İngiltere, sıfır emisyonlu araç hedeflerinde Avrupa Birliği’nden (AB) net biçimde ayrışmaya başladı. Avrupa Komisyonu’nun emisyon düzenlemelerinde esneklik sinyali vermesinin ardından, İngiltere’nin katı karbon nötr hedefleriyle başta yerli üreticiler olmak üzere tüm otomotiv sektörü için yeni bir zorluk dönemi başlamış görünüyor.
İngiltere 2035 hedefinden taviz vermiyor
İngiltere, otomobil üreticilerinin sattıkları yeni araçların tamamının 2035 itibarıyla sıfır emisyonlu olması gerektiğini içeren yasa çerçevesinde ilerlemeye devam ediyor. Buna göre 2025 itibarıyla üreticilerin satışlarının %22’si, 2030’da %80’i ve 2035’te ise %100’ü elektrikli araçlardan oluşmalı.
Bu hedef, AB’nin 2035 yılı için koyduğu sıfır emisyon zorunluluğuyla benzer görünse de, AB Komisyonu’nun alternatif yakıtları kapsama alma ve esneklik tanıma eğilimi İngiltere’yi daha katı ve yalnız bir konuma itiyor.
AB yumuşarken İngiltere vites yükseltiyor
Avrupa Birliği, son dönemde özellikle Almanya, Fransa ve İtalya gibi otomotivde güçlü ülkelere yönelik baskılar sonucu, içten yanmalı motorlara geçiş sürecinde bazı geçici muafiyetleri gündeme aldı. E-yakıtların kullanımı, belirli araç kategorilerinde geçici hibrit modellerin kabulü gibi esneklik önerileri, sektörün karbon nötr dönüşümünü daha yönetilebilir kılmayı amaçlıyor.
İngiltere ise tam tersine, karbon salımının tamamen sıfırlanmasını hedefleyen politikaları sürdürerek üreticilere ciddi bir uyum baskısı uyguluyor. Bu durum özellikle Jaguar Land Rover ve Aston Martin gibi lüks segment üreticileri için teknoloji dönüşüm maliyetlerinin hızla artmasına neden oluyor.
İngiltere otomotiv üreticileri için yeni yatırım baskısı doğuyor
İngiltere’nin agresif politikaları, yerli ve uluslararası üreticilerin Ar-Ge yatırımlarında hızlanma ihtiyacını gündeme getiriyor. Bu da sektörde daha fazla elektrikli araç yatırımı, üretim kapasitesi dönüşümü ve batarya teknolojilerinde yerelleşme baskısı anlamına geliyor.
Nitekim son iki yıl içinde Stellantis, Nissan ve BMW gibi küresel oyuncular, İngiltere’de elektrikli araç yatırımlarını artıracaklarını açıkladı. Ancak sektör temsilcileri, altyapı yetersizliği, batarya tedarik zinciri riskleri ve tüketici talebinin henüz istenilen düzeye ulaşmaması nedeniyle hedeflere ulaşmanın zor olabileceğini dile getiriyor.
Elektrikli araç penetrasyonunda İngiltere önde
Rakamlar, İngiltere’nin 2025 itibarıyla Avrupa ortalamasının üzerinde bir elektrikli araç satış oranı yakaladığını gösteriyor. Society of Motor Manufacturers and Traders (SMMT) verilerine göre, 2025 yılında İngiltere’de satılan her 100 araçtan 28’i bataryalı elektrikli araç oldu. Bu oran AB ortalamasında 21 seviyesinde kaldı.
Bununla birlikte, hızlı şarj altyapısı, elektrikli araç finansman modelleri ve enerji fiyatlarının istikrarı gibi konular, elektrikli araç yayılımında belirleyici rol oynamaya devam ediyor. Sadece regülasyonla değil, aynı zamanda piyasa teşvikleriyle desteklenen dönüşüm, sürdürülebilir büyümenin anahtarı olarak görülüyor.
Uzmanlara göre politik baskı üretici kararlarını etkiliyor
Birmingham Business School’dan otomotiv sektörü profesörü David Bailey, “İngiltere artık tamamen çizgi dışına çıktı. Önemli bir otomotiv sanayisine sahip olup bu kadar agresif bir hedef koyan başka bir ülke yok” diyerek, hükümetin politikalarının piyasaya etkisini özetliyor.
Bailey, üreticilerin bu baskı altında yeni modelleri daha erken sürede piyasaya sunmak zorunda kaldığını ve planlanan ürün takvimlerinde ciddi kaymalar yaşandığını belirtiyor. Aynı zamanda, tüketicinin elektrikli araçlara geçişinde pazarın değil regülasyonun belirleyici hale geldiğini vurguluyor.
Finansal piyasalar için risk mi, fırsat mı?
İngiltere’nin izlediği bu politikaların, otomotiv sektöründeki halka açık şirketlerin hisse performansları üzerinde farklı etkileri olabilir. Yatırımcılar açısından daha katı regülasyonlar, kısa vadede maliyet ve kârlılık riskleri taşırken, uzun vadede karbon nötr dönüşümde öncü olmanın marka değeri yaratabileceği düşünülüyor.
Özellikle yeşil tahvil ve sürdürülebilirlik odaklı ETF’lerde İngiltere merkezli otomotiv hisselerine yönelim artabilir. Bu da, yerli üreticilerin uluslararası finansman kaynaklarına daha düşük maliyetle erişim sağlayabilmelerine zemin hazırlayabilir.
Tedarik zincirleri yeniden şekilleniyor
Elektrikli araç üretiminin ön koşulu olan batarya ve yarı iletken tedarikinde İngiltere’nin politikaları, AB ile ticari iş birliklerini de etkileyebilir. Brexit sonrası ticaret anlaşmalarında belirlenen kurallar, elektrikli araçlarda kullanılacak parçaların menşe statüsünü belirliyor. Eğer üretim zincirleri İngiltere’ye taşınamazsa, ithal edilen bataryalara uygulanan vergiler üretim maliyetlerini yukarı çekebilir.
Bu noktada, İngiltere’nin yerli batarya üretimi alanında stratejik yatırımları hızlandırması bekleniyor. Hükümetin 2024 sonunda açıkladığı 3 milyar sterlinlik batarya teşvik paketi, bu sürecin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.
Tüketici tarafında talep yeterince güçlü mü?
Regülasyonlar ne kadar katı olursa olsun, dönüşümün başarısı büyük ölçüde tüketici davranışına bağlı. İngiltere’de elektrikli araçlara olan ilgi son yıllarda artmış olsa da, hala birçok tüketici menzil endişesi, şarj altyapısının yetersizliği ve yüksek fiyatlar nedeniyle temkinli davranıyor.
Sektör uzmanlarına göre, 2026’dan itibaren elektrikli araçların toplam sahip olma maliyetinin içten yanmalı araçlarla eşitlenmesiyle birlikte tüketici talebi ivme kazanabilir. Bu eşik aşıldığında, regülasyonlar artık baskı değil yön gösterici bir unsur haline gelebilir.
Sonuç: İngiltere dönüşümde ısrarcı ancak yalnız
Avrupa Birliği’nin daha esnek bir sıfır emisyon politikası benimsemesi, İngiltere’yi elektrikli araç stratejisinde yalnız bırakmış durumda. Ancak hükümetin 2035 hedefi konusundaki kararlılığı, sektöre ciddi bir dönüşüm baskısı uygulamaya devam ediyor.
Bu gelişmeler, hem üreticiler hem de yatırımcılar için belirsizlikler kadar fırsatlar da yaratıyor. Özellikle teknoloji, enerji ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımcılar açısından, İngiltere’nin politik duruşu stratejik pozisyon alma açısından dikkatle izlenmeye devam edecek.