş ekonomiler arasında en yüksek seviyeye ulaşmış durumda. Bu yüksek oran, maliye politikasında atılacak her adımın piyasa ve uluslararası kuruluşlar tarafından dikkatle izlenmesine neden oluyor.
Tüketim vergisinin geçici olarak kaldırılması, yalnızca bütçeye değil, aynı zamanda borçlanma maliyetlerine de doğrudan etki edebilir. Son tahvil getirilerindeki yükseliş, piyasanın bu riski şimdiden fiyatlamaya başladığını gösteriyor.
Sonuç: Vergi indirimi kısa vadede rahatlatabilir, uzun vadede riskli
Japonya’da yaklaşan erken seçim, hükümetin maliye politikası üzerinde doğrudan etkili olmaya başladı. Tüketim vergisinin özellikle gıda ürünlerinde geçici olarak kaldırılması ihtimali güçlenirken, bu adımın yaratacağı ekonomik, siyasi ve mali etkiler çok boyutlu olarak değerlendiriliyor.
Seçim öncesinde kamuoyunu rahatlatacak bu tür adımların, uzun vadede mali sürdürülebilirlik ve kredi güvenilirliği açısından yeni riskler doğurabileceği konusunda uyarılar yapılıyor. Bu nedenle iktidarın seçim vaatleri ile ekonomik gerçeklik arasında dikkatli bir denge kurması bekleniyor.