ABD Başkanı Donald Trump’ın Danimarka’yı Grönland’ı satmaya zorlamak amacıyla Avrupa ülkelerine gümrük tarifesi tehdidinde bulunması, Almanya başta olmak üzere Avrupa iş dünyasında büyük tepkiyle karşılandı. Almanya’nın önde gelen sanayi temsilcileri, bu hamlenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi sonuçlar doğuracağını belirterek, Avrupa Birliği’ne birleşik ve sert bir yanıt verme çağrısı yaptı.
Trump’ın tarife tehdidi, AB-ABD ticaretinde gerilimi tırmandırdı
Trump’ın Grönland’a ilişkin planı kapsamında, Avrupa ülkeleri Danimarka’nın yanında yer almaya devam ederse 1 Şubat 2026 itibarıyla yüzde 10, Haziran ayında ise yüzde 25’e kadar artacak gümrük tarifeleriyle karşı karşıya kalacaklar. Bu tehdit, geçen yaz Brüksel ile Washington arasında sağlanan ticari uzlaşmanın ardından oluşan görece sakin dönemi sona erdirdi.
Trump’ın tarifeleri; Almanya, Fransa, Norveç, İsveç, Hollanda ve İngiltere gibi ülkeleri doğrudan hedef alıyor. Bu gelişmeler, özellikle ihracat odaklı ekonomilere sahip ülkeler için ciddi bir tehdit olarak algılanıyor. Almanya, bu ülkeler arasında en kırılgan konumda yer alıyor.
Almanya: İhracat odaklı ekonomi baskı altında
Almanya, küresel ticaretin daralmasından en fazla etkilenen ülkelerden biri olarak, bu tür siyasi temelli tarifelere karşı oldukça savunmasız durumda. Otomotiv, makine ve kimya sektörlerine olan uluslararası talep son iki yılda azalmıştı. 2025 yılı boyunca toparlanma sinyalleri vermeye başlayan Alman sanayisi için Trump’ın tarife hamlesi yeni bir risk kapısı araladı.
Alman Ticaret ve Sanayi Odası (DIHK) dış ticaret uzmanı Volker Treier, tarifelerin ekonomik çıkarlar ile siyasi baskı arasındaki çizgiyi aşarak kabul edilemez bir araç haline geldiğini belirtti: “Son derece tartışmalı siyasi hedefler, kabul edilemez şekilde ekonomik yaptırımlarla ilişkilendiriliyor.”
VDMA: AB, bu tehdide boyun eğmemeli
Alman Makine Mühendisleri Birliği (VDMA) Başkanı Bertram Kawlath, yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği’nin bu tarz tehditlere karşı birleşik duruş sergilemesi gerektiğini vurguladı: “AB burada boyun eğerse, ABD Başkanı’nı bir sonraki gülünç talebi yapmaya ve yeni tarifelerle tehdit etmeye teşvik edecektir.”
Kawlath’a göre, Trump’ın bu yaklaşımı sadece mevcut siyasi konjonktürü etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda ticaretin kurallarına dayalı küresel sistemin istikrarını da tehdit ediyor. Avrupa’nın tek ses olarak hareket etmemesi halinde, ABD’nin bu yaklaşımı diğer stratejik alanlara da yayabilir.
VDA ve IG Metall: Otomotiv sektörüne ağır darbe
Almanya’nın önde gelen otomotiv sektörü temsilcilerinden VDA (Otomotiv Sanayicileri Birliği), Trump’ın mevcut tarife politikalarının özellikle otomotiv endüstrisi üzerinde ağır baskı oluşturduğunu belirtti. VDA Başkanı, VDMA ve DIHK’nin çağrılarına destek verdi.
Ülkenin en büyük sendikalarından IG Metall temsilcisi Thorsten Groeger ise, artan gümrük vergilerinin Almanya’nın yavaş yavaş toparlanan üretim ve ihracat süreçlerine zarar verebileceğini söyledi: “Bu tür politikalar, sanayi üretiminde sürdürülebilir toparlanma şansını tehlikeye atıyor. Özellikle işgücü piyasası üzerindeki etkiler, Almanya için büyük risk oluşturuyor.”
İhracatta yüzde 9 düşüş: Almanya için alarm zilleri çalıyor
Almanya, 2025 yılının Ocak–Kasım döneminde ABD’ye yaptığı ihracatta 135 milyar euro barajını aşsa da, bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9 düşüş anlamına geliyor. Bu düşüşte Trump yönetiminin önceki tarife uygulamalarının etkili olduğu vurgulanıyor.
Ülkenin önde gelen otomobil üreticileri de tarifelerden doğrudan etkilendi. Volkswagen, 2025 yılı için tarifelerin şirkete maliyetinin 5 milyar euroya kadar çıktığını açıkladı. Mercedes-Benz, Porsche gibi markalar da benzer şekilde artan maliyetler nedeniyle üretim ve sevkiyat planlarını revize etti.
AB Komisyonu ve Brüksel cephesinde sessizlik
Alman iş dünyasından gelen sert tepkilere karşın, Avrupa Birliği Komisyonu henüz resmi bir yanıt vermedi. Ancak Brüksel kaynaklarına göre, Avrupa Komisyonu iç değerlendirme süreci yürütüyor ve WTO (Dünya Ticaret Örgütü) nezdinde diplomatik ve hukuki girişimlere hazırlanıyor.
Diplomatik çevreler, Trump’ın tarifelerle yalnızca Avrupa’yı değil, küresel ticaret düzenini de zedelediği görüşünde. AB içinde Fransa, Hollanda ve İskandinav ülkeleri de Almanya’nın birleşik yanıt çağrısına sıcak bakıyor. Brüksel’in kısa sürede ortak bir pozisyon açıklaması bekleniyor.
Jeopolitik ticaretin yükselişi: Grönland örneği
Grönland’ın satın alınması girişimi üzerinden başlatılan bu ekonomik baskı, küresel ticaretin giderek daha fazla jeopolitik araç olarak kullanıldığını gözler önüne seriyor. Coğrafi olarak stratejik konumda yer alan Grönland, ABD açısından hem savunma hem de doğal kaynaklar açısından önem taşıyor.
Trump yönetimi, bu stratejik hedefe ulaşmak için ekonomik baskıyı bir kaldıraç olarak kullanıyor. Ancak bu yaklaşım, özellikle NATO ve G7 ülkeleri arasındaki güven ilişkilerini de zedeliyor. Almanya gibi ülkeler, bu tavrın sadece ekonomik değil, aynı zamanda ittifaklara da zarar verdiğini düşünüyor.
Alman sanayisinden çağrı: Ekonomik bağımsızlık güçlendirilmeli
Alman sanayi kuruluşları, bu tür dış baskılara karşı ekonomik dayanıklılığı artırmak gerektiğini vurguluyor. Yerli üretim, yeni ihracat pazarlarının geliştirilmesi, tedarik zinciri çeşitlendirmesi ve dijitalleşme gibi alanlarda atılacak adımların önemi sıkça dile getiriliyor.
Özellikle otomotiv ve makine sanayi, Çin ve Asya-Pasifik ülkeleri gibi alternatif pazarlara yönelerek ABD merkezli riskleri dengelemeye çalışıyor. Ancak kısa vadede ABD pazarı, Almanya için vazgeçilmez olmaya devam ediyor.
Sonuç: Almanya Trump’a karşı ekonomik birlik çağrısı yapıyor
Donald Trump’ın Grönland’ı satın alma girişimi çerçevesinde uygulamaya koyduğu tarife tehditleri, Avrupa’da ticari ve siyasi anlamda güçlü yankılar uyandırdı. Almanya başta olmak üzere Avrupa iş dünyası, bu tehditlere karşı birleşik ve kararlı duruş sergilenmesi gerektiği yönünde çağrılarda bulunuyor.
Alman sanayi temsilcileri, bu gelişmenin sadece kısa vadeli ekonomik maliyetlerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda Avrupa’nın uluslararası pozisyonuna, ticaret politikalarına ve stratejik bağımsızlığına da zarar verebileceğini vurguluyor.
AB Komisyonu’nun alacağı pozisyon, yalnızca bu kriz için değil; gelecekte benzer baskılara verilecek yanıtlar açısından da örnek teşkil edecek. Bu süreç, uluslararası ticaretin siyasi araçlara dönüştüğü yeni dünya düzeninin önemli bir testi olarak görülüyor.