Bakan Bolat: Türkiye-ABD ticaret hacmini 100 milyar dolara taşıyacağız | vkmfinans
Döviz Kurları
Döviz Kurları
USD/TRY
%0.07
44,8946
EUR/TRY
%-0.04
52,9077
GBP/TRY
%0.00
60,7822
CHF/TRY
%-0.07
57,6053
SAR/TRY
%0.07
11,9693
JPY/TRY
%-0.07
0,2826
RUB/TRY
%0.20
0,59967
EUR/USD
%-0.18
1,17667
EUR/GBP
%-0.07
0,8704
GBP/USD
%-0.13
1,3517
BRENT/USD
%0.96
96,47
XAU/TRY
%-0.47
215.240,67
XAG/TRY
%-0.59
3.555,88
CAD/TRY
%-0.01
32,8754
AUD/TRY
%-0.13
32,1626
SEK/TRY
%0.01
4,9156
RSD/TRY
%-0.07
0,4506
XAU/USD
%-0.54
4.794,35

Bakan Bolat: Türkiye-ABD ticaret hacmini 100 milyar dolara taşıyacağız

Türk müteahhitlerinin abd pazarındaki rolü ve yeni projeler Ticaret Bakanı Ömer Bolat, ABD iş dünyası ile görüşmesinde iki ülke arasındaki ticaret hacmini 100 milyar dolara ulaştırma hedefini vurguladı. Görüşmede ekonomik büyüme, yabancı ya…

Türk müteahhitlerinin abd pazarındaki rolü ve yeni projeler Ticaret Bakanı Ömer Bolat, ABD iş dünyası ile görüşmesinde iki ülke arasındaki ticaret hacmini 100 milyar dolara ulaştırma hedefini vurguladı

blank
Paylaş

Türk müteahhitlerinin abd pazarındaki rolü ve yeni projeler Ticaret Bakanı Ömer Bolat, ABD iş dünyası ile görüşmesinde iki ülke arasındaki ticaret hacmini 100 milyar dolara ulaştırma hedefini vurguladı. Görüşmede ekonomik büyüme, yabancı yatırımlar ve ticari engellerin azaltılması ele alındı.

Türkiye ve abd arasındaki yüz milyar dolarlık ticaret hedefi

Küresel ticaretin yeniden şekillendiği, tedarik zincirlerinin bölgeselleşme eğilimi gösterdiği ve korumacı politikaların dünya genelinde tartışıldığı bir konjonktürde, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ticari diplomasi hız kesmeden devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın, Ankara’da Ticaret Bakanlığı merkezleşkesinde ABD Ticaret Odası ve Amerika Birleşik Devletleri iş dünyasının önde gelen temsilcileriyle gerçekleştirdiği üst düzey temaslar, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın ekonomik boyutunu derinleştirmeyi amaçlamaktadır. Görüşmelerin ana eksenini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump tarafından daha önce ortak bir siyasi iradeyle ortaya konulan Türkiye-ABD ticaret hacmi hedefini 100 milyar dolar seviyesine taşıma vizyonu oluşturmuştur. Mevcut verilere göre 2025 yılı sonu itibarıyla 38,6 milyar dolar seviyesine ulaşan ikili ticaret hacmi, her iki ülkenin devasa pazar büyüklükleri ve üretim kapasiteleri dikkate alındığında, bu potansiyelin henüz tam anlamıyla kullanılmadığına işaret etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri, halihazırda Türkiye’nin en büyük üçüncü ihracat pazarı ve dördüncü büyük ithalat ortağı konumunda bulunarak Türk dış ticaretindeki vazgeçilmez yerini korumaktadır. Bu 100 milyar dolarlık Türkiye-ABD ticaret hacmi hedefine ulaşılması, sadece mevcut ihraç ürünlerinin miktarının artırılmasını değil, aynı zamanda sektörel çeşitlendirmenin sağlanmasını ve ticaretin yapısının yüksek teknoloji odaklı bir zemine oturtulmasını gerektirmektedir. Otomotiv yan sanayisi, savunma ve havacılık ürünleri, demir-çelik, tekstil ve hazır giyim gibi geleneksel ihraç kalemlerinin yanı sıra; yazılım, biyoteknoloji, yenilenebilir enerji ekipmanları ve elektronik bileşenler gibi katma değeri yüksek sektörlerin de ikili ticaretteki payının artırılması hedeflenmektedir. ABD iş dünyası temsilcilerinin Ankara’da ağırlanması, iki ülke arasındaki ticari engellerin birinci ağızdan tartışılması, yatırım fırsatlarının değerlendirilmesi ve Amerikan şirketlerinin Türkiye’yi bölgesel bir üretim ile ihracat üssü olarak konumlandırmaları açısından kritik bir eşik olarak değerlendirilmektedir. Bakan Bolat’ın açıklamaları, siyasi ilişkilerde zaman zaman yaşanan dalgalanmalara rağmen, ekonomik ilişkilerin kendi dinamikleri içerisinde pozitif bir gündemle ilerlediğini ve ticaretin diplomaside dengeleyici bir çıpa rolü üstlendiğini teyit etmektedir. İki müttefik ülkenin, küresel ekonomik belirsizliklere karşı ikili ticareti bir kalkan olarak kullanma iradesi, her iki ülkenin özel sektör temsilcileri tarafından da güçlü bir şekilde desteklenmektedir. Küresel tedarik zincirlerinde pandemi ve sonrasındaki jeopolitik krizlerle birlikte yaşanan kırılmalar, çok uluslu Amerikan şirketlerini “friend-shoring” (dost ülkelerden tedarik) ve “near-shoring” (yakın coğrafyalardan tedarik) stratejilerine yöneltmiştir. Türkiye’nin Asya, Avrupa ve Orta Doğu’nun kesişim noktasındaki eşsiz jeostratejik konumu, güçlü lojistik altyapısı ve esnek üretim kapasitesi, bu yeni tedarik zinciri mimarisinde Amerikan şirketleri için güvenilir bir liman alternatifi sunmaktadır. 100 milyar dolarlık Türkiye-ABD ticaret hacmi vizyonunun gerçeğe dönüşmesi, ticari diplomasinin kurumsallaşması ve her iki ülke özel sektörünün ortak girişim (joint venture) modelleriyle üçüncü ülkelerde, özellikle de Afrika ve Orta Asya pazarlarında iş birliği yapmalarına olanak tanıyacaktır. Bu stratejik ticaret ufku, sadece malların ve hizmetlerin değişimini değil, aynı zamanda teknoloji transferini, ar-ge entegrasyonunu ve sermaye piyasalarının daha da yakınlaşmasını beraberinde getirecek geniş kapsamlı bir ekonomik entegrasyon sürecini ifade etmektedir.

Makroekonomik göstergelerde istikrar ve güçlü büyüme ivmesi

Türkiye ekonomisinin yapısal dayanıklılığı ve makroekonomik şok emici kapasitesi, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın ABD iş heyetine sunduğu verilerle bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Küresel ekonomide enflasyonist baskıların, sıkı para politikalarının ve jeopolitik çatışmaların yarattığı resesyon endişelerine rağmen, Türkiye’nin ekonomik büyüme performansı uluslararası kuruluşların tahminlerini aşarak istikrarlı bir çizgi izlemeye devam etmektedir. Bakan Bolat’ın vurguladığı üzere, ekonominin son 22 çeyrektir kesintisiz bir büyüme kaydetmesi, Türkiye’nin üretim, istihdam ve ihracat odaklı yeni ekonomi modelinin meyvelerini verdiğinin en somut göstergelerinden biridir. Yaklaşık beş buçuk yılı kapsayan bu kesintisiz büyüme dönemi, pandeminin en ağır ekonomik kapanmalarını, küresel tedarik zinciri krizlerini ve bölgesel savaşları içermesine rağmen ekonominin çarklarının durmadığını kanıtlamaktadır. 2025 yılı itibarıyla Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) 1,6 trilyon dolarlık devasa bir büyüklüğe ulaşması, Türkiye ekonomisinin nominal dolar bazında tarihinin en yüksek seviyelerini test ettiğini ve küresel ölçekteki ağırlığını artırdığını göstermektedir. Büyümenin dinamosu olan dış ticaret cephesinde de rekorlar serisi devam etmektedir. Bakan Bolat, Türkiye’nin ihracatta yakaladığı yapısal ivmenin sürdürülebilir bir nitelik kazandığını belirterek, 2025 yılında belirlenen 390 milyar dolarlık ihracat hedefine başarıyla ulaşıldığını kamuoyuyla ve Amerikan iş dünyasıyla paylaşmıştır. Bu muazzam ihracat hacmi, Türkiye’nin dünya ticaret pastasından aldığı payı artırdığını, pazar çeşitlendirmesi stratejilerinde başarıya ulaştığını ve ihraç ürünlerinin rekabet gücünün korunduğunu göstermektedir. Dış ticaretteki bu olumlu seyir, 2026 yılının verilerine de doğrudan yansımıştır. 2026 yılının sadece ilk çeyreğinde ihracatın 63 milyar dolar bandını aşması, yıl sonu hedeflerine ulaşılması noktasında güçlü bir baz etkisi yaratmaktadır. İhracat artışının ithalat artış hızını geride bırakması ve dış ticaret açığının daralması, Türkiye’nin kronik sorunu olan cari işlemler açığının finanse edilebilir ve sürdürülebilir seviyelere çekilmesine büyük katkı sağlamaktadır. Bu makroekonomik iyileşme, yabancı yatırımcıların Türkiye’nin risk primine (CDS) yönelik algılarını iyileştiren temel bir çıpa görevi görmektedir. Söz konusu kesintisiz ekonomik büyüme performansı, yalnızca sayısal bir veriden ibaret olmayıp, aynı zamanda reel sektörün üretim kapasitesini sürekli olarak modernize etme ve istihdam piyasasını canlı tutma yeteneğini de yansıtmaktadır. Amerikan iş dünyası temsilcileri için bir pazarın cazibesi, sadece mevcut pazar büyüklüğü ile değil, aynı zamanda o pazarın gelecekteki büyüme potansiyeli ve hanehalkı satın alma gücü ile doğrudan ilgilidir. 1,6 trilyon dolarlık milli gelir ve istikrarlı ihracat artışı, Türkiye’yi Amerikan şirketleri için hem karlı bir iç pazar hem de sağlam bir tedarik üssü haline getirmektedir. Bakan Bolat’ın paylaştığı bu iyimser makroekonomik tablo, küresel finans merkezlerine Türkiye ekonomisinin öngörülebilirliğinin arttığı, maliye ve para politikalarındaki rasyonel adımların makroekonomik istikrarı kalıcı hale getirdiği mesajını vermektedir. Büyümenin kompozisyonunda yatırımların ve net ihracatın payının artması, Türkiye’nin kaliteli büyüme hedeflerine doğru kararlı adımlarla ilerlediğini kanıtlayan temel unsurlardır.

Doğrudan yabancı yatırımlar ve stratejik küresel güven iklimi

Bir ülkenin makroekonomik sağlığının ve uluslararası sisteme entegrasyon derecesinin en net barometresi, ülkeye çekebildiği uluslararası sermayenin hacmi ve niteliğidir. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, toplantı sırasında yatırım ortamındaki yapısal iyileştirmelere dikkat çekerek, 2002 yılından bu yana Türkiye’ye yönelen doğrudan yabancı yatırımlar tutarının 290 milyar doları aştığı bilgisini paylaşmıştır. Bu devasa sermaye birikimi, Türkiye’nin son yirmi yılda gerçekleştirdiği hukuki, bürokratik ve ekonomik reformların uluslararası yatırımcı topluluğu tarafından nasıl fiyatlandığının tarihi bir özetidir. Sıcak para (portföy yatırımları) akışlarının aksine, doğrudan yatırımlar; fabrikaların kurulduğu, istihdamın yaratıldığı, teknoloji transferinin gerçekleştiği ve üretim kapasitesinin fiziki olarak genişlediği kalıcı sermaye girişlerini ifade etmektedir. Uluslararası yatırımcıların Türkiye ekonomisine duyduğu güvenin her geçen gün artması, yatırım teşvik sistemlerinin modernizasyonu, fikri mülkiyet haklarının korunması ve tahkim süreçlerinin uluslararası standartlara uyumlu hale getirilmesi gibi bir dizi yapısal reformun doğrudan sonucudur. Yabancı sermayenin Türkiye’deki köklü varlığı, şirket istatistikleriyle de desteklenmektedir. Bolat’ın aktardığı verilere göre, Türkiye’de halihazırda faaliyet gösteren yabancı sermayeli şirket sayısı yaklaşık 89 bin gibi muazzam bir seviyeye ulaşmıştır. Daha da önemlisi, bu şirketlerin arasında 2.300’den fazla ABD sermayeli şirketin bulunmasıdır. Otomotiv, havacılık, bilişim, e-ticaret, finans, enerji ve hızlı tüketim malları gibi en kritik sektörlerde faaliyet gösteren bu Amerikan şirketleri, Türkiye ekonomisinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş, binlerce Türk vatandaşına yüksek nitelikli istihdam sağlamış ve ülkenin ihracat kapasitesine milyarlarca dolarlık katkı sunmuştur. Birçok dev Amerikan markası, sadece Türkiye iç pazarını hedeflemekle kalmamış; Ar-Ge merkezlerini, bölgesel yönetim ofislerini (hub) ve kıtalararası lojistik operasyonlarını İstanbul ve çevre sanayi bölgelerine taşıyarak Türkiye’nin bölgesel merkez olma (regional headquarters) vizyonunu teyit etmişlerdir. Bu karşılıklı bağımlılık, iki ülke arasındaki ticari diplomasinin en güçlü lobisini oluşturmaktadır. Gelecek projeksiyonlarına bakıldığında, tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırıldığı bu yeni küresel düzende doğrudan yabancı yatırımlar için Türkiye’nin cazibesi çok daha stratejik bir anlama kavuşmaktadır. Bakan Bolat’ın altını çizdiği üzere, iki ülke arasındaki yatırım ilişkilerinin karşılıklı olarak güçlenmeye devam etmesi, Amerikan şirketlerinin Çin ve Uzak Doğu’ya olan aşırı bağımlılıklarını azaltma (“de-risking”) politikaları kapsamında Türkiye’ye yönelik yeni fabrika yatırımlarını ve kapasite artışlarını gündeme almalarına zemin hazırlamaktadır. Özellikle yenilenebilir enerji, elektrikli araç batarya teknolojileri, veri merkezleri ve yapay zeka odaklı yazılım geliştirme alanlarında Amerikan girişim sermayesinin (Venture Capital) ve özel sermaye fonlarının (Private Equity) Türk start-up ekosistemine olan ilgisi giderek artmaktadır. Bu durum, doğrudan yatırımların sadece geleneksel üretim sektörleriyle sınırlı kalmadığını, dijital ekonominin de ana itici gücü haline geldiğini göstermektedir. Türkiye’nin genç, dinamik ve eğitimli iş gücü, Amerikan sermayesi ile birleştiğinde yüksek katma değer yaratan bir büyüme motoruna dönüşmektedir.

Türk müteahhitlik sektörünün küresel ve bölgesel başarıları

Türkiye’nin hizmet ihracatında açık ara en rekabetçi olduğu, dünya çapında bir marka değerine ulaştığı ve ekonomik diplomasinin en önemli taşıyıcı kolonlarından birini oluşturan alan hiç şüphesiz yurt dışı müteahhitlik sektörüdür. Ticaret Bakanı Bolat’ın konuşmasında özel bir parantez açtığı Türk müteahhitlik sektörünün küresel ölçekteki başarıları, salt inşaat faaliyetlerinin ötesinde, Türkiye’nin mühendislik kapasitesinin, kriz yönetimi becerisinin ve zorlu coğrafyalardaki iş yapma pratikliğinin uluslararası bir tescilidir. Paylaşılan resmi istatistikler, Türk müteahhitlerinin bugüne kadar 138 farklı ülkede, toplam proje büyüklüğü 559 milyar doların üzerine çıkan 12.800’den fazla devasa altyapı ve üstyapı projesini başarıyla üstlendiğini göstermektedir. Havalimanlarından otoyollara, stadyumlardan enerji santrallerine, dev konut projelerinden endüstriyel tesislere kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan bu başarı hikayesi, Türk inşaat firmalarını uluslararası ENR (Engineering News-Record) listelerinde daima zirvelerde tutmaktadır. Bu devasa yurt dışı müteahhitlik geliri, ülkenin döviz girdisini artıran ve cari açığın finansmanına hayati katkı sağlayan stratejik bir hizmet ihracatı kalemidir. Ancak Türk müteahhitlik sektörünün vizyonu, sadece geleneksel pazarları olan Rusya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türk Cumhuriyetleri ile sınırlı kalmamaktadır. Sektör, dünyanın en regüle edilmiş, en zorlu kalite standartlarına sahip ve finansal derinliği en yüksek pazarı olan Amerika Birleşik Devletleri’ni yeni hedef olarak belirlemiştir. Bakan Bolat’ın açıklamalarında yer verdiği, ABD’de Türk firmalarının bugüne kadar 51 ayrı projede yaklaşık 2,9 milyar dolar tutarında iş üstlenmiş olması, sektörün bu dev pazara adaptasyon sağladığının ve güvenilirlik testini geçtiğinin en somut kanıtıdır. ABD pazarında ihale kazanmak ve proje yürütmek, şirketlerin kurumsal yönetim, iş sağlığı ve güvenliği, çevre standartları ve finansal şeffaflık konularında küresel standartların en üst noktasına ulaşmış olmalarını gerektirmektedir. Türk şirketlerinin ABD pazarında stadyum inşaatları, lüks konut projeleri, diplomatik misyon binaları ve ticari kompleksler gibi yüksek prestijli işlere imza atması, sektörün marka algısını radikal bir şekilde yükseltmektedir. Daha da önemlisi, Türk ve Amerikan şirketlerinin inşaat ve altyapı sektöründeki ilişkisi sadece rekabetçi değil, aynı zamanda büyük bir iş birliği ve sinerji potansiyeli taşımaktadır. İki ülke arasında bu alanda daha güçlü iş birlikleri için önemli bir potansiyel bulunduğunu vurgulayan Bolat, ortak girişim (joint venture) modellerine işaret etmektedir. Amerikan mühendislik, mimarlık ve proje yönetimi firmalarının dizayn ve finansman sağlama kapasiteleri ile Türk müteahhitlerinin sahada iş bitirme hızı, maliyet avantajı ve operasyonel esnekliği birleştiğinde, küresel altyapı pazarında yenilmez konsorsiyumlar ortaya çıkmaktadır. Özellikle Afrika’nın elektrifikasyonu, Orta Doğu’nun yeniden inşası ve Doğu Avrupa’daki stratejik altyapı projelerinde Türk-Amerikan ortaklıkları, üçüncü ülkelerde milyarlarca dolarlık yeni pazar payları yaratma potansiyeline sahiptir. ABD yönetiminin iç pazardaki devasa altyapı yenileme paketleri (Infrastructure Investment and Jobs Act) de, Türk firmaları için önümüzdeki yıllarda milyarlarca dolarlık yeni ihale fırsatları barındırmaktadır.

Ticaret engellerinin azaltılması ve gümrük tarifesi adımları

Uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi ve engelsiz bir piyasa ekonomisinin tesisi, Türkiye’nin dış ticaret politikasının ana omurgasını oluşturmaktadır. Ticaret Bakanı Bolat’ın ABD iş dünyası temsilcileriyle yaptığı görüşmede öne çıkan en kritik başlıklardan biri de, ikili ticaretin önündeki suni engellerin, gümrük tarifelerinin ve bürokratik engellerin karşılıklı olarak tasfiye edilmesine yönelik atılan somut adımlar olmuştur. Türkiye’nin küresel ticaretteki yapıcı ve çözüm odaklı yaklaşımını her platformda sürdürdüğünü vurgulayan Bolat, serbest ve adil ticaret prensiplerinden taviz verilmediğini belirtmiştir. Ticaret önündeki engellerin azaltılması ve özellikle geçmiş dönemlerde çelik ve alüminyum gibi spesifik sektörlere yönelik uygulanan ek tarifelerin (Section 232 gibi) makul seviyelere indirilmesi veya tamamen kaldırılması yönündeki haklı beklentiler, ABD makamlarıyla sürdürülen kurumsal temaslarda son derece açık ve net bir şekilde dile getirilmiştir. Bu tür tek taraflı gümrük vergisi artışları, sadece Türk ihracatçısını mağdur etmekle kalmamakta, aynı zamanda Amerikan sanayisinin girdi maliyetlerini de artırarak enflasyonist bir baskı yaratmaktadır. Türkiye, ticari diplomaside sözde kalmayıp, iyi niyetini ve yapıcı tutumunu somut politika eylemleriyle de kanıtlamıştır. Bakan Bolat’ın hatırlattığı üzere, Türkiye son dönemde Amerikan teknoloji devlerini yakından ilgilendiren dijital hizmet vergisinin (DST) oranlarında düzenlemeye gidilmesi, çok taraflı uluslararası vergi anlaşmalarına uyum kapsamında bazı yerel düzenlemelerin askıya alınması ve ticaret savaşları döneminde ABD menşeli bazı ürünlere yönelik misilleme olarak getirilen ilave gümrük yükümlülüklerinin (additional duties) kaldırılması gibi son derece pozitif ve yapıcı adımlar atmıştır. Ekonomi literatüründe ticari gerilimi düşürme (de-escalation) olarak adlandırılan bu hamleler, Washington yönetimi ve Amerikan iş dünyası tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır. Dijital hizmet vergileri konusu, ABD Ticaret Temsilciliği (USTR) ile birçok ülke arasında krizlere neden olurken, Türkiye’nin OECD ve G20 nezdindeki küresel çözüm arayışlarına entegre bir şekilde kendi vergi mevzuatını revize etmesi, küresel sisteme uyum iradesini göstermektedir. Atılan bu karşılıklı yapıcı adımların temel amacı, ticari ilişkilerdeki pürüzleri gidererek iş birliğini stratejik bir düzleme taşımaktır. İş dünyasının en çok ihtiyaç duyduğu şey olan hukuki öngörülebilirlik ve gümrük vergilerinde istikrar, bu adımlar sayesinde yavaş yavaş tesis edilmektedir. İki ülke arasında gümrük prosedürlerinin basitleştirilmesi, standartların karşılıklı tanınması ve bitki sağlığı/veterinerlik (SPS) gibi tarım ticareti engellerinin bilimsel temellere dayalı olarak çözülmesi, 100 milyar dolarlık Türkiye-ABD ticaret hacmi hedefine giden yoldaki en önemli teknik kavşaklardır. Ankara’daki bu zirve, her iki tarafın da ticaretin önündeki engelleri karşılıklı kazan-kazan (win-win) prensibi çerçevesinde çözmeye kararlı olduğunu ve kurumsal diyalog mekanizmalarının (TIFA – Ticaret ve Yatırım Çerçeve Anlaşması toplantıları gibi) tam kapasiteyle çalıştırılmaya devam edeceğini uluslararası kamuoyuna ilan etmiştir.

Türkiye yüzyılı vizyonu kapsamında katma değerli üretimler

Makroekonomik istikrarın sağlanması, ticaret engellerinin aşılması ve yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi, Türkiye’nin uzun vadeli ekonomik dönüşüm stratejisinin sadece araçlarıdır. Nihai hedef ise, Bakan Bolat’ın konuşmasının kapanışında güçlü bir şekilde vurguladığı gibi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ortaya konulan ve Cumhuriyetin ikinci yüzyılını kapsayan “Türkiye Yüzyılı” vizyonunun ekonomik sacayaklarını inşa etmektir. Bu vizyonun ticaret ve sanayi politikasındaki karşılığı; ucuz iş gücüne ve düşük teknolojili ürünlere dayalı geleneksel büyüme modelini terk ederek, sürdürülebilir büyüme ve yüksek katma değerli üretim hedefleri doğrultusunda radikal bir teknolojik dönüşüm gerçekleştirmektir. Çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirten Bolat, Türkiye’nin Ar-Ge teşvikleri, teknoloji geliştirme bölgeleri ve nitelikli insan kaynağı yatırımlarıyla küresel değer zincirlerinde üst basamaklara tırmanma kararlılığını Amerikan iş dünyasına aktarmıştır. Çip tasarımı, savunma elektroniği, biyomedikal cihazlar, yeşil hidrojen ve otonom sistemler gibi geleceğin sektörlerinde söz sahibi olmak, Türkiye Yüzyılı’nın en temel makroekonomik hedeflerindendir. Sürdürülebilir büyüme kavramı, aynı zamanda karbon ayak izinin azaltılmasını ve yeşil ekonomiye geçişi de içermektedir. Türkiye’nin Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’na (Green Deal) uyum kapsamında attığı adımlar, Amerikan şirketlerinin sürdürülebilirlik (ESG – Çevresel, Sosyal ve Kurumsal Yönetişim) kriterleriyle de tam bir örtüşme içindedir. Karbon sınır mekanizmalarının (CBAM) küresel ticareti yeniden şekillendirdiği bu dönemde, Türkiye’nin temiz enerji kapasitesini artırması ve sanayisini karbonsuzlaştırması, Amerikan yatırımcılarının doğrudan yabancı yatırımlar için Türkiye’yi seçmelerindeki en önemli katalizörlerden biri olacaktır. Katma değeri yüksek üretim, aynı zamanda birim kilogram başına ihracat değerinin artırılması anlamına gelmektedir. Savunma sanayisinde Baykar, TUSAŞ ve Aselsan gibi firmaların küresel başarıları, yüksek teknolojili üretimin ihracat rakamlarında yarattığı çarpan etkisinin en güzel örneğidir. ABD ile teknoloji transferi ve ortak Ar-Ge projeleri geliştirilmesi, bu inovasyon sürecini daha da hızlandıracaktır. Sonuç olarak, Türkiye ile ABD iş dünyaları arasında kurulan bu güçlü kurumsal diyalog ve siyasi otoritelerin sergilediği ortak irade, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin önümüzdeki dönemde çok daha derinleşeceğine, çeşitleneceğine ve kırılganlıklardan arınacağına dair güçlü bir sinyal vermektedir. Karşılıklı yatırımların artırılması, fikri mülkiyetin korunması, gümrük engellerinin sıfırlanması ve ticaretin dengeli bir şekilde (cari açığa neden olmayacak bir kompozisyonda) büyütülmesi için çalışmaların kararlılıkla devam edeceği vurgusu, makroekonomik rasyonalitenin diplomasiye hakim olduğunu göstermektedir. Olağanüstü ekonomik büyüme performansı sergileyen Türkiye’nin, küresel devlerin inovasyon merkezi konumundaki ABD ile kuracağı asimetrik olmayan, eşit ortaklığa dayalı bu yeni ekonomik mimari, hem ikili refahı artıracak hem de geniş bir coğrafyada ekonomik istikrarın teminatı olacaktır.

blank

İran’dan İslamabad’a herhangi bir heyet ziyareti gerçekleşmedi

Prev
blank

Altın, ABD-İran müzakarelerine iliyşkin haber beklerken geriliyor

Sonraki
Faizsiz Ev & Araba