ABD ile İran arasında nükleer anlaşmaya yönelik temaslar yeniden hız kazanırken, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan tarafların uzlaşmaya hazır göründüğünü söyledi. Ancak görüşmelerin balistik füze programını da kapsayacak şekilde genişletilmesinin bölgesel riskleri artırabileceği uyarısında bulundu.
Küresel diplomasi gündeminin en kritik başlıklarından biri olan ABD-İran nükleer anlaşması sürecinde yeni mesajlar gelmeye devam ediyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Financial Times’a verdiği demeçte, Washington ile Tahran’ın nükleer dosya kapsamında uzlaşmaya hazır göründüğünü belirtti. Ancak sürecin kapsamının genişletilmesi halinde bölgesel istikrar açısından ciddi riskler doğabileceği uyarısında bulundu.
Fidan, görüşmelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmasının daha yönetilebilir bir çerçeve sunabileceğini ifade ederken, balistik füze programı ve bölgesel silahlı gruplara destek gibi başlıkların aynı anda masaya getirilmesinin süreci çıkmaza sokabileceğini dile getirdi.
Nükleer programda esneklik ve denetim vurgusu
Fidan, Washington’ın İran’ın tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sonlandırması yönündeki temel talebinde esneklik sinyali verdiğini belirtti. İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olarak uranyum zenginleştirme hakkı bulunduğunu savunduğunu hatırlatan Fidan, Tahran’ın 2015’te imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyesine sınırlama ve sıkı denetim rejimini kabul edebileceğine inandığını söyledi.
Bu çerçevede, yalnızca nükleer faaliyetleri kapsayan bir uzlaşı modelinin taraflar açısından daha gerçekçi bir zemine oturabileceği değerlendiriliyor. 2015 tarihli anlaşma kapsamında İran’ın uranyum zenginleştirme oranı sınırlandırılmış, stok miktarı azaltılmış ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) denetimleri sıkılaştırılmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın mesajlarının zaman zaman farklı tonlar içerdiğini belirten Fidan, yalnızca nükleer programı kapsayan bir anlaşmanın “kabul edilebilir” olabileceğine dair ifadelerin olumlu olduğunu kaydetti. Trump, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından İran’la müzakerelerin sürmesi gerektiğini vurguladı.
Geçen hafta Umman’ın başkenti Maskat’ta ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi ile dolaylı görüşmeler gerçekleştirdi. Taraflar görüşmeleri “olumlu ilk adım” olarak nitelendirdi ve yeni tur için beklenti oluştu.
Kapsam genişlerse bölgesel riskler artabilir
Fidan, ABD’nin balistik füzeler ve bölgesel silahlı gruplara destek gibi tüm başlıkları aynı anda masaya getirmesi halinde nükleer dosyada ilerleme sağlanamayabileceğini ifade etti. Görüşmelerin kapsamının genişletilmesi durumunda taraflar arasındaki güven inşasının zorlaşabileceği ve bunun bölgesel tansiyonu artırabileceği belirtiliyor.
Fidan, kapsamın genişletilmesinin “yeni bir savaştan başka sonuç doğurmayabileceği” uyarısında bulundu. Bu değerlendirme, Orta Doğu’daki jeopolitik dengelerin kırılganlığına işaret etti.
Bölge ülkelerinin bu konularda “yapıcı ve etkili” rol oynayabileceğini belirten Fidan, özellikle İran’ın balistik füze kapasitesinin İsrail’in bölgedeki askeri üstünlüğü hedefi açısından hassasiyet yarattığını dile getirdi. Bu çerçevede, güvenlik mimarisine ilişkin tartışmaların ekonomik ve diplomatik dengelerle birlikte ele alınması gerektiği ifade ediliyor.
Jeopolitik gelişmelerin piyasalara olası etkileri
Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler, küresel jeopolitik riskler ve enerji piyasaları açısından yakından izleniyor. İran’a yönelik yaptırımların gevşetilmesi ya da kaldırılması ihtimali, başta petrol olmak üzere emtia piyasalarında arz dengelerini etkileyebilecek bir unsur olarak öne çıkıyor.
İran’ın küresel enerji piyasalarına daha güçlü dönüş yapması halinde, petrol arzında artış yaşanabileceği ve bunun fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabileceği değerlendiriliyor. Buna karşılık, görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması veya bölgesel gerilimin tırmanması durumunda enerji fiyatlarında oynaklık artabilir.
Uzmanlar, nükleer müzakerelerde ilerleme sağlanmasının küresel risk iştahını destekleyebileceğini, bu durumun gelişmekte olan ülke varlıklarına sermaye akışını olumlu etkileyebileceğini belirtiyor. Ancak kapsamın genişlemesi ve güvenlik başlıklarının öne çıkması halinde, yatırımcıların temkinli pozisyon alabileceği ifade ediliyor.
Bu süreçte, diplomatik temasların seyri yalnızca bölgesel güvenlik açısından değil, aynı zamanda küresel finans piyasaları ve enerji arz güvenliği açısından da belirleyici olmaya devam edecek.