Euro Bölgesi'nde üretici fiyatları Şubat'ta geriledi | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.23
44,8573
EUR/TRY
%-0.09
52,8184
GBP/TRY
%0.01
60,6735
CHF/TRY
%0.49
57,3954
SAR/TRY
%0.23
11,9585
JPY/TRY
%0.32
0,2830
RUB/TRY
%0.77
0,59064
EUR/USD
%-0.16
1,17632
EUR/GBP
%-0.07
0,8703
GBP/USD
%-0.07
1,3517
BRENT/USD
%-6.58
93,28
XAU/TRY
%1.06
216.621,99
XAG/TRY
%3.20
3.622,01
CAD/TRY
%0.33
32,7693
AUD/TRY
%0.35
32,1650
SEK/TRY
%0.50
4,8954
RSD/TRY
%-0.04
0,4500
XAU/USD
%0.84
4.829,99

Euro Bölgesi’nde üretici fiyatları Şubat’ta geriledi

Eurostat verilerine göre 2026 yılı Şubat ayında sanayi üretici fiyatları Euro Bölgesi genelinde aylık bazda yüzde 0,7, yıllık bazda ise yüzde 3,0 düşüş kaydetti. Enerji maliyetlerindeki gerileme, Avrupa'daki bu ivmenin temel kaynağı oldu. Avrupa İstatistik Ofisi (E…

Eurostat verilerine göre 2026 yılı Şubat ayında sanayi üretici fiyatları Euro Bölgesi genelinde aylık bazda yüzde 0,7, yıllık bazda ise yüzde 3,0 düşüş kaydetti

blank
Paylaş

Eurostat verilerine göre 2026 yılı Şubat ayında sanayi üretici fiyatları Euro Bölgesi genelinde aylık bazda yüzde 0,7, yıllık bazda ise yüzde 3,0 düşüş kaydetti. Enerji maliyetlerindeki gerileme, Avrupa’daki bu ivmenin temel kaynağı oldu.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) tarafından yayımlanan en güncel makroekonomik verilere göre, 2026 yılının Şubat ayında sanayi üretici fiyatları, Avrupa genelinde aşağı yönlü bir ivme sergilemeye devam etmiştir. Açıklanan resmi rakamlar, Euro Bölgesi sınırları içerisinde üretici fiyat endeksinin (ÜFE) bir önceki aya kıyasla yüzde 0,7 oranında azaldığını, daha geniş bir coğrafyayı kapsayan Avrupa Birliği (AB) genelinde ise bu daralmanın yüzde 0,5 seviyesinde gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Üretim bandındaki maliyetlerin seyrini yansıtan bu veriler, Avrupa merkezli sanayi kuruluşlarının maliyet yüklerindeki hafiflemenin sürdüğüne işaret etmektedir. Makroekonomik istikrarın sağlanması ve enflasyonist baskıların kontrol altına alınması hedefiyle uygulanan sıkı para politikalarının reel sektör üzerindeki yansımaları, üretici fiyatlarındaki bu gerileme ile daha net bir şekilde okunabilmektedir. Tedarik zincirlerinde pandemi ve sonrasındaki jeopolitik krizlerin yarattığı tahribatın büyük ölçüde onarılmış olması ve hammaddeye erişim maliyetlerinin normalize olması, şubat ayındaki bu düşüşü destekleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır.

Yıllık bazda yapılan karşılaştırmalar, üretici enflasyonundaki geri çekilmenin kalıcı bir yapıya bürünmeye başladığını göstermektedir. 2025 yılının Şubat ayı baz alındığında, 2026 yılı Şubat ayında fiyatlardaki yıllık gerileme Euro Bölgesi için yüzde 3,0 gibi oldukça belirgin bir seviyede ölçülmüştür. Avrupa Birliği genelinde ise bu yıllık düşüş yüzde 2,7 olarak hesaplanmıştır. Üretici fiyatlarındaki bu yıllık bazlı azalış, nihai tüketici fiyatları endeksine (TÜFE) doğru ilerleyen maliyet aktarım mekanizmasının zayıfladığını kanıtlamaktadır. Tüketici enflasyonunun öncü göstergesi olarak kabul edilen sanayi üretici fiyatları, şirketlerin kar marjlarını korumak adına nihai ürün fiyatlarına yaptıkları zam ihtiyacının ortadan kalktığını, hatta bazı sektörlerde fiyat indirimlerine gidilebilecek bir alanın oluştuğunu göstermektedir. Bu tablo, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) enflasyonla mücadele kapsamında belirlediği yüzde 2,0 hedefine ulaşma yolunda politika yapıcılara önemli bir hareket alanı ve moral sağlamaktadır.

Euro bölgesinde enerji fiyatlarındaki düşüş endeksi aşağı çekti

Açıklanan Eurostat verilerinin alt kalemleri incelendiğinde, manşet verideki düşüşün ana sürükleyicisinin tartışmasız bir şekilde enerji fiyatları olduğu görülmektedir. Aylık bazda Euro Bölgesi içindeki enerji sektörü fiyatlamalarında yüzde 2,4 oranında sert bir düşüş yaşanmıştır. AB genelinde de benzer bir eğilim gözlemlenmiş ve enerji maliyetleri aylık bazda yüzde 1,8 oranında gerilemiştir. Yıllık tabloya bakıldığında ise durumun vahameti ve sanayici lehine olan değişim çok daha çarpıcıdır; Euro Bölgesi genelinde enerji fiyatları yıllık bazda tam yüzde 11,7 oranında çakılmıştır. Bu dramatik gerileme, Avrupa’nın 2022 ve sonrasında yaşadığı büyük enerji krizinin etkilerini kalıcı olarak sildiğini ve yeni bir denge noktasına ulaştığını göstermektedir.

Kıta genelindeki enerji fiyatları üzerindeki bu amansız düşüş baskısı, birden fazla makroekonomik ve yapısal faktörün eş zamanlı olarak devreye girmesiyle açıklanabilmektedir. İlk olarak, küresel piyasalarda doğal gaz ve petrol varil fiyatlarının 2026 yılının ilk çeyreğinde ılımlı bir seyir izlemesi, Avrupa’nın ithalat faturasını ciddi şekilde hafifletmiştir. Buna ek olarak, Avrupa ülkelerinin yenilenebilir enerji kaynaklarına (güneş ve rüzgar) yaptıkları devasa altyapı yatırımlarının meyvelerini vermesi, kıtanın fosil yakıtlara olan dışa bağımlılığını azaltarak spot elektrik piyasalarındaki fiyat oynaklığını minimize etmiştir. Kış aylarının mevsim normallerinin üzerinde sıcaklıklarla geçmesi nedeniyle ısınma kaynaklı doğal gaz talebinin zayıf kalması da depolardaki doluluk oranlarının tarihi yüksek seviyelerde tutunmasını sağlamış, bu da enerji tedarikçilerinin sanayi tesislerine sunduğu tarifelerde ciddi indirimlere gitmelerinin önünü açmıştır.

Enerji maliyetlerindeki bu radikal düşüşün, Avrupa’nın ağır sanayisi, petrokimya tesisleri, demir-çelik üreticileri ve otomotiv sektörü gibi yüksek enerji yoğunluklu endüstrileri için adeta bir can suyu işlevi gördüğü unutulmamalıdır. Üretim maliyetlerinin en büyük kalemlerinden biri olan enerjideki bu rahatlama, Avrupalı şirketlerin küresel rakiplerine, özellikle de Çinli ve Amerikalı üreticilere karşı kaybettikleri rekabet avantajını yeniden kazanmalarına olanak tanımaktadır. Üretim maliyetlerindeki düşüş, ihracat pazarlarında daha agresif fiyatlama stratejileri izlenmesini mümkün kılarken, şirketlerin operasyonel kar marjlarını da belirgin bir biçimde desteklemektedir.

Çekirdek enflasyon göstergeleri ve sanayi mallarındaki eğilim

Manşet üretici enflasyonu rakamları her ne kadar enerji öncülüğünde aşağı yönlü bir tablo çizse de, piyasa analistleri ve merkez bankası yetkilileri için asıl kritik olan veri, dalgalanması yüksek olan enerji fiyatlarının dışarıda bırakılarak hesaplandığı çekirdek göstergelerdir. Eurostat raporuna göre, enerji hariç sanayi üretici fiyatları aylık bazda yüzde 0,1 oranında oldukça sınırlı bir artış göstermiştir. Bu durum, enerji şokunun ötesinde, sanayi sektörünün genel dokusunda fiyatların büyük ölçüde stabilize olduğunu, hiperenflasyonist dönemin geride bırakıldığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Tedarik zinciri kaynaklı maliyet şoklarının sönümlenmesi ve küresel emtia piyasalarındaki denge, bu stabilizasyona katkı sunan ana etmenlerdir.

Alt kategoriler detaylı olarak incelendiğinde, Euro Bölgesi sınırları içerisindeki ara mallar ve sermaye malları fiyatlarının aylık bazda yüzde 0,3 oranında arttığı görülmektedir. Tüketicilerin doğrudan satın aldığı dayanıklı tüketim mallarında ise aylık yüzde 0,2’lik çok hafif bir yukarı yönlü hareket kaydedilmiştir. Yıllık bazdaki verilere dönüldüğünde ise, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 2,5, sermaye mallarında yüzde 1,6 ve ara mallarda yüzde 1,3 seviyesinde artışlar raporlanmıştır. Bu veriler, çekirdek maliyetlerdeki artış hızının tarihsel ortalamalara yakınsadığını ve kontrol altında olduğunu göstermektedir. Özellikle sermaye mallarındaki ılımlı artış, şirketlerin yatırımlarını sürdürme iştahının tamamen kaybolmadığını, ancak finansman maliyetlerinin yüksek seyretmesi sebebiyle üreticilerin makine ve teçhizat fiyatlarına yüksek zamlar yapmaktan kaçındığını ifade etmektedir.

Dayanıklı tüketim mallarındaki yıllık yüzde 2,5’lik artış, Avrupa genelinde hanehalkı talebinin tamamen çökmediğine, istihdam piyasasındaki görece sıkı durumun ve artan reel ücretlerin tüketim eğilimini desteklemeye devam ettiğine işaret etmektedir. Ancak yine de, ara mallarındaki yıllık artışın yalnızca yüzde 1,3 ile sınırlı kalması, fabrikalara giren ham ve yarı mamul maddelerin maliyetlerindeki artışın neredeyse durma noktasına geldiğini kanıtlamaktadır. Bu durum, önümüzdeki çeyreklerde dayanıklı tüketim malları enflasyonunun daha da yavaşlayacağına ve tüketici enflasyonuna yapılan yukarı yönlü maliyet transferinin tamamen ortadan kalkacağına dair güçlü bir makroekonomik sinyal olarak yorumlanmalıdır.

İspanya ve irlanda üretici enflasyonunda en fazla düşen ülkeler

Üretici fiyatlarındaki genel düşüş eğilimi, üye ülkeler bazında incelendiğinde oldukça farklı ekonomik dinamiklerin devrede olduğu görülmektedir. Açıklanan veriler ışığında, aylık bazda en keskin üretici fiyatı düşüşleri İber Yarımadası ülkeleri ve İrlanda’da yoğunlaşmıştır. İspanya aylık yüzde 3,1’lik düşüşle Euro Bölgesi içerisinde ilk sırayı alırken, onu yüzde 2,6 ile İrlanda ve yüzde 1,8 ile Portekiz takip etmiştir. Yıllık bazda yapılan bölgesel analizde de tablo değişmemiş; İspanya yüzde 7,0, İrlanda yüzde 4,6 ve Portekiz yüzde 4,5 oranında üretici fiyatlarında deflasyonist bir sürece tanıklık etmiştir.

İspanya ve Portekiz’in üretici enflasyonunu en hızlı düşüren ülkeler olarak öne çıkmasının arkasında yapısal enerji politikaları yatmaktadır. Bu iki ülke, uzun süredir yenilenebilir enerji altyapısına yaptıkları stratejik yatırımların karşılığını almaktadır. Rüzgar ve güneş enerjisi kapasitelerinin toplam enerji üretimindeki payının rekor seviyelere ulaşması, elektrik maliyetlerini Avrupa’nın geri kalanından çok daha hızlı bir şekilde aşağı çekmiştir. İber Yarımadası’nın Avrupa’nın genel doğal gaz boru hattı ağına görece daha az entegre olması ve kendi sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminallerine sahip olması da, enerji maliyetlerinin bağımsız ve ucuz bir şekilde yönetilmesine imkan tanımıştır. Bu ucuz enerji arzı, İspanyol ve Portekizli sanayicilerin fabrikalarındaki üretim maliyetlerini dramatik ölçüde düşürerek onlara Avrupa iç pazarında devasa bir rekabet avantajı sunmuştur.

İrlanda’nın durumu ise tamamen farklı, kendine has makroekonomik temellere dayanmaktadır. İrlanda ekonomisi büyük ölçüde ülkeye yatırım yapan devasa Amerikan teknoloji ve ilaç şirketlerinin (FDI) performansına endekslidir. İlaç, kimya ve bilişim donanımları sektörlerinde küresel tedarik zincirlerinin bir merkezi olan İrlanda, küresel navlun fiyatlarındaki düşüşten ve yarı iletken ile hammadde çip fiyatlarındaki global dengelenmeden en çok fayda sağlayan Avrupa ülkesi olmuştur. Ülkedeki sanayi üretici endeksi, geleneksel ağır sanayiden ziyade bu katma değerli sektörlerin transfer fiyatlamaları ve küresel girdi maliyetlerindeki azalışlar tarafından domine edilerek yıllık yüzde 4,6 oranında aşağı çekilmiştir.

Kuzey ve doğu avrupa ülkelerinde maliyet baskıları devam ediyor

İber Yarımadası’nda maliyetler hızla düşerken, Avrupa’nın Doğu, Kuzey ve Balkan bölgelerindeki bazı ekonomilerinde sanayi üretici fiyatları inatçı bir şekilde yükselmeye devam etmektedir. Veriler, aylık bazda en yüksek artışların Hırvatistan’da yüzde 3,8, Finlandiya’da yüzde 2,7 ve Litvanya’da yüzde 1,8 oranında gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Yıllık bazda değerlendirildiğinde ise Avrupa genelinde üretici fiyatlarının en çok arttığı ülkeler yüzde 9,2 ile Bulgaristan, yüzde 7,9 ile Finlandiya ve yüzde 3,5 ile Euro kullanmayan İsveç olarak kayıtlara geçmiştir. Bu ülkelerdeki maliyet artışları, genel Avrupa trendinden ciddi bir ayrışmaya işaret etmektedir.

Kuzey Avrupa ülkeleri olan Finlandiya ve İsveç’teki üretici enflasyonu katılıkları, büyük ölçüde bölgesel faktörlere ve sektörel kümelenmelere bağlanabilir. Baltık Denizi bölgesinde kış aylarında yaşanan dönemsel aşırı soğuklar, lokal enerji piyasalarındaki (özellikle Nord Pool elektrik borsası) anlık fiyat sıçramalarına neden olabilmektedir. Ayrıca, bu ülkelerdeki kağıt, orman ürünleri ve özel nitelikli çelik gibi temel sanayi kollarında küresel pazar talebinin güçlü kalması, üreticilerin fiyatlama güçlerini ellerinde tutmalarını sağlamaktadır. İskandinav ülkelerinde sendikalaşma oranlarının yüksekliği ve işgücü piyasalarındaki sıkılık da, ücret artışlarının üretim maliyetlerine doğrudan ve hızlı bir şekilde yansımasına sebebiyet vererek fiyat katılıklarını desteklemektedir.

Doğu Avrupa cephesinde, Bulgaristan, Hırvatistan ve Litvanya gibi ülkelerdeki yüksek üretici enflasyonunun temelinde ise “yakınsama” (convergence) ekonomisi dinamikleri ve işgücü maliyeti krizleri yatmaktadır. Bu ülkeler, Batı Avrupa’nın sanayi üretim merkezlerini kendi topraklarına çekmek için yoğun bir çaba sarf ederken, bu durum yerel işgücü piyasalarında ciddi bir talep patlamasına neden olmuştur. Nitelikli işgücü açığı, maaş ve ücretleri hızla yukarı çekmiş, işgücü maliyetlerindeki bu şok artışlar şirketlerin operasyonel giderlerini artırarak fabrikalardaki bant çıkış fiyatlarına yansımıştır. Ek olarak, Batı Avrupa’nın enerji geçişine daha yavaş ayak uydurabilen Doğu Avrupa ülkelerinin karbon emisyon vergi maliyetlerinden daha fazla etkilenmesi, sanayi üretici fiyatları üzerinde yukarı yönlü bir baskı mekanizması oluşturmuştur.

Avrupa merkez bankası faiz indirim döngüsü için yeni sinyaller

Şubat 2026’ya ait bu çarpıcı üretici fiyatları raporu, Frankfurt’taki Avrupa Merkez Bankası (ECB) Yönetim Konseyi’nin para politikası toplantıları öncesinde karar alıcılara sunulan en kritik veri setlerinden biri olma özelliğini taşımaktadır. Euro Bölgesi genelinde üretici fiyatlarının yıllık bazda yüzde 3,0 oranında daralması, dezenflasyon sürecinin sanayi tarafında sadece başarılı olmakla kalmadığını, aynı zamanda kalıcı bir zemine oturduğunu tescillemektedir. Tarihsel makroekonomik veriler, üretici fiyatlarındaki trend değişikliklerinin, yaklaşık 3 ila 6 aylık bir gecikmeyle (lag effect) manşet tüketici enflasyonuna yansıdığını göstermektedir. Bu bağlamda, fabrikalardaki fiyat düşüşlerinin kısa süre içinde market raflarına ve perakende satış fiyatlarına sızması kaçınılmazdır.

ECB Başkanı Christine Lagarde ve diğer politika yapıcılar için bu veri, halihazırda sıkı olan para politikasının gevşetilmesi (faiz indirimleri) yönündeki piyasa beklentilerini haklı çıkaracak güçlü bir temel oluşturmaktadır. Politika faizlerinin uzun süredir kısıtlayıcı bölgede tutulması, sanayi sektöründeki talebi dizginleyerek maliyet enflasyonunu ezmeyi başarmıştır. Ancak, üretici fiyatlarındaki bu sert gerileme devam ederken faizlerin uzun süre yüksek kalması, Avrupa genelinde bir sanayi durgunluğuna (resesyon) yol açma riskini barındırmaktadır. Sanayiciler girdi maliyetlerini düşürürken, yüksek faizler nedeniyle borçlanma maliyetlerinin artması, yeni fabrika yatırımlarının ve makine alımlarının önünü tıkamaktadır.

Bu nedenle, piyasa profesyonelleri ve büyük yatırım bankaları, sanayi üretici fiyatları verisindeki bu ivme kaybını baz alarak ECB’nin 2026’nın ikinci çeyreğinde faiz indirim döngüsünü daha agresif bir şekilde uygulayabileceğini fiyatlamaya başlamıştır. Ancak ECB’nin önündeki en büyük açmaz, sanayi sektöründeki bu deflasyonist eğilime rağmen, hizmet sektöründeki enflasyonun hala hedeflenen seviyelerin üzerinde seyretmesidir. İşgücü yoğun hizmet sektöründeki fiyat katılıkları, merkez bankasının politika adımlarını atarken sanayi ve hizmetler ayrışmasını çok dikkatli bir şekilde analiz etmesini gerektirecektir.

Küresel sanayi rekabeti ve avrupa ihracat pazarındaki yansıma

Euro Bölgesi‘ndeki üretici fiyatlarının gerilemesi, sadece iç makroekonomik dengeler açısından değil, küresel ticaret arenasında Avrupa’nın konumu açısından da hayati bir öneme sahiptir. Avrupa Birliği, tarihsel olarak dış ticaret fazlası veren, ileri teknoloji ve yüksek katma değerli sanayi malları ihracatına dayalı bir kıta ekonomisidir. Özellikle Almanya, Fransa ve İtalya gibi lokomotif ekonomilerin dış pazarlardaki pazar payı, üretim maliyetlerinin seyrine doğrudan bağlıdır. Son birkaç yılda yaşanan enerji ve emtia krizleri, Avrupa’nın Çin ve ABD karşısındaki rekabetçiliğini ciddi şekilde zedelemişti.

Ancak Şubat 2026 itibarıyla enerji fiyatları cephesinde yaşanan yıllık yüzde 11,7’lik düşüş ve ara mallarındaki enflasyonun yüzde 1,3 gibi ihmal edilebilir bir seviyeye inmesi, Avrupa’nın ihracat makinesinin yeniden tam kapasiteyle ve rekabetçi fiyatlarla çalışmaya başlayacağının sinyallerini vermektedir. Çin’in kendi iç pazarındaki deflasyonist baskıları ihraç etme stratejisi ve ABD’nin uyguladığı sanayi teşvik paketleri (Inflation Reduction Act) karşısında zorlanan Avrupalı firmalar, düşen üretici fiyatları sayesinde global ihalelerde daha düşük teklifler verebilme esnekliğine kavuşmuştur. Özellikle makine, takım tezgahları, kimya ürünleri ve otomotiv yan sanayisi ihracatında Avrupalı firmaların kar marjlarından feragat etmeden pazar paylarını geri kazanma ihtimali oldukça güçlenmiştir.

Buna ek olarak, üretici fiyatlarındaki bu düşüşün Euro/Dolar paritesi üzerindeki dolaylı etkileri de dikkatle takip edilmektedir. Düşük üretici enflasyonu, faiz indirim beklentilerini erkene çekerek Euro’nun majör para birimleri karşısında aşırı değerlenmesini engellemekte, bu da Avrupalı ihracatçıların kur avantajını korumasına yardımcı olmaktadır. Hem üretim bantlarından çıkan malların maliyetinin düşmesi hem de Euro’nun rekabetçi bir seviyede tutunması, 2026 yılının geri kalanında Euro Bölgesi dış ticaret dengesinin belirgin bir şekilde fazla vermesine katkı sağlayacak bir makro ortam yaratmaktadır.

Sektörel maliyet analizleri ve tedarik zincirlerindeki durum

Makro verilerin ötesine geçerek sektörel derinliğe inildiğinde, sanayi üretici fiyatları verisinin alt detayları Avrupa’nın sanayi kollarının mevcut sağlığı hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Ara malları fiyatlarının yüzde 1,3 gibi çok kısıtlı bir oranda artması, tedarik zincirlerinin pandemi ve jeopolitik krizler öncesindeki verimlilik seviyelerine büyük ölçüde geri döndüğünü kanıtlamaktadır. Çelik, alüminyum, plastik ve temel kimyasal bileşenlerin piyasa fiyatlarındaki stabilizasyon, bu ürünleri yoğun olarak kullanan otomotiv ve inşaat sektörleri için büyük bir rahatlama anlamına gelmektedir.

Özellikle Avrupa’nın can damarı olan otomotiv sektörü, çip krizinin aşılması ve metallerdeki fiyat normalleşmesi sayesinde üretim maliyetlerini daha tahmin edilebilir bir çerçevede yönetebilir duruma gelmiştir. Batarya üretim maliyetlerindeki düşüş ve elektrikli araçlara yönelik altyapı bileşenlerinin fiyatlarındaki gerileme, otomotiv endüstrisinin elektrikli mobiliteye geçiş sürecini finansal açıdan daha az sarsıntılı hale getirmektedir. Sermaye malları fiyatlarındaki yüzde 1,6’lık artış ise, makine ve teçhizat üreticilerinin teknolojik yenilenme maliyetlerini bir miktar yansıttığını, ancak zayıf sipariş defterleri nedeniyle fiyatlama güçlerinin sınırlı kaldığını göstermektedir.

İnşaat sektörü açısından bakıldığında, çimento, demir ve cam gibi inşaat ara malları maliyetlerindeki artış hızının kesilmesi, konut krizinin yaşandığı birçok Avrupa ülkesinde yeni projelerin başlatılması için cesaret verici bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Ancak, ara ve sermaye mallarındaki bu iyimser maliyet tablosuna rağmen, inşaat ve ağır sanayi kollarında işgücü maliyetlerinin hala toplam proje bütçeleri üzerinde en büyük baskı unsuru olmaya devam ettiği sektör temsilcileri tarafından sıklıkla vurgulanmaktadır.

Gelecek çeyrekler için makroekonomik beklentiler ve tahminler

2026 yılının ilk çeyreğini kapatmaya hazırlanırken ortaya çıkan bu Şubat ayı Eurostat verileri, yılın geri kalanı için Avrupa ekonomisinin projeksiyonunu şekillendiren temel taşlardan biridir. Ekonomi çevreleri ve makroekonomik araştırma kuruluşları, önümüzdeki birkaç aylık dönemde sanayi üretici fiyatları üzerindeki aşağı yönlü baskının baz etkilerinin (base effect) yavaş yavaş devreden çıkmasıyla birlikte bir miktar ivme kaybedebileceğini öngörmektedir. 2025 yılındaki yüksek enerji fiyatlarının endeksten çıkmasıyla, yıllık bazdaki eksi yöndeki büyük oranlar yerini sıfır çizgisine yakın, yatay bir seyre bırakabilir.

Bununla birlikte, endüstriyel üretim süreçlerindeki yapısal iyileşmeler ve zayıf iç talep nedeniyle maliyet enflasyonunun yeniden alevlenme ihtimali oldukça zayıf görünmektedir. Tedarik zinciri yöneticileri (PMI) anketleri ve fabrika sipariş verileri, sanayi aktivitesinde ılımlı bir toparlanma olsa dahi bunun kapasite kısıtları veya hammadde darboğazları yaratacak bir şiddette olmayacağına işaret etmektedir. Euro Bölgesi için en büyük risk unsuru, Orta Doğu veya Asya-Pasifik kaynaklı anlık jeopolitik gerginliklerin küresel emtia (özellikle petrol ve LNG) fiyatlarında ani şoklar yaratması ihtimalidir. Bu tür dışsal şoklar hariç tutulduğunda, Avrupa sanayisi 2026 yılını fiyat istikrarının sağlandığı, maliyetlerin minimize edildiği ve odak noktasının yeniden büyümeye ve verimlilik artışlarına çevrildiği bir restorasyon yılı olarak tamamlamaya adaydır.

blank

Yatırımcılar Fed faiz indirimi ihtimalini yeniden fiyatlıyor

Prev
blank

Mary Daly: İşgücü piyasası dengeleniyor ve tüketim devam ediyor

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba