Küresel finans piyasaları, Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki diplomatik temaslardan gelen pozitif sinyaller ve enerji piyasalarındaki geri çekilmenin yarattığı enflasyonist rahatlama ile haftaya güçlü bir risk iştahıyla başlamıştır. ABD, Avrupa ve Asya endeks vadeli işlemlerinde (futures) gözlemlenen eşzamanlı ralli, yatırımcı psikolojisinde kötümserliğin yerini “temkinli bir iyimserliğe” (cautious optimism) bıraktığını göstermektedir.
ABD-Çin diyalog mekanizması ve jeopolitik risklerin zayıflaması
Küresel piyasalarda haftanın ilk işlem gününe yön veren en kritik makroekonomik ve jeopolitik katalizör, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki diplomatik buzların erimeye başlamasıdır. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng’in New York’ta gerçekleştirdiği görüşmelerin her iki tarafça “çok başarılı” ve “olumlu” olarak nitelendirilmesi, piyasalardaki ticaret savaşı (trade war) kaygılarını önemli ölçüde hafifletmiştir. Tarafların, küresel ekonominin geleceğini şekillendirecek olan yapay zeka alanındaki hedefler ve tehditler konusunda ortak bir diyalog mekanizması kurma kararı alması, salt bir ekonomik uzlaşmanın ötesinde teknolojik regülasyonlar (tech diplomacy) açısından da tarihi bir adımdır. Piyasalar şimdi, tarifeler (tariffs) ve kritik minerallerin tedarik zinciri gibi devasa makroekonomik başlıkların masaya yatırılacağı Donald Trump – Xi Jinping zirvesini beklemekte olup, bu zirveden çıkacak olası bir “ticari ateşkes”, borsalardaki yükseliş ivmesini (bullish momentum) desteklemeye devam edecektir.
Petrol fiyatlarındaki çöküş ve enflasyon beklentilerine yansıması
Risk iştahındaki küresel toparlanmayı besleyen ikinci ana ayak, emtia piyasalarındaki şokların sönümlenmeye başlamasıdır. ABD-İran eksenindeki çatışma risklerinin yerini kısmi bir diplomasi ihtimaline bırakması ve Hürmüz Boğazı’ndan enerji akışının kesintisiz sürmesi, petrol fiyatlarındaki risk primini (geopolitical risk premium) sıfırlamıştır. Brent petrolün üst üste dördüncü gününde de değer kaybederek varil başına 102 dolar seviyelerine gerilemesi, haziran ayından bu yana görülen en uzun kayıp serisine işaret etmektedir. Enerji maliyetlerindeki bu düşüş trendi, makroekonomik perspektifte arz yönlü enflasyon baskısının (cost-push inflation) azalacağı beklentisini pekiştirmekte, dolayısıyla merkez bankalarının politika yapım süreçlerinde manevra alanını genişletmektedir.






