Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, AB’nin küresel rekabet gücünü artırabilmesi için ulusal çıkarların geri plana bırakılması gerektiğini söyledi. 2026’da kapsamlı reform çağrısı yapan Costa, iç pazarda “büyük patlama” niteliğinde bir dönüşümün zorunlu olduğunu vurguladı.
Avrupa Birliği’nde ekonomik büyüme ve rekabet gücü tartışmaları yeniden gündemin üst sıralarına taşındı. Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, bugün yapılacak liderler zirvesi öncesinde yaptığı değerlendirmelerde, Birliğin ABD ve Çin karşısında geride kalmasının yalnızca Brüksel merkezli düzenlemelerden değil, ulusal başkentlerin önceliklerinden de kaynaklandığını ifade etti.
Financial Times’a konuşan Costa, Avrupa’nın küresel ekonomik sistemde daha güçlü bir konuma ulaşabilmesi için 2026 yılında kapsamlı bir reform sürecine ihtiyaç duyduğunu belirtti. Bu süreci “büyük patlama” olarak tanımlayan Costa, özellikle tek pazarın daha etkin işlemesini sağlayacak adımların hızlandırılması gerektiğini kaydetti.
Tek pazarda reform ve düzenlemelerin sadeleştirilmesi
“Rekabette 2026’da, geçen yıl savunmada yaptığımızı yapmalıyız” diyen Costa, savunma harcamalarının artırılması ve ortak tedarik anlaşmalarına atıfta bulundu. Bu modelin ekonomik entegrasyon alanında da uygulanabileceğini belirten Costa, tek pazarın daha etkin çalışması için kırmızı bandın azaltılmasının şart olduğunu söyledi.
Costa’nın dikkat çektiği başlıklardan biri, şirketlerin Avrupa’da faaliyet gösterdikleri her ülkede ayrı ayrı veri sunmak zorunda kalmaları oldu. Önerilen reform kapsamında firmaların bilgileri yalnızca bir kez yetkili makama iletmesi ve bu verilerin tüm üye ülkelerde geçerli sayılması hedefleniyor. Bu adımın, işletme maliyetlerini düşürerek yatırımları teşvik etmesi bekleniyor.
Avrupa ekonomisinde büyümenin son yıllarda zayıf seyretmesi, sermaye akımlarının ABD’ye yönelmesi ve teknoloji yatırımlarında yaşanan gerileme, AB ekonomisi için yapısal reform ihtiyacını artırdı. Özellikle sermaye piyasaları birliği ve entegre enerji şebekesi oluşturma çabalarının ulusal düzenleyicilerin temkinli yaklaşımı nedeniyle yavaş ilerlediği ifade ediliyor.
Costa, ulusal başkentlerin “ince eleyip sık dokuyan” yaklaşımının bu projeleri tıkadığını söyledi. Bu durumun, Avrupa’nın ölçek ekonomisinden yeterince yararlanamamasına yol açtığı belirtiliyor.
Gold-plating eleştirisi ve siyasi mesaj çağrısı
Costa, AB kurallarının ulusal düzeyde daha da ağırlaştırılması anlamına gelen “gold-plating” uygulamasına da tepki gösterdi. Bu uygulamanın, tek pazarın bütünlüğünü zayıflattığını ve şirketler için ilave maliyet yarattığını belirtti.
Liderlerden hükümetlerine güçlü bir siyasi mesaj vermelerini isteyen Costa, düzenlemelerin sadeleştirilmesinin ve uyumlaştırılmasının yatırım ortamını iyileştireceğini savundu. Aşırı düzenlemelerin azaltılmasının büyümeyi yeniden canlandırmada kilit rol oynayacağını ifade etti.
Avrupa’da özel sektör yatırımlarının son yıllarda küresel rakiplerin gerisinde kalması, verimlilik artışının sınırlı seyretmesi ve yenilikçi şirketlerin finansmana erişimde yaşadığı zorluklar, reform çağrılarının arka planını oluşturuyor.
Buy European tartışması ve ticaret politikası
Zirvenin bir diğer önemli gündem maddesi ise Fransa’nın savunduğu “Buy European” yaklaşımı olacak. Daha serbest piyasa yanlısı ülkelerin karşı çıktığı bu öneri, bazı stratejik ürünlerin Avrupa’da üretilmesini şart koşuyor.
Costa, AB’nin “açık bir pazar” olarak kalması gerektiğini, ancak kimyasallar, çelik ve alüminyum gibi stratejik sektörlerin korunabileceğini belirtti. Bu yaklaşım, tek pazar ilkesinin korunması ile stratejik otonomi hedefi arasında denge kurulması gerektiğine işaret ediyor.
Ayrıca daha fazla ticaret anlaşması yapılması, haksız rekabete karşı misilleme araçlarının kullanılması ve şirketlerin küresel ölçekte büyüyebilmesi için rekabet kurallarının gözden geçirilmesi çağrısında bulundu.
“Saf olamayız” diyen Costa, ticaretin bir baskı aracı olarak kullanılmasına karşı AB’nin de araçlarını devreye sokması gerektiğini söyledi. Küresel ticaret sisteminde artan korumacılık eğilimleri, Avrupa’nın dış ticaret stratejisini yeniden şekillendirmesini zorunlu kılıyor.
Uzmanlar, AB içinde düzenleyici uyumun artırılması ve sermaye piyasalarının derinleştirilmesinin, Avrupa şirketlerinin ölçek büyütmesini kolaylaştırabileceğini belirtiyor. Bu adımların, kıtanın küresel rekabet gücünü artırarak uzun vadeli büyüme potansiyelini desteklemesi bekleniyor.