Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, transatlantik ilişkilerin belirsizlikler barındırdığı bir dönemde Avrupa’nın savunma anlayışını kökten değiştirmesi gerektiğini belirtti. Kallas, Avrupa’nın ABD‘ye stratejik bağımlılığının artık sürdürülebilir olmadığını vurguladı. Avrupa Savunma Ajansı’nda yaptığı konuşmada Kallas, “Avrupa’nın kendi ayakları üzerinde durması gerekiyor. Hiçbir büyük güç hayatta kalma sorumluluğunu dışarıya devrederek varlığını sürdüremez” dedi.
AB’nin önde gelen diplomatik figürlerinden biri olan Kallas, Avrupa’nın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda askeri ve siyasi olarak da kendi kimliğini oluşturması gerektiğini savundu. Bu kapsamda, ABD’den bağımsız Avrupa yeteneklerinin oluşturulması, ortak bir AB ordusu kurulması ve bu yapının AB üyesi devletlerce finanse edilmesi fikrini gündeme getirdi.
Trump dönemi sonrası güven krizi: NATO’nun geleceği tartışmalı
Kallas’ın açıklamaları, özellikle ABD eski Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya yönelik tutumunun Avrupa’da yarattığı stratejik kaygılarla ilişkilendiriliyor. Trump’ın NATO’ya olan bağlılığını defalarca sorgulaması ve son dönemde Danimarka’ya bağlı özerk bölge Grönland’ı “ele geçirme” yönündeki çıkışları, AB’nin transatlantik ittifaka olan güvenini sarstı.
Bu gelişmeler, Avrupa’da bağımsız bir güvenlik mimarisi kurulması yönündeki çağrıların artmasına neden oldu. Uzmanlara göre, özellikle 2024 sonrası dönemde NATO’nun siyasi bağlayıcılığının zayıflaması, AB’nin kendi savunma kapasitesine yatırım yapmasını zorunlu hale getiriyor.
Bağımsız Avrupa ordusu fikri yeniden gündemde
Kallas, konuşmasında AB’nin kolektif bir savunma gücü oluşturması gerektiğini vurguladı. Bu doğrultuda, Avrupa içinde konuşlanacak ve komuta yapısı Avrupa Konseyi’ne bağlı olacak bir askeri yapılanma önerdi. Böyle bir yapı, NATO’dan bağımsız olmasa da AB’nin kendi stratejik çıkarlarını önceleyebileceği bir mekanizma sunacak.
Ancak bu fikir, AB içinde tam bir uzlaşıya sahip değil. Almanya ve Fransa gibi ülkeler bu tür adımlara sıcak bakarken, Doğu Avrupa ülkeleri hâlâ ABD’nin güvenlik şemsiyesini vazgeçilmez görüyor. Ayrıca NATO ile potansiyel çakışmalar ve bütçe konuları da bu tür girişimlerin önünde önemli engeller arasında yer alıyor.
Avrupa’nın stratejik özerkliği neden bu kadar kritik?
Son yıllarda yaşanan jeopolitik krizler, AB’nin dış güvenlik bağımlılıklarını yeniden düşünmesini zorunlu kıldı. Rusya-Ukrayna savaşı, Çin-ABD rekabeti ve Orta Doğu’daki istikrarsızlıklar, AB için sadece ekonomik değil, askeri kapasite açısından da riskler doğuruyor.
Kallas’a göre, Avrupa’nın savunma kapasitesi yalnızca kriz anlarında değil, caydırıcılık yoluyla barışı koruma konusunda da yetersiz. “Avrupa’nın kendi ayakları üzerinde durması, sadece dış politikada değil, ekonomik ve teknolojik alanda da özerklik anlamına geliyor” ifadeleriyle, stratejik bağımsızlığın çok boyutlu olduğunu vurguladı.
ABD ile ilişkilerde yeni denge arayışı
Kallas, AB’nin ABD ile ilişkilerini tamamen kesmek istemediğini ancak tek taraflı bağımlılıklardan da kurtulması gerektiğini söyledi. “Transatlantik ittifak hâlâ değerlidir ancak bu ittifak, eşit ortaklık temelinde yeniden şekillenmelidir” diyen Kallas, AB’nin kendi çıkarları doğrultusunda hareket edebilecek kapasiteye ulaşması gerektiğini belirtti.
Bu bağlamda, AB savunma fonlarının artırılması, Ar-Ge yatırımlarının hızlandırılması ve üye devletler arasında savunma teknolojileri paylaşımının teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı. Bu tür adımlar, Avrupa savunma endüstrisinin ABD yapımı sistemlere olan bağımlılığını da azaltabilir.
Yatırım ve finans boyutu: Avrupa savunmasının ekonomik ayağı
Stratejik özerklik sadece siyasi değil, aynı zamanda ciddi bir finansal altyapı da gerektiriyor. Avrupa Savunma Fonu, 2026 yılı itibarıyla 10 milyar avronun üzerinde bir bütçeye ulaşmış durumda. Bu fonun daha etkin kullanılması için özel sektörle işbirliği ve yatırım teşvikleri ön planda.
Analistlere göre, Avrupa’nın savunma teknolojilerinde lider ülkelerle rekabet edebilmesi için dijitalleşme, yapay zeka, siber güvenlik ve otonom sistemler gibi alanlarda daha fazla kaynak ayırması gerekiyor. Bu da AB’nin finansal entegrasyonunu ve ortak bütçe kullanımını önümüzdeki dönemde daha kritik hale getirecek.
Kamuoyu ve siyasi direnç: Ortak Avrupa ordusuna karşı şüpheler
Her ne kadar Kallas ve bazı AB liderleri ortak ordu fikrini savunsa da, üye ülkelerdeki kamuoyunun bu konuda çekinceleri sürüyor. Ulusal egemenliğin devredilmesi, askeri kontrolün Brüksel merkezli bir yapı tarafından üstlenilmesi gibi kaygılar, projeye karşı mesafeli duruşun temel nedenlerinden biri.
Özellikle NATO’nun mevcut koruma kapasitesine güvenen Baltık ve Orta Avrupa ülkeleri, Rusya tehdidinin sürdüğü bir ortamda ABD’nin rolünün azalmaması gerektiğini düşünüyor. Bu çelişkiler, Avrupa ordusu gibi stratejik projelerin siyasi olarak daha yavaş ilerlemesine neden olabilir.
Geleceğe bakış: Avrupa savunmasında yeni bir dönem
Kallas’ın açıklamaları, AB’nin uzun vadeli güvenlik vizyonuna dair önemli bir işaret. Ortak savunma yapısı, sadece AB’nin askeri kapasitesini değil, aynı zamanda küresel güç dengeleri içindeki yerini de yeniden tanımlayacak.
2026 yılı itibarıyla artan jeopolitik belirsizlikler, dijital güvenlik tehditleri ve enerji güvenliği gibi alanlar da AB’nin savunma konseptine entegre ediliyor. Bu yeni dönem, Avrupa’nın sadece askeri değil, ekonomik ve teknolojik bağımsızlığını da pekiştirmeye yönelik stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor.